İrşad I · kaynak sayfaları 239–247
IR$ÂD
YEDINCİ DERS MÜNDERECAT:
Bu Risalei Şerife Receb ayının indi ilâhideki fazîleti ve Su'ban Radiyallahü anhın bir kabristandan geçerken Resûlullah Sallallabü aleyhi vesellemin kabirde azab gören.
ler için söylediklerl, Receb ayına hürmet eden bir kimsenin eriştiği menzile ve Kudüs'te Receb ayına hürmet eden bir kadına Allah cellenin ikramı ve Cüneyd-i Bağdadî (K.
S.) nın bir Mecusi ile konuşması ve bir delikanlının Hak tarafından irşadı, insanlan Hakka yönelten bir risale-i mübârekdir.
SALLÛ ALÂ RESÛLÜNÂ MUHAMMED Sallû alâ seyyidina Muhammed Sallû alâ mürşidina Muhammed Sallû alâ şemsiddûha Muhammed Sallû alâ bedriddûca Muhammed Sallû alâ nurül hüda Muhammed Sallallahü aleyhi vesellem enensetoss Ve sâriû ilâ mağfiretin min rabbiküm ve cennetin arduhas-semâvâtü vel-ardü uiddet lilmüttekiyn.
Sure-i Ali Imran, Ayet: 133 Meâli şerifi: Rabbinizin mağfiretine, genişliği gökler ve yer kadar olan Cennete koşunuz. Çabuk olun; bu Cennet Allah'tan korkanlar için yaratıldı.
Allah-ü zülcelâl Hazretlerinin varlığına, birliğine îmân eden ve Serdâr-ı Enbiya, Resûl-ü kibriya, mergub-u hûdâ, şefi-i rûz-i ceza, melce-i fukara, Enis-ül-gureba, iki cihan güneşi Muhammed Mustafa Salllallahü aleyhi-ve-sellemin risaletini tasdik eyleyen; âhiret gününe iyman eyleyen; Cenabı Hakkın Cennetine talip, rızasına ragîb, cemaline âşık olan mü'minler! Nasıl ki; insanlar birbirlerinden faziletli yaratılmış ise, günlerin de birbirlerine üstünlükleri ve efdaliyeti vardır.
Bu efdal olan günler, Cenab-ı Hakkın rahmetinin cûş-u-hurûşa geldiği, lütf-u ihsanının deryalar gibi taştığı, belki de deryalardan ziyade kullarını aff-ı mağfiret ile affedeceği ve kendi- Irşâd, Cilt I — F: 16
sine dönenleri cenneti ve cemali ile müşerref ve şâd kılacağı için böyle günleri, böyle geceleri ve böyle saatleri rahmetinden ve şefkâtinden bizlere ihsan buyurmuştur.
Işte, bugünlerden ve bu gecelerden birisi de; Receb ayının ilk gecesi ve Receb ayının ilk cuma gecesidir. Hazret-i Fahri Alem Sallallah-ü aleyhi vesellemin muhterem ve sevgili torunu ve Hayder-i kerrâr, sâkiyi kevser, Fatih-i Hayber, Esed-ullah-ilgalib Ali-yyibni, Talibin mahdum-u mükerremleri Hazreti Hasan Radiyallahü anh, Fahri Alem olan dedesinden şüyle rivayet ediyor:
«Senede dört gece vardır ki, o gecelerde Cenab-1 Hakkın rahmeti, mağfireti, keremi, ihsanı, lûtfü cihâna yağmurlar gibi yağmaktadır. Tâ ki bu gecelerin kıymetini bilenler ve bilecek.
ler için.»
Bu geceler şunlardır:
1 - Receb-i Şerifin birinci gecesi, 2 — Şaban-ı Şerifin onbeşinci gecesi olan Beraat gecesi, 3 — Ramazan bayramı gecesi, 4 — Kurban bayramı gecesi, Islâmda, aylar Kameri olduğu için gece evvel, gündüz sonradır. Meselâ: Şaban-ı şerifin on dördünü on beşine bağlayan gece onbeşinci gecedir.
Ramazan-1 Şerifin son gününü Bayramın birinci gününe bağlayan gece Bayram gecesidir. Kurban Bayramının arifesini Kurban Bayramının birinci gününe bağlayan gece Kurbanın ilk gecesidir. Perşembeyi cumaya bağlayan gece cuma gecesidir.
Işte, böyle gecelerin kadr-ü kıymetlerini bilenler, bu mübarek vakitleri isyan ile değil ibadet-ü taât, hayr-ü hasenat, naz-ü niyaz ile geçirirler. Böyle gecelerde Rabbilerinin rızalarını kazanırlar. Şu hikâyeden ibret alıp; böyle günlerin ve böyle gecelerin kadr-ü kıymetini bilelim:
HİKÂYE Eshab-ı kiramdan Su'ban Radiyallahü anh şöyle rivayet ediyor:
Resülüllah Sallallah-ü aleyhi vesellem ile beraber gidiyor-
duk. Yolumuz bir kabristana uğradı. Efendimiz kabristanın önünde durup ağlamağa başladılar. Gözlerinden dökülen yaşlar' göğsünü ıslatıyordu. Yanına yaklaşıp:
— Ya Resûlallah, anam, babam, nefsim, sana feda olsun, niçin ağlıyorsunuz? Vahiy mi nazil oldu? diye sordum.
— Yâ Su'ban! (R.A.) burada yatanlar; yani bu kabristanda bulunan mevtalar, azab-ı kabre düçar olmuşlar, onların haline ağlıyorum.
Diye cevap verdi ve ilâve buyurdular:
— Eğer, bunlar Receb ayının günlerinden bir gün oruçlu olup gecesinde Allaha ibadet etmiş olsalardı; bu azabı görmezlerdi, dediler.
Yine Resûlullah Sallallahü aleyhi ve sellemden şöyle rivayet edildi:
«Bir kimse, Receb ayının ilk gecesini ibadet-i taat ile ihya buyurursa; kalbler öldüğü vakit, o kimsenin kalbi ölmez. Allah (celle celâlühü) o kulunu rahmetine garkeder de; anasından doğduğu gün nasıl günahsız ise; öylece günahlardan temizler. O gecenin rahmetinden, cehenneme girmesi lâzım gelen yetmiş kişiye şefaat etmeye kendisine izin verilir.»
Mü minler!... Buradaki lutf-ü keremi düşünün... Hem kendi afvolunuyor; hem de yetmiş kişiye şefaata izin veriliyor. Bu ne lûtuf; bu ne kerem; bu ne mübarek gece. Bu akşamın kadr-ü kıymetini bilemeyip, Allaha isyan edenlere ve gayri yollara gidenlere, bu ömrü azizlerini havaya savurup kıymetini bilmiyenlere ne diyelim!...
Mü'minler!... Bir kimse altınını, elmasını denize savurup atsa, oturduğu evini yıksa; eşyalarını yaksa; bu kimseye bizler (Her halde zavallı adam aklını zayi etti) diye acırız, acımakta da haklıyız. Kaldı ki bu zatın tekrar çalışıp, kazanıp bu mallara sahip olması ihtimali mevcuttur. Halbuki; giden ömür ne para ile; ne çalışmakla geri gelir. Ömürlerini yok yere sarf edenler, hattâ isyan ile geçirenler, ölüm geldiği vakit tekrar hayata dönımenin imkânı var mıdır? Tabiî yoktur. Öyle ise ömrü aziziniz alunlardan, zümrütlerden ve her şeyden kıymetlidir. Ömr-ü azizlerini havaya verenlere ne isim verileceğini, siz okurlarının ve dinleyenlerimin idrâkine bırakıyorum.
Resûlullah Sallallahü aleyhi ve sellemden şöyle rivayet edildi: «Ümmetim!... dikkat edin şehrullahı (yani Receb ayını) ganimet bilin. Receb ayı muhakkak şehrullahdır. Yâni Allah'ın ayıdır. Bir kimse sevabını Allahdan ümit ederek bir gün oruç tutsa; o kula cennet vacip olur. Mutlaka cennete girer. Iki gün oruç tutarsa, o kulun Allah indindeki mevkilni semâ ve arz ve dünya ehli vasfetmekten âcizdirler. Eğer, üç gün oruç tutsa; dünya belâlarndan ve âhiret azabından ve cünûn (yâni: deli olmaktan)
cüzzam ve baras illetine uğramaktan, kötü kişilerin fitnesinden emin olur. Bir kimse Receb ayında yedi gün oruç tutsa, cehennemin yedi kapısı bu kişi için kapanır. Sekiz gün Allah rızası için oruç tutarsa, sekiz cennetin kapısı onun için açılır. On gün oruç tutarsa, Allahdan ne isterse isteği verilir. On beş gün oruç tutarsa geçmiş günahları afvolduğu glbi günahlan, hasenâta tebdil olur. Kim ki; on beşten ziyade oruç tutarsa; Allah onun ecrini ziyade kılar.»
Hadisi şerifte şöyle vârid olmuştur:
Recebi şerıfin birinci günü, bir kimse Allah rızası için oruç tutsa, üç senelik geçmiş günahına kefarettir, ikinci günü oruç tutsa, geçmiş günahına kefarettir, üçüncü günü oruç tutsa, bir senelik geçmiş günahına kefaret olup dördüncü ve ilâ ahiri günler için tutulan her bir orucun da birer ay geçmiş günaha kefaret olduğu Ravzatül ülemâ namlı kltabta mukayyettir. Yalnız, afvolan bu günahlar, Allah ile kul arasındaki günahlar olup, kul hakkı müstesnadır. Kul hakkının kazası mutlaka şarttır, yani hakkı üzerimizde olan kimsenin rızasını almamız şarttır ve lâzımdır.
Mi'rac gecesi Resûlullah Efendimiz Cennette bir nehir gördüm, suyu baldan tatlı, soğukluğu kardan ziyâde, kokusu ise, miskten daha alâ idi. Cebrail Aleyhisselâma sordum:
— Bu nehirden kimler içer?
Cebrail (A.S.) bana dedi ki:
— Bu nehrin ismi Receb'dir. Senin ümmetinden bir kimse, Receb ayında oruç tutsa, size salât etse, Allahü Sübhanehü ve Teâlâ bu nehirden o kula ikram edecektir.
Bu nehirden içmek isteyen âşık! «Şehrullah» olan Receb'te oruç tut! Resûlü kibriya, şefiî rüz-i cezaya salâvat ver!
«Receb» kelimesi üç harfdir. Kur'an harfiyle R, C, B (Receb) ile yazılır. (R) harfi Allahın rahmetine, (c) harfi de kulun cürmüne, (b) harfi de kulun berî olmasına delâlet eder. Allahı Sübhanehu ve teâlâ (Ey kulum! Cürüm ve günah işledin. Rahmetimle seni onlardan beri kıldım. Isyanını ve cürmünü bu ay hürmetine bağışladım, buyuracaktır.) Bu harflerin, buna remz olduğunu, ulema böylece beyan etmişlerdir. Receb ayı çıktıktan sonra Huzurullaha varır, Allahü sübhanehu ve Teâlâ Receb ayına:
— Ey benim Şehrim! Aceb seni sevdiler mi? Kullarım sa.
na tâzim ettiler mi? der.
Receb ayı sükût eder; konuşmaz. Cenab-ı Hak tekrar ve tekrar sorar. O vakit Receb ayı der ki:
— Ayıblar örten sensin Yâ Râb! Kullarına da gayrımın ayıhlarını örtmek için emreyledin. Resûlün de bana «sağır ay» diye isim verdi. Ben kullarının taatını işittim mâiyetlerini, günahlal'ın1 duymadım, diye cevap verir. Bunun için, bu aya «Sağır ay denilmiştir.
Allahü Sübhanehu ve Teâlâ hazretleri:
— Sen benim şehrimsin, günahları işitmezsin. Kullarınıı günahları ve isyanları ile mademki kabûl ettin; senin kabûl etliğin gibi ben de, senin hürmetine onları mağfiret buyurdum.
Günahlarına bir kere olsun nedamet etmek şartı ile, sende günah ve mâsiyet işleseler dahi, bir kere nedamet edecek olurlarsa onları mağfiret buyuracağım, buyurur.
Receb ayına sağır denilmesinin sebebi şundandır: Iki Kirâmen kâtibin meleği bizimle beraber bulunur; yaptığımız iyilik ve kötülükleri yazarlar. Receb ayına mahsus olmak üzere yalnız hasenâtımızı yazıp, seyyiatımızı yazmazlar. Receb ayında tövbe ve nedamet edenlerin seyyiatı meleklere gösterilmez ki, göreler.
İşittirilmez ki, yazalar.
Resûlullah Efendimiz buyurdular: «Muhakkak Receb Şehrullahdır. Yani Allahın ayıdır. Şaban ayı da benim ayımdır. Ramazan ise ümmetimin ayıdır.» demişlerdir.
Imaın-ı Suyutînin «Camiüssagir» namındaki kitabında Hazreti Ebu Hüreyre: (Resûlullah aleyhisselâmın Ramazandan son-
ra en fazla oruç tuttuğu ay Receb ile Şaban ayları idi.) diyor.
Recebin lûgat mânası; Tâzim, büyüklenmedir. Kâbenin hâdimleri Receb ayının evvelinden sonuna kadar bu aya tâzîmen, hürmeten Kâbeyi açık tutarlar. Diğer aylarda ise, pazartesi günü ile perşembe gününden gayri günlerde Kâbeyi kaparlar. Yani, haftada iki gün açık bırakırlar ve derler ki: (Bu ay şehrullahdır. Bu beyt de, (yani evde) Allahın evidir. Kul da Allahın kulu olduğuna göre, biz nasıl men'edebiliriz kulunu; Allahın evinden: Allahın ayında) derler.
HİKÂYE Beyt-il-Makdis'de vani Kudüs mescidinde bir kadın vardı.
Orada Allah rızası için hizmet ederdi. Receb ayı geldi mi; ibadetine ilâve olarak Receb ayına hürmeten her gün on iki ihlas süresini tilâvet ederdi. Yine Receb ayı geldi. Adeti olan on iki ihlâ'sı Recebe hörmeten tilâvet ediyordu. Günlerden bir gün oğlunu çağırıp:
— Oğlum benim ölümüm yaklaştı. Bana bir emr-i Hak olursa Rabbime ibadet kıldığım, daima hizmetinde bulunduğum zaman sırtıma giydiğim bu eski elbisemi bana kefen yap.
Diye vasiyyet etti. Birkaç gün sonra da öldü. (Yani oldu, mü minler ölmezler olurlar. Kâfirler ölürler,) Oğlu anasının vasiyyetini tutmadı. Ona yeni kefen aldı. Annesini yeni kefenlere sardı. Eski bir elbiseyi kefen yapmak dosta, düşmana karşı kendisine ağır gelmişti. O gece annesini rüyada gördü. Annesi ona:
— Niçin vasiyetimi tutmadın?
Diye sitem etti. Sabah olunca vasiyetini yerine getirmek üzere eski elbiseleri alarak kabristana yollandı. Annesinin kabrini açtı. Nasıl bu işi yapmasın, rüyasında annesi ona:
— Niçin vasiyetimi yerine getirmedin? Senden razı değilim. Hakkım sana helâl olmasın, demişti.
Bir de baktı ki, kabir bomboştu. Annesi kabirde yoktu. Şaşırmıştı. Dün buraya onu kendi eli ile gömmüş ve son vazifesini yapmıştı.
Ağlamağa başladı, şimdi ne yapacaktı? Kendisine şöyle nîda olundu:
— İşitmedin mi, bilmedin mi? Bizim şehrimiz olan Recebe bir kimse hürmet etse, biz onu kabrinde yalnız bırakmayız.
Seyyid Seyfullah (K.S.) şöyle diyor:
Biz âşıkız, biz ölmeyiz Çürüyüp toprak olmayız Karanlıklarda kalmayız Bize Leyl-ü-Nehâr olmaz.
Allaha kulluk eden, Allahı seven, Allahın dostları zulmette kalmazlar. Ebedî saâdeti buradan bulurlar. Ebedi hayata buradan ererler. Onlara gözlerin görmediği; kulakların işitmediği, akılların düşünemediği, beşer kalbinin hatıra getiremediği nimetler ihsan olunur. Böyle günleri fırsat bilip; sây idegör. Yakın bir zamanda bu misafirhaneden seni cansız bir ata bindirip dostlarının firkat gözyaşları; düşmanlarının sevinç sürûrları ile o korkunç çukura amelin ile başbaşa bırakacaklar. Şâirin dediği gibi:
Aldanına azizim bu dünyanın nakşına, nakkaşına Hazret-i Adem gibi girsen Hezâran yaşına Akıbet gelirsin şu musâlla taşına Kapatırlar seni bir hâli haraba yalnız O karanlık gecede kendine bir dost ara bul.
Oranın dostu, arkadaşı iyi amellerdir. İyman, Namaz, Oruç' tur, zekât'tır, saclakâttır, bütün iyiliklerdir, zikrullahdır, sıddık.
tır, bütün mahlükatı ilâhiyyenin hakkını gözetmekdir. Resûl Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdular:
«Bir kişi öldüğü zaman, bütün amelleri münkatî olur. Yaptığı iyilikten üç şey, üç ameli daima devam eder; defter-i amalinin hayır kısmına daima sevap yazılır.»
1 — Sadaka-i Cariye ki: Mektep, Medrese yaptırmak, Çeşme yaptırmak, Kuyu açtırmak, Hastahane yaptırmak, Mescid yaptırmak, Kanal açtırmak, yol yaptırmak, ağaç dikmek, köprü yaptırmak gibi...