ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
26 sonuç · “Sürûr”
01Sürûrî Mustafa Çelebi
Sürûrî Mustafa Çelebi (ö. 969/1562), Gelibolu doğumlu; Emir Buhârî çevresinde tasavvuf terbiyesi alan, Mesnevî okutan ve Arapça, Farsça, Türkçe yaklaşık otuz eser veren âlimdir.
dârü’s-sürûr
Huzur yeri, cennet
Sürûr
1.5.12. Sürûr Sürûr ( رورسلا) Herevî’nin eserinin “Velâyet” bölümündeki makamlar arasında ele almış olduğu bir kavramdır.893 Sözlükte “içte gizlenen sevinç ve ferahlık” anlamlarına gelmektedir.894 Herevî’ye göre sürûr, kapsamlı bir sevinmeyi ifade etmekte olup ferahtan daha saf bir anlama sahiptir. Nitekim ferah bazen hüznü de içinde barındırabilmektedir. Bundan dolayı Kur’an’da ferah dünyalık duygular için kullanılırken sürûr ise daha çok âhiret ile ilgili konularda sarf edilmiştir.895 Râgıb el-İsfahânî de ferahın elde edilen bir lezzet sonucu göğsün genişlemesi olduğunu belirterek bunun daha çok bedenle alâkalı yani dünyevî lezzetler dolayısıyla gerçekleştiğini ifade etmektedir.896 Sürûr 890 Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, IV, 623; Taberî, Tefsîr, XIV, 199. 891 Mutaffifîn, 83/14. 892 Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83, no. 3334; İbn Mâce, Zühd, 29, no. 4244. Ayrıca bkz. Taberî, Tefsîr, XIV, 200 v.dğr. 893 Herevî. 894 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, II, 238; Râgıb el-İsfahânî; Zebîdî, Tâcü’larûs, XII, 9. 895 Herevî. 896 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 375. kelimesinin içerisinde yer aldığı şu âyetler sürûrun âhiret ile ilgili konularda olduğuna birer örnektir:. ارً ورُ سُ وَ ةً رَ ضْ نَ مْ هُ اقَّ لَوَ مِ وْ يَلْا كَ لِذَ رَّ شَ هُ لَّ لا مُ هُ اقَوَ فَ “(İşte bu ihlâs ve samimiyetleri sebebiyle) Allah da onları (kıyâmet) gününün şerrinden/azabından koruyacak; (yüzlerine) nur (gönüllerine) sürûr verecek.”897. ارً ورُ سْ مَ هِ لِ هْ أَ ىلَِٕا بُ لِ قَ نْيَوَ ارً يسِ يَ ابًاسَ حِ بُ سَ احَ يُ فَ وْ سَ فَ هِ نِيمِ يَبِ هُ بَاتَكِ يَ تِوأُ نْ مَ امَّ أَفَ “ Amel defteri sağdan verilen kimse kolay bir hesaba çekilecek ve sürûr içinde cennetlikler arasındaki yerini alacak.”898 Görüldüğü gibi Kur’an’da sürûr ifadesi bazı âyetlerde özellikle âhiret ile ilgili mevzularda geçmektedir. Herevî ise sürûr kavramı bağlamında bu âyetleri eserine almak yerine içerisinde ferah kelimesi geçen diğer bir âyeti delil getirmeyi tercih etmiştir. Fakat buna rağmen yukarıdaki âyetlerde açık bir şekilde sürûrun yer almasından dolayı bu kavramı farklı türevleriyle Kur’an’da yer alan kavramlar arasında değerlendirmeyi uygun görmüş bulunuyoruz. Herevî’nin sürûr ile ilgili eserinde yer vermiş olduğu âyette şöyle buyurulmaktadır:. اوحُ رَ فْ يَلْفَ كَ لِذَ بِفَ هِ تِمَ حْ رَ بِوَ هِ لَّ لا لِ ضْ فَ بِ لْ قُ “De ki: ‘Ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevins inler.’”899 Âyette Allah’ın müminlere ihsân ettiği Kur’an ve İslâm nimetleri ile sevinmeleri ve mutlu olmaları istenmektedir. Nitekim müfessirler buradaki lütuf ifadesini “Kur’an”, rahmeti ise “İslâm” ile açıklamaktadırlar.900 Esasında bir önceki âyette de Kur’an’ın insanlar için bir öğüt, mânevî hastalıklar için bir şifâ, yol gösterici bir rehber ve rahmet olarak geldiğinin belirtilmesi de sevinilmesi gereken asıl sebebin Kur’an olduğunu göstermektedir. Yine Sehl b. Abdullah e t-Tüsterî, âyeti “tevhid ve Muhammed (sas) ile sevinsinler” şeklinde açıklamış, Hz. Peygamber’in âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olmasını da bunun delili olarak öne sürmüştür.901 Herevî de gerçek sürûrun ancak İslâm’ı ve Kur’an’ı anlayıp hayata aktarmak ile 897 İnsân, 76/11. 898 İnşikâk, 84/7-9. Ayrıca bkz. Abdülbâkî, el-Mu‘cemü’l-müfehres, 349. 899 Yûnus, 10/58. Bkz. Herevî. 900 Bazı müfessirler lütfu İslâm, rahmeti ise Kur’ân olarak açıklamışlardır. Bkz. Mukatil b. Süleyman, Tefsîr, II, 242; Taberî, Tefsîr, XII, 194. 901 Enbiyâ, 21/107. Tüsterî, Tefsîr, s. 76. mümkün olduğunu düşünmüş olmalı ki sürûr makamını bu âyete dayandırmıştır. Yine Hz. Peygamber gibi bir nimetin müminlere gönderilmiş olması da Herevî’nin vurgulamak istediği hususlardan biri olmalıdır. Öte yandan Râgıb el-İsfahânî’ye göre Allahu Teâlâ ancak bu âyette f erahlanmaya ruhsat vermiştir.902 Bu açıklamadan sevinilmeye en layık konunun âyette ifadesini bulmakta olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı Herevî’nin söz konusu âyeti sürûr makamı ile ilişkilendirmiş olabileceği de düşünülebilir. Her ne sebeple olursa olsun bazı nüanslar olmakla birlikte ferah kavramının sürûr ile eş anlamlı olduğu düşünüldüğünde söz konusu âyetin sürûr kavramı için kaynaklık etmiş olduğunu söyleyebiliriz. 2. Mânâ ve Mefhum İtibariyle Kur’an’la İlişkilendirilen Tasavvuf Kavramları Tasavvuf kavramlarının bir kısmı anlam itibariyle Kur’an’ın genel ilkelerine uymasına rağmen kelime kökü itibariyle Kur’an’da yer almamaktadır. Bundan dolayı mutasavvıflar bazı âyetleri ihtivâ ettikleri mânâ ve muhtevâları sebebiyle tasavvuf kavramları ile ilişkilendirerek bu kavramlar için bir delil olarak öne sürmüşlerdir. Bir önceki bölümde farklı türevleri ile Kur’an’da yer alan kavramlar ele alınmıştı. Burada ise Kur’an’da kök kelime olarak yer almayan ancak istidlâl edilen âyetlerin, ihtivâ ettikleri mânâları ile kaynaklık teşkil ettiği düşünülen 16 kavram ele alınacaktır. 2.1. Bilgi ve Mârifet Kavramları Mutasavvıfların eserlerinde yer verdikleri bilgi ve mârifet konuları ile ilgili bazı kavramlar kök kelime olarak Kur’an’da yer almadığından dolayı mânâ ve mefhûm itibariyle istidlâl edilmiştir. Burada da bilgi ve mârifet kapsamında mütalaa edilebilecek kavramlardan bazıları ele alınacaktır. Kaynak notları Menâzilü’s-sâirîn, s. 104 el-Müfredât, s. 228
Gelibolu
Gelibolu · Türkiye · Kaynak, Sürûrî'nin 897 (1492) yılında Gelibolu'da doğduğunu kaydeder. Babası tüccardan Şâban Efendi'dir; II. Bayezid'in şehzadeliği sırasında Amasya'da defterdarlığını yapmıştır. Oturduğu mahalleye sonradan Sürûrî'nin adı verilmiştir.
Mekke (hac)
Mekke · Suudi Arabistan · Nakşibendî Mahmud Çelebi'den inâbe alarak tasavvufa yöneldikten hemen sonra hacca gitti ; dönüşünde 930 (1524) yılında Sarıca Paşa Medresesi müderrisliğine tayin edildi. İlişkili kişi dosyası Sürûrî Mustafa Çelebi : Sürûrî Mustafa Çelebi (ö. 969/1562), Gelibolu doğumlu; Emir Buhârî çevresinde tasavvuf terbiyesi alan, Mesnevî okutan ve Arapça, Farsça, Türkçe yaklaşık otuz eser veren âlimdir.
Karaman
Karaman · Türkiye · 955 (1548) yılında bir hatt-ı hümâyunla Kanûnî Sultan Süleyman'ın büyük oğlu Şehzade Mustafa'nın hocalığına davet edilince Karaman'a gitti . İlişkili kişi dosyası Sürûrî Mustafa Çelebi : Sürûrî Mustafa Çelebi (ö. 969/1562), Gelibolu doğumlu; Emir Buhârî çevresinde tasavvuf terbiyesi alan, Mesnevî okutan ve Arapça, Farsça, Türkçe yaklaşık otuz eser veren âlimdir.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · 1886'da Şeyh Seyyid Ali Rızâ Dede tarafından sikkesi tekbirlenerek Mevleviyye'ye intisap ettiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Rauf Yektâ Bey : Rauf Yektâ Bey (1871-1935), Zekâi Dede'nin talebesi; Mevlevî çevrelerde ney ve nazariyat öğrenen, tarihî repertuvarı tasnif eden ve Türk musikisini modern araştırma yöntemleriyle açıklayan öncü yazardır.
Amasya
Amasya · Türkiye · Şehzade Mustafa'nın yanındaki hocalık yılları Amasya'da da geçti. En meşhur eseri Bahrü'l-maârif 'i 11 Safer 956'da (11 Mart 1549) Amasya'da , şehzadenin yanındayken tamamladı; Şerḥu Gülistân 'ı da yine Amasya'da talebeler için yazdı.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Şeyhi Kārî Ahmed Dede’nin 1078’de (1667) vefatı üzerine mesnevîhanlığına geçtiği mevlevîhâne. Kaynak burada kaldığı süreyi belirtmez; Edirne Murâdiye postuna 1085’te (1674) geçmiştir. Yapının kesin konumu kaynakta tarif edilmediğinden koordinat verilmemiştir.
Sürûrî Mescidi hazîresi, Kasımpaşa
İstanbul · Türkiye · Fenârîzâde'nin 954 (1548) yılındaki vefatı üzerine bütün malını satıp evinin yakınlarında bir mescid yaptırmıştı. Mezarı Kasımpaşa'nın Beyoğlu tarafındaki bu mescidin hazîresindedir . Kaynak mescidin günümüzde yıkıldığını ve mezarın da ortadan kalktığını bildirir; bu sebeple koordinat üretilmemiştir.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Divanındaki tarih manzumelerinden biri buranın tamiri için düşürülmüştür. İlişkili kişi dosyası Esrâr Dede : Esrâr Dede, Şeyh Gâlib’in Galata çevresinde yetişen; Dîvânı, Mevlevî şairler tezkiresi, Fütüvvetnâme ve Mübâreknâme’siyle tanınan XVIII. yüzyıl şairidir.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Hocası Mehmed Esad Dede'nin makamı; 1911'de teklif edilen mesnevîhanlığı saygısı sebebiyle kabul etmedi. İlişkili kişi dosyası Tâhirülmevlevî : Tâhirülmevlevî adıyla tanınan Tâhir Olgun, Mesnevî dersleri ve şerhi, edebiyat tarihi çalışmaları, tercümeleri ve dergiciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü Cumhuriyet devrine taşıdı.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Onarttığı mevlevîhânelerden; Okmeydanı çevresindeki tekke ve köşkleri de tamir ettirdiğine dair bilgiler vardır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası III. Selim : III. Selim, Nizâm-ı Cedîd ıslahatları kadar şiir, musiki ve Mevlevîhânelerle kurduğu yakın ilişkiyle de XVIII. yüzyıl sonu kültür hayatının merkezî şahsiyetidir. Mevlevî şeyhi değil, Mevlevî çevrelerini himaye eden bir muhib ve bestekârdır.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Galata’dan Kasımpaşa’ya Kasımpaşa Mevlevîhânesi, Galata Mevlevîhânesi’ni ihya eden Şeyh Sırrî Abdi Dede tarafından 1623-1631 arasında kendi bostanı içinde kuruldu. Galata ve Yenikapı’dan sonra İstanbul’da açılan üçüncü mevlevîhâneydi. Yenileme evreleri İlk zâviye 1731-32’de onarıldı; Mihrişah Vâlide Sultan ile III. Selim 1796’da yapıyı yeniden yaptırdı. Çengeloğlu Tâhir Paşa’nın genişletmesi ardından II. Mahmud’un 1834-35 tarihli ihyası, semâhâne ve müştemilâtın son ana biçimini verdi. Halk kültürüne yakın merkez Kasımpaşa, Galata ve Yenikapı’daki saray ve yüksek bürokrasi çevresine kıyasla daha mütevazı ve halk kültürüne yakın bir Mevlevî hayatı taşıdı. 1826’dan sonra bazı Bektaşîlerin de bu çevreye devam etmesi, şehirdeki tarikatlar arası temasın dikkat çekici örneklerindendir. Kaybolan yapı 1925 sonrasında semâhâne güreş salonu, diğer bölümler okul ve kiralık odalar olarak kullanıldı; şadırvan, hazîre ve müştemilât zamanla ortadan kalktı. Bakımsız kalan ana bina 1979’daki yangında tamamen yok oldu. Haritadaki nokta yaşayan bir yapıdan ziyade tarihî kurum yerini temsil eder.
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi
Sayfalar 69–77
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hasan-ül-Basri, kendisine iyman telkin ve kelime-i şehadeti talim için yanına yaklaştığında, hasta adam büyük bir neş'e ve sürûr içinde konuştu: — Yâ Hasan! Sen sus... Dur ve bekle
Sayfalar 109–115
Muzaffer Ozak Külliyatı · şi Nemrud'un ve kavminin üzerlerine savurup onları yakmayı ve yağmurlarla ateşi söndürmeyi teklif etti. Ibrahim aleyhisselâm, bu teklifi reddettiği gibi, yardımına gelen Cebrail al
Sayfalar 153–158
Muzaffer Ozak Külliyatı · anh Resûlüllah Aleyhisselâmın ayaklarına kapanarak: (Yâ Nebiyallah! Ummetinin menzillerini gördün. Ben kuluna ise cennet makam olmuş) Peygamberimiz Aleyhisselâm da Bilâl'e: «Yâ Bil
Sayfalar 201–207
Muzaffer Ozak Külliyatı · Mustafa müctebaya gönül veren o hakkın sevgilisini, her şeyinden, malından, canından, anasından, babasından, evlâdından ziyade seven mü'minler, sâdıklar, âşıklar, Allahın Resûlünün
Sayfalar 196–203
Muzaffer Ozak Külliyatı · Şeriatte edebin saklamayan, Tarikatte pişip büryân olamaz.. Mâ'rifet âbından içip kanmayan, Hakikat bâbında ummân olamaz. Müslüman ve mü'min olana lâyık olan, ilm-ü hilm, lûtf-ü ke
Sayfalar 204–209
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğimiz mallarımız sevmediklerimize kalır. Hergün bir melek söyle hitap ediyor, şöyle nida ediyor: «Doğun, ölmek için. Binalar yapın, harab olmak için» Harab olacaktır, sonu ölüm ve
Sayfalar 216–224
Muzaffer Ozak Külliyatı · gazabından kim kurtarabilir? Bize ikram edersen, bu ikramına kim mâni olabilir? Ya Hannan! Ya Mennan! Ya Deyyan! Ya Sübhan! Ya Kadimel-Gufran ve Ya Kadimel Ihsan! Bize lutfun ile m
Sayfalar 239–247
Muzaffer Ozak Külliyatı · IR$ÂD YEDINCİ DERS MÜNDERECAT: Bu Risalei Şerife Receb ayının indi ilâhideki fazîleti ve Su'ban Radiyallahü anhın bir kabristandan geçerken Resûlullah Sallallabü aleyhi vesellemin
Sayfalar 251–256
Muzaffer Ozak Külliyatı · bın, islâm şeriatine göre kestiği hayvan yenilir. Dinsizlerin ve putperestlerin ise ne kızları alınır, ne de kestikleri yenilir. Müslüman - Türk erkeklerinden, gayr-i müslim veya e