Ara
Menü

Sayfalar 361–369

1.780 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 361–369

reyim ki, onların kötü amellerini ve çirkin işlerini benden başka kimse bilmesin ve öğrenmesin...

Cenab-1 vâhib-ül-atâyâ, Habib-i edibine vahyederek buyurdu:

— Ey Habibim!.. Senin ümmetin, benim kullarımdır. Onlara olan merhametim, senin merhametinden elbette çok fazladır. Ümmetinin hesabını, zât-ı ecelli â'lâmdan gayrı kimseye vermem. Onların hesaplarını bizzat ben görür, ayıplarını ve çirkin amellerine ben şahid olurum. Dünya hayatında iken de onların bütün işlerini görmedim mi, işledikleri her fiil ve amele şahid olmadım mı? Suçlarını ve ayıplarını örtmedim mi? Üzülme, kıyamet günü de onların ayıplarını aynı şekilde örterim ve mahşer ehlinden kimsenin öğrenmesine fırsat ve imkân vermem. Ümmetinin suçlarını ve günahlarını zât-ı ülûhiyyetimden gayrı hiç kimse bilmez ve öğrenemez.

Sevgili kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!

Kul, günahsız olmaz. Fakat, kul günahlı da olmaz Onun için, elden geldiği ve gücümüzün yettiği kadar isyandan, nisyandan, günahtan kaçınalım, bir günah zuhura gelirse tövbe ederek Hakka rücû edelim, Rabbimizi unutmayalım ve birgün ona döneceğimizi aklımızdan çıkarmayalım.

Derd-i aşkın çaresin bilmez etıbbây-ı zaman, Çaresâz ol feyz-i ihsanınla yâ Rab el'aman, Daima meftuh iken dergâh-ı izzü zül-celâl, Eylemem bâb-ı rizadan gayra hergiz arz-u-hal...

HİKÂYE İbrahim Edhem kuddise sırruh hazretleri buyuruyorlar ki:

Bir gece Kâ'be-i muazzamada yalnız başıma kaldım. Beytullah'i tavaf ederek Mültezim'e geldim Kâ'be örtüsüne yapıştım ve Rabbime niyazda bulundum:

- Ilâhi!.. Beni sakla ve koru ki, zât-ı ülûhiyyetine ebediy.

yen âsi olmayım, hiçbir günah işlemeyim.

O ânda, ga'ipten sessiz, sözsüz ve yönsüz bir nida işittim:

— Yâ İbrahim!.. Ebediyyen günah işlememeği ve mâ'sum kalmayı istiyorsun. Bilirsin ki, mü'min kullarımdan her kim zât-ı ülûhiyyetimden bir muradı olsa, kendisini mahrum etmem ve dilediğini o kuluma veririm. Kullarımı günah işlemekten saklasam ve onlara hiçbir günah işletmesem, kime fazl-ü ihsanda bulunur, hangi günahsız kulumu affederim. Kul hata edecek ki atâ'i ilâhiyyem ona erişsin, kul günah ve isyanda bulunacak ki, af ve mağfiretim tecelli eylesin. Kulum, isteyecek ki, ben vereyim. Kul, muradını arz edecek ki, kerem ve ihsanım zuhura gelsin...

HİKÂYE Eskiden, Medene-i münevvere halkı bir yıl içinde yaptıkları borçları hac mevsimlerinde Ravza-i Nebiyyi ziyarete gelen hacıların yardımları ile karşılarlarmış. Medine-i münevvere sakinlerinden bir zat, o yıl eline geçen parayı iktisat etmiş bir miktar tasarruf ederek borç yapmamış ve belde halkının âdeti üzere huzur-u Resûlüllah'a vararak borçlarının ödenmesi için niyazda bulunmamış. Hac mevsimine yakın bir zamanda bir gece bu zat bir rü'yâ görmüş. Rü'yâsında iki cihan serveri muhteşem bir taht üzerinde oturuyor, etrafında ashab-ı kiram topanmışlar. Hz. İmam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh bir defter açmış ve okumağa başlamış:

— Yâ Resûlallah! Komşularından Abdurrahman'ın şu kadar borcu varmış, kazasını niyaz ediyor.

Resûl-ü zişân saadetle buyurmuş:

— Ödensin!..

Böylece hemen hemen bütün Medine halkının isimleri okunmuş ve sıra para biriktirerek borç yapmamağa niyyetlenen zata gelmiş, Hz. İmam-ı Âli onun adını da okumuş ve ilâve etmiş:

— Yâ Resûlallah!. Komşularından Abdullah borç yapmamış ve ihtiyacı da yokmuş, deyince iki cihan serveri saadetle şöyle buyurmuş:

— Ya demek Abdullah'ın bize ihtiyacı yokmuş öyle mi?

Adamcağız, dehşet ve korkuyla uyanmış, hemen sırtına bir şeyler alarak Ravza-i mutahhara'ya koşmuş, ağlayarak muvacehe-i şerifeye gelmiş ve:

- Bu gafili affet yâ Resûlallah!.. Değil benim gibi bir âcizin, bütün âlemlerin sana muhtaç olduğunu bilmez miyim?

Suçumu bağışla ve beni reddetme, diye gözyaşları ile niyazda bulunmuş.

Bu kıssanın mâ'nasını anlayan anlar, ârife tarif gerekmez...

Hak celle ve alâ buyuruyor ki:

— Bazen, kullarır benden yüz çevirirler. Hattâ, bana isyan ve günah işlerler. Onların bu hallerini gören, zât-ı ülûhiyyetimi tanımadıklarını ve bilmediklerini sanır. Sonra, dara düşerler ve kapımıza gelerek yüz sürerler. Bârigâh-ı ahadiyyetimize el açar ve işledikleri isyan ve günahlara tövbe ederler.

Benden, af ve mağfiret dilerler. Işte, o kullarıma rahmet ve mağfiret kapılarımı açar ve üzerlerine merhamet ve şefkatimi saçarım. Benden yüz çevirmemiş, hiç günah ve isyan işlememiş, kaçıp gitmemiş gibi o kullarımın muradlarını ve maksutlarını ihsan ederim. Kul, beni dilemezse, ben kulumu dilerim.

Kul, beni istemezse ben kulumu isterim. Kul, beni sevmezse ben kulumu severim. Kulumdan razı olurum.

Ancak, kuluma lâyık olan da zât-ı ahadiyyetimi tevhid etmektir. Varlığımıza ve birliğimize iyman etmektir. Emirlerimize ve hükümlerimize uymayanlar, tövbe ederlerse onları affeder ve günahlarını mağfiret eylerim. Erham-er-Râhimiyn olan biz azim-üş-şân, kullarımdan hiçbirisinin dünya hayatında isyan edip âhirete öylece göçmesini istemem. Ölümünden önce, yaptığı suçlara tövbe ve nedamet ederek mağfiretini dilemelidir.. Cennetim, ölümlerinden önce tövbe edenler içindir.

Rahmetim gayet geniş ve merhametim sonsuzdur. Ekrem-elekremiyn, ancak benim...

Ey âşık-ı sadık!..

Allahu tealâ ve iekaddes hazretleri Rahiym'dir. Mü'minlere karşı gayet merhametli olduğundan, onların günahlarına razı degildir. Kullarının işledikleri suçları örter, Settâr'dır.

Örttüğü bu suçlardan dolayı tövbe edilmesini irade buyurmuştur ki, affı ilâhisi tecelli eylesin. Hattâ tövbesinde sadık olanların tövbe ettikleri geçmiş günahlarını, sevaba dahi tebdil ve tahvil buyurur. Onun kerem ve inayetine nihayet yoktur. Onun için, mü'minler gaflet etmemeli, hemen her nefeste günahlarına ve isyanlarına tövbe ve nedamet etmeli, Rabbine sığınmalıdır.

Allahu sübhanehu ve tealâ, Hz. Musa aleyhisselâma hitap buyurdu:

— Ya Musa!

... Nuru evvel ve bâ asi sonra olan ve âlemlere rahmet olarak göndereceğim Habibim, Mahbubum, Muhammed'imin ümmetini üç ismimle mükerrem eyledim. Onlara, yaptığım bu ikram daha önce hiçbir ümmete vaki olmamıştir. O üç isimle ümmet-i Muhammed ne dilerse, hemen kabul eder ve dilegi ne ise yerine getiririm.

Musa aleyhisselâmın o üç mübarek ismin hangileri olduğunu sorunca şöyle buyurdu:

— (Bismillahi), (Er-Rahmanı), (Er-Rahiym) dir. Bu üç ismimle ne isterlerse onlara bahş ve ihsan ederim.

Musa aleyhisselâmın yanında bulunan bir kör, bu hitab-1 izzeti duyunca niyazda bulundu:

— Yâ Rab!.. Ümmet-i Muhammed'e bahşettiğin bu üç esmâ hürmetine ve (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) izzetine bana gözlerimi iade buyur ki, bu esmâ-i celilenin lûtfuna önce ben mazhar olayım.

Dileği derhal kabul buyuruldu ve o körün gözleri açılıverdi.

HİKÂYE Ustadım, ağlayarak şu hikâyeyi anlatmıştı:

Gençtim, bir ramazan ayında köylü kardeşlerimi irşâd niy.

yeti ile Manastır vilâyetinin Ohri kasabasında cerre gitmiştim.

Dersimde (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin fazilet ve ehemmiyetinden bahsediyor ve Besmele-i şerifenin esrar ve havassına temas ediyordum. Bu ders, üç gün sürmüştü Birgün, bir Arnavut köylüsü beni köyüne iftara çağırdı.

İkindi namazından sonra dersimi bitirip onunla birlikte yola çıktık ve Ohri gölünün kenarına geldik. Kendisine köyünün ne tarafta olduğunu sordum, gölün karşı yakasında olduğunu söyledi:

— Peki, oraya nasıl geçeceğiz? diye sordum. Gerçekten, iki saatlik yoldu ve iftara ise ancak yarım saat kadar zaman kalmıştı. Bana:

— Evet, gölün kenarından dolaşarak gidersek iki saatten önce varamayız. Fakat, sen geçen gün dersinde Bismillah dersen su üstünde bile yürürsün dememiş miydin? Ben de aynı gündenberi gölün kenarına geliyor ve besmele-i şerife çekerek suyun üstünden yürüyerek kestirmeden köyüme gidiveriyorum, dedi ve gerçekten (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) diyerek göle ayak attı ve suyun üstünde yürümeğe başladı. Şaşırıp kalmıştım, suyun üstünde ben nasıl yürüyebilirdim? Hemen akiıma geldi ve kendisine:

— Bugün biraz yoruldum, yürümeğe takatim ve mecalim yok, üstelik oruç da beni bugün biraz zorladı. Eğer, beni sırtında taşırsan seninle iftara gelirim, dedim. Gülümsedi ve beni sırtına alarak Besmele-i şerifi tekrarladı ve su üstünde yürüyerek karşı yakaya sağ salim geçirdi. Besmele-i şerifin berekâtiyle bir ümmi âdem ermiş ve su üstünde rahatlıkla yürüyebiliyordu. Ben ise hoca olduğum ve kendisine Besmelenin feyiz ve bereketini öğrettiğim halde bu devlete erememiştim.

Ustadım, bu hikâyeyi anlattıkça gözyaşlarını tutamaz ve ağlardı.

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendiıniz buyurmuşlardır ki:

(Mi'rac gecesi, nurdan bir kubbe gördüm. O kubbenin içine girdiğim zaman nurdan bir Besmele-i şerife yazılmış olduğunu anladım. O Besmelenin içinden dört ırmak akıyordu. Biri su idi ve Besmele'nin (Mim) harfinden akıyordu. İkincisi süttü ve Besmele-i şerifedeki Allah lâfzâ-i celâlinin (He) harfinden akıyordu. Üçüncüsü şaraptı ve Er-Rahman ism-i celilinin (Mim) harfinden akıyordu. Dördüncüsü de bal ırmağı idi ve Besmele-i şerifedeki Er-Rahiym ism-i celilinin (Mim) harfinden akıyordu.)

Allahu sübhanehu ve tealâ:

— Ey Mahbubum!.. Ümmetlerinden her kim bu isimlerimle hâlisen livechillah beni zikrederse, yani (Bismillah-ir- Rahman-ir-Rahiym) derse, izzetim hakkıyçün o kulumu kıyamet günü bu dört ırmaktan suvarırım, buyurdu.

Bir kimse, abdest aldıktan sonra yedi defa (Lâ Ilâhe Illâllah) dese, ben o kuluma cennet-i â'lâda bu dünyanın on misli kadar yer ihsan ederim, buyurulmuştur.

Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahhiyyete ves-selâm efendimiz buyurmuşlardır ki:

(Hak tealâ hazretleri, cennette gayet lâtif bir dağ yaratmıştır. O dağın adı CEBEL-Î-SÜRUR yani sevinç dağıdır. Her kim bu dağa çıkarsa, sevinç ve sürura garkolur, şâd ve handan olur. O dağda, dille tarif ve tavsif edilemeyecek kadar lâtif bir de şehir vardır. O şehre de RAHMET ŞEHRİ denilmiş.

tir. Her kim o şehire vasıl olursa, bütün zahmetlerden kurtulur ve rahmete erişir. O şehirde bir de KASR-IS-SELÂM adında bir saray vardır. Her kim, o saraya vasıl olursa selâmete erer. Kendisine selâmet güneşi doğar, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya ümmet olmanın feyzine ve keramet menziline erer. O sarayda bir de ev vardır. Hak tealâ o eve BEYT-IL-CELÂL adını vermiştir. O ev, inci ve yakuttan yapılmıştır ve yüzbin kapısı vardır. Her kapının arası beşyüz yıllık yoldur. Bütün kapılar, gayet kıymetli mücevherlerle süslenmiş ve bezenmiştir. O ka-

pılar kapalıdır ve anahtarları da (LA ILAHE ILLALLAH) ile (BİSMİLLAH-İR-RAHMAN-İR-RAHİYM)dir.

Bir kul, tam bir ihlâs ile bir kerre tevhid eder ve Besmele-i şerifeyi okursa, o celâl evinin bütün kapıları açılır ve Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinden o kula bir beşaret olur:

— Ey beni tevhid eden, Rahman ve Rahiym isimlerimle zikreyleyen kulum. Bu evin sultanlığını sana bahş ve ihsan bu-.

yurdum. Ebedi izzet ve sermedi saadet senindir, buyurulur.

Ey âşık-ı sadık!

Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerinin daha nice Beyt-ilcelâl'i ve nice Beyt-il-Cemal'i ve nice Beyt-il-Kemal'i vardır. Biz, hemen ona kul olmağa çalışalım ve kulluk makamında daim ve kaim olalım.

İlâhi! Ebedi nurun ve Habib-i edibine olan aşkın hürmetine, bu esmâ-i celilenin sırlarından bizleri de agâh eyle, bütün ümmet-i Muhainmedi bu mübarek isimlerin feyiz ve bereketinden mahrum eyleme yâ Rabbi... Bu risâlemiz, mübarek Berât günü tamam oldu. Okuyanlar, okutanlar ve dinleyenler nârdan ırak ve cennet-i zâta dahil olan zümre-i uşşâka ilhak olunsun (âmin) bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn ve bi-hürmeti Tâ-Hâ ve Yâ-sin ve âl-i Yâ-sin.. Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillâhi Rabbil-âlemiyn (El-Fâtiha)

El-Hac MUZAFFER OZAK.

ENVÂR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları)

DERS: 24 MÜNDERECAT:

Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şân-ı valâsımı bildiren ve belirten âyet-i kerimelerin tefsiri - Resûl-ü zişân, Allahu talâ'nın büyük bir lûtfu ve ni'metidir - Allahu tealâ indinde şayanı kabul olan tek din islâm olduğundan, kıyamet kopmadan bütün insanlar islâmiyyeti kabul edeceklerdir - Peygamberlerin müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderilmelerindeki hikmet ve sırlar - Salât-ü selâmın kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Iki cihan serverinin Esmâ-i şerifeleri - Resûl-ü müctebâ'nın ism-i şerifleri Ibni Fâris rivayetine göre iki bin yirmi, Buhari-i şerifin şârihi İmam-ı Kastalâni'ye göre bin, Şeyh Imran hazretlerine göre iki yüz birdir - Her ism-i şerifin ayrı birer mâ'na ve medlûlü ve hassası vardır - Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellemin her ism-i şerifi okunduğunda veya söylenildiğinde, salâvat getirilmekle beraber, o ism-i şerifin fazilet ve havassı da düşünülmelidir - Salâvat-ı şerife getirmekte ihmal ve gafleti olanlara ihtar ve ikaz - Habib-i edib-i Kibriyâ efendimizin mû'cizeleri sayılamayacak kadar çoktur Mû'cizelerinden bazı örnekler - Makam-ı Mahmud ve şefaat-ı uzmâ hakkında bazı açıklamalar - Kıyamet günü bütün insanların seyyidi Resûl-ü zişân efendimizdir - Mahşer yerinde mahlükatın acıkhı halleri - Bütün peygamberlerin şefaatten çekinmelerinin sebebi - Cehen- (Devamı arka sayfada)

Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 24