Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 354–360 Çölde bir kişi gördüm ve kendisine selâm verdim. ALLAH diye cevap verdi, selâmıma mukabele ettiğini anlayarak kim olduğunu sordum, cevabı ALLAH oldu. Nereden geldiğini sorduğum zaman yine ALLAH deyince: - Eğer, dâvanda sadık isen canını Allah yolunda feda eder misin mukabelesinde bulundum. O kişi, ALLAH diye bir sayha vurdu canını Hakka teslim eyledi. Bu zat, dâvasında sadık olduğunu ispatlamıştı ama, ben kendisine yaptığım tekliften pişman olmuştum. Ne var ki, bu pişmanlığım bana ne fayda verebilirdi? Benden başka çölde kimse olmadığı için defni hazırlığına giriştim, kendisini yıkadım ve kefenledim, bir kenara bir mezar kazdım, kendisini kabrine yerleştirmek üzere yanına vardığımda kendisinin bulunmadığını hayretle gördüm, etrafıma bakındım hiçbir tarafta yoktu. Taaccüb ederek aklımı başıma devşirmeğe çalışırken, âlem-i ga'ibten lâhuti bir ses işittim: — Yâ Cüneyd!.. O dostumuzu hiç arama, nereye götürüldüğünü ve ne olduğunu da düşünerek hayrete düşme!.. Çünkü, onu senin aradığın gibi, ona Azra'il de…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.