ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
26 sonuç · “Kader”
01Kiçi Mehmed Efendi
Kiçi Mehmed b. Osman (ö. 25 Rebîülevvel 1054/1644), Arnavut kökenli; Süleymaniye Camii’nde halka ders veren, sarayda küçük oda hocalığı ve Kara Mustafa Paşa Medresesi müderrisliği yapan âlimdir.
Abâ-i ulviyye
Abâ-i ulviyye veya pederân-ı bülend , “ulu atalar, yüce babalar” anlamında kullanılan Farsça bir tamlamadır. Felsefe ve astroloji geleneğinde hava, su, toprak ve ateşten oluşan dört unsurun kaderini yönlendirdiğine inanılan yıldızlara verilen ad. Tasavvufta yaratılışın zuhuruyla ilişkilendirilen ilâhî isimler. Bazı tasavvufî kozmoloji metinlerinde akl-ı evvel, nefs-i küllî, tabiat-ı küllî ve hebâ için kullanılan toplu ad. “Ulvî babalar” nitelemesi, yaratıkların ortaya çıkmasını sağlayan iradenin bu ilâhî isimler ve kozmik ilkeler üzerinden açıklanmasına dayanır.
Ars
Feleklerin felegi, en büyük felek, taht, mülk, hâkimiyet, ihata, zuhur, tecelli, tas a Azamet mazharı, tecelli mahalli, zatın hususiyeti, cism-i külli (cik 11:5). b Allah'ın mukayyet isimlerinin istikrar mahalli. c Külli cisim, mutlak varlığın bedeni. Ayrıntılı bir şekilde her şeyi kuşatan külli nefse arş-ı kerim, levh-i kader, levh-i mahfuz, kitab-ı mübin, varka, zümrüt ve yakut-u ahmer gibi isimler verilir (sr). d Arşullah, Allah isminin mazharı olması itibariyle insan, yani insanın bir örneği sayılan mutlak varlık. e Arşu'r-rahman veya Allah'ın arşı. Kâmil insanın kalbi. Arş, üzerine Allah'ın istiva ettiği bir varlıktır. Yerlere göklere sığmayan Allah mümin kulunun kalbine sığdığından onun esas arşı ve istiva ettiği varlık insan-i kâmilin kalbidir. Can gözü anı gördü, dil andan haber verdi Can içinde oturdu, gönlümü Arş eyledi wee Gönül çalabım tahtı gönüle çalab taktı | İki cihan bedbahtı kim gönül yıkarısa | Yünus Mutasavvıflar kainâtın en üst kısmına arş, en alt kısmına ferş der. Devrin iki türünden biri arşiye, diğeri ferşiyedir. Kalb-i mü'min Arş-ı Rahmân ‘dir Ant yıkmak ziyâde tuğyândır Sinan Paşa
Cilve
Kintma, nazlanma; güzellerin gönül fetheden ve hoşa giden hal ve hareketleri. 2. tas. Sülûk ehli arifin gönlünde parıldayan onu deli divane eden ilâhî nurlar, Insan da âlem de Hakk'ın nurlarının cilve mahallidir (sr). İlahi cilve: Sürpriz niteliğindeki ilâhî muamele; kaderin cilvesi, Cimâr-ı selase i ar, (& (جما رثلا 1. Cemre. Hacda üç kere Şeytan taşlama, 2. tas. Birinci cemre nefse, ikincisi tab'a, üçünçüsü âdete işarettir. Cemre. Hacda üç kere Şeytan taşlama, 2. tas. Birinci cemre nefse, ikincisi tab'a, üçünçüsü âdete işarettir.
Engüşt
Parmak. Tasavvufî sembolizmde Allah’ın her şeyi kuşatan ihâta sıfatına işaret eden Farsça kelime. Kalplerin Rahmân’ın kudreti altında oluşunu anlatan rivayet ve ifadelerde parmak mecazı kullanılır; bu anlatım fiziksel organ isnadı olarak anlaşılmaz.
Felek
ع Eflak Gök, gökyüzü, sema. 2. Talih, baht, kader. 3. Her gezegenin bulunduğu gök tabakası. Batlamyus'un kozmolojik sisteminden kaynaklanan bu tasavvura göre, dünya evrenin merkezidir ve çevresinde iç içe geçmiş bir şekilde dokuz felek bulunur. Dünyadan dışa doğru olmak üzere sırasıyla Ay, Utarit (Merkür), Zühre (Venüs), Şems (Güneş), Mirrih (Merih) Müşteri (Jupiter), Zuhal (Satürn) felekleri yedi gezegen feleğini oluşturur. Fenafi’s-seyh. Sekizinci felek sabit yıldızlar ve burçlar feleği, dokuzuncu felek ise atlas, büyük felek (felek-i azam) veya felekler feleği (felekii'l-eflak) gibi isimler alır. Hükema felsefesine göre, sekizinci feleğe kürsi, dokuzuncusuna arş denilmiştir. Dokuz feleğe nüh-felek denir. Kutsi bir hadiste Hz. Peygamber'e şöyle hitap edilmiştir: “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” Feleklerin dönüşünün insanların üzerinde çeşitli etkileri olduğuna inanıldığından, felekle kader düşüncesi arasında bir bağ kurulmuş, kimi zaman da “kahpe felek” gibi sözlerle şikayet konusu olmuştur. Bkz. Arş. Talih, baht, kader. 3. Her gezegenin bulunduğu gök tabakası. Batlamyus'un kozmolojik sisteminden kaynaklanan bu tasavvura göre, dünya evrenin merkezidir ve çevresinde iç içe geçmiş bir şekilde dokuz felek bulunur. Dünyadan dışa doğru olmak üzere sırasıyla Ay, Utarit (Merkür), Zühre (Venüs), Şems (Güneş), Mirrih (Merih) Müşteri (Jupiter), Zuhal (Satürn) felekleri yedi gezegen feleğini oluşturur. Fenafi’s-seyh. Sekizinci felek sabit yıldızlar ve burçlar feleği, dokuzuncu felek ise atlas, büyük felek (felek-i azam) veya felekler feleği (felekii'l-eflak) gibi isimler alır. Hükema felsefesine göre, sekizinci feleğe kürsi, dokuzuncusuna arş denilmiştir. Dokuz feleğe nüh-felek denir. Kutsi bir hadiste Hz. Peygamber'e şöyle hitap edilmiştir: “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” Feleklerin dönüşünün insanların üzerinde çeşitli etkileri olduğuna inanıldığından, felekle kader düşüncesi arasında bir bağ kurulmuş, kimi zaman da “kahpe felek” gibi sözlerle şikayet konusu olmuştur. Bkz. Arş. Her gezegenin bulunduğu gök tabakası. Batlamyus'un kozmolojik sisteminden kaynaklanan bu tasavvura göre, dünya evrenin merkezidir ve çevresinde iç içe geçmiş bir şekilde dokuz felek bulunur. Dünyadan dışa doğru olmak üzere sırasıyla Ay, Utarit (Merkür), Zühre (Venüs), Şems (Güneş), Mirrih (Merih) Müşteri (Jupiter), Zuhal (Satürn) felekleri yedi gezegen feleğini oluşturur. Fenafi’s-seyh. Sekizinci felek sabit yıldızlar ve burçlar feleği, dokuzuncu felek ise atlas, büyük felek (felek-i azam) veya felekler feleği (felekii'l-eflak) gibi isimler alır. Hükema felsefesine göre, sekizinci feleğe kürsi, dokuzuncusuna arş denilmiştir. Dokuz feleğe nüh-felek denir. Kutsi bir hadiste Hz. Peygamber'e şöyle hitap edilmiştir: “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” Feleklerin dönüşünün insanların üzerinde çeşitli etkileri olduğuna inanıldığından, felekle kader düşüncesi arasında bir bağ kurulmuş, kimi zaman da “kahpe felek” gibi sözlerle şikayet konusu olmuştur. Bkz. Arş.
Gurur
Aldanma. tas. Kişinin, nefsinin arzularına ve bedenin isteklerine uygun düşen şeyle tatmin olması, ötesini ve ilerisini düşünmemesi (cr). Gay i fars. (538) 1. Top. Gay u cevgan oyunundaki top. 2. tas. İlahi takdirin ve ezeli kaderin hükmünün gereği kahr ve cebr altında bulunma ve ezilme (us). Süfiler Allah'ın iradesi karşısındaki insanı, değneklerin önündeki çevgân topu gi- bi görürler. Bkz. Çevgân. Yârın zülfü içinde ne başlar oynadığın Erenler meydanında top ile çevgândan sor Oğlanlar Şeyhi İLan rn wo............mgepin Yâr ile vuslat dilersen gir bela meydanına Başını top etmeyen çevgâna olmaz âşinâ Avnullah Efendi Guyübat-ı hamse - Mugayyebat-ı hamse «> (غيو با ت خيسه — مفيبا ت Beş gayb. Allah'tan başka kimsenin bilmediği beş husus (Lokman Suresi, 34).
Hort
ör. Zillet, meskenet. 2. tas. a Tevazu, alçak gönülü olmak. b Ulu Allah'ın huzurunda zelil olan aziz olur. Nefsini zelil bilen Hakk'ın izzetiyle izzetlenir (sr). “Allah kendini aşağı göreni yükseltir, yüksek göreni alçaltır” (ax 11:242). Bkz. Haksar. Hoşgörme Her şeye rıza gözüyle bakma, müsamahalı olma, kaderin her türlü cilyesini gönül hoşluğuyla karşılama, Allah'ın Yarattığı her şeyi beğenme. Elif üstün ötürü, Pazar eyle götürü Yaradılanı hoşgör, Yaradandan ötürü Yünus Asade-hatir olmak ise murâdın eğer Rencide etme kimseyi herkesle hoş geçin Ferid Kam
Kitap
Cem ve zam (toplama ve ekleme) mertebesi. Harfler bir araya getirilerek ve birbirine eklenerek metnin anlamı anlaşılır hale gelir. 2. Kaza ve kader. 3. Süfilere göre kitap da mâsivâdır, diğer maddi şeyler gibi onunla olan ilgiyi de kesmek lazımdır. Esasen onlara göre ilim “suturda değil, sudurda olmalı,” yani kitapta değil, gönülde bulunmalıdır (tr 314). Ahmed b. Ebi'l-Havari kitaplarını ırmağa atarken “Ne güzel delil idiniz, ama ben medlulu buldum, delile ihtiyacım kalmadı,” demişti. Şibli ise kendi elyazısıyla istinsah ettiği pek çok eseri Dicle'ye atmıştı. Bazıları da sahip oldukları eserleri toprağa gömerek imha ederlerdi. Ebu Said Ebu'l-Hayr ve Hz. Mevlânâ gibi büyük süfilerin menkıbelerinde de bu tür hususlardan bahsedilir. Kitâb-ı kâinât esrâr hikmetle lebâlebdir Şikayet cehlden feryâd bi-idrâkliktendir Nâbi Koku 2. Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde Kaza ve kader. 3. Süfilere göre kitap da mâsivâdır, diğer maddi şeyler gibi onunla olan ilgiyi de kesmek lazımdır. Esasen onlara göre ilim “suturda değil, sudurda olmalı,” yani kitapta değil, gönülde bulunmalıdır (tr 314). Ahmed b. Ebi'l-Havari kitaplarını ırmağa atarken “Ne güzel delil idiniz, ama ben medlulu buldum, delile ihtiyacım kalmadı,” demişti. Şibli ise kendi elyazısıyla istinsah ettiği pek çok eseri Dicle'ye atmıştı. Bazıları da sahip oldukları eserleri toprağa gömerek imha ederlerdi. Ebu Said Ebu'l-Hayr ve Hz. Mevlânâ gibi büyük süfilerin menkıbelerinde de bu tür hususlardan bahsedilir. Kitâb-ı kâinât esrâr hikmetle lebâlebdir Şikayet cehlden feryâd bi-idrâkliktendir Nâbi Koku 2. Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde Süfilere göre kitap da mâsivâdır, diğer maddi şeyler gibi onunla olan ilgiyi de kesmek lazımdır. Esasen onlara göre ilim “suturda değil, sudurda olmalı,” yani kitapta değil, gönülde bulunmalıdır (tr 314). Ahmed b. Ebi'l-Havari kitaplarını ırmağa atarken “Ne güzel delil idiniz, ama ben medlulu buldum, delile ihtiyacım kalmadı,” demişti. Şibli ise kendi elyazısıyla istinsah ettiği pek çok eseri Dicle'ye atmıştı. Bazıları da sahip oldukları eserleri toprağa gömerek imha ederlerdi. Ebu Said Ebu'l-Hayr ve Hz. Mevlânâ gibi büyük süfilerin menkıbelerinde de bu tür hususlardan bahsedilir. Kitâb-ı kâinât esrâr hikmetle lebâlebdir Şikayet cehlden feryâd bi-idrâkliktendir Nâbi Koku 2. Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde
Levh
Belli bir süreyle sınırlanmış yazı ve takdir. Kitab-ı mübin, külli nefs. Dört türlü levh vardır: Akl-ı evvel levhi, mahv ve ispattan evvelki kaza (takdir) levhidir. Levh-i mahfüz, birinci levhte külli olan hususların ayrınth hale getirildiği ve sebeplerine bağlandığı külli nefs-i nâtıka levhidir; buna kader levhi de denir, Dünya seması levhi veya semavi-cüz'i nefs levhi, bu âlemde olan her şey şekli, tarzı ve miktarıyla bu levhe nakş edilirmiştir. Birinci levh âlemin ruhu, ikincisi kalbi, üçüncüsü hayali gibidir. Heyulâ levhi, madde âlemindeki şekilleri kabul eden levhadır (CT;::دو sr). Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Mey
Eğilim. tas. Esas ye maksattan habersiz gayr-i ihtiyari olarak her şeyin tabii bir halde kendi aslına dönmesi, Maddelerin tabiatlara (kuruluğa, yaşlığa, sıcaklığa, soğukluğa) dönüşmesi, tabiatların da iradesiz olarak kendi asıllarina dönmeleri (us). Bkz. Arzu, | Mezahir-i ilmiye Hakk'ın gaybteki tecelli mertebeleri, Miftâhsı evvel İlk anahtar, Tüm eşyanın olduğu gibi gayb-ı güyüpta, yani zat-ı ahadiyette saklı olması. Tıpkı bir ağacın çekirdekte bulunuşu gibi. Buna hur-i asliye | de denir (kı). | ei hie | Mir'ât ee.. Mirat Miftah-ı gayb Zat isimleri. Miftah-ı sırr-ı kader Kader sırrının anahtarı. Mümkün olan aynların kabiliyetlerinin ezelde farklı olmaları.
Müddei
Ehli rüsum, mustasvife, davacı, iddiacı. Samimiyetsiz, sahtekâr. tas. Hal ve hareketleriyle büyük bir ermiş olduğu iddiasında bulunan kişi. Tasavvuf adabında mana ehli davaya girişmez, davalı kişinin, davasını mana ile doğrulaması beklenir. Sûfî olmadığı halde sûfî olduğunu iddia eden, kendisinde velilerin hal ve hakikati bulunmadığı halde kendisini evliyadan ve erenlerden gösteren; sahtekâr. “Günahkâr müddeiden daha hayırlıdır” (sr 485, 18, 23; sr; ATE 784). Bkz. Dava, Müteşebbih, Mustasvif. Şol ki can vermez bu yolda pes niçin cânân diler Müdde'idir ko onu kim dostu o yalan diler Esrefzade Müeddip.د ar. Edep, erkan öğreten. Müferret 5. ar. (مفرد) Fert (tek) hale getirilmiş. Sadece Hakk'ı zikreden veliler, efrât denilen veliler. Bkz. Efrat. Müferric-i ahzân (| (ممفرج احز I. Uzüntüyü açan, kaderi defeden. 2. tas. Kadere iman (kı). Kadere iman eden kaderden emin olur; buna müferric-i kulab da denir.
Müstehlek
Helak ve mahvolan. tas. Geriye bir iz ve belirti رط Müştak m — ا rakmayacak şekilde zat-ı ahadiyette fani olan (kı), Müstened-i marifet (5 1, Marifetin istinadgâhı, 2. tas. Bütün isimlerin kaynağı olan vahidiyet mertebesi. Müsterih 5 ar, (ستترح) +, Rahat kişi, ferah insan. 2. tas. Allah'ın, kaderin sırrına Vâkıf kıldığı kul, Bu kul mukadder olan her şeyin belli zamanda behemhal gersekleşeceğini, takdir edilmeyen şeyin asla vukua gelmeyeceğini bildiğinden talepte bulunma, bekleme, üzülme, hasret çekme gibi Şeylerin kaygısını çekmez; içi rahat olur. Hz. Peygamber'in, kendisine on sene hizmet eden Hz. Enes'e, neden şunu şöyle yaptın, niçin bunu yapmadın, dememesi bu hale örnektir,
Dımaşk (Emevî merkezi)
Dımaşk · Suriye · Abdülmelik b. Mervân'a kader risâlesini, Ömer b. Abdülazîz'e ise tavsiye mektuplarını gönderdiği hilâfet merkezi. İlişkili kişi dosyası Hasan-ı Basrî : Hasan-ı Basrî (21/642–Receb 110/Ekim 728), Medine’de sahâbe çevresinde yetişip Basra’da tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, vaaz ve zühd geleneğini şekillendiren tâbiî âlimidir; sonraki tasavvuf silsilelerinin ortak erken halkalarındandır.
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 18–25
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 43–49
Muzaffer Ozak Külliyatı · larım için bina ettirdigim beytime nasıl girebiliyorsun?) O ânda, Hak celle ve alâ hazretleri kalbime rahmet nazarı ile nazar buyurarak, Arafat'ta zat-ı hakka ârif olduğum gibi Saf
Sayfalar 50–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy
Sayfalar 77–84
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yunus Isa Uzeyir incil Lokman Zülkarneyn » Muhammed Mustafa aleyhissalâtü ves-selâm (Kur'an-1kerimde ismi geçmemekle beraber Şit aleyhisselâma da 50 suhuf nâzil olmuştur.) Lâm Bunl
Sayfalar 85–93
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh: HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukar
Sayfalar 103–109
Muzaffer Ozak Külliyatı · Muhammediyye ile nurlandırırsa, cemal-i Muhammediyyeyi ve makam-ı Ahmediyyeyi müşahede eyler ve bunun neticesi olarak da aşkı günden güne artarak mir'atı hak yolunda pervane gibi k
Sayfalar 114–121
Muzaffer Ozak Külliyatı · man ediyor. Esasen, ittikanın mâ'na ve medlûlü de budur. Ittika, bir müslümanın Haktan hakkıyle korkarak, Allahu teâlâ'nın rizasına muvafık hareket etmesidir. Namazlarını huşû ve h
Sayfalar 116–121
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Haydi, şimdi bana işledigin günahı söyle! buyurdu. O genç, gözyaşlarıyla konuşmağa başladı: — Yâ Resülallah! Ben, alçak ve igrenç bir insanım. Benim işlediğim günahı, hayvanlar b
Sayfalar 141–148
Muzaffer Ozak Külliyatı · dirler. Günümüzde, müslüman geçinenlerin çoğu, zâhiri taharete dikkat ve riayet etmekte ve fakat bâtını temizliğe hiç mi hiç önem vermemekte ve hattâ bunu umursamamaktadır. Bazılar