ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
24 sonuç · “müşrik”
01Enârallahu kabrehu
“Allah onun kabrini nurlandırsın.” Vefat etmiş bir kimse anılırken dua maksadıyla kullanılan saygı ifadesi.
Kameriyye
Nusayrîlik tarihindeki aşırı yorumlardan birine verilen ad. Hz. Ali’ye ulûhiyet nispet eden ve onun ayda bulunduğunu ileri süren inançla ilişkilendirilir. Okuma notu Bu tarihî mezhep kaydı Kamer sûresinden ayrıdır.
Enfâl
Savaş sonunda elde edilen ganimetler ve devlet başkanının kamu yararına ayırdığı ilâve paylar. Klasik fıkıhta ganimet ve fey hükümleri içinde ele alınır. Okuma notu Kavram Enfâl sûresine adını vermiştir; ancak sözlük maddesi sûre tefsirinin tamamı değildir.
ehil
CUI) [< 4r.ehl] (ç. b. ahâlî Sözlük anlamı “Sahip, malik mutassarıf’ olan bu söz, değişi kelimelerle terkipler oluştura rak yeni terimler meydana geti rir. § tam. ehl-i abâ a. (Ll >1) bk âl-i abâ ehl-i adi a. (Jjc Jıi “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhid” sözü ile birlikt kendilerine nispet ettikler “ehlü’l-adl ve’t-tevhîd” te rimi. bk. mu'tezile ehl-i âhiret a. (o>i JaI) Ölü ler. ehl-i âlem a. ÇJL Jıl) B dünyalılar. ehl-i arz a. (^jl >1) Şeytan cin, peri. ehl-i ayâl a. (JLc Jıl) Ev ha kı, kadın, aile. ehl-i azâb a Çljc J*l) Ce hennem ehli, Müslüman o mayanlar. i ehl-i bâdiyye a. (<ujL JaI) Çöl n halkı, bedevi. si ehl-i bedir a. (j^ >1) Hicreitin ikinci yıhnda Müslümanlarla müşrikler arasında Beis dir adh yerleşim bölgesi çevi resinde meydana gelen Bedir a- Savaşı’na katılan ashaba verilen ad. Bunlar Bedrî olarak da adlandırılmış olup 313 kişi olduğu kaynaklarda zikreî) dilmektedir. Bunlardan k, Kur’ân’da (Âl-i İmrân sureik si, 3 / 123) ve Hz. Peygamaber’in hadislerinde övgüyle isöz edilmiş, hepsinin cennet ehli olduğu özellikle hadislerde vurgulanmıştır. k. ehl-i beyt d. (cuj >1) “Hane halkı” anlamındaki bu söz, i) Hz. Muhammed’in aile fertlem ri ve yakm akrabası, yani tote runlar ve damatları için kulri lanılan bir terimdir. e Kur’ân’da bu söz, üç ayette geçmektedir. Birincisi Hz. İbü rahim’in ev halkma (Hûd. suresi, 11 / 73), İkincisi Hz. Musa’nm ev halkma (Kasas su Bu resi, 28 / 12), üçüncüsü Hz. Peygamber’in ev halkma n, (Ahzâb suresi, 33 / 33) ait ayetlerdir. Hz. Peygamber’in al ev halkma yani “ehl-i beyt”e kimlerin dahil olacağı tartışma konusu olmuştur. Kimi eulema, Peygamber’in ev halolkma sadece hanımları dahil etmiş; kimileri Peygamber’in eşleri, çocukları, torunları Haşan ve Hüseyin’i ve damadı Hz. Ali’yi dahil etmişlerdir; Şii uleması ise Peygamber’in ev halkına Hz. Peygamber’in yanı sıra Ali, onun eşi Fatma ile Haşan ve Hüseyin’i dahil etmişlerdir. ehl-i bida' a. ^ Jıl) bk. ehl-i bid'at ehl-i bid'at a. (oto >1) Hz. Peygamber döneminden sonra ortaya çıkan, Kur’an-ı Kerîm ve Hz. Muhammed’in sünnetine uymayan, Hak yolundan ayrılan ve Müslüman sayılmayan, dinî bir delile dayanmayan bazı inanç ve davranışları benimseyen, bunları başkalarma da empoze etmeye çahşan fırkalar, gruplar veya kimseler, Haricîler, Şia v.b. “ehl-i sünnet” karşıtı. ehl-i hidâyet a. bh Jıl) tas. bk. mübtedi' ehl-i büyûtât a. (ot^ Jıl) Sâsânîler döneminde ve Abbâsî devleti içinde meşhur kabile mensupları için kullanılan terim. ehl-i cehennem a. (^=. Jıl) Cehennemlik olanlar. ehl-i cehl a. (J^ Jıl) Cahiller. ehl-i cihâd a. (jl^ J^D Gaziler, vakıftan aylık alan kimseler. ehl-i dalâlet a. (obua. Jıi) bk. ehl-i bid'at ehl-i dünyâ a. (LûjJaI) Kendini dünya işlerine adamış, ahreti düşünmeyen kimse. ehl-i ehvâ a. Cyd >0 İnanç ve davranışlannı dünya görüşlerine veya bireysel tercihlerine göre oluşturanlar ve dinde mezhep ayrımcılığı yapan kimseler, bk. ehl-i bid'at ehl-i firkat a. (dji Jıl) bk. ehl-i bid'at ehl-i hadîs a. (iuxx Jıl) Hadis öğrenimi veya öğretimi ile uğraşan, ravîlerin çalışma yöntemlerini bilen ve bu konuda söz sahibi olan kimseler için kullanılan bir terim. 2. Hz. Peygamber’in hadislerine göre amel eden kimse anlamında bir terim, “ashâbu’l-hadîs” (bk. bu madde). ehl-i hakk a. (,> >1) Gerçeğe uygun inanç, hüküm ve düşünceleri benimseyen kimse, Allah’a inananlar, anlamında kullanılan bu söz, sonradan “İslâm, iman ve Hak yolunda olan veya kitap ve sünneti esas alan mezheplere tâbi olan Müslümanlar için kullanılan bir terim nite liği kazanmıştır. ehl-i hakikat a. (ciu JaI) 1 Gerçekleri, doğruları görebi lenler. 2. tas. Hakka ulaşm yolunda hakikat mertebesin de bulunanlar. ehl-i hâl a. (Jl^ JaI) Vecd sa hibi, İlâhî aşka bağlanmı kimse. ehl-i hevâ a. (Ij* >1) Sözlü anlamı “Zevk ve sefa içind gününü geçirenler, nefis arzu larına uyanlar.” olan bu söz “İnançlarını, tutum ve davra nışlarını, Kur’an-ı Kerîm v Hz. Muhammed’in sünnetin göre düzenlemeyen ahlâksı kimseler.” için kullanılan bi terim olmuştur. ehl-i hey’et a. (oLa JaI) As ronomi ile uğraşanlar. ehl-i hıbre a. (»j^i) huk Bir iş hakkında bilgi ve vuku sahibi olan, bilirkişi. ehl-i hikmet a. (c^ JaI) F lozof. ehl-i hilâf a. (JiL >1) bk nâsıbe ehl-i hükümet a. (c-AhO Devlet yönetiminde olanlar hükümette yer alanlar. ehl-i ırz a. ^ JaI) Namus lu kimseler. r” ehl-i iffet a. (ok JaI) bk. ehl-i e ırz ehl-i idrâk a. (JIjjIJaI) Düşü 1. nürler. iehl-i ilm a. Çk JaI) Bilginler. ma n ehl-i îmân a. (jLJJaI) îman sahipleri, müminler. a ehl-i isbât a. (oUil JaI) İlâhî ış sıfatların Allah’a nispet edilmesini benimseyen kelâm bilginleri için kullanılan teük rim. de u ehl-i İslâm a. ÇjLl JaI) Müsz, lümanlar. aehl-i ittikâ a. (l£(>l) Sofu, ve aşırı dindar. ne ız ehl-i kâl a. (Jli JaI) tas. İlâhî hakikatlere ulaşamamış, mair nevî zevkelerden uzak kalmış kimse. stehl-i kelâm a. ( ^ JaI) Düzgün ve güzel konuşanlar, k. fasahat sahipleri. uf ehl-i kıble a. (< Li JaI) 1. İnanç ve itikatlarmı farklı bi Fiçimlerde yorumlayan ve uygulayan ve de değişik mezk. heplere tabi olan Müslüman. 2. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Hz. Peygamber’in hadislerine göre amel eden kimse anlamında bir terim, “ashâbu’l-hadîs” (bk. bu madde). ehl-i hakk a. (,> >1) Gerçeğe uygun inanç, hüküm ve düşünceleri benimseyen kimse, Allah’a inananlar, anlamında kullanılan bu söz, sonradan “İslâm, iman ve Hak yolunda olan veya kitap ve sünneti esas alan mezheplere tâbi olan Müslümanlar için kullanılan bir terim nite liği kazanmıştır. ehl-i hakikat a. (ciu JaI) 1 Gerçekleri, doğruları görebi lenler. 2. tas. Hakka ulaşm yolunda hakikat mertebesin de bulunanlar. ehl-i hâl a. (Jl^ JaI) Vecd sa hibi, İlâhî aşka bağlanmı kimse. ehl-i hevâ a. (Ij* >1) Sözlü anlamı “Zevk ve sefa içind gününü geçirenler, nefis arzu larına uyanlar.” olan bu söz “İnançlarını, tutum ve davra nışlarını, Kur’an-ı Kerîm v Hz. Muhammed’in sünnetin göre düzenlemeyen ahlâksı kimseler.” için kullanılan bi terim olmuştur. ehl-i hey’et a. (oLa JaI) As ronomi ile uğraşanlar. ehl-i hıbre a. (»j^i) huk Bir iş hakkında bilgi ve vuku sahibi olan, bilirkişi. ehl-i hikmet a. (c^ JaI) F lozof. ehl-i hilâf a. (JiL >1) bk nâsıbe ehl-i hükümet a. (c-AhO Devlet yönetiminde olanlar hükümette yer alanlar. ehl-i ırz a. ^ JaI) Namus lu kimseler. r” ehl-i iffet a. (ok JaI) bk. ehl-i e ırz ehl-i idrâk a. (JIjjIJaI) Düşü 1. nürler. iehl-i ilm a. Çk JaI) Bilginler. ma n ehl-i îmân a. (jLJJaI) îman sahipleri, müminler. a ehl-i isbât a. (oUil JaI) İlâhî ış sıfatların Allah’a nispet edilmesini benimseyen kelâm bilginleri için kullanılan teük rim. de u ehl-i İslâm a. ÇjLl JaI) Müsz, lümanlar. aehl-i ittikâ a. (l£(>l) Sofu, ve aşırı dindar. ne ız ehl-i kâl a. (Jli JaI) tas. İlâhî hakikatlere ulaşamamış, mair nevî zevkelerden uzak kalmış kimse. stehl-i kelâm a. ( ^ JaI) Düzgün ve güzel konuşanlar, k. fasahat sahipleri. uf ehl-i kıble a. (< Li JaI) 1. İnanç ve itikatlarmı farklı bi Fiçimlerde yorumlayan ve uygulayan ve de değişik mezk. heplere tabi olan Müslüman. 2. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. İnanç ve itikatlarmı farklı bi Fiçimlerde yorumlayan ve uygulayan ve de değişik mezk. heplere tabi olan Müslüman. 2. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğunu ka O bul eden Müslüman. r, ehl-i kitab a. ÇK JaI) 1. “Allah’ın peygamberlerine indirsdiği kitaplara iman eden.” anlamında olan bu terim, Kur’an’da dört kitaptan birine inananlar (Nisâ suresi, 4 / 153; Mâ'ide suresi, 5 / 15); Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. 2. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. İslâmiyet’ten önce Hristiyanlar ve Yahudîler için kullanılmıştır. ehl-i kubbe a. («uî JaI) Hz. peygamberin mescidi veya çadırı içinde konuk ettiği kendisini ziyarete gelen kimseler için kullanılan terim. ehl-i kubûr a. (^A >1) Mezarlıkta yatanlar, ölüler. ehl-i mahşer a. (jJ^ JaI) Kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i ma'rifet a. (^^ JaI) 1. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Hünerli, becerikli kimseler. 2. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Hakk’a ulaşma yolunun en son derecesi olan marifet mertebesinde bulunanlar. ehl-i na'îm a. (^ JaI) Cennetlikler. ehl-i nâr a. (jü J*l) Cehennem ehli, cehennemlik. ehl-i nazar a. (Jü JaI) bk. nazar ehl-i nihâyet a. (ojL^ J^D tas. bk. nihâyet ehl-i nücûm a. Çjşü J»l) Müneccimler, astrologlar. ehl-i örf a. Gj> JaI) Osmanlı devlet teşkilâtında padişah adına halkm ihtiyaçlarını gelenek ve göreneklere göre karşılamakla görevli ulemâ sınıfı dışında kalan memur, asker veya ordu mensubu. ehl-i perde a. Gjjj JaI) Namuslu veya iffetli kadınlar. ehl-i re'y a. (^îj JaI) İslâmiyetin yayılmasmdan sonra 8. yüzyılda ortaya çıkan Küfe merkezli fıkıh ekolüne ve bu ekol içinde hâkimlik yapanlar kimseler. ehl-i rûm a. Çjj JaI) Anadolu halkı. ehl-i sâbıka a. (<1L Jal) İlk Müslümanlar. ehl-i sahih a. Qua^ JaI) Hadis biliminde, yalnızca sahih hadisleri içeren kitap yazmış kimseler. ehl-i salâh a. (^ JaI) Doğru ve namuslu kimseler. ehl-i salât a. (o^ Jal) Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanm farz olduğuna inanan ve değişik mezheplere bağlı olan kimseler. ehl-i salîb a. (çuU JaI) “On birinci yüzyılın sonlarında Kudüs’ü kurtarma amacıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve Orta Doğuyu ele geçirmek için AvrupalIların başlatmış olduğu siyasî ve askerî harekât.” için kullanılan bir terim, Haçlılar. ehl-i suffe a. (<i^» >1) İslâ miyet’in ilk yıllarında Mek ke’de Mescid-i Nebevi civa rında bulunan bir sofada ha rman, evsiz barksız olup sa dece ibadetle vakit geçiren ilk sahabeler. ehl-i sülûk a. (JjL JaI) tas Bir tarikata girmiş olanlar tarikat mensupları. ehl-i sünnet a. (ek. JaI) Hz Peygamber ile ashabının tut tuğu yolu benimseyen, onla nn davranışlarını uygulayan ve Müslümanlara ulaştıran din bilginleri ehl-i sünnet ve’l-cemâ'at a (oıluJi j olu, Jai) bk. ehlsünnet ehl-i şerî'at a. (o*^ Jıl) 1 Şeri’at mensupları. 2. tas Hakk’a ulaşma yolunun ilk mertebesinde bulunanlar. ehl-i Şî'a a. (<ıui >l) Hz Ali’nin mezhebine bağh olan kimseler. ehl-i tabâ'i' a. (^LL JaI) bk tahâ'i'iyyûn ehl-i takvâ a. (^^ J*l) tas Takva sahipleri. ehl-i tarîk a. (j4> >1) tas Bir tarikate mensup olan, sa lik. ehl-i tarîkat a. (ci> J*l) tas 1. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk. Tarikat mensupları. 2. tas â Hakk’a ulaşma yolunun ikink ci mertebesinde bulunanlar. aehl-i tasavvuf a. (J^ JaI) atas. Bir tarikata bağlananlar aveya tasavvufla uğraşanlar. n bk. mutasavvıf ve sufi ehl-i ta'tîl a. (^ JaI) bk. s. mu'attıla r, ehl-i tertîb a. (^p> JaI) Beş vakit namazmı kaçırmadan z. düzenli kılan kimse. ta- ehl-i teslis a. (iuû Jıl) n Hrıstiyanlar. n ehl-i tevhîd a. (^s^ J*0 Allah’ın birliğine inananlar, a Müslümanlar veya gerçek -i tevhidin kendi inanç sistemleri içinde temsil edildiğini savunan “ehl-i sünnet” (bk. 1. bu madde) taraftarları için s. kullanılan bir terim. k ehl-i ukûbet a. (ou>c Jj»O huk. Cezaî ehliyeti olanlar, biz. linci yerinde olan kimseler. n ehl-i va'd a. (jcj JaI) “Mu'tezile” (bk. bu madde) k. ve “Havâric” (bk. bu madde) mensuplarmm aksine günah s. işlemiş bulunan bir mümin için iyimser bir yaklaşım içinde olan “Mürci'e” (bk. bu s. madde) grupları için kullanadıkları terim, bk. ashâbu’lva'd s. ehl-i va'îd a. Gut, Jul) Büyük s. günah işleyen bir mümin için kötümser bir hüküm öngören “Mu'tezile” (bk. bu madde) ve “Havâric” (bk. bu madde) mensupları için kullanılan kelâm terimi, bk. va'd ve va'îd, ashâbu’l- va'îd ehl-i vezâ'if a. (Jilly JaI) huk. Bir vakfm gelirinden maaş ve ücret alan kimseler. ehl-i vukûf a. (Jjîj JaI) huk. Bilirkişi, eşanlamlısı, “ehl-i hibre” (bk. bu madde). ehl-i vasat a. (k^ JjI) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûke yeni başlayan “mübtedi'” (bk. bu madde) ile sona gelen “müntehi, nihâyet” (bk. bu maddeler) arasmda bulunan salikler. ehl-i vuslat a. (oUj >1) tas. Tasavvuf inancma göre, sülûkun sonu anlamında kullanılan terim, bk. nihâyet ehl-i vücûd a. (jjşj JaI) İnsanlar. ehl-i zimmet a. (c«j >1) Müslüman bir ülkede yaşayan, vergi veren ve korunan gayrimüslim halk. ehlü’l-adl ve’t-tevhîd a. (j^yJI j Jjt JaI) “Mu'tezile” mensuplarınm “tevhîd” sözü ile birlikte kendilerine nispet ettikleri terim, bk. mu'tezile ehlüT-bida' a. (^Jl >1) bk. ehl-i bid'at ehlüT-farz a. (^>11 JaI) fik. Birinci dereceden varisler. ehlüT-hâl veT-akd a. (kil j JLJI JaI) Devlet başkanmı seçmek veya azletmek yetkisine sahip olan heyet, anlamında fıkıh terimi. Bu terim, Şia ile ehl-i sünnet arasında imamet, halifenin iş başına getiriliş yöntemi ve meşru yönetim konularmdaki tartışmalann alevlendiği dönemde kullanılmaya başlanmıştır. ehlüT-kisâ a. (L£ll JaI) bk. ehl-i beyt ehlüT-mağfîre a. G>kJI >1) Mağfiret ehli, bağışlama sahibi anlamında Allah’ın sıfatı olarak nitelenen bir terim. ehlü’t-takvâ a. (^1 J»l) bk. ehl-i takva ehlü’s-suffe a. (<kJI JaI) bk. ehl-i suffe ehlü’t -tabâ'i a. (jiLüJl JaI) bk. tabâi"iyyûn ehlü’l-va'd a. Ujll >1) bk. ashâbu’l- va'd ehlü’z-zikr a. (/ili >1) bk. ehl-i kitâb ehl ü iyal a. (JL j JaI) Aile, familya, çoluk çocuk.
dîn
“Allah'ın hükmü ve yönee timi” anlamındaki bu söz zaman u içinde “Allah’a inanma ve ibadet etme konusunda herkesin veya r her milletin tuttuğu yol. ” biçie minde terimleşmiştir. Kur’ân-ı - Kerîm’de bu söz doksan iki yern de geçmektedir. Bu ayetlerde metnin konteksti içinde mealen a “yönetme, yönetilme, şeriat, İsa lâm, âdet, ceza, hudud, hesap, millet? ’ gibi anlamlarda söz konusudur. Hadis kaynaklarında e da bu terim Kur’ân-ı Kerûn’deki anlamlar çerçevesinde yer almaktadır. Özellikle ş “Allah indinde dinin aslı hanîflik (tevhid) ve İslâmdır. ” hadisi bu terimi en açık biçimde dile getirmektedir. İslâm bilginleri bu terimin tanımını Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin ışığı doğrultusunda yapmışlardır. Bu tanımlardan en önemlisi Seyyid Şerif el-Cürcânî’ye ait olup şöyle nakledilmektedir: “Din, akıl sahiplerini peygamberin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran İlâhî bir kanundur. ” Ondan sonraki tanımlar genellikle bunu örnek almışlardır. Geç dönem din bilginleri bu tanımı daha kapsamlı bir biçime getirmişlerdir. Söz gelişi Muhammed Abduh, “Din, insanın evrendeki varlıkları duyular üstü ilâhı gerçekleri kavramasından ibarettir. ” diyerek tanımlar ve “üâhî gerçekler’! tebliğ edenler de peygamberlerdir, diyerek onlarm dini öğrenmedeki rolünü vurgulamış olur. Batılı bilim adamlarının tanımı ise bütün dinleri kapsayacak ölçüde karşımıza çıkmaktadır. Söz gelişi Rudolf Otto, “Din kutsalın tecrübesidir. ” derken, Herbert Spencer, “Her şeyin bizim bildiğimizin üzerine çıkan bir kudretin tezahürüdür. ” diye tanımlar. Max Müller ise dini, “İnsanın, çeşitli adlar ve değişen görünüşler altındaki sonsuzu kavramasını sağlayan zihnî becerisi ve yetisi. ” olarak niteler. Bu ve benzeri tanımlar, dini Tanrı kavramı ile birlikte düşünmeye ve anlatmaya özen göstermişlerdir. Farklı inançlarm oluşturduğu dinlerin adlandırılması ve tasnifi ise Kur’ân-ı Kerîm’e göre olmuştur. “Âl-i İmrân” suresindeki mealen “Allah katında hak din ancak İslâmdır. ” sözü, “Rûm” suresindeki “Allah’ın yarattığı bu dini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. İşte dosdoğru din budur. ” sözü, “Tevbe” suresindeki “O (Allah) müşrikler hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve Hak din ile göndermek. ” sözü, “Fetih” suresindeki “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini doğruluk rehberi Kur’ân ve Hak din ile gönderen O’dur. ” sözü İslâm! kastetmektedir. Bu delillere göre kaynağınm İlâhî olması sebebiyle İslâm, hak dindir. Öteki dinlerden İlâhî vahye dayanmayanlara “bâtıl dinler” (bk. bu madde), İlâhî vahye dayanmakla birlikte orijinalitesini kaybetmiş olanlara (Yahudilik ve Hristiyanlık gibi) “muharref dinler” (bk. bu madde) adları verilmiştir. Ayrıca vahye dayanan tek Allah’a inanan dinlere “semâvî dinler” (bk. bu madde) terimi de kullanılmıştır.
da'vâlı
Bir mahkemeye başvurularak biri hakkında dava açılan veya hakkında şikâyetçi olunan kimse; eşanlamlısı “müdde'â aleyh” n da'vet a. [Ar. ] İslâm dinini müşriklere anlatma, tanıtma ve a onları inanca çağırma, ayrıca İslâmiyeti yayma ve tanıtma, Müslümanları dinî maçlarını k yerine getirmeye teşvik etme an, lamında olan bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de altı ayette geçmektep dir ve türemiş biçimleriyle iki ı yüz beş yerde kullanılmıştır. Bu ayetlerde genellikle mealen “İslama ve İslâmî esasların uygus lanmasına çağrı” olarak ifade, edilen davet, hem gayrimüslimler için hem de Müslümanlar n için geçerli olan bir anlam zenn ginliği içermektedir. Yine e Kur’ân’da Hz. Peygamber’in die ne davette bir zorlama içinde t olmadığı, ilke olarak dinde zorlamaya baş vurulamayacağı, doğru ile yanlışın, gerçek ile ı gerçek olmayanm, iman edip, etmemenin insanların kendi iradesine bağlı olduğu anlatılmıştır. Yine Hz. Peygamber’in ı görevinin îslâma davet olduğu h en çarpıcı bir biçimde “Nahl suresi” inde mealen şöy le ifade edilmektedir: “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle - ve güzel öğütle da’vet et, onlarla tartışmanı en güzel bir şekilde yap. ” Nitekim İslâm’da “cihad’Tn gayesinin savaşmak, savaşarak inn san öldürmek, bu yolla onlann n üstünde hükümranlık sağlamak â olmadığı, tam aksine onları Hakka davet etmek olduğu vurgulanmıştır. Böyle olduğu için de bizzat Hz. Peygamber’in başlattığı, sonra da halifelerinin devam ettirdiği usule göre İslâm ordularmın ilk görevinin müşrikleri İslâm’a davet olduğu, eğer bu davet kabul görmezse savaşa baş vurulması tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber bir cihad için hazırlık yapan ordu kumandanlanna şöyle seslenmiştir: “Allah adına gaza ediniz. Allah’ı inkâr edenlerle savaşınız. Müşriklerle karşılaştığınızda önce onları İslâma davet ediniz. Eğer îslâmfyeti kabul ederlerse bunu yeterli bulunuz, kılıç çekmeyiniz. Müslüman olmazlarsa bir anlaşma esası olarak cizye vermelerini teklif ediniz. ”. İslâmiyetin yayılması ve inanç ilkelerinin uygulanması “da'vet” esasma ve fikrine bağlı olduğu için bu dine “da'vet dini” denilmiştir.
ta'n (I)
ta'n (I) a. Ç>ü) [Ar.] Yahudilerin ve müşriklerin İslâm’ı ayıplamalan. Bu konu Kur’ân-ı Kerîm’de “Nisâ suresi” ile “Tevbe suresi” inde geçmektedir. Bu hareket insanı küfre kadar götürmektedir.
seyfullah
Allah yolunda, dîn-i İslâm için gaza yapma anlamında terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’in “Bakara suresi” nin 191. ayetinde yer alan mealen, “Onları (müşrikleri) nerede yakalarsanız öldürün.” ve “Tevbe suresi” nin 36. ayetinde geçen mealen, “Müşriklere karşı topluca savaşın.” ibarelerinden kaynaklanmıştır. s
beddu'â
Birisi için ondan gördüğü haksızlığa ve aşağılamağa karşılık kötü dua etmek, ah etmek, ilenmek. Zulüm ve haksızhğa karşı geçerli sebeplere dayanması şartıyla din, beddua etmenin caiz olduğunu ayet ve hadislerle ifade etmiştir. Hz. Peygamber’in, Müslümanlara işkence etmek, dine şiddet ve baskı yapmak isteyen bazı müşriklere beddua ettiği ve bunun etkisinin açık olduğunu gösteren hadisler vardır. Hz. Peygamber kendisine ve dinine baskı yapan Ebu Cehil, Übey b. Halef, Utbe b. Rebîa, Şeybe b. Rebîa gibi bazı müşriklere beddua etmiş, bunların hepsi Bedir Savaşmda helâk olmuşlardır. Çok sıkışmadıkça ve ruhen azap görmedikçe Hz. Peygamber’in beddua etmediği de ashabı tarafından açıkça söylenmiştir. Öte yandan İslâm bilginleri Müslümanların yerli yersiz beddua etmelerini de ahlâka uygun görmemişlerdir.
bedî'iyyât
Peygamberi övmek amacıyla kaleme alman ve her beytinde en az bir bedîî sanatm bulunması zarurî olan kasidelere verilen ad. Bu tarz şürler Hz. Peygamber’in sağlığmda iken yazılmaya başlanmış, sonradan yaygmlaşmıştır. Başlangıçta aydm kesimin rağbet ettiği bir şiir tarzı iken bedîiyyat, sonradan halkm da beğenisini kazanmış, hatta bu kasidelerin şerhlerinin yapılması geleneğinin yaygmlaşması ile ilgiyle takip edümiştir. Bu tarz şiirler, hem Hz. Peygamber sevgisinin hem de İslâmî kültürün halk kitleleri arasmda yayılıp genişlemesine vesile olmuştur. Bedir suresi a. bk. Enfâl suresi Bedrî a. ^jj) [Ar.] İlk Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasmda hicretin ikinci yılında Bedir Savaşı’na katılan müminler.
bekkâ'ûn
Hicretin dokuzuncu yılında Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılan Tebük Savaşı’na maddî ve sosyal sorunları sebebiyle katılamayan ve bundan dolayı derin üzüntü içinde sürekli ağlayan sahabeler.
be's
“Yoksulluk, şiddet, korku, sıkıntı ve azap.” anlamlarma gelen bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi beş ayette geçmektedir. Kelâm terimi olarak da Hz. Peygamber’in tebliğini uzun süre dinlemeyen ve ret eden, ancak deprem gibi, sel gibi felâketler sonrasmda imana gelen müşrikler için kullanılmıştır.
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 29–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah,
Sayfalar 37–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat
Sayfalar 66–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · ME'de, islâm ordularının bu hareketine HAMLE-I ARAP yani arap saldırısı, islâm mücahitleri de ÇIPLAK AYAKLI BIR KA- VIM olarak vasıflandırıldıktan sonra bir beyitte de aynen şöyle
Sayfalar 69–76
Muzaffer Ozak Külliyatı · rın ve bulunduranların da şefaatlerine nail olacağı herkesçe malümdur. MAKAMAT-I-SADIYYE namındaki kitapta beyan olunmuştur ki, Enbiyâ ve rüsül-ü kiram ile, şehitlerin, salihlerin
Sayfalar 84–89
Muzaffer Ozak Külliyatı · meti Muhammede bahş olunacaktır. İbrahim Halil biz ümmeti Muhammede yapılacak iltifatı ilâhiyyeyi rabbinden işitince: «Yarabbi, beni mademki ümmeti Muhammedden kılmadın, hiç olmazs
Sayfalar 90–95
Muzaffer Ozak Külliyatı · miyorsun? Kullarım beni dâvet ettiler» diye buyrulduğunda Musa aleyhisselâm, «Böyle bir dâveti zatül uluhiyyetine bildirmege haya ederim» dedi. Allah Sübhanehü «Söyle kullarıma! Cu