ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
53 sonuç · “Sor”
01Cihânârâ Begüm
Cihânârâ Begüm (1614-1681), Şah Cihan ile Mümtaz Mahal’in kızı; Padişah Begüm unvanıyla Bâbürlü sarayında siyasî sorumluluk üstlenen, Kādirî şeyhi Mollâ Şah Bedahşî’ye intisap eden, Çiştî hafızasını Müʾnisü’l-ervâḥ’ta derleyen tasavvuf müellifi ve büyük hayır sahibidir.
Çerkeşî Mustafa Efendi
Çerkeşî Mustafa Efendi (1156/1743 – 1229/1814), Şâbâniyye'nin pîr-i sânî si sayılan Halvetî şeyhi; padişahın “ulemâ ile meşâyih neden anlaşamıyor?” sorusuna birkaç sayfalık bir risâleyle cevap vermiş ve “ihtilâf lafzîdir” hükmüyle iki tarafı uzlaştırmıştır.
Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî
Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî (ö. 642/1244), Abdürrahîm el-Kınâî ve Abdürrezzâk el-Cezûlî’den faydalanan; devlet görevini bırakarak Luksor’da geniş bir irşad halkası kuran ve türbesi şehrin dinî hafızasının merkezine dönüşen sûfîdir.
Gazanfer Dede
Gazanfer Dede (ö. 973-974/1566), debbağlıktan Vizeli Alâeddin’in halifeliğine yükselen; Vize’de irşad eden ve Dîvân-ı Hümâyun’daki soruşturması Ebüssuûd Efendi’nin delil merkezli hukukî değerlendirmesine konu olan Bayramî-Melâmî şeyhidir.
Seyyid Sâlih Nehrî
Seyyid Sâlih Nehrî (ö. 1280/1863-64), ağabeyi Seyyid Tâhâ'nın halifesi; Berdesor'dan Nehrî'ye geçerek hânkâhı yeniden işler hâle getiren ve Şeyh Ubeydullah'ı halef tayin eden postnişindir.
Ecvibe-i Mutasavvıfâne
Banyalukalı Musâfî'nin Celvetî usul ve âdâbına dair soruları ile Aziz Mahmud Hüdâyî'nin cevaplarını aktaran kısa risâle.
Musâfî Efendi
Banyaluka'dan gelip Aziz Mahmud Hüdâyî'ye intisap ettiği ve Celvetî âdâbına dair sorularının Ecvibe-i Mutasavvıfâne'yi oluşturduğu aktarılan derviş.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Âkil
Akıllı, ölçülü ve düşünerek hareket eden kimse. Tasavvuf ahlâkında âkil kişi geçici dünya arzularının tuzağına düşmeyen, sözünü ölçülü söyleyen ve âhiret yurdunu gözetendir. Emaneti, doğruluğu, iyi dostluğu ve sırrı korumak âkilin alametleri arasında sayılır. Buradaki akıl yalnız zihnî yetenek değil, davranışı hikmet ve sorumlulukla düzenleyen idraktir.
arîf
[Ar.} Sözlük anlamı “bilen” olan bu söz, İslâm devletlerinde ve toplumlarında sivil veya askerî bir grubun başında bulunan kimseye verilen ad olarak kullanılmıştır. Hz. Muhammed döneminde hem kumandan hem de sosyal işlerden sorumlu kimse olarak görev yapan arifler, Hulefâ-yı Râşidîn, Emevîler, Abbasîler dönemlerinde de her askerî birliğin başkanı olarak tayin edilmişlerdir. Sosyal hayatın içinde ise esnaf teşkilâtlarının başındaki kimselere de bu ad verilmiştir. Orta Çağ İslâm devletlerinde bu teşkilâtlar için her birine bir sokak tahsis edildiğinden buradaki görevli ve sorumlu kimselere “arîf, arîfu’s-sûk, şeyhu’s-sûk” adlarınm verildiği kaynaklarda zikredilmektedir.
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Aşk u niyaz
عشق و نيا ن) Mevleviler arasında selam yerine kullanılır; örn. “Nasılsın,” diyene hal hatır sorana veya yazılan mektubun sonunda “Aşk u niyaz ederiz,” denir. Ata (1تا) x. Peder, eb, baba. 2. tas. Şeyh, mürşit, özellikle Yesevilikte ve Nakşbendilikte ilk zamanlarda mürşitlere ve şeyhlere ata denirdi. Hakim Ata, Zengi Ata gibi.
Bargah
4) veya Bargeh İzinle girilen yüce makam, otağ-ı hümayun, Sultan sarayı. 2. tas. Hakk'ın yüce huzuru. Yogiken ol bârigâh varidi ol padisah Ah bu aşk elinden âh derd oldu derman bana Yünus Bargâh-ı elest Lâhüti makam, Hakk'ın yüce huzurunu ifade etmek için, bargâh-ı izzet, bargâh-ı Hak, bargâh-ı ilâhî, bargâh-ı saltanat-penah, bargâh-ı ezeli, bargâh-ı kudret gibi deyimler de kullanılır (sm). 4 Bâr-ı emanet (& Ul, 4) 1. Emanet yükü. 2. tas. Kâlu bela'da ve elest bezminde Allah’a verilen ahit ve bunun getirdiği sorumluluk, Allah'ın önerdiği ve insanın kabullendigi yükümlülük (sr: KRE 177). Bkz. Emanet. Emanet yükü. 2. tas. Kâlu bela'da ve elest bezminde Allah’a verilen ahit ve bunun getirdiği sorumluluk, Allah'ın önerdiği ve insanın kabullendigi yükümlülük (sr: KRE 177). Bkz. Emanet.
Bel bağlamak
Şedd-i vast, kuşak bağlamak. tas. a Süfiler özellikle sefere çıkarken bellerine bir kuşak bağlarlar. b Fütüvvet ehli bir törenle, örgütlerine aldıkları üyelerine şet kuşatırlar, Mevlevilerde elifi nemed, Bektaşilerde trygbend kuşanılır. Kuşak güven ve sadakatin simgesidir. Ben/Benlik a Kibir, gurur, egoizm. Benlik Allah’a mahsustur. b Süfinin manevi ve ruhani kimliği. “Ben demek Şeytan işidir,” veya “Ben diyeni irşat mümkün değildir,” gibi sözler tasavvufun bu konudaki yaklaşımını yansıtır. Bkz. Ene, Enaniyet. Beni benlikten al kurtar ilâhî Ki gide benden benlik günâhi wae Beni sorman bana bende degilem 3 Bir ben var bende benden içeru Yünus
Bezli
طق Bir şeyhin çevresindekileri koruma ve kayırma amacıyla devlet adamları üzerinde sahip olduğu nüfuzu ve itibarı kullanması, Bezli nefs ve isâr-ı nefs Fedakârlık. Bezlü'l-muhaç En değerli şeylerin bile Hak uğruna seve seve harcanması ve Hakk'ın sevilen diğer şeylerin hepsinden önde tutulması Bezm-i elest (Ole Gy) or Meclis, muhabbet ve sohbet toplantısı. 2. tas Hakk'ın “Ben sizin Rabb'iniz değil miyim,” diye sorduğu, ruhların da “Evet öyledir,” şeklinde cevap verdikleri meclis (Araf Suresi, 172). Bu olay, insanlar yeryüzünde yaraulmadan evvel Allah'la insan ruhları arasında meydana gelmiştir. Bezm-i ev edna Kendinden geçme makamı, mukaddes beşeri ruhların hiçlik (lâ- | sey) makamına yükselmesi, tasavvuf yoluna girenlerin hal ve vecd mertebeleri | . |
Base
(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,
Bit
لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |
Atpazarî Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Beypazarlı Ali Efendi'nin misafir olarak kaldığı tekkedir. Kuşadalı, anlamını çözemediği bir âyeti burada ona sormuş, aldığı yorum üzerine kendisine intisap etmiştir. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.
Buhara
Buhara · Özbekistan · Tahsil için gittiği, İmam Sadreddin'den tefsir okuyup hafî zikir sorusunu sorduğu ve Yûsuf el-Hemedânî'ye intisap ettiği şehir; Ahmed Yesevî'nin ayrılmasından sonra buradaki dervişlerin başına geçmiştir.
Agra
Uttar Pradeş · Hindistan · Ekber Şah'ın sarayına girdiği, Feyzî ve Ebü'l-Fazl ile tanışıp sonra ayrıldığı şehir; 1028/1619'da Cihangir tarafından sorgulanmak üzere buraya getirtilmiştir. Halifesi Bedîüddin Sehârenpûrî de Müceddidiyye'yi burada yaymıştır.
Şîraz
Şîraz · İran · İlk sorgulamadan sonra sürgün edildiği şehir; halifesi Muhammed b. Yahyâ el-Lâhîcî de burada tekke kurup Mefâtîhu'l-i'câz 'ı yazmıştır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Nûrbahş : Muhammed Nûrbahş, İshak Huttalânî çevresindeki Kübrevî terbiyesi, mehdîlik iddiası etrafındaki siyasî gerilimler ve sonraki Nurbahşiyye kollarıyla XV. yüzyıl İran tasavvuf tarihinin tartışmalı ismidir.
Van
Van · Türkiye · Valisinin ve devlet adamlarının meselelerini sormaya geldiği vilâyet merkezi; Van ve havalisinde çok sevilip hürmet görmüştür. İlişkili kişi dosyası Seyyid Fehim Arvâsî : Seyyid Fehim Arvâsî (1826/27-1895), Seyyid Tâhâ Nehrî'nin halifesi; Arvâs Medresesi'ni yeniden imar edip ilmî tahsil ile tasavvuf terbiyesini birleştiren âlim ve mürşiddir.
Manisa
Manisa · Türkiye · Menkıbeye göre Şehzade Murad'ın vali olarak bulunduğu ve saltanatı sorduğu mektubu yazdığı şehir. İlişkili kişi dosyası Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî : Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (yaklaşık 1475–1001/1592-93), Buhara’dan Anadolu’ya gelerek Emîr Ahmed-i Semerkandî’ye intisap eden; Uşak ve İstanbul Kasımpaşa’daki pîr evi çevresinde Uşşâkiyye’yi kurumsallaştıran Halvetî pîridir.
Üsküdar (Ahmediye Camii)
İstanbul · Türkiye · Şam dönüşü 1132/1720'de Üsküdar'a yerleşmiş, burada cuma vâizliği yaparken vahdet-i vücûd sebebiyle hakkında takibat açılmış, beraat etmiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.
Müştâkzâde / Kurşunlu Türbe Dergâhı
İstanbul · Türkiye · İki adla kaydedilen zâviye Sarhoş Bâlî Efendi’nin İstanbul’daki irşad merkezi kişi dosyasında Kurşunlu Türbe Zâviyesi olarak geçer. Sefîne-i Evliyâ aynı yapının sonraki dönemde Müştâkzâde Dergâhı adıyla anıldığını bildirir. Sarhoş Bâlî’nin İstanbul dönemi Tire’de doğan Sarhoş Bâlî, medrese ve müderrislik hayatından Halvetî seyrüsülûkuna yöneldi; İstanbul’daki bu zâviyede irşad yürüttü. 980/1573’teki vefatı mekânın XVI. yüzyıl katmanı için tarih sınırı verir. Açık kalan konum sorusu Kurşunlu Türbe ve Müştâkzâde adlarının kaynak içinde aynı merkezin dönemsel adları olduğu anlaşılır. Fakat ilçe, mahalle ve yapı parseli henüz güvenilir biçimde eşleştirilemediği için şehir düzeyinden daha kesin konum verilmemiştir.
Cihanârâ Begüm Türbesi
Delhi · Hindistan · Nizâmeddin Evliyâ türbesi avlusunda bulunan Cihanârâ Begüm kabri. Yapıyla ilişkili kişi Cihânârâ Begüm (1614-1681), Şah Cihan ile Mümtaz Mahal’in kızı; Padişah Begüm unvanıyla Bâbürlü sarayında siyasî sorumluluk üstlenen, Kādirî şeyhi Mollâ Şah Bedahşî’ye intisap eden, Çiştî hafızasını Müʾnisü’l-ervâḥ’ta derleyen tasavvuf müellifi ve büyük hayır sahibidir. Kayıt, Cihânârâ Begüm’in hayat güzergâhındaki bu yapıyla ilişkisini izlemek üzere kişi dosyasına bağlanmıştır.
Ebü'l-Haccâc el-Uksurî Camii ve Türbesi
Luksor · Mısır · Tarihî işlev Haccâciyye pîrinin tarihî Luksor dokusu içindeki cami ve ziyaret merkezi. Kişinin hayatındaki mekânla daha sonraki mimari inşa, ziyaret ve kurumsal dönemler ayrı okunur. Yapıyla ilişkili kişi Ebü’l-Haccâc Yûsuf b. Abdürrahîm el-Uksurî (ö. 642/1244), Ebû Medyen çevresinden gelen irşad mirasını Yukarı Mısır’ın Uksur şehrinde taşıyan ve Haccâciyye koluna adını veren sûfîdir; türbe-camisi Luksor Tapınağı içindeki çok katmanlı şehir hafızasının merkezidir. Kayıt, Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî’in hayat güzergâhındaki bu yapıyla ilişkisini izlemek üzere kişi dosyasına bağlanmıştır.
Akyazılı Sultan Âsitânesi
Balçık · Bulgaristan · Rumeli gazi derviş hafızası Akyazılı Sultan’ın Rumeli’nin erken fetih ve iskân dönemindeki gazi dervişlerden biri olduğu anlatılır. Âsitânenin mimarisi XV. yüzyıl sonu veya XVI. yüzyıl başına tarihlenir; Yavuz Sultan Selim döneminde faal bir Bektaşî merkezi olduğu belgelidir. Yıkım ve küçülen yerleşke XVIII. yüzyıldaki idari sorunlar tekkeyi zayıflattı; 1828’de Rus kuvvetlerince yakıldığı aktarılır. Büyük meydan evi yeniden tam olarak ihya edilemedi, türbe çevresinde daha küçük ahşap tekke yapıları kuruldu. Paylaşılan ziyaret makamı Bölgenin hıristiyan nüfus kazanmasıyla Akyazılı Sultan, Aziz Athanasios/Sveti Tanaş adıyla da ziyaret edilmeye başladı. Böylece yapı Müslüman ve hıristiyan yerel hafızalarının kesiştiği bir makam niteliği kazandı. Yedi sayısının mimarisi Kesme taş türbe ve meydan evinde yedi köşeli plan hâkimdir. Türbenin ana mekânı, meydan evinin gövdesi, ocak çıkıntısı ve yüksek baca bu sembolik geometriyi tekrarlar; yapı erken Osmanlı tarikat mimarisinin seçkin örneklerindendir.
Kufra Senûsî Merkezi — Ahmed Şerîf'in irşad ve idare durağı
Kufra · Libya · Merkez ve sorumluluk Senûsî merkezinin Kufra'ya taşınmasıyla Ahmed Şerîf burada amcası Muhammed el-Mehdî'nin yanında görev aldı. İşaret şehir merkezidir. Biyografideki yeri Seyyid Ahmed Şerîf es-Senûsî (1873–1933), Cağbûb'da yetişen Senûsiyye'nin üçüncü şeyhi; Fransız ve İtalyan sömürgeciliğine karşı Sahra ve Trablusgarp direnişini yöneten, 1918'den sonra Anadolu'da Millî Mücadele'yi destekleyen âlim ve teşkilâtçıdır. Bu mekân dosyası, söz konusu hayat çizgisindeki “Kufra Senûsî Merkezi — Ahmed Şerîf'in irşad ve idare durağı” durağını görünür kılar. Nokta kesin bir bina, ev veya mezar parseli iddiası taşımaz; şehir ya da bölge ölçeğindeki tarihî bağı gösterir.
Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem
Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.
İlk Dönem Melâmetîliğinin Temel İlkeleri
Nişâbur çevresinde ihlâs, fütüvvet, emek ve hâli gizleme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Nûru'l-Arabî'de Sülûk ve Tevhid Mertebeleri
Fiillerden sıfatlara, zâttan cem mertebelerine uzanan eğitim dili üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Melâmetîlikte Kaynak ve Yöntem
Menâkıbnâme, akademik bildiri, belge ve yaşayan hafızayı birlikte değerlendirme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Şâbânî Seyr ü Sülûk Haritası
Tevbe ve kelime-i tevhid telkininden İslâm-iman-ihsan mertebelerine üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Avârifü’l-maârif nasıl okunmalı?
63 bölümlük klasiğin kavram, kurum ve gündelik âdâb katmanlarını birbirine bağlayan kapsamlı okuma rehberi.
Sühreverdî terbiyesinde şeyh, mürid, sohbet ve ribat
Tasavvuf eğitimini kişi kültüne indirgemeden, sorumluluklar ve kurumsal mekân üzerinden açıklayan bir inceleme.
Kadirî Âdâb ve Sülûk Haritası
Sohbetten halvete eğitim. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Kadirî Tekkesinde Hizmet
Şeyhten meydancıya görevler. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hasan-ı Basrî: Zâhid, Âlim ve Öncü Sûfî
Kurumsal kuruculuk yerine ahlâkî ve tarihî öncülük. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hasan-ı Basrî'nin Zühd ve Hüzün Anlayışı
Dünyayı terk etmekten kalbi korumaya. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Muhasebe, Murakabe ve Amel Bilgisi
Bilginin ahlâka dönüşmesi. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,