Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 370–377
— 370 _ nem ateşini söndürmek için Cebra'il aleyhisselâmın serpeceği azıcık su, Allah aşkıyla, Allah korkusu ile dökülen gözyaşları olacaktır - Resûl-ü Melâhim ism-i şerifinin hatırlattığı günümüze ait bazı gerçekler - Yahudilerle, Nasrani'ler neden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile onun ümmetinden hoşnut ve razı olmazlar - İbret ve dikkatle bakılması gereken bazı olaylar - Tevhid dini olan islâmda dini ve milli birlik ve beraberliğimizi kurmanın ve korumanın faydaları - Vahdet sayesinde elde olunan zaferler - Âcizane münâcat ve dua..
Sallû alâ seyyidinâ Muhammed...
Sallû alâ şefi-i zünubinâ Muhammed...
Sallû alâ envâr-1 kulûbinâ Muhammed...
El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah. Ez-zâhirü Allah... Elbâtınü Allah... Hayrihi ve şerrihi min'Allah... Men kâne fi kalbihi Allah... Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah...
Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilâllah vallâhu basiyrün bil'ibâd...
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel aliym-ül hakiym...
Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke entel cevvad-iil kerim...
E.uzü billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym Bismillâh-ir-rahman-ir-rahiym Leked mennallahü alel-mü'miniyne iz be'ase fiyhim Resulen min enîûsihim yetlû aleyhim âyâtihi ve yüzekkiyhim.ve yu'allimühüm-ül-kitabe vel-hikmete ve in kânu min kablü lefiy dalâlın müblyn….
Al-i-imran: 104 (Muhakkak ki, Allahu tealâ mü'minlere büyük bir lûtufta bulundu. Onlara, kendi aralarından ve içlerinden âyetlerini okur, onları tezkiye edip arındırır, kitap ve hikmeti öğretir bir Peygamber gönderdi. Oysa, daha önceleri apaçık bir dalâlet içinde idiler.)
Aziz ve muhterem din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
Biz âciz ve günahkâr kullarına lûtuf ve keremi, În'am ve ihsanı, merhamet ve inayeti sonsuz ve sınırsız olan Allahu süb-
hanehu ve tealâ hazretlerine nasıl hamd-ü senâ edebilir, tahiyyât, tâ'zimat ve şükranlarımızı nasıl arzeyleyebiliriz ki; bizleri Nebiler serveri, Resûl'ler önderi, Veli'ler rehberi ve âhir zaman peygamberi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ümmet olabilmek şeref ve bahtiyarlığına mazhar kılmıştır. Nuru evvel ve bâ'si sonra olan, peygamberlerin sonuncusu ve Allahu tealâ katında yegâne din olan islâmın sunucusu bulunan o Resûl-ü â'zam ve Habib-i muazzam, insan cinsinden olduğu için, taraf-ı ilâhiden getirdiği Kitab-ı celili okuduğu zaman, ne demek istediğini rahatlık ve kolaylıkla anlayabilmek mümkün olmakta, âyet-i kerimelerin mâ'na ve medlülünü düşünebilmek ve gereğince amel etmek, şer'i hükümleri hakkıyle ve lâyıkıyle öğrenebilmek, farzları ve vâcipleri, haram ve helâli belleyebilmek ve bu suretle zâhiren ve bâtınen arınıp, paklanmak; günah ve isyanlardan sakınıp kaçınmak, şirkten kurtulup tevhide sığınmak kabil olmaktadır.
Zira, o peygamber-i âlişan kendi kavimlerinden olduğu için, herkes onu yakinen tanımakta, sadâkat ve samimiyetini, emanete hürmet ve riayetini, ismet ve iffetini, insanlara karşı sevgi ve merhametini, üstün zekâ ve ferasetini denemiş ve kendisine cahiliyyet devrinde bulundukları zamanda bile MUHAM- MED-UL-EMIN denilmiştir. Gerçekten SADIK-UL-VÂ'D-UL- EMIN olan Resûl-ü Kibriyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehâyâ efendimiz, önce kendi kavmini ve daha sonra topyekûn bütün insanlığı LA ILAHE ILLALLAH şehadetiyle din-i mübiyn-i islâma davet ettikten sonra onlara Kur'an-ı azim-ül-bürhanı okumuş, şirkten kurtulup tevhide ulaşmanın fazilet ve meziyyetlerini anlatmış, ilim ve ameli öğretmiş ve gerçekten insanlık âlemini, zulmet ve cehaletten nura, gaflet ve dalâletten şu'ura, zillet ve minnetten sürura kavuşturmuş, maddi ve mâ'nevi dünyevi ve uhrevi saadet ve selâmete ulaştırmış, Allahu azim-üşşânın muradı üzere gerçek kimliğine ve kişiliğine eriştirmiştir. Oysa, gerek o kavim ve kabileler, gerekse bütün insanlık o zamana kadar besbelli ve apaçık bir şaşkınlık ve sapıklık içinde kıvranıp duruyordu.
Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
Hüvelleziy ersele Resûlehu bil-hüdâ ve diyn-il-Hakkı li-yuzhirehu aled-diyni küllih ve kefâ billâhi şehiyda..
El-Feth: 28 (O Allahu azim-âş-şân ki, Resûlünü diğer bütün dinlere galip kılmak için; hidayet, tevhid ve Hak din olan islâm ile gönderdi. Böylece gönderildiğine Allahu talâ'nın şahitliği kâfidir.)
Evet; Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, Habib-i edibini tevhid ve hidayetle gönderdi ki, o tevhid LA İLAHE ILLAL- LAH'tır. Hak din ile gönderdi ki, o din de DIN-I MUBIYN-I ISLAM'dır. Tevhid, bütün şirk kalelerini yıkıp yerle bir ettiği gibi, islâm dini de önünde sonunda bütün bâtıl dinlere galip gelecektir. Kıyamet kopmadan, yeryüzünde ne kadar din ehli varsa hepsi islâma girecek ve islâmiyyeti kabul edecektir. Bunun, mutlâka böyle olacağına Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Resûlullah olduğuna, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin tanıklığı yeterlidir. Kâfirler, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın risaletini inkâra yeltenseler bile, Hz. Muhammed aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimiz Allahu talâ'nın elçisi ve sevgilisidir.
Bu âyet-i kerimeyi de, basiret sahiplerinin bilgi ve ilgile.
rine sunmakta fayda görüyoruz:
Ve mâ leküm lâ tü'minune billâhi ver-Resülü yed'uküm litü'minû bi-Rabbiküm ve kad ehaze miysakaküm in küntüm mü'miniyn...
El-Hadid: 8
(Size ne oluyor ki, Allahu tealâ'ya iyman etmiyorsunuz da küfürde inat ve israr ediyorsunuz. Halbuki, Allah Resûlü sizi Rabbiniz celle şâneye iyman etmeniz için davet ediyor. Allahu tealâ, sizden bu hususta ELESTÜ-Bİ-RABBİKÜM bezinde misak da almıştı. Eğer, sözünüzde sadık kimselerseniz, hemen Allahu talâ'nın varlığına ve birliğine iyman etmeniz gerekir.)
Aziz kardeşlerim:
Yukarıda, yeryüzündeki bütün insanların kıyamet kopmadan islâma girecekleri ve islâmiyyeti kabul edecekleri yolundaki açıklamamızı yadırgayanlar olabilir. Biz, bu kanaatimizde israr ediyor ve diyoruz ki, me'alini verdiğimiz El-Hadid sûre-i celilesinin 8. âyet-i kerimesinde ELEST bezmindeki MİSAK'tan yani and, ahd, anlaşmadan bahis buyurulması ve bazı gafillere bu andlaşmanın hatırlatılıp tekrar duyurulması gayet mâ'nalıdır. Yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında görünen veya görünmeyen, bilinen veya bilinmeyen herşeyin yaratıcısı, mutlâk sahip ve mâliki ve âlemlerin Rabbi olan Allahu sübhanehu ve tealâ zımnen şöyle buyuruyor:
— Ey gafil ve cahil insanlar!..
Sizler kim oluyorsunuz ki, âlem-i ervahta söz verip and içtiginiz halde, ülûhiyyet ve vahdaniyyetimizi kabul ve tasdik etmiyor, küfür ve inkârda inat ve israr ediyorsunuz? Hangi engel, hangi sebep sizi bu andlaşmanızı bozmağa zorluyor? Duymuyor ve işitmiyor musunuz ki, Habib-i edibim sizleri Rabbinize iyman etmeğe çağırıyor. Hak dinine davet ediyor. Ervah âleminde,, sizlerin de ruhlarınızı toplayıp:
- JI Elestü bi-Rabbiküm...
El-A'raf: 172 (Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?)
diye sorduğumda:
Kalû bela...
El-A'raf: 172 (Evet ey Rabbimiz!..)
dememiş miydiniz? Bu andlaşma, bu ikrar ve bu şahitlik kıyamet günü: (Bizler, bundan gafillerdik!..) diyememeniz için değil miydi? Elest bezminde söz verip: (Evet, sen bizim Rabbimizsin!..) dediğinize güre, gerçek mü'minler iseniz Allah ve Resûlüne iyman getirin...
Diğer bir âyet-i celilede de şöyle buyrulmaktadır:
Yâ eyyühen-nâsü kad câ'eküm bürhanün min Rabbiküm ve enzelnâ ileyküm nûren mübiynâ fe-emmelleziyne amenu billâhi vâtesamu bihi fese-yüdhilühüm fiy rahmetin minhü ve fadlin ve yehdiyhim ileyhi sirâten müstekıyma...
En-Nisâ: 174 - 175 (Ey insanlar!.. Size Rabbiniz celle şâneden bir burhan, apaçık bir delil ve höccet olan Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem geldi. Size, apaçık bir de nur indirdik ki, Kur'an-ı azimül-bürhandır. Allahu tealâ Zât-ı ülûhiyyetine ve Habib-i edibine iyman ederek ona sıkı sıkı sarılanları, taraf-ı ilâhisinden bir rahmet ve inayete erdirecek ve rizayı ilâhisine varan o dosdoğru yola iletecektir.)
Ey ehl-i iyman!..
Ne mutlu ve ne kutlu sana ki, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri varlığını ve birliğini, kudret ve azametini açıkça bil-
dirmek için Hz. Muhammed Mustafa sallallahu tealâ aleyhi ve sellem efendimiz gibi bir höccet ve delil gönderdi. Habibullah olan o Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân öyle mû'cizeler gösterdi ki, insanlık âlemi bunlar karşısında daima âciz kalmış ve mağlûp olmuştur. Ayrıca, sana apaçık bir nûr indirdi ki, o nûr düstur-u mükerremimiz olan Kur'anı- kerimdir. O apaçık nûr da kesin olarak tanıklık eder ki, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, Allahu talâ'nin Resûl-ü ve Habibidir. O apaçık nûr iyman sahiplerine haram ile helâli, hidayet ile dalâleti açık seçik beyan buyurur. O kutlu ve mutlu kişiler ki, Allahu tealâ ve Resûlüne iyman ettiler, yani bir başka deyimle Hak din olan islâmı kabul ve tasdik eylediler, onun talim buyurduğu tevhide sıkı sıkı sarıldılar. YAP dediklerini seve seve yaptılar, YAPMA dediklerinden şiddet ve dehşetle kaçındılar ve sakındılar, işte Allahu azim-üş-şân o iymanlı kullarını rahmet ve faziletine erdirir, cennetine girdirir ve cemalini gördürür. Mü'minlerin günde en az kırk kerre IHDINAS-SIRAT-EL-MÜSTAKIM diye namazda niyazda bulundukları SIRAT-I-MUSTAKIM, Allah rizasına varan yoldur ki bu yolda amel cihetinden eğrilik yoktur. Hidayet yolu ancak ve yalnız SIRATULLAH olan bu yoldur ve bu yola da Allah ve Resülüne iyman ederek islâm dinini kabul ve tasdik edenler ve Allah'ın kitabına sıkı sıkı sarılanlar girebilirler.
Yine Nisâ sûre-i celilesinden bir diğer âyet-i kerimeyi ibret ve dikkatle okuyalım:
Yâ eyyühen-nâsü kad câ'eküm-ür-Resülü bil-hakkı min Rabbiküm feaminû hayren leküm ve in tekfüru fe-inne lillahi mâ fis-semavâti vel-ardi ve kânallahu aliymen hakiymâ..
En-Nise: 170
(Ey insanlar!.. Şüphe yok ki, size Rabbiniz celle şâneden Muhammed aleyhisselâm gibi bir peygamber, hakla yani tevhid ve Kur'anla geldi. Artık ona iyman ediniz ki, hakkınızda hayırlı olsun. Bu açık tebliğimize rağmen, onu red ve inkâr ve küfürde israr ederseniz, bilmiş olun ki göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allahu talâ'nındır. İymanınız, ona bir fayda sağlamadığı gibi, küfür ve inkârınız da zarar vermez. Allahu azimüş-şân, herşeyi hakkıyle bilicidir ve her hükmünde hikmet sahibidir.)
Müslümanlar!..
Ne kadar sevinsek ve ne kadar övünsek yeridir. Allahu tealâ, bizlere Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz gibi öyle bir peygamber-i âlişân göndermek lûtfunda bulunmuştur ki, bir elinde kelime-i tevhid olan LA ILA- HE ILLALLAH berâtı ve diğerinde Kur'an-ı kerim âyâtı olduğu halde, bütün insanlığı Hak dini olan islâma davet etmektedir. Ona iyman eden, selâmet ve saadete mazhar olur, cehennem azabından kurtulur, hayırlara kavuşur. Iyman etmeyen bahtsızlar ise, dünya ve âhirette zelil ve perişan kalır, çaresizlikler içinde bunalır ve çok pişman olur amma, bu pişmanlık onlara hiçbir fayda sağlamaz. Zira, yerlerde ve göklerde ne varsa hepsi Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinin mülküdür, bütün âlemlerden müstağnidir. Iyman edenlerin iymanı Rabbimize hiçbir yarar sağlamadığı gibi, küfür ve inkârda inat ve israr eden iymansızların kâfir kalmaları da ona hiçbir zarar vermez. O, iyman edenleri de, küfür ve inkârda inat ve israr edenleri de hakkıyle ve lâyıkıyle bilir, her hükmünde hikmet sahibidir ve hükümlerinde galiptir. Bakınız, Habib-i edibine nasıl hitap buyuruyor:
Yâ eyyühen-nebiyyü innâ erselnâke şhiden ve mübeşgiren ve neziyren ve da'ryyen ilallahi bi-iznihi ve siracen müniyra...
El-Ahzâb: 45-40