İrşad I · kaynak sayfaları 231–238
rerken, Fahr-i Alemin haberi olmadan nâra sevkedilip, adalet yerini bulacaktır.
HÛ!
Semalar yarılıp açılıverir, Gök kubbe bir anda düşer derine, Yıldızlar savrulup saçılıverir, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Denizler kaynayıp karışır birden, Kabirler deşilir, sıynılır perden Mahcup ve perişan kalktığı yerden, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Her nefis öğrenir â'mali nedir?
Tâ'ati nelerdir, ihmali nedir?
Iyilik, kötülük,, vebâli nedir?
Sürerler beşeri mahşer yerine...
Ey insan! Ne diye gururlanırsın?
Bu gençlik, güzellik bâki sanırsın, Nefsine uyına ki, çok aldanırsın, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Sen hesap gününü etme ki inkâr, Mağfiret eylesün ol yüce Hünkâr, Isyanın zarardır, iyman ise kâr, Sürerler beşeri malışer yerine...
Kiramen-kâtibiyn korurlar seni, Ne yana dönersen görürler seni, Sen seni bilmezsin, bilirler seni, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Mü'mine va'doldu cennat-iin-nâim, Kâfirin makanu cahimdir, cahim;
Asiye merhamet eyler mi rahim, Sürerler beşeri mahşer yerine…..
Bir hesap günü var bildin mi gafil, Sürunu üfürür o gün İsrafil, Tâ'atin olacak azaba kâfil.
Sürerler beşeri mahşer yerine...
Milyonun olsa da eylemez fayda, İstersen ömrünü geçir sarayda Zâhirin, bâtının olur hüveydâ, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Kurulur o demde mizân muhakkak, Hak kaza olunur, kadi olur Hak, Seyyiat, hasenat hep tartılacak, Sürerler beşeri malışer yerine...
Kaybolmaz zerrece ne hayır, ne şer;
Hepsini önünde bulacak beşer, Adalet günüdür, bilmiş ol mahşer, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Yanına kâr kalmaz ettiğin zulüm, Zâlimden hakkını alacak mazlûm, Kâfirler edemez. Hakka tazallüm, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Cehen nem şiddetli alevler saçar, Analar, babalar evlâttan kaçar, Sararır gül yüzler, benizler uçar, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Kimisi Sıratı sür'atle geçer, Kiminin ayağı takalır, sürçer, Kimisi Kevser-j-Resûlden içer, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Enbiya, evliya diz üstü düşer, Titreşir korkudan, dudaklar şişer, Kafalar içinde beyinler pişer, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Âdem'den, İdris'ten imdat umulmaz, Musa'dan, Isa'dan çare sorulınaz, Kimseden kimseye şefaat olmaz, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Münâdi seslenir: Almed'e varın!...
Şefl'i odur hep günahkârların, Onsuz pek haraptır hali kulların!...
Sürerler beşeri mahşer yerine...
Koşarlar nebiyyi zişâna heman, Feryad-u-figanla derler: «El'aman!..»
Ummetin perişan gördüğü zaman, Sürerler beşeri malışer yerine...
Resûl-ü müctebâ ağlar bu hale, Melekler düşerler hüzn-ü-melâle, Tevecciih eylerken ol zülcelâle, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Secdeye kapanır Arş-1-â'laya, Niyazda bulunur kadir Mevlâya, Yürekler dayanmaz bu vaveylâya, Sürerler beşeri mahşer yerine...
Resûl-üs-sakaleyn eyleyüp nida;
«Ilâhi! Fatımam yoluna feda, Lâyık mı buş dönsün kapından gedâ...»
Sürerler beşeri mahşer yerine..
«Hasanım, Hüseynim nezridem sana, Zeynebim, Rukiyem bezlidem sana, ilâhi! Ümmetim bağışla bana..»
Sürerler beşeri mahşer yerine...
Hak celle ve âlâ buyurur şöyle:
«Habibim! Gam yeme, üzülme böyle, Uminetin affettim, ağlama öyle...»
Sürerler beşeri mahşer yerine...
Ey Aşkî! Ne mutlu ümmeti oldun, Muhammed aşkiyle himmeti buldun, Ni'meti, izzeti, cenneti buldun, Sürerler beşeri mahşer yerine...
El-Hac
MUZAFFER OZAK Kardeşlerim! bu gibi huylarınız varsa hemen tevbe ediniz, bir daha yapmayınız. Kime vurdunsa git o zâtı bul, hakkını helâl ettir. Rizasını al. Kimin malını aldın ise, sahibine iade et.
Onun hakkını helâl etmesini te'min et Zira Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: «Nâra tahammül edeceğin kadar suç işle.» Bizim dünya ateşinin bir kıvılcımına tahammülümüz yok. Nerde kaldı ki, âhiret ateşine tahammül edelim.
Insan hamamın sıcağına, yazın güneşine tahammül edemiyor.
Cehennemde yanan bu ümmetin cezaları tamam olunca; Cenab-ı Hak Cebrail'e azameti kibriyası ile şöyle buyurur: «Yâ Cebrâil ümmeti Muhammed'in âsîleri Cehennemde ne yapıyor?
Cebrail cevaben: « Yâ Rabbi Zatın âlîmdir. Bendan daha iyi onların halini sen biliyorsun.» diyerek cevap verir. Cenab-ı Hak Celle Celâlühü Hazretleri: « Yâ Cebrail! Git onların hallerine bak,» der. Hazreti Cebrail gidip cehennemin ortasında ateşten bir minder üzerinde oturan, cehennemin memuru olan Mâlik'e varır. Mâlik Cebrail'e hürmetten, ta'zîmen ayağa kalkar. Ve Cebrail (A.S.) a: «Yâ Cebrail! Buraya ne için geldin,» der. Cebrail; «Yâ Mâlik, âsi ümmet-i Muhammed'e ne muamele yaptığını görmek için buraya gönderildim,» der. Mâlik: «Bunların halini hiç sorma. Halleri çok fena, mekânları gayet dardır. Ateş cesetlerini yakıp mahvetti. Yalnız, yüzleri ve kalbleri iyınanları sayesinde kurtulup, halâs olabilmiştir» diyerek. cevap verir. Cebrai]: «Yâ Mâlik! Bunların üzerinden perdeyi kaldır da hallerine nazar edeyim. Böylece emir aldım.» der. Mâlik (A.S.) cehennemin gardiyanları olan zebânilere emreder. Perde açılır. Ehl-i nâr, Cebraili (A.S.) görünce hüsn-ü cemalinden, yâni güzelliğinden onun azab melâikesi olmadığını anlayıp, Mâlik'e hitaben:
« Yâ Mâlik, bu zât kimdir? Biz bu nâra gireli bundan güzel kimse bize gelmedi. Böyle bir meleğe tesadüf etmedik.» diye Mâlik'e sorarlar. Kimliğini söylemesini rica ve niyaz ederler. Emr-i Ilâhi ile Mâlik şöyle cevap verir: «Bu gördüğünüz güzel melek, Nebi- Ier Serveri, Serdar-ı Enbiya olan Hazreti Muhammed (S.A.V.) c vahiy getiren Cebrail dir.» diye cevap verir. Onlar Nebîlerinin ismini işitince cehennemde bir gulgule ve feryat yükseltip ağlayarak: «Aman el'aman Yâ Cebrail! Resûlullah'a (S.A.V.) git, bizden selâm et. Halimizi gördün, var O rahîm olan Nebîmize anlat. Encâmımızı haber ver. Uzun zamandır burada yanmakta, azap çekmekteyiz. Kendisinden başka bizi azad edecek ve elimizden tutacak ve bizlere şefaat edecek yoktur.» diyerek âh-ü enîn ederler. Dünyada yaptıklarını hatırlayıp, bin pişman olurlar. Cebrail, onları o halde bırakıp izn-i hak ile huzur-u izzete dahil olur. Cenab-1 erhamerrahimin «ümmet-i Muhammed'i nârımda nasıl buldun? Hallerini nasıl gördün?» diye Cebraile sual eder. Cebrail haşyet ve korku ile: Yâ Rabbi! Hallerini vasf etmekten âcizim. Mümkün olamayacak derecede fena ve elîmdir, diyerek cevap verir. Cenab-ı Hak «Benden birşey talep ettiler mi?» buyurur. «Yâ Rabbî, Ecell-i Alan benden daha iyi bilir.
Benden Nebilerine selâmlarını bildirip hallerini haber vermemi rica ve niyaz ettiler.» Cenab-ı Erhamerrahimîn: «Çabuk git emaneti mahalline tevdi'et. Resûlümü hallerinden haberdar et.» Buyurur. Cebrail ağlayarak cennette Tûbâ altında türlü mücevherat ile tezyin edilmiş bir çadırda Resûlüllah (S.A.V.) a vâsıl olur.
Resülü Ekrem: «Yâ Cebrâil; burası sürur yeridir, niçin ağlıyor..
sun?» diye kendine sorar: Cebrail cevaben:
«Yâ Resûlallah (S.A.V.) nâr-ı cahîmde azab olunan âsi ünımetini görseydin. Hallerini benim gibi bilseydin, benden ziyade zai-ı Risalet penâhiniz ağlardınız..» der. Bunun üzerine Re.
sûl-ü Ekrem: «Yâ Cebrail Cehennemde benim ümmetimden kimse var mı? Benim ümmetimden bir fert nâra girdi mi?» diyerek sayha ile ağlamağa başlar. Ve hemen arş-ı âlâya gelip başını secdeye koyup hiç bir nebînin, hiç bir velinin yapamayacağı bir lisan ile Cenab-ı Hakka senâ eder. O esnada Allah tarafından: «Yâ Resûlüm! Ey Mahbûbum, başını secdeden kaldır. Ne
- 23ö istersen verilir. Şefaat dileğin kabul edilir.» Diye hitab-ı izzet vaki olur. Resûlü Ekrem: «Yâ Rabbi! Ummetimin âsileri hakkında hükmün icra olundu, onlardan mazlumların intikamını aldın. Yeter onlara artık azab etme.» diyerek niyaz eyler. Cenab-ı Hak «Resûlüm kelime-i tevhîdi getirip hüsn-ü hâtime, yani iyman ile ölenleri âteş-i sûanımdan selâmete çıkarmak üzere seni şefaata müsaadeli kıldım. Ve onları, sen Habîbime hîbe ettim, bağışladım,» diyerek iltifatı ilâhiyyesini habibine bildirir. Ve onu teselli eder.
Resûl-ü Ekrem, süratle cehennemin en yüksek memuru bulunan Mâlik'e gidip ümmetinden sual eder. Mâlik de ümmetinin âsilerinin azabını O'na tafsilâtı ile haber verir. Resûl-ü Ekrem: «Yâ Mâlik! Perdeyi aç, ümmetimin hallerine nazar edeyim.» Buyurur. Mâlik keşf-i hicap için zebanilere emredip, perde açıldığında; nâr'da bulunan âsi ümmet, Resûlullah'ı görüp hemen feryadü figân ederek: «Yâ Resûlallah! imdat, şefaat Ya Nebiyallah!» diyerek hep bir ağızdan bağrışmaya başlarlar. « Yâ Resûlallah! Ateş bedenlerimizi yakıp kömür etti. Azâba tahammülümüz kalmadı. Bizi buradan halâs et...» diye sayha ederler.
Hz. Muhammed (S.A.V.) izn-i ilâhi ile hepsini nardan çıkarıp azad eyler. Bâb-ı cennette, âb-ı hayat ile yıkanıp ve o su vasıtasıyla tertemiz olunca, genç delikanlılar olurlar. Yüzleri ayın ondördü gibi olur. Yalnız alınlarında şu yazı okunur: (Bunlar ehl-i nâr idiler. Rahman olan Allah bunları nârdan azad eyledi.) Bu yaz:
alınlarında yazılı olduğu halde, cennete dahil olurlar. Bir müddet sonra bu ibareden yani, alınlarındaki yazıdan dolayı mahçup kalmak, hüzün ve esefe düştüklerini beyan ederek alınlarından o yazının kaldırılmasını Cenab-i Haktan dua ve niyaz ederler. Allah Celle Hazretleri, dualarını kabul buyurup o yazıyı alınlarından siler. Asi ümmet-i Muhammed'in bu iltifatı ilâhiyyeye nail olduklarını gören kâfirler: (Keşke biz de dünyada iken müslüman olsaydık. Bizim de bir şefîimiz bulunsa idi. Onlar gibi biz de nâr'dan kurtulsaydık) diyerek nedamet edecekler, ama ne faide. Zira, onlar orada müebbet, temelli kalacaklardır. Azabları eksilmeyecek, artacaktır. Zira, onlar Allaha, Peygamberine iyman etmemişler, namaz kılmamışlar, kimseye iyilik etmemiş-
ler. Ölüm onları bu vaziyette bulmuştur. Onlar Hâliklarına şirk koşmuşlar, başıboş yaratıldıkları her yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını zannetmişler. Neticede bu korkunç azaba düçar olmuşlardır.
Yâ Râb Habîb-i Haşîmin hürmetine, bizi nârından koru!
Ummet-i Muhammed'in âsileri, imanlarından ötürü şefaatı Muhammediye ile azaptan kurtulduktan sonra, lûtf-u ilâhi ile şadüman olurlar. Ebedî nâr'da kalan kâfirlerin nedametini Allah Celle Hazretleri sûre-i Hicr âyet 2'de haber vermektedir.
Ru bemâ yeve'ddülleziyne keferu levkânu müslimiyn.
(Sûre-i Hicr: 2)
«Kâfirler kıyamet gününde keşke biz de müslüman olsaydık. mü'minlerin nail oldukları lûtf-u ihsandan biz de mahrum olmasaydık» diye temenni ve tahassür ederler. Buyuruyor. Ne mutlu bizlere ki, o Nebiyyi Zişan'a ümmet olduk. Allah'a yüzbinlerce şükürler olsun ki bizleri ümmet-i Muhammed'den eyledi Bu nimeti takdir eyleyen. Allah'ın emirlerini tutar, dini vazifelerini yerine getirir ve şefaat-ı Nebiyye nail olur Yâ Rabbi!
Bizi affeyle! Nârına koyma. Bize lûtfeyle, bizi mü'min olarak öldür. Salihler arasına ilhak eyle Yâ Rabbî! Bihürmet-i seyyidil mürselîn. Velhamdü lillâhi rabbil Alemin. Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifûn. Ve selâmün alel mürselîn. Velhamdü lillâhi rabbil-âlemin. EL-FATİHA.
Allahümme ecirna minennâr ve adhılnel cennete mâal - ebrar. Allahümme ecirna ve ecir mevtana ya mucir. Biafvike ya Rahman.
Açilal re ran kapsı Bu bezme Mevlâ'dan ikramlar geldi.
Zikredip, diliriz andık Mevlâyı Hem Resûl-ü Kibriya'dan selâmlar geldi.
Aşk od'u düşerek kalbimize Tesbihini aldık çün dilimize Gayret kemerin sardık hem belimize Dostumuz Mevlâ'dan ihsanlar geldi.
Aşka gelip Hak dedi dağ ile taşlar Dost aşkı ile döküldü kan ile yaşlar Kıyam'da, rükû'da, secde'de başlar Affına, lûtfuna sâiller geldi.
Kulunuz biz senin ey Kerîm Allah Rahmeyle bizlere ey Rahîm Allah Kerem kıl bizlere ey Ganî Allah Bu âsi kulların lûtfuna geldi.
Kovarsan kapından kime gideriz Yakarsan nârında biz ne ederiz Senden gayri ilâh yok kande gideriz Dergâhına kulların tevbeye geldi.
Muhammed aşkına affet bizleri Karatma mahşerde bu ak yüzleri Mahzun etme Yâ Rab, şâd et bizleri Kullarm mahzûnen kapına geldi.
Aşki'nin günahı dağlardan yüce İsyan ile meşguldür gündüz ve gece Habibin elinden Kevserden ice Huzûruna aşk ile uryana geldi.
Aşki-l Cerrahi-i Halveti
EL-HAC
MUZAFFER OZAK