Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

38 sonuç · “kuf

01
Kol

Câğbûb–Kufra Sahra Ağı

Muhammed el-Mehdî döneminde zâviye, kervan, eğitim ve haberleşme ağının Sahra ve Orta Afrika'ya genişlemesi.

02
Kol

Küfrevî Kolu

Muhammed Küfrevî'nin Bitlis merkezli irşad halkası.

03
Şahsiyet

Dâvûd et-Tâî

Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.

04
Şahsiyet

Muhammed el-Mehdî es-Senûsî

Posta geçiş Kurucunun oğlu Muhammed el-Mehdî 1844'te doğdu. Babası 1859'da vefat ettiğinde genç yaşta postun başına geçti; kardeşi Muhammed Şerîf ve aile ileri gelenleriyle ortak hareket etti. Câğbûb dönemi Zâviye ve eğitim sistemini büyüttü; Sahra kervan yolları, kabileler ve Orta Afrika arasında güçlü haberleşme ve irşad ağı kurdu. Kufra'ya taşınma İngiliz

05
Şahsiyet

Muhammed Küfrevî

Pîr Muhammed Küfrevî (1191/1777, Küfra/Şirvan, Siirt – 1316/1898, Bitlis); Nakşibendiyye-Hâlidiyye'nin Küfreviyye kolunun pîri . Türbesini II. Abdülhamid bir İtalyan mimara yaptırdı; halifeleri arasında Alvarlı Muhammed Lutfi vardır.

06
Şahsiyet

Sarı Abdullah Efendi

Sarı Abdullah Efendi (992/1584 – 1071/1660), kendini “aslen Bayramî, tarikaten Celvetî, terbiyeten Mevlevî” diye tanıtan reîsülküttâb ve müellif; Mesnevî 'nin bir cildi üzerine yazılmış en geniş şerhin sahibi ve yetiştirdiği zerrin lâleleriyle “şükûfe-perverân” reisi.

07
Sözlük

Vukûf-ı zamânî

Geçen zamanı ve o andaki mânevî hâli gözetmek; vakti bilinçli değerlendirmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

08
Sözlük

Vukûf-ı adedî

Zikrin sayısını dikkatle takip etmek; sayıyı amaç değil, dikkati toplama aracı görmek. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

09
Sözlük

Vukûf-ı kalbî

Kalbin hâline ve yönelişine dikkat etmek; zikrin merkezini kalpte tutmak. Hâcegân-Nakşibendî geleneğinin on bir ilkesi arasında sayılır; nispet ve yorumlarda kaynaklar arasında farklılık bulunabilir.

10
Sözlük

Vukuf

Durmak, bilmek. tas. Sâlikin ısrarla, dikkat ve özenle belli hususlar üzerinde durması, onları kavramaya çabalaması. Üç vukuf: Nakşibendilere göre üç önemli vukuf vardır: Vukaf-i kalbi. Nakşbendiye'nin rabıta, zikir, murakabe, hıfz-ı nispet ve sohbet-i şeyh gibi altı esasından biridir. Sâlikin her çeşit bağdan, bilinen, düşünülen, hâtır ve hayalden geçirilen her türlü fikir, hayal ve histen tecerrud edip tam bir teveccühle kalbine teveccüh etmesine, sonra basiret gözüyle kalbin hakikatine, nazarını yoğunlaştırmasına ve bu suretle kalbinde ilâhî sırların zuhur etmesini beklemesine vukuf-i kalbi denir (gönül beklemek). “Mü'minin kalbi ayna gıbidir. Oraya bakınca Rabb'in tecellisini görür. Vukuf-i adedi. Sayılar üzerinde durmak. Nakşiliğin onbir esasından biridir. Habs-i nefes yoluyla kelime-i tevhidi zikr ederken tek sayılardan birinin üzerine vakf edip nefes vermeye vukuf-i adedi denir. “Vuküf-i adedi 217'e bâliğ oldukta netice-i zikr hasıl olur.” Vukuf-i zamani. Zaman üzerinde dikkati yoğunlaştırma, yani içinde bulunan zamanı (hali) dikkate almak ve geçmişin muhasebesini yapmaktır. İbnü'lvakt olmaktır. Bugünün vazifesini yarına tehir etmemektir (HB 55, 56; HHV 112; NR 34, 55, 65). Vukufa sadık Hakk'ın muradıyla olma hali.

11
Sözlük

küfür, -frü

küfür, -frü a. [Ar. ] Arapçada kelime anlamı “örtmek’ olan bu söz, dinî terim olarak AUah’m varlığını ve birliğini, O’nun buy- Hıklarım vahiy yoluyla alıp in sanlara tebliğ eden peygamber tanımama, inanmama ve onun sözlerine karşı çıkma işi, duru mu veya davranışı ifade etmek tedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz kırk bir yerde geçmekte, türev leri ise pek çok ayette isim ve sı fat biçimleriyle yer almaktadı (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem “kfr” maddesi). Ayrıca hadi kaynaklarında ve bu kaynakla rm “iman” bölümlerinde çokça geçmektedir (bk. Wensinck, el Mu'cem, “kff” maddesi), “küfür en büyük günahtır ve “iman (bk. bu madde) m zıddıdır. küfüv a. [Ar. ] fik. İslâm aile hukukunda, “Evlenecek eşlerin birbirlerine denk olması. ” anla mında bir hukuk terimi. külbe-i ahzân a. bk. beytü’l-ahzân külliyât-ı hams a. oÜS) [Ar. bk. nevi kümbet a. Türklerin İslâmiyet’ kabul etmelerinden sonra din ve devlet büyükleri adma anıt me zar için kullandıkları ve bi mumyalık üzerinde silindirik ya da çokgen gövdeli içten kubbe dıştan konik veya pramit şeklin de çatı ile örtülü yapılar. kün a. [< Ar. kevn] Allah’ın yaratma gücünü ve hızını ifade eden dinî-tasavvufî bir terim Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz, “Ba 421 kürsî n kara suresi” nde “Gökri lerin ve yerin yaratıcısı bir emri n murat etti mi yalnızca “ol! ” der u ve hemen oluverir. ”; yine aynı k mealde “Âl-i İmrân suresi” nde açıkça ifade edilmektev dir. Tasavvuf ehli arasmda ise ı bu terim, “künfe-yekûn, künfeır kân” biçimlerinde kullanılmışm, tır. Tasavvuf inancııun yaradılış is felsefesine göre evrenin yaraa- tılmasından önce Allah, kendi a cemalinin yansımasmı, sevilmel- sini ve bilinmesini ister. Bundan r” dolayı bir nur yığını yaratır ve n” ona “Kün Muhammedâ! ” (Olya Muhammedi) der; nur bu hitaba cevaben “Lâ ilâhe illallah'. ” (Ale lah’tan başka Tanrı yoktur. ) der. n Bunun üzerine Allah, “Muhamamedün rasûlullah” (Muhammed, Allah’ın rasulüdür. ) diyerek n “eflâk” (dokuz felek) i, ardından da “anâsır-ı erba'a” (dört unsur). ] (bk. bu madde) yı ve “mevâlîd-i selâse” (üç oluşum, yani madent’i ler, nebâtât ve hayvanât) (bk. bu e madde) yi, sonra da “ekmel-i emahlûkât” (yaratıkların en müir kemmeli) (bk. bu madde) olan a insanı yaratır. e,

12
Sözlük

elfâz-ı küfür

elfâz-ı küfür a. [Ar.] Hz. Peygamber’in Allah’tan getirdiği vahyleri ve bunlardan çıkan dinî hükümleri inkâr eden sözleri ifade eden bir terim. Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz aynen geçmemekle birlikte buna yalan “kelimetü’l-küfr” (Tevbe suresi, 9 / 74) ibaresi geçmektedir. Bu ifadelerden Müslüman bir kimsenin küfür kelimesini söylemesi ile kâfir oldukları açıkça dile getirilmiştir.

13
Sözlük

mevkuf

Hadis bili m minde, sahabenin sözü, eylemi ve davranışı anlamında kullanılan terim.

14
Mekân

Küfrevî Türbesi

Bitlis · Türkiye · 1316/1898'de vefat edip defnedildiği yer; 1899'da II. Abdülhamid'in gönderdiği İtalyan mimar tarafından yaptırılmıştır. İçinde aile fertlerine ait dokuz sanduka daha vardır; 1925'te kapatılmış, 1951'de yeniden ziyarete açılmıştır. Konum yaklaşıktır.

15
Mekân

Kûfe

Kûfe · Irak · Ebû Hanîfe'nin yanında uzun yıllar hadis ve fıkıh okuduğu, sonra evine kapanıp zühde çekildiği ve harap evinde Kur'an okurken vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd et-Tâî : Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî, Ebû Hanîfe’nin çevresinde fıkıh ve hadis tahsil ettikten sonra zühd, murakabe ve mürüvvet merkezli bir hayatı seçen; Ma‘rûf-i Kerhî üzerinden klasik tasavvuf silsilelerini etkileyen Kûfeli âlim ve zâhiddir.

16
Mekân

Küfrevî Tekkesi

Bitlis · Türkiye · Şeyhi Tâhâ-yı Hekkârî tarafından gönderildikten sonra kurduğu ve Küfreviyye kolunun merkezi olan tekke; postnişinliği beş kuşak boyunca aile içinde sürmüştür. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Küfrevî : Muhammed Küfrevî (ö. 1898), Seyyid Tâhâ Nehrî'den hilâfet alarak Bitlis'te tekke kuran; Doğu Anadolu, Kafkasya ve İran'a uzanan geniş halife ağıyla Küfrevî kolunu meydana getiren âlim ve mürşiddir.

17
Mekân

Simav

Kütahya · Türkiye · Doğum, eğitim ve irşad çevresi Abdullah-ı İlâhî’nin doğduğu; Semerkant dönüşünde dergâhını kurup Nakşibendîliği yaymaya başladığı kasabadır. Medrese ilimlerine vukufu sayesinde çevresindeki halka kısa sürede genişlemiştir. Kaynak aktarımında Ahmed-i Buhârî’nin de burada seyrüsülûkünü tamamladığı belirtilir. Kişi bağlantısı Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen âlim-sûfîdir.

18
Mekân

Kûfe

Kûfe · Irak · Ebü'l-Abbas İbnü's-Semmâk'in vaazını dinleyip zühde yöneldiği şehir; mürşidi Dâvûd et-Tâî'nin de şehridir. İlişkili kişi dosyası Ma‘rûf-i Kerhî : Ma‘rûf-i Kerhî, Bağdat’ın Kerh çevresinde yaşayan; zühd, fütüvvet ve ilâhî muhabbet anlayışıyla tanınan, Serî es-Sakatî üzerinden sonraki tasavvuf tarihini etkileyen sûfîdir.

19
Mekân

Küfra (Şirvan)

Siirt · Türkiye · 1191/1777'de doğduğu ve babasının medresesinde tahsil görüp müderrislik yaptığı kasaba; nisbesini buradan alır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Küfrevî : Muhammed Küfrevî (ö. 1898), Seyyid Tâhâ Nehrî'den hilâfet alarak Bitlis'te tekke kuran; Doğu Anadolu, Kafkasya ve İran'a uzanan geniş halife ağıyla Küfrevî kolunu meydana getiren âlim ve mürşiddir.

20
Mekân

Nehrî (Bağlar), Şemdinli

Hakkâri · Türkiye · Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Tâhâ-yı Hekkârî'ye intisap edip seyrüsülûkünü tamamladığı kasaba; Hâlidiyye'nin bölgedeki merkezidir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Küfrevî : Muhammed Küfrevî (ö. 1898), Seyyid Tâhâ Nehrî'den hilâfet alarak Bitlis'te tekke kuran; Doğu Anadolu, Kafkasya ve İran'a uzanan geniş halife ağıyla Küfrevî kolunu meydana getiren âlim ve mürşiddir.

21
Mekân

Kûfe

Kûfe · Irak · Ebû Hanîfe ile münakaşalarının geçtiği Irak merkezi; Şehristânî'ye göre bir süre Irak'ta kalmış olması, kimya ile ilgilendiği iddiasının dayanaklarından biri sayılır. İlişkili kişi dosyası Ca‘fer es-Sâdık : Ca‘fer es-Sâdık (ö. 148/765), Medine’de yetişen Ehl-i beyt imamı, güvenilir hadis râvisi ve müctehid fakih; zühd, ilim ve mârifet mirasıyla Nakşibendiyye, Bektaşiyye ve başka irşad silsilelerinde müşterek halka kabul edilen büyük İslâm âlimidir.

22
Mekân

Kûfe

Kûfe · Irak · Silsilede kendisinden sonra gelen Dâvûd et-Tâî'nin Ebû Hanîfe'den fıkıh okuduğu ve zühde çekildiği şehir. İlişkili kişi dosyası Habîb el-Acemî : Habîb el-Acemî (ö. 130/747-48 [?]), Hasan-ı Basrî çevresinde yetişen İran asıllı Basralı zâhid, güvenilir hadis râvisi ve sonraki tarikat silsilelerinin önemli halkasıdır.

23
Mekân

Kûfe

Kûfe · Irak · Sevkiyat sırasında kafilenin ikiye ayrıldığı yol ayırımının diğer kolu — halkın tepkisini bölmek için kurulan tedbirin parçası. İlişkili kişi dosyası Mûsâ el-Kâzım : Câfer es-Sâdık'ın oğlu; sabrı, öfkesini yenmesi, ibadeti ve hadis rivayetiyle tanınan Ehl-i beyt büyüğü.

24
Mekân

Siirt

Siirt · Türkiye · Bölgenin meşhur âlimlerinden Molla Halil Siirdî'den icâzet aldığı şehir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Küfrevî : Muhammed Küfrevî (ö. 1898), Seyyid Tâhâ Nehrî'den hilâfet alarak Bitlis'te tekke kuran; Doğu Anadolu, Kafkasya ve İran'a uzanan geniş halife ağıyla Küfrevî kolunu meydana getiren âlim ve mürşiddir.

25
Mekân

Kûfe (Ca'fer es-Sâdık çevresi)

Kûfe · Irak · Torunu Ca'fer es-Sâdık'ın ilminin yayıldığı merkezlerden; Kāsım'ın soyu bu yolla Ehl-i beyt geleneğine bağlanır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Kâsım b. Muhammed b. Ebû Bekir : Kâsım b. Muhammed b. Ebû Bekir (yaklaşık 657–725), Hz. Âişe’nin yanında yetişen, Medine’nin yedi fakihinden sayılan güvenilir hadis râvisi; bazı tasavvuf silsilelerinde Ca‘fer es-Sâdık’tan önce yer alan tâbiî âlimidir.

26
Makale

Câğbûb'dan Kufra'ya Senûsî Merkezleri

Câğbûb Kurucu 1855'te Câğbûb'a yerleşti; zâviye, medrese, kütüphane, tarım alanı ve kervan merkezi oluşturdu. 1859'da buraya defnedildi. Kufra'ya taşınma Muhammed el-Mehdî dış baskı ve gözetim endişesiyle 1895'te Kufra'ya geçti. Böylece hareketin ağırlık merkezi Sahra içlerine taşındı. Stratejik dönüşüm Coğrafî taşınma

27
Eser

ORUCUN FAZİLET VE FAYDASI

Avârifü’l-Maârif · 39. bölüm · Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, şöyle buyurmuştur: “Sabır imanın yarısıdır.” “Oruç da sabrın yarısıdır.”341 Denilmiştir ki: “Kıyâmet günü insanoğlunun bütün amelleri, zulmettiği kims

28
Eser

MAKÂMLAR HAKKINDA SÛFİLERİN GÖRÜŞLERİ

Avârifü’l-Maârif · 60. bölüm · 1-TEVBE HAKKINDAKİ SÖZLERİ Ruveym demiştir ki: “Gerçek tevbe; kulun tevbesinden tevbe etmesidir.” Denilmiştir ki, bu sözün mânası, Râbiatü’l-Adeviyye’nin şu sözü ile aynı manadadır

29
Eser

BİDAYET (başlangıç) VE NİHAYET HALLERİNİN SIHHATİ

Avârifü’l-Maârif · 63. bölüm · Şeyhimiz Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah) bize, Hz. Ömer’den (r.a) nakille, Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etti: “Muhakkak ki bütün ameller niyetlere

30
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b

31
Eser

Sayfalar 65–72

Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına

32
Eser

Sayfalar 103–109

Muzaffer Ozak Külliyatı · Muhammediyye ile nurlandırırsa, cemal-i Muhammediyyeyi ve makam-ı Ahmediyyeyi müşahede eyler ve bunun neticesi olarak da aşkı günden güne artarak mir'atı hak yolunda pervane gibi k

33
Eser

Sayfalar 265–271

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALLÛ ALÂ RESÜLÜNÂ MUHAMMED Sallû alâ seyyidina Muhammed Sallû alâ mürşidina Muhammed Sallû alâ şemsiddüha Muhammed Sallû alâ Bedriddûca Muhammed Sallû alâ nurül hûda Muhammed Sall

34
Eser

Sayfalar 343–349

Muzaffer Ozak Külliyatı · edebilecek miydin? Senin yerine ben cevap vereyim: HAYIRI.. Aziz bir dine mensup bulunuyorsun, ne yazık ki dinin hakkında en iptidaî malümatın dahi yok.. Anandan babandan duyduklar

35
Eser

Sayfalar 394–401

Muzaffer Ozak Külliyatı · Bir kulun ki, meddâhı Allah ola; Kim kadir ki, ol ona meddâlı ola... Yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin yaratıc

36
Eser

Sayfalar 368–373

Muzaffer Ozak Külliyatı · .ret ve himmetinizi dünyaya sarfederek âhirete gerekeni unutmak akıl kârı değildir. Bunun sonu hasret ve nedamettir. Yakında, ölünce ve mezarınızda yaptığınız bu hatayı bileceksini

37
Eser

Sayfalar 417–423

Muzaffer Ozak Külliyatı · Bütün peygamberler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ümmet olmayı, kendilerine tevcih buyurulan nübüvvetten üstün gördüklerinden dolayı ayrı ayrı izzet ve devlet v

38
Eser

Sayfalar 433–440

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar bu günahları işleyenleri görmezler ve o kimseyi temiz bir insan olarak tanırlar amma, Allahu teâlâ ile aramızda perde yoktur. Ondan, hiç bir şey gizlenmez. gizlenemez. O gör