Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 386–393
minlere ise, dünya ve âhirette rahmet olduğu, tabii ve âşikârdır.
Söze başlarken de açıklamaya çalıştığımız gibi, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz risâlet ve nübüvvet bakımından son peygamberdir. Ancak, nübüvvette bütün peygamberlerden evveldir. Başka bir deyimle, nuru evvel ve bâ'si sonradır. Nitekim, kendilerinden:
— Yâ Resûlallah!.. Ne zamandanberi Nebi'siniz? diye sorulduğunda saadetle şu cevabı vermişlerdir:
— Âdem aleyhisselâm, su ile toprak arasında idi ve kendisine henüz ruh verilmemişti ki, ben o zaman Nebiy idim.
Lokad câ'eküm Resülün min enfüsiküm aziyzün aleyhi mâ anittüm hariysün aleyküm bil-mü'miniyne Ra'ufun Rahiym...
Et-Tevbe: 128 (Andolsun, size kendinizden ve en enfesiniz olan öyle bir peygamber geldi ki, bir sıkıntı, mihnet ve meşakkate uğrama.
nız ona pek ağır gelir. O, sizlerin hidayet ve salâhınıza haristir, sizlerin üzerlerinize titrer, bütün mü'minler için Ra'ûf ve Ra.
hiym'dir.)
Bu âyet-i kerimeyi yorumlamak ve açıklamak için ciltler dolusu kitaplar yazılsa, yine de başarılamaz. Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, lûtuf ve keremi gereği olarak buyurmaktadır ki:
(Ey insanlar!.. Size, kendi cinsinizden ve en enfesiniz olan bir zât-1 akdesi Nebi olarak gönderdim. O'na AZİZ ismini verdim. Gerçekten o her işinde azizdir. Sizlerin iyman etmeniz ve hidayete erişmeniz için yılmadan, yorulmadan, hiçbir şeyden korkmadan gece-gündüz uğraşıp didinir. Sizlerin iyman ve hidayete erişmenize, dünya ve âhiret mihnet ve meşakkatlerin-
den kurtulmanıza gayet haristir, isteklidir. Size, bir zarar erişmemesi için üzerinize titrer. RA'UF ism-i celilimle sizlere karşı hakikaten Ra'uf ve RAHIYM isın-i şerifimle sizlere gerçekten rahiym olan bir Nebiyyi âlişandır. O Nebiler serverinin ismi MUHAMMED'dir.)
Ey ehl-i iyman!..
Sırası geldikçe her zaman tekrarlıyoruz ve bunu böylece tekrarlamakta fayda görüyoruz. Iyice bilmemiz ve bellememiz gerekir ki, Hz. MUHAMMED sallallahu aleyhi ve sellem bulunmayınca, Allahu tealâ bilinemez ve bulunamaz. O'na itaat, Allahu azim-üş-şâna itaat olup, O'na isyan mutlâka âlemlerin Rabbine isyan ve tuğyandır. O'na sevgi ve saygı beslemek, Allah azze ve celle hazretlerini sevmek ve saymaktır. O Resûller serverine tâbi olmak, Muhabbetullah'ı celbeder. Ona tâbi olmak ilâhi rahmet ve mağfirete vesile olur. Ona tâbi olmak cemal-i lâ yezal-i ilâhiyye vuslâttır. Ona tâbi olmak insanın suretini insan yaptığı gibi siyretinin de insan olacağına dalâlettir.
Ey benim iymanlı kardeşim:
Ona tâbi ol ve her halinle ona uy ki, bu ittibâ ve iktida sayesinde sevdiğin Allah da seni sevsin, bütün suçlarını, günahlarını, isyan ve nisanlarını affedip bağışlayarak seni ve beni arındırıp paklasın, seni bütün kötülüklerden, sıkıntılardan, meşakkat ve musibetlerden hıfzedip saklasın. Ona tâbi ol ki, Allahu sübhanehu ve tealâ baş gözünü de, gönül gözünü de nurlandırsın, basar ve basiretin Hakkın cemal-i bâ-kemalini görmeğe istidat kazansın.
Seyyid-ül-enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyete ves-selâm, Enbiyanın serveridir, bütün peygamberlerin rehberidir, âşıkların ve sadıkların önderidir. O zât-1 akdes, imam-ül-Enbiyâdır, bürhan-ül-etkiyâdır, Habib-i Hüdâ ve şefi-i rûz-i cezadır.
O, bütün âlemlerin yaratılmasına vesile olan sebeb-i hilkat-i kâ'inattır. Alemler, onun nuruyla münevver olmuştur. Onun sevgisiyle kâ'inat hayat bulmuştur. Insanlık âlemi onun sayesinde gerçek kimliğine ve kişiliğine kavuşmuştur. Mü'minlere iyman odur, can-ü canân odur, derde derman odur, gönüllere
sultan odur, hâmil-i Kur'an odur, sahib-i bürhan odur, Habib-i Rahman odur. Rahmeten lil-âlemiyn ve şefi-ül-müznibiyn odur.
O, MUHAMMED'dir. O, AHMED'dir. O, HAMİD'dir. O, MAH- MUD'dur.
Ona tutunan, Hakka tutunmuş olur. Ona bi'at eden, Hakka bi'at etmiş olur. Ona muhabbet, Allahu tealâ'ya muhabbettir. Ona ihanet, mâ'azallah Hakka ihanettir. Onu, bütün sema ehli tebcil eder. Onu, yüz suhuf ve dört kitap takdis eder. Allahu tealâ, melekleri ile her dem ona salât eder.
Yâ Resûlallah cemalin KUL HÜVALLAHÜ AHAD, Ketbolunmuş levh-i ruhsârında ALLAH-ÜS-SAMED, LEM YELİD zâtın VE LEM YÛLED sıfatın vasfıdır, Nola şânında denilse VELEM YEKÜN LEHÜ KÜFÜVEN AHAD...
Aziz müslüman!.. Şefaat-i uzmâsına nail ve mazhar olmak istiyorsan, onu her nefeste salât-ü selâm ile an, onu canından, malından, evlât ve yâlinden fazla sev ki, o da seni sevsin ve en müşkil ânında sana şefaat etsin, himem-i ruhaniyyeti ile dünyevi ve uhrevi, sûri ve mâ'nevi bütün güçlüklerini kolaylığa çevirsin:
Garik-i bahr-i isyanum, şefaat yâ Resûlallah;
Esir-i nefs-i nâdanım, şefaat yâ Resûlallah;
Reh-i gurbette nâçarım, gam-ı hicrinle bizârım;
Binbir derde giriftârım, şefaat yâ Resûlallah...
Benim cürın-ü firâvanım, harabetti dil-i cânim;
Inayet eyle sultanım, şefaat yâ Resûlallah...
ZEKÂ'I hicrinle mahzun, anı vaslınla kıl memnun;
Yoluna can feda olsun, şefaat yâ Resûlallah...
İyi bilmiş ol ki, Allahu azim-üş-şânın biz âciz ve günahkar kullarına bahş ve ihsan buyurduğu en büyük ni'met, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellemdir.
Zuhurun âleme lûtf-u keremdir yâ Resûlallah, Vücudun menba-i cûd-ü himemdir yâ Resûlallah...
Cemi' Enbiyalar zikr-i cemilin kıldılar tebliğ, Kitabullah'ta vasfın mültezem'dir yâ Resûlallah...
Nişân-ı KÂBE KAVSEYN, ebru anın çeşm-i Hakbilin, Delil-i nassla NUN KALEM'dir yâ Resûlallah...
Kebuter suretinde devrederler Ravza-i pâkin, Zümre-i ruh-u kudsiyler hademdir yâ Resûlallah...
Ne dem ki, tak-1 arş üzre görsem necm-i rahşende;
Süreyya diyemem nefs-i kademdir yâ Resûlallah...
Nübüvvet tâc-1 izzettir başında saadetle, Risâlet barigâhında âlemdir yâ Resûlallah...
O Nebiyyi zişân ve Mahbub-u Rahman'ın ayakkabılarının tozları, arşa ziynet olmuştur. O Habib-i edib-i Kibriyâ'nın cennete varmasıyla, cennet tezyin olunmuştur. Nâr-ı cahiym, ona iyman etmeyen, ona muhabbet göstermeyen nâdanlar için halk ve icat buyurulmuştur.
O Nebi'ler serverine iyman edenler, cehennem ateşinden kurtulurlar. Onu candan ve gönülden sevenler cennete dahil olurlar. Allah azze ve celle böylece vâ'd ve vâ'id buyurmuştur, bu gerçeği de açıkça bütün insanlık âlemine duyurmuştur.
Evet, nuru evvel ve gönderilmesi en sonradır amma, cennete bütün peygamberlerden önce ilk girecek de odur. Zira, o Makam-ı Mahmud'un ve şefaat-i uzmânın sahibidir. O cennete girmeden hiçbir Nebi ve Resûl cennete giremez. Netekim, onun ümmeti de cennete vasıl olmadan, hiçbir peygamberin ümmeti cennete dahil olamaz. Cemal-i lâ yezâl, ona ve onun ümmetine hazırlanmıştır. Cennetler onun ve onun ümmeti için süslenmiştir.
Bütün peygamberler, mahşer yerinde:
— Nefsiy... Nefsiy... feryatları ile kendi nefisleri kaygusuna düşerek o günün şiddet ve dehşetiyle diz çöktüklerinde, sahib-i makam-1 Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Vedûd efendimiz, Allahu tealâ dan ümmetini dileyecek, iyman ve itaat
eden ümmetini o korkunç günün vahşet ve haşetinden şefaati ile kurtaracak ve hepsini cennete idhal edecektir.
Ey âşık-ı sadık!..
Eğer, şefaat-i Resûlüllah'a nail olmak dilersen, ona sık sık salâvat getir, ism-i şerifini her işittiğin zaman gafillerden, bahillerden olma, salâvat getir. Derdine derman, dünya ve âhirette emn-ü emân bulayım dersen ona salâvat getir. Salih amellerinin, işlediğin bütün hayırlı ve yararlı fiillerin menzil-i ıllıyiyne varmasını arzularsan Habib-i edib-i Kibriyâ'ya salâvat getir.
Duymadın mı, işitmiyor musun? Allahu tealâ ve melekleri her dem Resûl-ü müctebâ'ya salât-ü selâm ediyorlar. Cuma namazlarında, hatip minbere çıkarken mü'ezzinin okuduğu âyet-i kerimenin mâ'nasını ve medlülünü öğrenmeğe, anlamağa çalış, emr-i celil-i ilâhiyyi yerine getirmeğe alış.
Hakka makbul kul olmak mı istiyorsun? Dünyada refaha, âhirette felâha, kabrinde feraha, mahşerde salâha ermek mi istiyorsun? Iki cihan serverinin nur-u cemaline her nefes salâvat getir.
Hesapta rezil ve zelil olmamak, mizanda âvare kalmamak, sıratı geçerken bocalamamak diliyorsan, Resûl-ü zişâna daima salâvat getir. Hem unutma ki, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize bir salâvat edene, Mevlâyı müte'al on salâvat eyler. Zira, sebeb-i mağfiret-i Hüdâ ve bâ'is-i lûtf-u atâdır.
Mü'min-i kâmil isen, âşık-ı sadık isen, aşk-ı Muhammedi ile yüreği yanık isen, Allah ve Resûlünün Hak ve gerçek olduğuna tanık isen bir nefesini bile boş geçirme, her dem salâvat getir. Kalp sarayının mâ'mur olmasını, gönlüne nur dolmasını, bütün sıkıntılarının, üzüntülerinin son bulmasını, derdine deva ve hastalığına şifa bulunmasını, dualarının kabul buyurulmasını arzu ediyorsan salâvatı eksik etme... Zira, derdine derman MUHAMMED'dir, suçlarına ve günahlarına gufran MUHAMMED'dir, can-ü cânan MUHAMMED'dir, gönüllere sultan MUHAMMED'dir. O'na tâbi olan aziz olur. O'na karşı çıkan rezil ve zelil olur.
Cemi Enbiyâ'lardan Muhammed cümlenin şanı, Yüzü nurundan aldılar felekler şems ile mâhı...
Yedi kat gökleri geçti, kadem arş üstüne bastı;
Erişti KÂBE KAVSEYN'e tavaf eyledi dergâhı...
Dilerim canımı kurban senin yoluna ey Ahmed, Nola bir kez seni görsem yüzü şems-i kamer mâhı...
Onun seyr-i sülükünden melekler âciz oldular, Ki, bin yılda varamazlar o bir demde varıp râhı...
Tecellâ-i cemalini şular kim gördüler anı, Onun için aşkile ederler dert ile âhı...
Muhammed'dir gülün kani oldur canların canı, Onunçün eder bülbül efganı seher vakti sehergâhı...
Bu Eşrefoğlu Rumi'nin günahı çökdürür gayet, Şefaat kıl yâ Muhammed yüzü şems-i kamer mâhı...
Vay ona ki, iki cihan serverinin nübüvvetini işitti de, ona iyman ve itaat edemedi. Vay ona ki, O'nun adını işitti de O'na salâvat vermedi. Vay ona ki, ona ümmet oldu da onun sünnetini ihyâ etmedi. Vay o kimseye ki, âline, evlâdına, ezvâcına, ashabına, ensarina, âlimlerine, velilerine muhabbet etmedi ve bu zevât-1 zevil-ihtirama ihanet eyledi. Yazıklar olsun, azaplar olsun!..
Bütün peygamberlerin şâhı Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz olduğuna göre, onun âlinin, evlâdının, ezvâcının, ashabının, ensarinın, âlimlerinin, velilerinin, muhiblerinin ve ümmetinin de gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin âlinden, ezvâcından, ashab ve ahbabından, âlimlerinden ve ümmetlerinden alâ ve efdal olacağı gün gibi aşikârdır. Bu itibarla, müjdeler ve beşaretler olsun o kimselere ki, zât-1 akdese iyman ve itaat etti, onun yoluna baş koydu.
O'nun taraf-ı ilâhiden getirdiği din-i mübiyn-i islâma malıyla, canıyla hizmet ederek O'nun âline, evlâdina, ezvâcina, ashabına, ahbabina, ensarına, âlimlerine ve velilerine sevgi ve saygı gösterdi. Işte, bu mutlu ve kutlu kişiler, iki cihanda aziz oldu ve Hakkın mahbup, matlûp ve mergubu olan kullar zümresine girdi.
Ay dahi güneş dahi, Nurundan Muhammed'in;
Cümle şekerler tadı, Tadından Muhammed'in;
Doğdu ümmetim dedi, Ümmeti kaydın yedi;
Çalab ziyaret koydu, Sinini Muhammed'in...
Çulhalar dokumadı, Terziler dikemedi, Kimseler eskitmedi, Donunu Muhammed'in...
Evliya'lar geldiler, Saf saf olup durdular, Canlar feda kıldılar, Yolunda Muhammed'in...
Muhammed bir denizdir, Cümle yerleri tutmuş, Evliyalar ördeğl, Gölünde Muhammed'in..
Yetmiş bin hacı gider, Malı mülkü terkeder, Varır ziyaret eder, Kabrini Muhammed'in...
Ol Meryem oğlu Îsa, Sırla göğe ağdı, Yüzbin İsa sergerden, Vasfında Muhainmed'in...
Öksüz Yunus miskindir, Eksikliği cürümdür, Her ne desem eksiktir, Hakkında Muhammed'in...
Seyyid-il-mürseliyn O'dur.
Hâtem-en-Nebiyyin O'dur.
İmam-el-müttakiyn O'dur. Rahmeten-lil-âlemiyn O'dur. Bütün yaratılmışların en hayırlısı O'dur. Hakkın en sevgili kulu O'dur. Habib-i zül-celâl, Mahbub-u zül-cemal ve matlûb-u zülkemal O'dur. O'na itaat, Hakka itaattir. O'na ihanet, Hakka ihanettir. O'nun rizası, Hak rizasıdır. O'nun gazabı, Hakkın gazabıdır. O, en üstün ve en yüce ahlâk ve faziletleri tamamlamak üzere gönderilmiş HULK-I AZIYM'dir, belki HULK-I AZIYM'in de fevkindedir. O'na, LEVLAKE LEVLAK hil'atını bizzat Hak giydirmiştir. Mübarek yüzü mir'at-ı Hak'tır. Kalb-i şerifi nurdan da pâktır. Tatlı sözlülerin en tatlısı, insanların en şefkatlisi ancak ve yalnız O'dur. Onun güzelliği karşısında Hz. ADEM ve YUSUF aleyhimüsselâm (Bizler de güzeliz!) demeğe utanırlar. Bütün güzeller, güzelliklerini O'nun güzelliğinden, tekmil nurlar nurlarını O'nun nurundan almışlardır.
Yusuf aleyhisselâmın güzelliğini gören Mısır kadınları, öylesine hayran kalmışlardır ki, ellerini kestikleri halde acısını duymamışlardı. Eğer, Cemal-i bâ-kemal-i Resûl-üs-sakaleyni görebilmek bahtiyarlığına nail olsalardı, yürekleri parça parça doğransa, acısını hissetmezlerdi.
Ey âşık-ı sadık!..
Sözü uzatmağa ne hacet? Efdal-ül-halâ'ik aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Hâlık efendimiz hazretlerini, hakkıyle ve lâyıkıyle vasfedebilmek kime nasip olmuştur ki, bu fakir-i pür-taksir onu sizlere tarif ve tavsif edebilsin: