Ara
Menü

Sayfalar 251–256

1.715 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 251–256

bın, islâm şeriatine göre kestiği hayvan yenilir. Dinsizlerin ve putperestlerin ise ne kızları alınır, ne de kestikleri yenilir.

Müslüman - Türk erkeklerinden, gayr-i müslim veya ehl-i kitap kızı alanlarla, gayr-i müslim veya ehl-i kitap ile evlenmeğe özenen Müslüman - Türk kızlarının, evlenmek istedikleri kimselere din degiştirtmeleri Allah rizası için degil, belki hısım ve akrabalarının, konu komşularının, kendilerini tanıyanların dillerinden korktukları için olmaktadır. Hal böyle olunca da, o kız veya erkek islâm namına islâmdan, hatta dinden çıkarılmakta ve büsbütün ortada kalmaktadır.

Bilmem anlatabiliyor muyum? Çok tehlikeli ve sakıncalı bir yoldur bu yol.. Yazık oluyor gençlerimize, yazık oluyor emeklerimize.. Bana sorarsanız, yazık oluyor aşkı ugruna Müslüman olmağa zorlanan o gayr-i müslim ve ehl-i kitaba..

Samimi olalım, etrafımiza da samimi davranalım. Insanları kandırmak kolaydır ve mümkündür. Eğer, bütün mes'ele:

— Falâncanın oğlu veya filâncanın kızı, bir gayr-i müslim ile evlenmiş ama, nikâhtan önce onu sünnet olmağa ve islâm adı almağa zorlamış, dedirtmekten ibaretse iyi bilmelidir ki, yerlerin ve göklerin hâlikini kandırmaga ve aldatmaga imkân ve ihtimal yoktur.

Bu sözlerime kızacak ve alınacaklar olabilir. Fakat, insaf ile düşünülecek olursa, doğru söylediğim anlaşılacak ve beni yalanlamağa kalkışanlar da hak ve hakikati açıkladığımı teslim ve tasdik edeceklerdir.

Fenâ diye geldi, dehre gelenler;

Bu sozümden hisse alsın alanlar, Mecnun gibi özün bunda bulanlar, Mevlâ'sını arar, Leylâ'yı neyler?

Aslâ zahmet vermez kendine âkil, Elbette bellidir sohbette kâmil, Mânâ ne oldugunu bilmeyen cahil, Faydasız kuru dâvayı neyler?

Allahu tâlâ'nın bizlere ikramı ve en yüce ihsanı olan islâm dini, el-hamdü lillah bizim dinimizdir. Bu din-i mübiyni, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, yirmi üç yılda teblig buyurmuşlar, ashap ve ensarı nübüvvet kuvvetiyle bu uzun sürede yetiştirmişlerdir. Bu gerçeği gözönünde bulundurursan, kaç yılda yetişebileceğini kendin

düşün.. Dinıni, hakkıyle ve lâyıkıyle öğrenmek farzdır. Allahu tâlâ'nın inayet ve hidayeti ile tam yirmi üç yılda tebliğ ve telkin olunabilen bu dini, gösteriş için sünnet olmakla veya (Herkes ne der?) kaygusuyla alacagın kıza bir islâm adı vermekle ne ogrenebilir, ne de ogretebilirsin. Çaliş, ogrenmeg'e gayret et ki, sana da ınayet ve hıdayet erışsın ve dinının ne olduğu ne olmadığı sana da çok kısa bir süre içinde öğretilsin. Oğrenmenin sırrı ve başı Allah korkusudur, tekvadır:

Velekıllah ve yu'allimükümullah...

El-Bakara: 282 Meal-i münifi: Allahu tâlâ'nın emirlerine ve nehiylerine aykırı hareketten sakınır, ondan hakkıyle korkarsanız, Allahu teâlâ da size bilmediklerinizi öğretir.

in tek da i b. AYm idAman mas, divela tahliye ve sonra tahliye'dir. Eski harfleri bilmeyenler için açıklayalım: Birinci TAHLIYE, (HI) harfiyle ve ikinci TAHLI- YE (HA) harfiyle yazılır ve mânâları da elbette değişiktir.

Birinci TAHLIYE, boşaltmak, temizlemek anlamına gelir.

Ikinci TAHLIYE ise tezyin etmek, süslemek, donatmak demektir. Yani, önce her türlü noksanlıklardan pâk ve münezzeh kılmak, sonra bütün kemal sıfatlarıyla süslemektir. Şu halde:

LA ILAHE derken, kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak hak mâ'bud yoktur demek istiyor ve ILLALLAH deyince de, kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak ancak Allahu azim-üş-şân vardır, ondan gayrı yoktur diye tasdik ediyoruz. Hak budur, hakikat budur. İyman etmeğe, kulluk ve ibadette bulunmağa lâyık ve müstehak yerlerin ve göklerin müstakillen sahibi ve mâliki, bütün mahlûkatın hâliki ancak Allahu zül-celâl velkemal hazretleridir. Bu kelime-i mübarekeyi tilâvetle, ağzını ve dilini şirkten temizlemiş olursun. Bu kelime-i mübarekeyi kalbinle inanır ve söylersen, işte o zaman kalbindeki küfrü ve taptığın bâtıl ilâhı dışarı atmış, kalbini tevhid nuruyla yıkar, iyman cilası lle cilalar, muhabbet ateşıyle yanar, hakıkat çeragı ile iyman meş alesini yakarsın ki, Hak düşmanları ve şey-

tanlar ne kadar üfleseler de bu iyman meş'alesini aslâ söndüremezler. Bil'akis, onlar üfürdükçe onun nuru ve şevki artar ve o Hak düşmanlarıyla şeytanları yakar ve kül eder. Böylesine bir iyman meş'alesi giren kalplerde zulmet ve karanlık kalmaz. Şeytan aleyh-il-lâ'ne artık orada barınamaz. O iyman, o aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resülüllah, Iblis'in o kalbe girmesine daima engel olur. Zaten, şeytan iyman ve islâmı sevmez. Aşk-ı ilâhîden ve muhabbet-i Resûlden nefret eder. (Gel otur!) denilse de, artık orada duramaz ve kaçar gider. Iblis, firara yüz tutunca onun tayfası ve ordusu da onun peşinden giderler. Kibir, u'cub, riyâ, hased, gazap, şehvet, makam hırsı, mal ve mülk toplama özlemi onun tayfaları ve ordusunun kumandanlarıdır. Şeytan, insanoglunu bu ordularıyla yenmiş ve perişan etmiştir. Başkumandan olan şeytan gidince, haliyle diğer kumandanları ve orduları da birer birer def'olir giderler. Artık, kalp tevhid sayesinde arınmış ve paklanmış, tevhid ile iymanın şu'uruna ve islâmın süruruna ermiştir. İşte, o kalp artık BEYTULLAH'tır. LA ILAHE II- LALLAH, o kalbe saltanat tahtını kurar ve o kalp saltanat-1 ilâhiyyenin makarrı ve makamı olur. O kalbin sahibi de HA- LIFE-I HAK olmağa hak kazanır.

Tevhid, yalnız dille olursa ağzı ve dili şirk ve küfürden temizler. O sebeple, ağızdan tevhid edenlere Müslüman kızı verirler. O kimseyi Müslüman mezarlıgina gömerler. Kendisine islâm muamelesi yaparlar. Bütün bu lûtuflar, yalnız ağzıyla yaptığı tevhidin bereketidir. Ancak, tevhidi kalbiyle yapmadığından münafıktır. Yalnız ağzı ile tevhid ettiginden dünyada islâm muamelesi görür ve bir bakıma rahat ederse de, kalbi hâlâ küfürle dolu olduğundan, kalp rahatlığına erişememiştir. Yukarıda da söylediğimiz gibi hâlâ münafıktır.

Daima kalbi daralır, sıkılır ve feraha eremez.

Insanın dışı dünyaya ve içi de âhirete remzolunduğundan, bu kabil münafıklar da yalnız agızlarıyla tevhid ettikleri için dünyada kendisine islâm muamelesi yapılır ama içi küfürle dolu oldugundan âhirette içi dışına çıkar ve elim bir azaba müstehak olur. Hattâ, böyleleri cehennemin en alt katında hapsolunurlar.

Buraya kadar anlattıklarımızı şöyle bir özetleyelim:

1. Ağızla tevhid LA ILAHE ILLALLAH lâfz-1 şerifidir.

2. Kalple tevhid, bu lâfz-1 şerifin mâna ve medlûlünü tasdiktir.

3. Et'al ile tevhid, mü'minlerin birleşmeleridir.

Tevhid-i şerifi, kalple tasdik eder ve fakat dili ile söylemezse, aslında islâm olduğu halde, kendisine kâfir muamelesi yapılır.

Tevhid-i şerifi, agzı ile söyler ve fakat kalbiyle tasdik etmezse o kimse münafıktır.

Tevhid-i şerifi, ağzı ile söylemediği gibi, kalbiyle de tasdik etmeyen de kâfirdir.

Tevhid-i şerifi, agzıyla söyleyip, kalbiyle de tasdik eden Müslümandır.

Tevhid-i şerifi, agzıyla söyleyip kalbiyle de tasdik eden ve kalbinde yaktığı tevhid nurunu hergün biraz daha artıran ve o kalpte Allahu teâlâ dan gayrı ne varsa hepsini çıkaran hem Müslüman hem mü'mindir.

Tevhid-i şerifi, agzıyla söyleyip kalbiyle de tasdik eden, kalbini mâ'sivâdan temizleyen ve iyman nuruyla nurlandıran, aşk ateşini yandıran, Hakkı kendisine kendisinden yakın bulan ve aşk-i habibe lâyık olan zevata da ehl-i ihsan derler.

Aşık-ı billah, ârif-i billah, vâsıl-ı ilallah derler. Bend-i Hak, Allah'ın kulu, Allah'ın dostu, Allah'ın halili, Hakkın velisi derler.

Durma ey âşık kardeş durma! Duracak zaman degil.. Dilin tevhid etsin, gönül gözün didâr görsün.. Baş gözünle didâr görmek mümkün ve mutasavver degildir. Meger, Allah azze ve celle didârını kendi göstere.. Kalbindeki iblisi kov, kalbin nur ve sürûr dolsun, sefa bulsun, âşık-ı sadık olsun.. Gözlerinde Hak için yaş, kalbinde Hakkın aşk ateşi bulunsun, ağzın tevhidde ve gönlün tevhid ettiğinin muhabbetinde olsun ki, tevhidin yedi kat göklerden ve yedi kat yerlerden Hak mizanında daha ağır gelsin..

Kelime-i tevhid, 24 harften ibarettir. Günde bir tevhid eden, 24 saatini ibadetle geçirmiş gibi olur. Bütün Enbiyâ ve Evliya tevhid okumuşlardır. Sen de tevhid okuyorsun ve okuduğun tevhid kelime ve harf bakımından, Enbiyâ ve Evliyâ'nın okudukları tevhidin aynıdır. Fakat mâna, ağız ve hal bakımından senin ve benim okuduğumuz tevhid ile, Enbiyâ ve Evliyâ'nın okudukları tevhid arasında dağlar kadar fark vardır. Her tevhid ettiğin, yani her LA ILAHE ILLALLAH dediğin zaman hatırına MUHAMMED RESULÜLLAH'ı da getir.

Mümkünse LA ILAHE ILLALLAH MUHAMMEDÜN RESÛ- LAM soylemezsen ba betm MUMMA dediğin zamany

MUHAMMED RESÛLÜLLAH'1 hatırla ki, tevhidin tam olsun.

Allah Teâlâ, Nebrlerini anmadan ve hatırlamadan yapılan tevhidi reddeder. Misal ve isbat mı istiyorsun! Hemen soyleyim: Şeytanın rahmet-i ilâhiyyeden koğulmasına sebep:

— Ben, yalnız Allahu azim-üş-şân'a ibadet ederim.

Adem'e secdeyi kabul etmem! demesi, yani nübüvvet makamını tanımaması ve inkâr etmesi degil midir?

Resûl-ü zişâna iyman ve itaat edilmeden Allahu teâlâ'ya iyman ve itaatın reddolunacağına, şu âyet-i kerime delâlet ve işaret etmektedir:

Nien yuli-ir-Resûle jekad etd'Allah..

En-Nisâ: 8()

Meal-i münifi: Kim, Allahu teâlâ'nın peygamberine itaat.

ederse, Allahu teâlâ'ya itaat etmiş olur.

Hal böyle olunca, tevhid ederken mutlâka Resûl-ü zişânı da zikretmek veya her tevhidde aleyhissalâtü ves-selâm efendimizi hatırlamak vâcip olmaktadır. Peygamberi zikretmeden tevhid kâfi gelseydi, Iblis'in tevhidinin de şayan-ı kabul olması ve Hak kapısından koğulmaması gerekirdi.

Dilin zikirde, başın fikirde, kalbin ve kalıbın şükürde olsun.. Elin kârda, gönlün yârda, gözlerin lûtf-u ilâhiyye intizarda bulunsun..

Varlıkta, darlıkta, bollukta, yoklukta, azlıkta, çoklukta tevhide devam et.. Akşam, sabah, gece, gündüz deme her yerde ve her zaman Rabbini zikret.. Rabbini unutma, ondan bır an bile gatil olma.. Bilmiş ol ki, zikrin a'lâsı LA ILAHE ILLALLAH tır. Sartına riayet ederek yapacagın tevhid seni yüceltir, yükseltir. O şart da, tevhidini küçük düşürecek hal ve hareketlerden sakınman ve kaçınmandır. Evet, tevhid seni yüceltir, Hakka iletir, şekavetini saadete tebdil ve tahvil ettirir.. Şekaveti terket ki, tevhid sana bürak olsun, seni Hakka ulaştırsın, Sidre'yi geç, Ref-ref-i aşka bin ve Hakka vuslât eyle. Bu makam, Ademoğluna verilmiştir. Cebrail aleyhisselâmın ve meleklerin makamları bu yol üzerinde sidre-i müntehâdır. Aşktan evvel gelen meyil ve muhabbet makamıdır. Sevgi, açk, sır, hayret, vuslât makamı Hazret-i insana bahş ve ihsan buyurulmuştur:

Mâverayı ins-ü cinni seyredip arşa çıkar, Kim ki mi'râc eylediyse cezbe-i tevhid ile, Ey Niyazi ârif-i billah gönülden selbeder, On sekiz bin perdeyi bir lem'ayı tevhid ile..

Ebül-Leysi Semerkandi hazretleri buyurmuşlardır ki:

— Kadın veya erkek her Müslümana tevhid etmek vaciptir. Tevhidi çok söylemeli, son sözlerinin LA ILÂHE IL- LALLAH olmasını Cenab-1 Haktan niyaz eylemelidir. Aynı zamanda, mâ'siyyet ve günahlardan ve Allahu teâlâ'ya lâyık olmayan fiil ve hareketlerden koruması için Hakka yalvarmalıdır. Bir çok kimseler, LA ILÂHE ILLALLAH dedikleri halde, kötü huylarından ve çirkin fiil ve hareketlerinden ötürü iymansız çene kapatmışlardır. (Allah'a sığınırız..)

Kötü ve çirkin fiil ve hareketler, günah ve mâ'siyyetler, su-i itikad ve seyyi'atta israr —Allah korusun— iymanı selbeder. Şu halde, tevhid ehli suç ve günahlarına tövbe etmeli, bir daha aynı suç ve günahları işlememeğe azmetmeli ve ondan sonra tevhide devam eylemelidir, ki son nefeste kelime-i tevhid nasip olsun..

HIKAYE Şeyh Ebül-Hafs hazretleri rivayet buyurmuşlardır ki:

Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyât efendimizin, Medine-i münevvere'de genç ve yiğit bir oğlu bulunan Yahudi bir komşusu vardı. Bu genç, sabah akşam ashab-ı kiramın aralarında dolaşır ve âdeta onlarla düşer kalkardı. Günlerden bir gün, o genç ve yigit delikanlı görünmez oldu. Resûl-ü zişân, kendisini merak ederek akibetinden haber almak istedi. Ağır hasta olduğunu ve yatağından çıkamadığını haber verdiler. Aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimiz, ashab-ı kirama:

— O gencin üzerimizde komşuluk hakkı vardır. Gidip ziyaret edelim ve hatırını soralım, buyurdular.

Filhakika, hep birlikte delikanlının evine gittiler ve hastayı ziyarete geldiklerini söyleyerek babasından izin istediler.

Yaşlı yahudi, Resül-ü müctebânın bu ziyaretinden son derece memnun olmuştu. Oyle ya, koskoca bir peygamber ashabı ile birlikte bir gayr-i müslim olmalarına ragmen hastalarını yoklamaga gelmişti. Bundan daha çok sevinilecek ne olabilirdi?