Ara
Menü

Sayfalar 378–385

1.579 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 378–385

(Ey Nebiyyi zişânım!.. Biz, seni kendilerine gönderildiğin insanların tasdik veya yalanlamalarına şahit, iyman edenleri cennetle müjdeleyici, yalanlayanları cehennemle korkutucu ve Allahu tealâ'nın izni ve emriyle tevhid ve tâ'atine davet edici ve ışık saçıcı bir çerağ olarak gönderdik...)

Evet, Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi selâvatullah-ür-Rahman, iyman edenlerin iymanına, inkâr edenlerin de küfür ve isyanına şahit olarak gönderilmiştir. Ehl-i iymanı cennetle, ni'metle müjdeleyici, Allah ve Resûlünü ve âhiret gününü yalanlayıp inkâr eden kâfirleri de cehennem ateşi ile, Allah Teâlânın azap ve ıkabıyla korkutucu, Allah'ın emriyle tevhid ve tâ'atine çağırıcı, insanları iyman nuruyla nurlandırıcı; küfür, dalâlet ve cehalet karanlıklarını aydınlandırıcı olarak gönderilmiştir ki, insanlar bu davete icabet etmek şartiyle Hakkın rizasına vasıl olabilirler.

Bu âyet-i celile de, bu görüşü kanıtlamaktadır:

Ve mâ nürsil-ül-mürseliyne illâ mübeşsiriyne ve münziriyne femen amene ve asleha felâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn velleziyne kezzebû bi-âyâtinâ yemessühüm-ül-azabü bima kânu yefsükun...

El-En'âm: 48-49 (Biz, peygamberleri mü'minleri cennetle müjdeleyici ve kâfirleri cehennemle korkutucu olarak gönderdik. Kim iyman eder ve salâh yolunu tutarsa onlar için korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlara da, bu büyük günahları yüzünden elbette azap dokunacaktır.)

-379 -- Gerçekten de böyledir. Peygamberler, Allahu tealâ ya iyman ve emirlerine itaat edenleri cennetle müjdelemişler, küfür ve inkârda inat ve israr edenleri de cehennemle korkutmuşlardır. Binanaleyh, her kim Allah ve Resûlüne iyman eder ve durumunu düzeltirse, kötü ve çirkin huylarını Kur'an'ın ve Resûl-ii zişânın tarif, tavsif ve talim buyurduğu iyi ve güzel ahlâk ile islâh ederse, onlar için kıyamet korkusu ve azap kaygusu yoktur. Bu gibiler, geride bıratıkları veya önünde sonunda bırakacakları dünya hayatının birer süsü olan mal, mülk, evlât ve ıyâlleri için üzülmeyecek, mahzun olmayacaklardır.

Çünkü, Allahu talâ'nın rahmet ve mağfireti ve onlar için hazırladığı cennet, ni'met ve devlet öylesine yüce ve öylesine büvüktür ki, bu ni'met ve devlete erenler geride bıraktıkları fâni dünya ni'met ve devletleri için aslâ hüzün duymazlar.

Fakat, Kur'an-ı azim-ül-bürhanı yalanlayanlar, Nebiyyi zişânı yalancılıkla suçlayanlar için, bu inkâr, küfür ve yalanlamaları yüzünden öyle acı ve öyle yakıcı bir azap hazırlanmıştır ki, tahammül edebilmek cidden ve hakikaten mümkün değildir.

Muhterem kardeşlerim:

Görülüyor ki, işin başı Allahu tealâ ve Resûlü müctebâya iyman ve itaattir. Netekim:

Yâ eyyühelleziyne âmenu atıy'ullahe ve Resûlehu ve lâ tevellev anhü ve entüm tesme'un ve lâ tekûnu kelleziyne kalû semi'nâ ve hüm lâ yesma'un..

El-Enfâl: 20 -21 (Ey iyman edenler!.. Allahu tealâ ve Resûlüne itaat edin, Kur'an-ı kerimi işitip duyduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin ve işitmedikleri halde işittik diyen müşrikler ve münafıklar gibi olmayın...)

Evet aziz mü'minler!.. Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ'ya iyman ve itaat şarttır. Bir kerre iyman ve itaat ettikten sonra da artık ona sıkı sıkı sarılmalı ve bu iyman ve itaatten yüz çevirmemelidir. Hele hele, bazı müşrik ve münafıklar gibi işitmedikleri halde işittik dememelidir. Zira, onların başlarındaki kulaklar işitir ama, gönül kulakları sağırdır. Netekim, bir çoklarının da baş gözleri açıktır ama, gönül gözleri kördür. Onlar, bahtsız münafıklardır. Onlar gibi olmaktan Hakka sığınırız.

Herkim, Allah ve Resûlüne iyman ve itaat etti, kazandı.

Herkim, Allah ve Resûlünü inkâr etti, kaybetti. İşte isbatı budur:

icéo os itstüt sava bici.

loj Ve men yutıillâhe ve Resülehu yüdhilhü cennâtin tecri min taht-hel-enhârü ve men yetevelle yu'azzibihu azaben eliymâ...

El-Feth: 17 (Kim, Allahu tealâ ve Resûlüne itaat ederse, Allah azze ve celle onu ağaçları altından nehirler akan cennete idhal eder ve her kim t'atinden yüz çevirirse, onu da elim bir azapla tazibeder.)

Hükı-ü celil-i ilâhi budur ve bu hüküm mutlâka yerine getirilecektir. Başka türlü olamaz, olmamıştır ve olmayacaktır:

Kul yâ eyyühen-nâsü innemâ ene leküm neziyrün mübiynün Felleziyne âmenu ve amil-üs-sâlihati lehüm mağfiretün ve rızkun keriym..

El-Hac: 49-50

(De ki: «— Ey insanlar!.. Ben size, nelerden korkmanız gerektiğini apaçık anlatan bir korkutucuyum. İyman edip salih ameller işleyenler için, günahlarına mağfiret ve ardı arkası kesilmeyen bir rızık vardır.»)

Demek oluyor ki, her işin başı Allah ve Resûlüne iyman ve itaattir. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bizlere kendi dilimizle ve anlayacağımız bir ifade ve üslûp ile Allahu talâ'nın hikmetlerini, emirlerini ve nehiylerini açık seçik beyan buyurmaktadır. Onun için, Allah ve Resûlüne ve âhiret gününe iyman etmeyenlerin başlarına gelecekleri şimdiden anlatmakta ve o korkulu hallere düşmemeleri için korkutarak uyarmaktadır. Fakat, Allah ve Resûlüne ve âhiret gününe iyman ederek iyi ve yararlı işler işleyenler, Allahu tealâ'nın emirlerine ve hükümlerine itaat edenler, nehiylerinden ve yasakladığı herşeyden sakınıp kaçınanlar için dünya ve âhirette saadet ve selâmet vardır. Onlar, mağfiret-i ilâhiyyeye nail olurlar ve cennette de rızk-ı kerime kavuşurlar.

Bilmem hiç düşündünüz mü? Eğer, cenab-ı Rabbil-âlemiyn Habib-i edibini göndermeseydi halimiz nice olurdu? Bize, doğru yolu kim gösterirdi? Bizi, rizayı ilâhiyye onun sonsuz rahmet ve mağfiretine kim ve nasıl ulaştırırdı? Kendiliğimizden SIRAT-I MUSTAKIYM'i doğrultup çıkarabilir miydik? Kıyamette başımıza gelecekleri akıl edebilir miydik? Bunlara benzer bir çok soruların cevapları da âyât-ı-beyyinât ile verilmistir:

Resülen mübeşşiriyne ve münziriyne li'ellâ yekûne lin-nesi alellabi huccetün bâ'd-er-rüsül ve kânallahu aziyzen hakiyma...

En-Nisa: 165 (Biz, peygamberleri cennetle müjdeleyici ve cehennemle korkutucu olarak gönderdik. Tâ ki, kıyamet günü peygamber-

lerden sonra insanların Allahu tealâ'ya karşı: «— Ey Rabbimiz!.. Eğer, dünyada bize peygamber göndermiş olsaydın, sana iyman ve itaat ederdik..» gibi özürler ileri sürebilecekleri bir bahaneleri olmasın. Allahu azim-üş-şân aziz ve hakiymdir.)

Görülüyor ki, Allah ve Resûlüne iyman ve itaat etmeyen, âhiret gününe inanmayan, Kelâmullah'ı yalanlayan kâfirlerin ve münkirlerin ileri sürebilecekleri hiçbir mazeret kalmamıştır. Bütün bu mazeret ve te'vil kapıları kapanmış ve peygamberler, insanlar üzerine Allahu tealâ'nın hücceti kılınmıştır.

Insanlara peygamberler göndermesinin elbette büyük hikmetleri vardır. Zira, peygamberler gönderilmemiş olsaydı, ilâhi adalet tecelli ve tahakkuk edemezdi:

....

ée övştar Ve mâ künnâ mu'azzibiyne hatta neb'ase Resûla...

El-Isra: 15 (Biz, Resûl gönderinceye kadar hiçbir ümmete azap edici değiliz.)

Hiçbir kavme ve hiçbir ümmete peygamber gönderilmeden, o kavim ve ümmet de o peygamber-i âlişânı yalanlamadan azap edilmeyeceği açıkça beyan buyuruluyor. Aksi takdirde, o kavim ve ümmetlere kıyamet günü hüccet ikame etmek mümkün olamazdı. Onların özür beyan etmelerini peşinen reddetmek için daha doğrusu ilâhi adaleti tecelli ettirebilmek için peygamberler gönderilmiştir ki, ni'mete müstehak olanlar cennete ve azaba müstehak olanlar da cehenneme girsinler.

Bir âyet-i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:

Innâ erselnâke bil-hakkı beşiyren ve neziyrâ ve in min ümmetin illâ halâ fiyhâ neziyr...

Fâtır: 24

(Muhakkak ki biz seni mü'minleri cennetle müjdeleyici ve kâfirlerle münkirleri cehennemle korkutucu olarak Hak din ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinden o ümmeti Allahu tealâ'nın azabıyla korkutucu geçmiş olmasın.)

Buracıkta biraz durup düşünelim: Her kavme ve her ümmete bir korkutucu gönderildiği kesin olarak âyet-i kerime ile sâbittir. Bu sebeple peygamberlerini yalanlayan ve ona inanmayanların mâ'ruz kalacakları azap da belirlenmiş bulunmaktadır. Onların ileri sürecekleri hiçbir mazeretin kendilerini bu azaptan kurtaramayacağı hakikati karşısında, bugünün insanlığını düşünelim ve onların kıyamette uğrayacakları azabı gözönüne getirelim. Zira, gelmiş geçmiş bütün peygamberler, yalnız bir kavme gönderilmiştir. Oysa, Sultan-i serir-i din-i mübiyn aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-mu'iyn efendimiz hazretleri bütün insanlığa peygamber ve bütün insanlık âlemine rehber ve önder olarak gönderilmiştir:

Tibbe GERSOLLEs

BELOSTE Ve mâ erselnâke illâ kaffeten lin-nasi beşiyren ve neziyren ve lakinne ekser-en-nési lâ yâ'lemun...

Sebe: 28 (Yâ Muhammed!.. Biz, seni bütün insanlara ancak iyman ve itaat edenlere müjdeleyici, red ve inkâr edenlere korkutucu olarak gönderdik. Fakat, çoğu insanlar senin risalet ve nübüvvetini tasdik etmezler, cennet ve cehennemin gerçek olduğunu da bilmezler.)

Ne mutlu iyman ve itaat edenlere!.. Ne yazık gaflet, cehalet veya dalâletleri sebebiyle küfür ve inkârlarında israr edenlere...

10919 Kul yâ eyyühen-nâsü inniy Resülullahi ileyküm cemiy'an-illezi lehu mülküssemâvati vel-ard la ilâhe illâ hüve yuhyiy ve yümiytü fe-amina billâhi ve resülih-in-nebiyyil-ümmiyyilleziy yü'minü billâhi ve keliymatibi vet-tebi'uhu le'alleküm tehtedun...

El-A'raf: 158 (Ey Habib-i edibim! De ki: «- Ey insanlar! Muhakkak ki, ben size hepinize Allahu talâ'nın gönderdiği peygamberim.

O Allahu zül-celâl vel-kemal ki, göklerin ve yerin mülkü onundur. Ondan gayrı kulluk ve ibadete lâyık Hak mâ'bud yoktur.

Dirilten ve öldüren odur. O halde, o Allahu azim-üş-şâna ve onun ümmi Nebi olan Resûlüne iyman edin, ona tâbi olun ki, Allahu talâ'nın varlığına ve birliğine ve onun kelâmı olan kltaplarına ve âyetlerine iyman etmiş olur ve hidayete erişirsiniz.)

Mefhar-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bu âyet-i celile nâzil olana kadar halkı gizlice Hak dinine dâvet ederdi. Işte, bu âyet-i kerimenin nüzulünden sonradır ki. ilk defa âşikâre olarak din-i mübiyn-i islâma davete başlamışlardır. Yukarıda, bilvesile belirttiğimiz gibi her peygamber yalnız bir kavme gönderildiği halde, Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyât efendimiz hazretleri bütün insanlara ve cinnilere gönderildiği yolundaki bu ilâhi emri tebellûğ edince, halkı topladı ve onlara:

— Ey insanlar!.. Ben, Allahu tealâ tarafindan bütün insanları Hak dini olan islâma, tevhide ve bana nâzil olan Kur'-

an-ı kerime iyman ve âlemlerin Rabbine itaat etmeğe davetle görevlendirildim, buyurdu.

Bazıları sordular:

— Allah nedir ve kimdir?

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu soruyu da saadetle şöyle cevaplandırdilar:

— Allahu tealâ odur ki, yerlerle göklerin ve yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen her şeyi o yaratmıştır. Bütün bunlar onun mülküdür. Ondan gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ'bud yoktur. Yaratan ve besleyen odur. Dirilten ve öldüren odur. Işte ben sizleri o Allahu azim-üş-şâna ve onun Resûlü ve Nebi'si olan ümmi peygambere iymana davet ediyorum. Nebiyyi ümmi olan bana ve dolayısiyle Allahu tealâ'ya iyman ve itaat ederseniz, taraf-ı ilâhiden bana nâzil olan Kur'an-ı kerimi kabul ve tasdik eylerseniz, onun emirlerini ve hükümlerini seve seve yapar ve yerine getirir, nehiylerinden sakınır ve kaçınırsanız, içinde bocaladığınız sapıklıktan kurtulur, dalâletten hidayete erişirsinız.

Ve mâ erselnake illa rahmeten lil-alemiyn...

Enbiya: 107 (Ey Nebiyyi zişân!.. Biz, seni ancak âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik.)

Bâ'is-i hılkat-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz gerçekten âlemlere rahmettir. Şu var ki, kâfirlere ve münkirlere yalnız dünya hayatında rahmet olup, üzerlerine inecek olan azabı te'hire, daha önceki peygamberân-ı izâm zamanında olduğu gibi yüzlerinin ve şekillerinin değişmesini önlemeğe ve arzın kâfirleri yutmasını engellemeğe sebeptir. Mü'- Envâr-ül-Kulûb, Cit 3 — F: 25

Sayfalar 378–385 · Envârü’l-Kulûb III — tarikat.org