Ara
Menü

Sayfalar 196–203

1.780 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 196–203

Şeriatte edebin saklamayan, Tarikatte pişip büryân olamaz..

Mâ'rifet âbından içip kanmayan, Hakikat bâbında ummân olamaz.

Müslüman ve mü'min olana lâyık olan, ilm-ü hilm, lûtf-ü kerem, şefkat ve muhabbet sahibi olmaktır. Her türlü musibetlere sabredici, her çeşit kötülüğü affedici bulunmaktır. Iyman nurlarıyla nurlanmış bir kalpte bu üstün haslet ve sıfatlar bulunur. Zira; af, sabır, mürüvvet, hilm, kanaat, tevazû, fazilet salih mü'minlerin vasıfları ve sıfatlarıdır. Allah azze ve celle, Kitab-ı keriminde sabredenlerle affedenleri medh-ü senâ buyurmaktadır. Zira, zât-ı ahadiyyeti de SABUR ve GA- FUR'dur. Onun için, sabredenleri ve affedenleri sever ve sevdigi kullarına da bu üstün sıfatları lâyık ve münasip görür ve o kuluna bu sıfatlarla ikram eyler ve netice olarak da o kulunu ecr-i azime nail kılar.

Allahu teâlâ, sizleri ve bizleri sabreden, affeden salih kulları meyanında affü magfiret buyursun.. Sizleri ve bizleri gaflet uykusundan rifk ve mülâyemetle uyanan, Kur'ân-1 azimin boyasıyla boyanan, her işinde Hakka ve hakikate dayanan kullarından eylesin.. Sizleri ve bizleri rizayı ilâhisine muvafık salih ameller işleyen, nur-u tevhid ile kalpleri rahatlayıp genişleyen, sevdiği kulları zümresine ilhak buyursun..

Tevfikini refik eyledigi sa'idler divanına kaydeylesin.. Şakiler, âsiler ve mücrimlerden eylemesin.. Resûl-ü zişânın şefaat-i uzmâsına sizleri ve bizleri nail eylesin.. Onun sancağı altında cem-u haşrolan, kamıl bır ıyman lle çene kapayan, emanetini zikr-ü tevhid ile teslim eden kullarından eylesin.. Cennet ve cemaline lâyık salihlerden ve âşıklardan eylesin.. Âmin..

Âmin.. Bi-hürmeti seyyidil mürseliyn.. Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn EL-FÂTİHA..

ENVÂR- ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)

DERS: 5 MÜNDERECAT:

Bakara sûre-i celilesinin 195. âyet-i kerimesinin tefsiri - Ahlâk ve amellerimizi güzelleştirmenin fazilet ve ehemmiyeti - Ihsanın çeşitleri - Şahsınıza ve başkalarına olan ihsan ne demektir - Kerem ve lûtüf sahibi olmanın yararları - Adaletle zulmün farkları - Musa aleyhisselâmın niyazına rağmen Firaun'un helâk olmamasının sebebi - Kişinin nefsine zulmü nasıl olur - Hz.

Imam-ı Ali radıyallahu anh efendimizin bir müşrik gençle muhasaması ve o genci kendine benzetmesi - Hz. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anhın kerem ve ihsan hakkındaki irâdları - Iskender-i Zül-karneynin veciz bir hikâyesi - İhsan ve yardımlaşma hakkında Resül-üzişân efendimizin muhtelif öğütleri ve müjdeleri - Namazın mü'minlerin mi'râcı olduğu - Tâ'dil-i erkâna riayetle kılınan namazın faziletleri - Kıldıkları namazların kıymetini bilmeyenlerin halleri - Bir rekâtta hatm-i Kur'an eden ecille-i ümmetten dört muhterem zat - Imam-ı â'zam hazretlerinin bir hikâyeleri - îbrahim aleyhisselâmın âlem-i cemale intikalindeki hali - Mü'min bir gencin son nefesinde zuhura gelen tecelliyat - Yabancı bir millete mensup yüksek rütbeli bir kumandanın hidayete ermesi - Amerika'lı bir mimarın Süleymaniye cami-i şerifini incelemesi ve kendisiyle yapılan dikkate deger sohbet - Arafatta vefat eden bir zata ihsan buyurulan rahmet - Kâfirlerin ve zâlimlerin nedametleri - Kardeşlerine zulmeden bir zatın vefatındaki acıklı hali - İhsan hakkında üç kişi arasında vukua gelen mübahese - Mü'minlere yakışan güzel sıfatlar - Kâfirlere ve zalimlere ait çirkin ve kötü sıfatlar - Hayra ve iyilige koşmanın yararları.

Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ mürşidinâ Muhammed Sallû alâ envâr- kulûbinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i zünubinâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah. Ez-zâhirü Allah.. EIbâtınü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah.. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..

Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlül ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidû emri ilallah vallahu basiyrun bil'ibâd..

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül hakim..

Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvâd-ül-kerim..

Eûzü Billahi min-eş-şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym Kalallahu tebareke ve teala fi kitabih-il-mübiyn: (Ve ahsina innallahe yuhibbülmuhsiniyn...)

El-Bakara: 195 Meal-i münifi: Ahlak ve amellerinizi güzelleştirin, ihsan edin, Allahu tealâ ihsan edenleri sever.

Yerlerin ve göklerin Hâliki, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Mâliki, bütün yarattıklarının Râzıkı, istediğini istediğine veren, istediği ân geri alan, azizi zelil, zelili aziz eyleyen Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri; ahkâmı aslâ eskimiyecek olan ve kendisine sarılanları, emir ve nehiylerini tutanları yücelten ve aziz eyleyen, kendisinden uzaklaşanları, emir ve nehiylerine uymayarak hükümlerini tutmayanları da zelil eden kalplere şifa, ruhlara cilâ ve gönüllere sefa bahşeyleyen Kelâm-ı şerifinde:

VE AHSINÜ = Ahlâkınızı, bütün amellerinizi, işlediğiniz her işi, sizleri zulmetten nura, gafletten su'ura, iki cihanda neş'e ve sürûra iletip ulaştırmak için inzâl eylediğimiz Kur'an'ımıza tatbik ederek güzelleştiriniz. Muhtaç bulunan kullarıma, elinizin erdiği ve gücünüzün yettiği kadar iyilik ediniz, bütün yarattıklarıma ihsanda bulununuz.

INNALLAHE YUHİBBÜL-MUHSİNİYN = Hiç kuşkunuz olmasın ki, bu emrimi tutar, iyilik eder ve ihsanda bulunursanız, iyilik edenleri severim, buyrulmaktadır.

Burada, iki önemli gerçeğe dikkatinizi çekmek isterim.

Allahu sübhanehu ve teâlâ, gerek bu âyet-i kerimede ve gerekse Kur'an-1 azim-ül-bürhanın diğer bir çok hükümlerinde, biz âciz ve günahkâr kullarına iki türlü ihsan irade buyurmaktadır:

BIRINCISI: Kendi şahsımıza olan ihsandır ki, ahlâkımızı ve bütün amellerimizi, ilâhî hüküm ve emirlerine tamamı tamamına uydurarak güzelleştirmeğe gayret etmemizdir.

IKINCISI: Bütün mahlûkat-ı ilâhiyyeye mâ'nen ve maddeten yapacağımız ihsandır ki, en yakınlarımızdan başlamak suretiyle çevremizde ve dünya hayatında bütün yaratılanlara yapmakla mükellef bulunduğumuz iyiliklerdir.

Bu iki şartı, gereği gibi ve hakkıyle yerine getirecek olursak, Rabbimiz de bütün ihsan edenleri sevdigi gibi, bizleri de seveceğini beyan ve ilân buyurmaktadır. İsterseniz, siz buna üçüncü ve asıl ihsan da diyebilirsiniz. Allahu tâlâ'nın sevdiği kul olmanın ne büyük bir ihsan olacağını, sizlerin irfan ve iz'anınıza bırakırım.

Görülüyor ki; halka ihsan eylemek, Hâlik'a ihsan eylemektir. Allah korusun, bunun zıddı olarak halka ihanet etmenin de yine Hâlik'a ihanet etmek demek olacağını söylemege bilmem lüzum var mı?

Hal ve hakikat böyle olunca, şöyle bir neticeye varıyoruz: Allahu tâlâ'nın en ziyade sevdiği kul, insanlığa ve insanlık idealine hizmet edenlerdir, insana ve insanlığa yararlı olanlardır. En sevmedigi kul da, insanliga ve insanhk idealine ihanet edenler, yani insana ve insanlıga zararlı olanlardır.

Iyman ve islâmın şartı ve hükmü budur: Iyman sahibi olan Müslümanlar, insanlara hizmet ve ihsanda bulunmakla görevlidirler. İymanı yarım ve islâmı nakıs olanlar bu büyük ni'met ve özellikten mahrum kalırlar. Insanlara hizmet ve ih-

sanda bulunmayanlar, elbette bu zevke eremezler, bunun hazzına varamazlar. Bu gibilere, insan demek dahi caiz olur mu bilmem? Zira, insanlığa hizmet etmeyen ve ihsanda bulunmayanlar, belki şeklen ve surette insan gibi görünürler ama, hakikatte insan sayılamazlar. Yerine, sırasına göre, hayvanlar dahi insanlara hizmet ve iyilik ettiklerine göre, bunlar yaşayışları bakımından hayvandan da aşağı değiller midir?

Şu halde; kerem, lûtuf ve ihsan sahibi olalım, yalnız hemcinsimiz olan insanlara değil, hayvanlara ve bütün mahlükata karşı şefkatli, merhametli ve iyiliksever olmaga çalışalım, faydalı ve yararlı hizmetlerde bulunalım ki, Allah azze ve celle de bizlere kerem, lûtuf ve ihsanın tadını tattırsın.

Ihsan edicilerin evveli, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve tekmil kemal sıfatlarıyla muttasıf bulunan Allahu zülcelâl vel-kemal hazretleridir. Bu âlemde, ne kâfiri mahrum, ne münafıkı mahzun eder. İstisnâsız bütün yarattıkları, onun sonsuz ni'met ve ihsanlarından faydalanırlar. Şöyle etrafımıza dikkat ve ibretle bakmak kafidir. Gökte güneş, ay ve sayıları dahi bilinmeyen yıldızlar, yağmur ve kar, yerde ise her yandan fışkıran bereket, Hakkın en büyük ihsanları değil midir? Bu ilâhî ihsanların değerini anlayarak Hakka hakkıyla iyman edenler, şükür ve hamd-ü senâ eyleyenler, onun ahlâkıyla ahlâklanırlar ve ihsan sahibi olurlar, onun sevgisine liyakat kesbederler, dünyada sayısız lûtuflara ve âhirette de yüksek derecelere nail ve mazhar olurlar.

Hak cümlemizi korusun, ona hakkıyle iyman edemeyenler, şükür ve hamd-ü senâ vazifelerini ihmal veya büsbütün terkedenler ise, yine bu dünyada ihsanlara nail olabilirler ama, âhirette ebedî ihsanlarından mahrum kalırlar ve hüsrana uğrarlar.

Ihsan sıfatı, hiçbir mahlûka verilmemiş, ancak ve yalnız Ademoğullarına bahş ve ihsan buyurulmuştur. Insana, ihsanda bulunması, yani gücü yettiği kadar iyilikte bulunması bu sebeple irade olunmuştur. Bunun içindir ki, düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanda ihsan hakkındaki âyet-i celile çok yüce âyat-ü beyyinattan birisi ve belki de birincisidir.

Her hafta cuma günleri ki, mü'minlerin bayramı ve cuma namazları da fakir mü'minlerin haccıdır, minberlerden Allahu teâlâ'nın emir ve nehiylerini, enfüsi ve âfaki âyat-ı beyyinâtını bizlere bildiren hatipler, hutbelerinin sonunda Allahu tâlâ'nın bizlere adalet ve ihsan üzre bulunmaklığımızı emir

ve irade buyurdugunu teblig ederler. Bu ilâhî teblig, kıyamete kadar da böylece devam edip gidecektir. Bu emr-i ilâhî, elbet ve elbet yalnız teblig ile de kalmayacak, adl-ü ihsan mutlaka zuhura gelecektir. Ne var ki; kime nasip olur, hangi kavım ve millet bu adalet ve ınsanı tatbike muvattak olur, orasını ancak Allahu azim-üg-şân bilir. Çünkü, adaletle küfür pâyidar olur. Zulümle islâm pâyidar olmaz, demişlerdir. Bunun mânası şudur:

Adalet, Allahu teâlâ'nın yüce sıfatlarından bir sifattır.

Kâfir dahi bu sıfatla hareket ettiği takdirde, küfrüne rağmen ilâhî ve islâmî bir sıfatla hareket ettiği için pâyidar olabilir.

Müslüman ise, islâm oldugu halde zulümle hareket ettigi için pâyidar olamaz. Zira, zulüm küfür sıfatıdır. Islâm olduğu halde, küfür sıfatıyla sıfatlanan elbette pâyidar olamaz. Bir kavmin dünyada bekası, adalet ve ihsan iledir. Adalet olmayanda, ihsan da bulunmaz. Ne adaletsiz ihsan, ne ihsansız adalet düşünülemez. Bu yüzden de, adaleti terk ve ihmal eden kavimler ve milletler beka bulamamışlardır. Adalet kuvvetli ve kuvvetli âdil olmalıdır. Bu, toplum hayatında mihenk taşıdır.

Tarihte, bunun bir çok örnekleri görülmüştür. Ezcümle, Hz.

Musa aleyhisselâm niyazda bulunmuştu:

— Yâ Rab! Firaun ve kavmini helâk et..

Hitab-1 izzet şeref-sadir oldu:

— Ya Musa! Bu isteğini yerine getiremeyiz. Zira, Firaun milletine karşı adaletle hükmetmektedir. Adalet ise benim sifatımdır. Adaletle hükmeden kâfir dahi olsa, onu helâk edemem..

Netekim, Firaun adaletten ayrılarak zulme başlayınca helâk oldu. Yani, Firaun'un mahvı kendi zulmünden ileri geldi.

Sizirisirts Ve mû zalemunâ ve lâkin kanu enfüsehüm jazlimûn...

El-Bakara: 57 Meal-i münifi: Onlar, itaat etmemekle bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.

Adalet üzere hükmeden, bu hükmüyle aziz olur. Adaletten ayrılan ve zulme sapan ise, yine bu zulmü ile bizzat ze-

lil olur. Kendi zulmüne mahkûm kalarak ebediyyen hüsrana uğrar.

Ihsan edebilmek mutluluğuna erişebilen kutlu kişiler de, daha bu ihsana niyyet ettikleri ân, ihsan-ı ilâhiyye nail ve mazhar olurlar. Biraz yukarıda, bilvesile kayıt ve işaret ettigimiz gibi adalet ve ihsan denilen yüce hasletler, mahlükat arasında yalnız insana bahş ve ihsan buyurulan mümtaz birer sıfattır. Hepimizin bildiğimiz gibi, bu sıfatlar Allahu azimüş-şânın yüce sıfatlarındandır. Insan da halifetullah olduğundan, bu yüce sıfatlarla taltif buyurulmuştur. Ancak, insan suretindeki bazı hayvanların, bu sıfattan yoksun bulunduklarını unutmamak gerekir.

Enbiyâyı izâma bahş ve ihsan buyurulan mu'cizeler, birer ayna gibidir. Her ümmet, kendi peygamberine bahş ve ihsan buyurulan bu mu'cize aynasına bakarak kendi hallerini ve kendi sıfatlarını müşahede etmişlerdir.

Hiçbir hayvanda, tam ve mutlâk adalet ve ihsan olamaz.

Binaenaleyh, zâlimlerin ve ihsan ni'metinden yoksun olanların hayvandan kalır yerleri yok demektir. Hattâ, bir bakıma şeklen insan gibi göründükleri halde hayvandan da daha aşağılk sayılırlar.

İnsanlar arasında hak ve adaleti tevzi edecek bir kürsiye meselâ zehirli bir kobra yılanını, bir kaplanı, bir parsı oturtmayı hiç kimse düşünemez. Ne var ki, surette insan gibi göründügü halde, siyreti bozuk ve yaptığı işler bakımından bir kobra yılanından daha tehlikeli, bir kaplan veya parstan daha zararlı ve yırtıcı bir zalim, bu adalet kürsüsüne kasıla kasıla oturabilir. Bunun, bir çok örnekleri dünyanın bir çok ülkelerinde görülmüştür. Bu ve benzeri müşahedeler, akılları başlarında, vicdanları ve sağduyuları yerinde olanlar için ancak bir ibrettir. Onlar, bu hali hor görmezler ve suçu yine de kendilerinde ararlar. Yukarıda, peygamberlerin mu'cizeleri ümmetleri için bir ayna gibidir, demiştik. Tıpkı, bunun gibi bazı zâlimler de Hak tarafından görevlendirilerek, irtikâp ettiğimiz suç, zulüm ve mâ'siyyetlerin miktarını bize gösterirler:

Kemâ tekânü yüvella aleyküm...