HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Üsküdar'da yetişmesi
Mehmed Nasûhî Üsküdar'da doğdu ve dinî ilimleri tahsil etti. Halvetiyye'nin Şâbâniyye kolunun önde gelen şeyhlerinden Karabaş-ı Velî'ye intisap ederek seyrüsülûkunu tamamladı; hilâfet aldı.
Doğancılar Zâviyesi
Dostlarından Hasan Paşa'nın Üsküdar Doğancılar Meydanı'nda yaptırdığı zâviyede postnişin oldu; vaaz, hadis, tefsir ve cehrî zikir meclislerini birlikte yürüttü. Bu merkez, onun adıyla Nasûhiyye diye anılacak irşad çevresinin kurumsal odağına dönüştü.
Eyüp vaizliği ve Kastamonu sürgünü
1117/1705-06'da Eyüp Sultan Camii salı vaizliği kendisine verildi. 1126/1714'te bazı sözlerin kendisine isnat edilmesi üzerine Kastamonu'ya sürüldü. 1128 Şevvalinde/1716 affedilerek Üsküdar'daki zâviyesine döndü.
Vefatı ve devam eden kol
18 Ramazan 1130/1718 gecesi vefat etti ve Doğancılar'daki zâviyesinin hazîresine defnedildi. Oğlu ve halifeleri vasıtasıyla Nasûhiyye İstanbul'dan Anadolu ve Balkanlara uzanan bir Şâbânî kolu hâline geldi.
Eserleri ve şiiri
Nasûhî'nin tasavvufî risaleleri, mektupları ve şiirleri tevhid, nefis terbiyesi, edep ve mürşid-mürid ilişkisini işler. Vekāyi‘u’l-Fuzalâ onun dört beyitlik bir na‘tını nakleder.
Diğer eserleri
Kırk yedi şiir ihtiva eden bir Divançe’si vardır ve muhtelif yazma nüshalarından hareketle neşredilmiştir. Şerh-i Gazel-i Niyâzî-i Mısrî, Niyâzî-i Mısrî’nin “Yâ câmia’l-esrâr ve’l-fezâil” mısraıyla başlayan gazelinin Arapça şerhidir.
Mü’min, Nûr, Furkān, Şuarâ, Kasas, Ankebût, Yâsîn, Sâffât, Sâd, Neml ve Zümer sûrelerinin tefsirini ihtiva eden bir eseri daha bulunduğu, bu eseri Ömer Nasûhî Bilmen’in Nasûhî Tekkesi Kütüphanesi’nde gördüğünü söylediği kaydedilir; kütüphane 1995 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiş, ancak söz konusu eser burada bulunamamıştır.
Ayrıca oğlu Alâeddin Ali için yazdığı Risâletü’l-velediyye, halifelerinden Fahreddin Efendi adına kaleme aldığı Risâletü’l-Fahriyye ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’den rivayet edilen hadisleri şerheden Mecmûatü’l-ehâdîs ve Şuabü’l-îmân adlı eserleri bulunduğu kaydedilmektedir. Risâletü’l-Fahriyye, Nasûhîzâde Ahmed Kerâmeddin Efendi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.
Ardından gelen postnişinler ve Nasûhîzâdeler
1130’daki (1718) vefatından sonra tekkesinde oğlu Ali Alâeddin Efendi (ö. 1165/1752) postnişin olmuştur. Daha sonra babadan oğula intikal eden meşihat görevini sırasıyla Şeyh Mehmed Fazlullah Efendi (ö. 1218/1803), Şeyh Abdurrahman Mehmed Şemseddin Efendi (ö. 1249/1833), Şeyh Mehmed Muhyiddin Efendi (ö. 1315/1897) ve son postnişin Şeyh Ahmed Kerâmeddin Efendi (ö. 1934) üstlenmiştir.
Nasûhîzâdeler olarak tanınan bu sülâle İstanbul’un en nüfuzlu şeyh ailelerinden biri olmuştur. Hakkında mensuplarından Senâî ile torunlarından Ahmed Kerâmeddin Efendi tarafından iki menâkıbnâme kaleme alınmıştır.
Nasûhîzâdeler ve dergâhın sonraki tarihi
Ölümünden sonra tekkesinde oğlu Ali Alâeddin Efendi (ö. 1165/1752) postnişin olmuştur. Daha sonra babadan oğula intikal eden meşihat görevini Şeyh Mehmed Fazlullah Efendi (ö. 1218/1803), Şeyh Abdurrahman Mehmed Şemseddin Efendi (ö. 1249/1833), Şeyh Muhyiddin Efendi (ö. 1315/1897) ve Şeyh Ahmed Kerâmeddin Efendi (ö. 1934) üstlenmiştir. Nasûhîzâdeler olarak tanınan bu sülâle İstanbul'un en nüfuzlu şeyh ailelerinden biri olmuştur.
Nasûhî Dergâhı, Şâbâniyye'nin İstanbul'daki âsitânesi olmuş ve önemli bir tasavvuf ve kültür merkezi özelliğini tekkelerin kapatıldığı tarihe kadar sürdürmüştür. Karabaş Velî'nin bir başka halifesi olan Mustafa Fânî Efendi'nin (ö. 1122/1710) kurduğu Maçka Tekkesi de daha sonra Nasûhiyye'ye bağlanmıştır.