Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 394–401
Bir kulun ki, meddâhı Allah ola;
Kim kadir ki, ol ona meddâlı ola...
Yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin yaratıcısı, sahibi ve müstakillen mâliki olan Allah azze ve celle Habib-i edibini düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül bürhanda öylesine medh-ü senâ eylemiştir ki, iyman ve irfan sahipleri için bu âyet-i kerimeleri hatırlamak ve okumak kâfi ve vâfidir.
Biz, âcizane bu risâlemizde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin ESMÂ-İ-ŞERİFE'lerinden bahsetmek ve o mübarek isimlerin özellikleri ve güzellikleri hakkında elimizden geldiği, dilimizin döndüğü, aklımızın ve ilmimizin yettiği kadar nâçiz bilgiler sunmak niyyet-i hâlisanesiyle böyle bir mukaddime yapmak zorunda kaldık.
Bilindiği gibi, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz hazretlerinin bütün mübarek isimleri bi-zâtihi aziz olup, ism-i şerifleri MUHAMMED'dir. Muhammed ism-i şerifi, Kur'anı kerimde dört âyet-i celilede zikrolunduğu gibi, ezanda ve kamette, kelime-i tevhid ve kelime-i şehadette de yine bu isimle anılır. Sema'da ve hakiki Incil-i şerifte ise AHMED ismiyle anıldığı da malûmunuzdur. MAHMUD ism-i şerifi ise, kıyamet gününe.
mahsus isimleridir. Temenni ve niyaz olunur ki, âşıklara ve sadıklara bir yâdigâr bırakmak azmiyle yazmak cür'etinde bulunduğumuz bu risâle, Seyyid-ül-Ebrâr aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Gaffâr efendimiz hazretlerinin nigeh-i iltifatlarına mazhar olurda, yazan, okuyan ve dinleyen bizleri şefaat-i uzmasiyle taltif buyurur.
Hemen ilâve edelim ki, âcizane ve fakirane vizim bu ism-i şeriflere verebileceğimiz mâ'na, deryalardan bir katre ve güneşten bir zerre mesâbesindedir.
Aziz kardeşim!..
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu mübarek isimlerini okuyup dinlediğin zaman, hemen ve hiç ihmal etmeksizin O'nun Ravza-i pâk ve ıtırâk-i Muhammediye'leri-
ne salâvat ver ki, mazhar-ı hidayet, vasıl-ı şehrâh-ı saadet ve selâmet ve nail-i şefaat olasın, dünya ve âhirette refah ve felâh bulasın, gamdan, kederden, vesveseden kurtulasın...
Bu esmâ-i şerifeler şunlardır:
MUHAMMED (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Mâ'nayı münifi; Çok çok senâ olunan, öğülen, hamdetmeğe lâyık olan, medholunan demektir. Sultan-ı Enbiya ve Resûl-ü Kibriyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimiz hazretleri, âlem-i vücuda teşrif buyurmadan önce bütün melekler ve Hz. Adem aleyhisselâmdan itibaren Resûl-ü müctebâ'nın Zuhur ve tulû'una kadar, taraf-ı ilâhiden gönderilen bütün enbiyâ ve mürseliyn aleyhimüsselâm hazerâtının dillerinde medh-ü senâsı ve kendilerine indirilen suhuf ve kitaplarda ism-i valâsı zikrolunduğu gibi, gönüllerinden de sevgisi hiç eksilmediğinden, Kadem nihade-i âlem olmaları takarrür edince Allahu sübhanehu ve tealâ, dedesi Hz. Abdül-Muttalip ve muhterem annesi Hz. Âmine radıyallahu anha'ya MUHAMMED ism-i şerifini vermelerini emir ve irade buyurmuşlardır.
MUHAMMED ism-i şerifi, aynı zamanda esmâ-i ilâhiden mübarek bir isimdir.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, yerlerde ve göklerde, melekler ve insanlar arasında saygı ve sevgi ile zikredilen bir zât-ı akdes oldukları gibi, bizzat Cenab-ı Rabbilâlemiyn tarafından da muhtelif vesilelerle medh-ü senâ olunmak bahtiyarlığına mazhar olmuşlardır. Netekim, bugün dahı yine bizzat Allahu tealâ ve melekleri ile salihler ve âşıklarla sadıklar zât-ı risaletpenâhilerini medh-ü senâ etmektedirler.
Ne var ki, meleklerin ve kulların iki cihan serverini gereği gibi övmeğe ilim ve irfanları kâfi gelemeyeceği gibi, esrar-1 Muhammediyye'ye agâh olmaya da güçleri yetmez. Onun için, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın hakkıyle ve lâyıkıyle meddâhı Allahu azimüş-şândır. O'na lâyık ve müstehak olduğu medh-ü senâ ve esrar-1 Muhammediyye'ye vükuf, ancak ve yalnız Allam-el-guyûb olan âlemlerin Rabbine mahsus ve münhasırdır.
Geçtiğimiz günlerde, batı dünyasında yapılan bir anket sonunda, yeryüzünde en çok anılan ve kullanılan ismin MUHAM- MED aleyh-is-salâtü ves-selâm olduğu riyazı bir kesinlikle sabit olmuştur.
Görenedir görene!.. Köre nedir, köre ne?..
Muhammed ism-i şerifinin bazı hassaları vardır. Bu mübarek isim herhangi bir mecliste zikrolunduğu zaman, işitenler üzerinde mâ nevi bir tesir yaratır ve o mecliste hazır bulunanlar, nedenini fark ve temyiz edemedikleri bir sevinç ve sürura gark olurlar. Bu isimle, Resûl-ü zişâna salâvat verenler, en kısa zamanda menzil-i maksutlarına ererler, bütün güçlükleri yenerler, üzerlerine teveccüh edecek kaza, belâ ve musibetler ref'olunur. Cehennem ateşinden kurtulur ve cennet ni'metlerine nail olurlar. Himem-i ruhaniyyet-i Muhammediyye her ân üzerlerinde sâyeban olur. Mahşer yerinde, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya yakın bulunurlar, hesapları kolay ve mizanları ağır olur.
Daha önceki derslerimizde de, sırası geldikçe arzettiğimiz gibi, her biri birer kâmil mü'min olan şanlı ve kahraman atalarımız, silâh altında bulunan yavrularına MEHMEDCIK adını vermiştir. Ne mutlu ve ne kutlu o büyük müslüman Türk milletine ki, taşıdığı bu mübarek isim sayesinde her nereye yönelirse daima mansur ve muzaffer olmuş, din ve millet düşmanlarını yıldırmış, iki cihan serverinin himem-i ruhaniyyeti ile veryüzünde haklı bir şöhrete ulaşmıştır. Zira, bu mübarek ismi taşıyanlara şefaat-i Resûlullaha mazhar olurlar. Yavrularına bu mübarek ismi veren ana ve babalar da iki cihanda şâd-ü handan kalırlar. Bu sebeple, O'nun ismini taşıyan bir kimse bir meclise geldiği zaman, hazır bulunanların adından dolayı saygı göstermeleri ve baş köşede yer vermeleri vâcip olur.
AHMED (Sallallahu aleyhi ve sellem)
AHMED ism-i şerifi, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin semadaki ve tahrif olunmamış, taraf-1 ilâhiden indirildiği gibi kalmış Incil'deki ismidir. Cenab-ı Kadir-i
Kayyûm hazretleri, bütün mahlûkatı yaratmadan üçyüz altmış bin yıl önce, iki cihan serverinin mübarek nurunu halkeylemiş ve o nûr-u alâ nur, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerini türlü türlü hamd-ü senâlarla tâ bu âlem vücuda gelinceye kadar zikr-ü tesbihte bulunduğundan ehl-i sema olan melekler Habib-i edib-i Kibriyâ'nın nuruna AHMED adını vermişlerdir ki, ziyade hamdedici mâ'nasına gelmektedir. Yeryüzünde bilinen ve söylenilen ism-i şerifleri MUHAMMED sallallahu aleyhi ve sellem olduğu gibi, göklerde de meşhur ve malûm olan ism-i şerifleri AHMED sallallahu aleyhi ve sellemdir. Bütün medholunanlardan O'nun memduhiyyeti ziyade olduğundan zât-ı risaletpenâhilerine MUHAMMED-ÜL-MAHMUDEYN denilmiştir.
Fahr-i kâinat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyât efendimiz, bütün yaratılmışların hamd-ü senâlarından ziyade Allahu tealâ'ya hamdettiği için de kendilerine AHMED-ÜL-HAMİDİYN denilmiştir. AHMED ism-i şerifi Resûl-ü müctebâ'dan önce hiç kimseye verilmemiştir.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hamdi, bütün mahlükat-ı ilâhiden ziyade olduğundan dolayı Hak celle ve alâ hazretleri Isa aleyhisselâma inzâl buyurduğu Incil-i şerifte, Habib-i edibini medhettikten sonra ümmetini dahi medheylemektedir:
Ve ümıneteh-ül hâmidûne yahmedûne fis-serrâ'i ved-darrâ'i ve alâ külli hâlin..
(Resûlüm olan AHMED ve ümmeti, varlıkta ve darlıkta, üzüntüde ve ferahlıkta, her hallerinde bana hamdedicilerdir.)
Enes bin Malik radıyallahu anh, rivayet etmiştir ki, Sahib-i şeri'at aleyhi ekmel-üt-tahiyyet efendimiz saadetle şöyle buyurmuşlardır:
— Kıyamet günü, iki kimse huzur-u Rabbil-âlemiyne getirilir. Her ikisine birden cennete girmeleri irade olunur. Bunlar: (Yâ Erham-er-râhimiyn!.. Bizler, cennete girmeğe lâyık bir amel işlemedik. Acaba, biz âciz ve zelil kullarına bu lûtuf ve ikramının zuhuruna sebep nedir?) Allahu sübhanehu ve tealâ
hazretleri celâli ile buyurur: (Evet, her ikinizin de cennete lâyık amelleriniz yok, fakat birinizin adı MUHAMMED ve digerinin adı AHMED olduğundan ben azim-üş-şân zât-ı ecelli â'lâmla Habib-i edibimin adını taşıyan kullarımı cehenneme atmağa ve ateşte yakmağa hayâ ederim. Haydi, ikiniz de giriniz cennetime..)
Stireyk bin Yunus rivayet etmiştir ki:
- Hak tealâ hazretlerinin, Seyyahin denilen bir kısım melekleri vardır. Bu melekler daima yeryüzünde gezip dolaşırlar, hangi evde Muhammed veya Ahmed isminde kimse varsa, o ev halkını bu mübarek isimleri taşıyanların hürmetine ziyaret ve tâ'zim ederler ki, bunların ibadetleri ve görevleri de budur. Zira, içinde Habib-i edib-i Kibriyâ'nın ism-i şerifini taşıyan kimseler barındığından bu evler hürmet ve tâ'zime lâyıktırlar.
AHMED ism-i şerifi Kur'an-ı kerimde Saf sûre-i celilesindeki bir âyet-i kerime ile sabittir. Hz. Isa aleyhisselâmın, kendisine nâzil olan Incil-i şerifte de zikrolunan âyet olup, me'âlen şöyledir:
Ve iz kale İsebnü Meryeme yâ beni İsrâile inni Resülüllahi ileyküm musaddikan limâ beyne yedeyye min-et-Tevrâti ve mübeşsiren bi-resûlin ye'ti min bâ'dis-mühu Ahmed...
Es-Saf: 3 (Bir vakit de Meryem oğlu İsa: «— Ey İsrâ'il oğulları!...
Ben size Allahu talâ'nın Resûlüyüm. Benden önce nâzil olan Tevrat'ı tasdik ve benden sonra gelecek Ahmed adındaki peygamberi de müjdeler olduğum halde hüccet ve bürhan ile size geldim...») demişti.
Ey ıhvân-ı din-i mübiyn!..
Şer'ini tut, ümmeti ol ümmeti... Hak nasip etsin sana cemaliyle cenneti...
HÂMİD (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Hiçbir mahlükun haddi ve kudreti erişemediği halde, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, türlü senâlar ile Hak celle ve alâyı hamd-ü senâya muvaffak kılınmasından ötürü zât-ı risaletpenahilerine HÂMİD ismi verilmiştir.
Evet, ey ehl-i aşk!..
Hiçbir mahlük, ne melekler, ne peygamberler, ne cinniler ve ne de insanlar Cenab-ı Hakka Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz kadar hamd-ü senâ edememişlerdir. Netekim, kıyamet gününde de yine böyle olacaktır. Ümmet-i merhumesine Rabbinden şefaat izni alabilmek üzere mübarek başını arşın önünde secdeye koyacak ve o secde halinde hâkim-i mutlâk olan âlemlerin Rabbine hamd-ü senâda bulunacak ve ümmetini dileyecektir. Bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
— O zamana kadar Rabbime yapamadığım hamd-ü senâyı, tesbihat ve tekrimatı Mevlâyı müteal hazretleri o ânda bana yaptıracaktır. Bu hamd-ü senâm sonunda Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri bana: «Ey Habibi zişânım!.. Mübarek başını secdeden kaldır. Seni razı kılıncaya kadar ümmetin için şefaatine izin verecegimi ve seni memnun ve mesrur edecegimi vâ'deylemiştim. Üzülme, sözün tutulur, şefaatin makbuldür.» buyuracaktır.
MAHMUD (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Sahib-i makam-ı Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il- Vedûd efendimiz hazretlerinin ism-i şeriflerinden birisi de MAHMUD'dur. Bu mübarek isim, dört büyük kitaptan birisi olan ve Hz. Davud aleyhisselâma indirilerek tahrife uğramamış bulunan Zebur-u şerifte mevcuttur.
Dünya ve âhirette, zât-ı akdesleri bizzat taraf-ı ilâhiden ve
ayrıca bütün meleklerle peygamberler tarafından türlü kemalât ile medh-ü-senâ edildiğinden ötürü, kıyamet günü mahşer yerinde LİVA-I-HAMD zât-ı risalet penahilerine bahş ve ihsan buyurulacak, bir ismi de MAKAM-I-MAHMUD olan o muazzam makam ile şefaat-i kübrâ hakkı zât-ı akdeslerine tahsis olunacağından, MAHMUD ism-i şerifi ile de yâd olunmuşlardır:
Ve min-el-leyli fe-tehecced bihi nâfileten leke asâ en yeb'aseke Rabbüke makamen Mahmuda...
El-Isrâ: 79 (Gecenin bir bölümünde de uyanıp gece namazı kıl. Bu sana mahsus bir ibadet ve fazilettir. Olabilir ki, Rabbin celle şânüh seni Makam-ı Mahmud'a gönderecektir.)
Kıyamet günü, mahşer yerinde insanların hesapları görüürken herkes peygamberlerden birisine müracaatla şefaat niyazında bulunacak ve istisnâsız bütün peygamberler bunlara özür beyan edecekler ve şefaate muktedir olamayacaklarını bildirerek nefisleri kaygusuna düşecekler, (Nefsim... Nefsim...)
feryatları arasında dizleri üstüne çökerek mahşer ehlini Resûl-ü Rabbil-âlemiyn aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-mu'yn efendimiz hazretlerine dehalete teşvik edecekler ve şefaate ancak ve yalnız onun me'zun olduğunu bildireceklerdir. Mahşer ehli, bu defa Habib-i edib-i Kibriyâ'ya koşacaklar ve ondan şefaat dileneceklerdir. Taraf-ı ilâhiden şefaat izni verilince mahşer ehli hesaba çağırılacaklardır ki, bu sırada zât-ı akdes-i Muhammediyye'yi türlü senâlarla medhedeceklerinden kendilerine MAHMUD ismi verilmiştir.
Gaflet etmeyelim müslümanlar!.. Rahmeten lil-âlemiyn olan ve yeryüzünde MUHAMMED, göklerde AHMED ve mahşerde MAHMUD olarak isimlendirilmiş bulunan önderimiz, rehberimiz, yardımcımız ve yegâne şefaatçimiz iki cihan serverinin, iki cihanda da eşi ve benzeri yoktur.
Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellen efendimizin ism-i şerifleri bu risâlemizde ikiyüz bir olarak zikredilmiştir. Oysa, bu mübarek isimler elbette bu kadar değildir. Buhari-i Şerif şerhi müellifi Imam-ı Kastalâni'nin rivayetine göre ism-i şerifleri bin tanedir, ibn-i Arabi'den Ibn-i Fâris'in rivayetine göre de iki bin yirmidir. Fakat, şeyh Imran-en-ez-Zennâti hazretleri, iki bin yirmi esmâ-i şerifeden yalnız ikiyüz birinin mâ'na ve hassalarını beyan ettiğinden, fakir-i hakir-i pür-taksir EI- Hâc Muzaffer Ozak Cerrahi de bu ikiyüz bir esmâ-i celile-i Muhammediyye'yi işbu risaleciğimizde zikretmekle yetiniyorum.
Yukarıda tenbih ve işaret ettiğimiz gibi her ism-i şerifi okunduğunda veya dinlenildiğinde, Fahr-i âlem ve mefhar-i beni Adem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize salâvat verilmesi yanı sıra, her mübarek ismin fazilet ve havassını düşünmelidir ki, okuyanların da dinleyenlerin de aşk ve şevkleri, hür.
met ve muhabbetleri artsın, Allah celle kalplerimizdeki mâ'nevi feyiz ve bereketini çoğaltsın, canlarımıza can katsın. Bu itibarla, gece gündüz, sabah akşam, salât-ü selâmı dillerimize vird edinmeli, aşk-i Muhammedi gönüllerimize sinmeli, rahmet-i ilâhi yağmur gibi üzerlerimize inmelidir.
Bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
. (Beni, herşeyinizden ziyade sevmedikçe, iymanınız kemale ermez...)
Şu gerçeği aslâ hatırdan çıkarmamalıdır ki, sevmek ve muhabbet etmek, irade-i cüz'iyyemizin haricinde olup, irade-i külliyedendir. Mukallib-el-kulübü vel-ebsâr olan yani kalpleri ve gözleri dilediği gibi çekip çeviren Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleridir. Hal böyle olunca, kul iki cihan serverini ve hattâ herhangi bir kimse bir diğerini sevemez. Sevmek böyle olduğu gibi, sevmemek de böyledir. Hattâ, şeriat-i garra-i Ahmediyye'ye göre bir erkek kendisini sevmesi için eşini dahi zorlayamaz. Çünkü, bu konuda bir zorlama eşini yalan söylemek Envâr-ül-Kulüb, Cilt 3 — F: 26