Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 204–211
(Siz nasıl olursanız, başınıza öyle veli gönderilir.)
Hadis-i şerifi, bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Firaun'a, Hz. Musa aleyhisselâm eliyle gösterilen mu'cize bir asa idi.
Bu asayı, Allahu tâlâ'nın emriyle yere atan Hz. Musa aleyhisselâm, onun boga yılanı iriliginde zehirli ve fakat küçük bir yılan kadar da kıvrak ve çevik olduğunu Firaun'la birlikte müşahede eyledi. Acaba, Firaun'a gösterilmek üzere Hakkın emriyle yere atılan o asa, mesela yırtıcı bır arslan, kaplan, pars veya benzeri vahşi bir hayvan degil de, yılan şeklinde görünmüştü? Çünkü, yılan çok zâlim bir hayvandır ve zulmü temsil etmektedir. Hz. Musa aleyhisselâm eliyle zuhura gelen bu büyük mu'cizedeki asa, yılan şeklinde görünerek Firaun'un kalbinde gizli zulmü aksettiriyordu. Bir başka deyimle, Firaun'un kalbindeki gizli zulüm, mu'cize aynasında asaya aksederek yılan gibi görünüyordu. Eğer, Firaun kalbindeki bu gizli zulmü atabilseydi, amelini düzeltebilseydi, Hz. Musa aleyhisselâmın mu'cize aynasına asası yılan olarak aksetmezdi.
Öyle ise, kendinde veya aile efradının, evlât ve ahfadının ve seni idare edenlerin üzerlerinde gördügün, bizzat senin amellerindir. Onun için, çirkin amellerini başkalarının üzerinde gördügün zaman, onun kendi malın olduğunu sakın unutarak herkesi suçlamağa kalkma! Onlar, senin hakettiğin şekilde halk olunup sana gösterilmektedir.
-..
El veledi sirruebihi el veledü invanü ebihi Evlât babanın sırrıdır. Evlât, babanın ünvanı ile amılır.
Firaun ve kavmine Nil nehri neden kan renginde akar göründü biliyor musun? Çünkü, Firaun ve kavmi, Hz. Musa aleyhisselâm ve kavminin kanını içmege azmetmişti, bu onun işaretidir.
Firaun ve kavmi, bir defasında da korkunç şekilde bitlenmişlerdi. Bu bit mu'cizesi de, onlara âciz ve iğrenç birer mahlûk olduklarını göstermek içindi. Ne var ki, anlamadılar, anlayamadılar, düşünemediler, nihayet suya gark oldular, kendi zulüm ummanlarında boğulup tarih sahifelerinden si-
lindiler ve gittiler. Kendilerinden sonra gelecek nesiller ve insanlar, onların bu akibetlerinden ders ve ibret aldı.
Akılsız kafa, düşüncesiz zihin, ibretsiz göz, daima helâka mahkûmdur.
Ey âşık-ı didâr-ı ilâhî:
Adl-ü ihsandan aslâ ayrılma, sakın sakın zulme, haksızlığa ve kötülüğe dalma.. Her zaman ve her yerde ihsan, irfan, mürüvvet sahibi ol..
Söylemekten söz uzar, artar emek;
Söyleyenden, dinleyen ârif gerek!..
HIKAYE Hz. Imam-1 Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, o kadar cesur ve o derece ihsan ve mürüvvet sahibi idi ki, onun bu mümtaz haslet ve meziyetlerini tarif ve tavsife dahi imkân yoktur. Kureyş kâfirlerinin, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine, su-ikasıt hazırladıkları ögrenilince, Hz. Ali radıyallahu anh hiç tereddüt etmeden onun yatağına girmiş, ridâsına bürünmüş ve onun yerine kendisini bu korkunç su-i,kaste hedef teşkil etmekten aslâ çekinmemişti. Evin etrafinda dolaşan ve hücuma geçmek için fırsat kollayan Kureyş kâfirlerinden bir kaç yüz silahlının aralarında fısıldaşmalarına aldırış etmeyerek uyuyabilmek cesaret ve şecaatini göstermişti.
Zaten, bir çok gazalarda da Hayder-i kerrâr efendimiz Müslumanlara siper olur, vucudunu onlara adeta kalkan ederdi. Savaşa giderken, yalnız gögsüne zırh giyer ve mübarek sırtını açık bırakarak, kendisini arkadan vuracaklara kanını helâl ettigini ilân ederdi.
Yine bir harp esnasında, bir delikanlının yalın kılıç kendisine hücuma hazırlandığını görmüştü. Düşmanma dahi mertlik ve şecaat göstermekten geri durmamış, bu genç ve tecrübesiz delikanlıya acımış ve ona şöyle seslenmişti:
— Ey oğul! Bana, adıyla sanıyla Hayder-i Kerrâr derler. Kim olduğumu ve silâh kullanmakta ne kadar maharetli bulunduğumu duymadın mı?
Genç adam, kendisine cevap vermişti:
- Evet, duydum ve biliyorum!
— Şu halde, pervasızca üzerime atılmanın sebebi nedir?
Bile bile ölümü göze almış olmuyor musun, kendine acımıyor musun?
— Hepsini biliyorum. Neyleyim ki, bir kıza âşık oldum ve o kız ancak seni öldürmem kayıt ve şartıyla benimle evleneceğini vadetti. Mâ'şukuma vuslât için sana saldırıyorum.
Sevdiğime kavuşabilmem, ancak seni öldürmemle mümkün olabilecek.
, Demek o kızı bu kadar seviyor ve ona kavuşabilmek için beni öldürmeyi göze alıyorsun öyle mi?
- Evet..
— Peki, ya ben seni öldürürsem?
— Beni öldürecek olursan, bu aşk derdinden kurtulurum.
Ben, seni öldürürsem muradıma nail olurum.
Delikanlı, daha sözünü bitirmemişti ki, hiç ummadığı bir manzara ile karşılaştı. Hz. Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, kılıcını yere indirmiş, kalkanının siperinden yüzünü kurtararak boynunu uzatmış ve o genç adama haykırmıştı:
— Gel öyle ise, seni muradına erdireyim ve sevdiğine kavuşturayım!
Onun gibi bir cengâverin bu teslimiyeti ve mürüvveti, bir ânda delikanlının gönlündeki yâr aşkını Ali muhabbetine dönüştürmüş, yani bir bakıma fâni aşkı bâki ve ebedî aşka feda edivermiş ve o günden sonra Hz. imamın sadık bir bendesi, azat kabul etmez kölesi haline gelmişti.
Ârif isen bir gül yeter kokmağa, Cahil isen gir bahçeye yıkmağa!..
Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anh efendimize sordu..
lar:
- Kerem nedir?
Saadetle buyurdular:
- İstemeden vermektir.
— Ihsan nedir?
— İntikam almağa muktedir iken, affetmektir.
HIKAYE İskender-i Zül-Karneyn'e sordular:
— Bu kadar şevket-i darât ve böylesine bir mülk-ü azime ne suretle malik oldun?
şu veciz cevabı aldılar:
- Düşmana karşı rıfk-ü mülâyemet, sadık dostlarıma karşı ihsan ve âtıfet ve herkese adaletle muamelemin neticesi ve mahsulüdür.
Enes İbn-i Malik radıyallahu anh, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden rivayet etmişlerdir ki:
Kal-en-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem (Kalel-halku küllühüm ıyalullahi ve ehabbühüm ileyhi enfa'uhum ilâ rydlihi...)
Cümle mahlûkat, Allahu tâlâ'nın iyâlidir. Mahlûkat içinde, Allahu teâlâ'ya en sevgili olan, ehl-ü iyâline yararlı olanlardır.
O halde, mahlükata karşı yararlı ve iyiliksever olalım ki, Allahu tâlâ'nın sevgisine hak kazanalım.
Hz. Ömer radıyallahu anh rivayet buyurmuşlardır:
Günlerden bir gün, Resûl-ü zişân efendimiz hazretlerine sordular:
— Yâ Resûlallah! Insanlar arasında en ziyade sevdiğiniz kimlerdir?
Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyat efendimiz saadetle buyurdular:
— Mahlûkata karşı en ziyade yararlı olanlardır.
Ey mü'min-i kâmil!
Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerinin ve âlemlere rahmet olarak gönderdigi Habib-i edibinin sevgilerine nail ve mazhar olmak isteyenler, halka yararlı olmalı ve bütün mahlûkata ihsanda bulunmalıdır. Halka yararlı olamayanlar, hiç değilse zararlı olmaktan çekinmeli ve kaçınmalıdırlar ki, herkes onun şerrinden emin bulunmalıdır. Daha açık söyleyeyim.
mi? Sevap yapamıyorsan bile, hiç olmazsa günah işleme vesselâm..
Aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimizden sordular:
— Yâ Resülallah! Allahu azim-üş-şân indinde hangi amel efdal ve daha güzeldir?
Efendimiz saadetle buyurdular:
— Mü'minlere müjdeler vermek ve mü'minleri sevindirmek, ind-i ilâhide amellerin en ziyade faziletlisidir.
Dikkat edıniz, burada yenı bır gerçek meydana çıkıyor:
Demek oluyor ki, insanları sevindirecek, onları mesrur edecek haberler vermeli, onları üzecek, tiksindirecek şeyler söylememelidır. Unutmamalıdır Ki: (Sevindirinız, netret ettirmeyınız.
Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz.) ögüdü, Resûl-ü zişânın ümmet-i merhumesine en büyük tavsiyelerinden birisidir.
Şu halde, yorgunu yokuşa sürmeyelim. Kolaylaştıralım, sevindirelim, gönül almasını bilelim ki, iki cihanda da aziz olalım.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine sordular:
— Yâ Resûlallah! Insanlar ne ile mesrur olurlar?
Efendimiz saadetle buyurdular:
— Açları doyurmak, gamlı olanların gamlarını gidermek, borçlu olanların borçlarını ödeyerek onları bu azaptan kurtarmak suretiyle insanları sevindiriniz.
Işte, gerçek bir mü'mine yakışan ve lâyık olan hasletler bunlardır. Yerine ve sırasına göre açları doyuralım, gamlı olanları teselli ve gamdan kurtaralım, borçlu olanlara yardım ederek azaplarını azaltalım ki, insanlara hizmet ve iyilik etmenin zevkine ve hazzına varabilelim.
Nur içinde yatsınlar, atalarımız imaretler açarak açları doyurmuşlar, yersiz ve yurtsuzları barındırmışlar ve böyielikle onları hir çok kötülüklerden koruyup kurtararak topluma gerçek degerde kirir insan kazandırmışlardır. Malına, mülküne, parana, puluna, kasana, kesene güvenme! Dünya malı dünyada kalır. Hüner, o dünya malını âhiret azığı haline getırmektır. Bugun, karnını doyurdugun aça, yarın sen muntaç olabilirsin. Burada olmasa bile, yarın ahirette butun mahlûkat aç ve susuz iken, arşın gölgesinde gölgelenmek ve cennet ni'metlerine ermek istiyorsan, açları ve muhtaçları gör ve gözet:
Sen makama tapma gel, Köşk ve saray yapma gel, Şol çalışıp yaptığın, Sonunda viran olur..
Bir kişi ki mal bulur, Sanma ki devlet bulur, Devleti bulan kişi, Allah'ı bulan olur..
Dünya hayatında, mü'min kardeşinin bir hâcetini gören ve onu bir sıkıntıdan kurtaranın, Allahu teâlâ yarın âhirette yetmiş hâcetini görür ve onu kıyamet sıkıntılarından kurtarır.
Ebâ-Hureyre radıyallahu anh, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden rivayet etmiştir:
Mü'min kardeşinin ihtiyacını karşıla, onu reddetme, borçluyu borcundan, gamlıyı gamından kurtarmaga çalış, düşenin elini tutmağa alış ki, âlemlerin Rabbi de seni kapısından reddetmesin, hâcetlerini karşılasın, ona olan borçlarını bağışlasın, seni gamdan sürüra ulaştırsın.
ms 's
.men neffese an müslimin kürbeten min kürebid dünya neffesellahü anhü kürbeten min kürebi yevmel kiyameti Her kim, bu âlemde darlıkta kalan bir mü'min kardeşinin müşkilini hallederse, Hüdâyı lem yezel hazretleri o kimsenin dünya ve âhiretle ilgili bütün müşkillerini halleder.
Her kim, bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, dünya ve âhirette o kimsenin bütün ayıplarını setreder.
Her kim, bir mümin kardeşine herhangi bir yardımda bulunursa, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri yardım adenin yardımcısı olur.
Hz. Imam-1 Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimizden rivayet etmişlerdir ki:
Envâr-Ül-Kulab, Cilt 1 - F: 14
— Her kim, bir mü'min kardeşine yardımda bulunur ve onun menfaati için çalışırsa, o kimseye Allah yolunda gaza edenin sevabı gibi sevap vardır.
Methar-1 beni-âdem sallallahu aleyhi ve sellem eiendimiz de buyurmuşlardır ki:
— Her iyilik, sadakadır. Herhangi bir hayır ve iyilige delâlet eden, o hayır ve iyiliği yapmış gibidir. O hayrı bizzat işleyen kimsenin sevabı kadar, o hayra delâlet edene de sevap hasıl olur.
Allah cümlemizi korusun, şer ve kötülükler de böyledir.
Kötülüğü yapanla, o kötülüğe delâlet eden de aynen o kötülüğü işlemiş gibi suçlanır ve azap görür.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
— Her kim, mü'min kardeşinin meşrû bir işini bitirirse, Hak celle ve alâ hazretlerine ömrü boyunca hizmet etmiş gibi olur. O meşrû iş devam ettiği sürece, o işi görenin alacağı sevap kadar, ona o işte yardımcı olan kişiye de sevap ihsan ve inayet olunur, buyurmuşlar ve bu büyük müjdeyi gafillere duyurmuşlardır.
Bir diger Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:
— Allahu teâlâ'nın bir takım kulları vardır ki, Hallâk-ı âlem o kullarını halka yardım için halk eylemiştir. Allahu sübhanehu ve teâlâ, zât-ı ülûhiyyetine yemin ederek, o kulların cehennem ateşiyle yanmayacaklarını, kıyametin şiddet ve dehşetini de duymayacaklarını, kendileri için nurdan minberler kurulacağını, bütün mahlûkat hesapta iken Cenab-1 Erham-er-Rahimiynin kendilerine ikram ve iltifatta bulunacagını vâd ve tebşir buyurmuştur.
Olmak istersen dü'cihanda sa'id, Kıl tekarrüb hayra, ol şerden ba'id..
İbn-i Ömer radıyallahu anhın rivayet ettiği bir Hadis-i şerifte de aleyhissalâtü ves-selâm efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
sülali rek işlaneysaj.
â Ene8, men Kada ti ahihi haceterı küntü vakifen inde mizanihi in receha ve illa şefe'tü lehu
— Bir mü'min, kardeşinin bir hâcetini bitiren mü'minin, kıyamet günü günah ve sevapları Hak terazisinde tartılırken, yanında bulunurum. O kimsenin, amelleri tartıldığı zaman sevap tarafı ağır gelirse ne â'lâ, ne güzel! Eğer, günah tarafı ağır gelecek olursa, o kimseye şefaat eder ve onu azabı ilâhîden azat ettiririm.
Enes ibn-i Malik radıyallahu anhın rivayet ettigi bir diger Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:
men kadâ haceten ti müslimin fillahi keteballahü lehu umr-ed-dünya seb'ate alâfi senetin sıyame nehariha ve kiyame leyliha - Herhangi bir Müslüman, bir Müslüman kardeşinin meşrû bir işini Allah rizası için bitirirse, alacağı sevap dünya hayatındaki bir gün hesabıyla yedi bin yıl oruç tutmuş ve yedi bin yıl geceleri Rabbine ibadet ederek namaz kılmış kadar olur.
Ey Hakkın rizasına tâlip ve cemaline âşık olan mü'min kardeşim:
Mü'minlerin, kendi aralarında Allah rizası için yardımlaşmaları ve birbirlerine iyilik ve ihsanda bulunmaları sayesinde, dünya ve âhiret aleminde erecekleri yüce dereceleri gösterebilmek için, Resûl-ü Rabbil-âlemiyn, sâdık-ul vâ'd-ül-emin olan iki cihan serveri ve ins-ü cin peygamberi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden naklolunan müjde ve beşaret haberlerini verdim. Eger, Resûl-ü zişâna iymanın ve muhabbetin varsa, mü'min kardeşine elinden geldiği, gücünün yettigi kadar küçük veya büyük ayırdetmeksizin yardım et.. Dar ve sıkıntılı zamanlarında mü'min kardeşlerinin imdadına koş, mümkün olabilen gayret, himmet ve fedakârlığı esirgeme.. Böyle yaparsan, Habib-i edib-i Hüdâ'ya lâyık bir ümmet olduğunu isbatlamış ve bu hususta gaflet içinde bulunanlara da güzel bir örnek olursun…. Hayır işlemeğe kabiliyet ve istidatları bulunanları teşvik eder ve onların da hayra, insanlığa, Müslümanlığa lâyık hizmetlerde bulunmala-