Ara
Menü

Sayfalar 433–440

1.692 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 433–440

kullar bu günahları işleyenleri görmezler ve o kimseyi temiz bir insan olarak tanırlar amma, Allahu teâlâ ile aramızda perde yoktur. Ondan, hiç bir şey gizlenmez. gizlenemez. O görür, işitir ve bilir:

Vallahü basiyrün bil-ibâd...

Âl-i-Imran: 15 (Allahu teâlâ' kullarının bütün amellerini görür. Ihsan ehline sevap, isyan ehline de ikab verir.)

Onun önünde işlemeğe cür'et ettiğimiz isyan ve suçlarımızla, gönül evini ve gönül gözünü kirletiriz de —Hâşâ- Allahu teâlâ bilmiyor ve görmüyor gafletinden de bir türlü kendimizi kurtaramayız. Oysa, Allahu sübhanehu ve tâlâ'nin nazarından hiç bir şey gizli değildir. Onun görmesine, onun işitmesine ve onun bilmesine hiç bir engel olamaz. O, her şeyi görücü ve bilicidir.

Büsbütün hayâsız olanlar ise, ne Allahu teâlâ'dan ne de kullardan hayâ ederler. Eger, Allahu teâlâ nın varlıgını kabul ediyorlarsa:

— Allah'ın bildiğini, kuldan neye saklayalım? diyerek, ahaklıklarını ortaya koyarlar.

Ey Allahu tâlâ'nın bildiğini, kullarından saklamağa lüzum görmeyen bedbaht!.. Bilhassa, sana ve senin gibi düşünenlere hitap ediyorum:

Beni insaf ile dinle; eğer Allahu tâlâ'nın, senin hakkında bildiklerini kullar bilselerdi ne ana-babana, ne evlâd-ü iyaline, ne de içinde yaşadığın cemiyete açık alınla çıkabilir, elini kolunu sallayarak sere serpe dolaşabilirdin.. Insanlar;

irtikâp ettiğin suçları ve günahları bilmiyorlar da, bu kadar rahat yaşayabiliyor ve dolaşıyorsun. Bütün suçların ve günah- Irgad, ald 3 - F: 28

ların bilinseydi, bu derece serbest dolaşabilir, namuslu ve te miz geçinebilir miydin? Allahu teâlâ, Settar-el-uyûb'dur. Senin de suçlanını ve günahlarını örtmüş, insanların bilgisinden ve nazarından saklamıştır. Fakat, iyi bil ki bu böyle devam etmeyecektir. Ya bu dünyada veya bütün ayıpların meydana çıkacağı o dehşetli günde, ki çok yaklaşmıştır, kurt ile kuzu, arslan ile tilki, ak ile kara, mü'min ile kâfir ayırdedilecek.

arslan postuna bürünen tilkilerin renkleri ve gerçek hüviyetleri ortaya çıkacaktır.

Hayâ sahibi olan kimseler, bir fenalık yapacakları zaman, Allah'tan da kulundan da utanırlar.

Yarım hayâ sahibi olanlar ise, yapacakları fenalıkları kullardan utanarak, kendi cinslerinden hayâ ederek, dünya kanunlarının kendilerini cezalandıracağından korkarak, gizlemek isterler. Fakat, bilmezler veya düşünemezler ki, kulunun her işine vakıf bulunan Allahu teâlâ'dan, hiç bir şeyi gizleyemezler. Onlar, yaptıkları kötülüklerin kullar tarafından bilinmesinden korkarak gizlerler. Kullardan utanırlar da, Allahu teâlâ'dan utanmazlar. Dünya hayatındaki, cezalardan ve mahkûmiyetlerden korkarlar da, âhiret hayatındaki cezalardan. azaplardan ve onun şiddet ve dehşetinden korkmazlar.

Bir zümre daha vardır ki, Allah cellenin affı mağfiretine güvenerek bir takım suçlar ve günahlar işlerler.

Üçüncü güruha gelince; bunlar ne Allah'tan ne de kuldan utanırlar, Hattâ, Allahu tâlâ'nın kendileri hakkında bildiklerini ve örttüklerini de makam-ı iftiharda halka duyurmaga yeltenirler. Böylelikle de, şerefsizliklerini şeref gibi, edepsizliklerini marifet gibi sayıp dökerler. Fısklarını, fücurlarını.

hatta küfür ve dalâletlerini ortaya koyarlar ve hiç utanıp sıkılmadan açıklamaktan gurur ve iftihar duyarlar:

Şecaat arzederken, merd-i kıpti sirkatin söyler.

vecizesinde olduğu gibi, yürekliliğini anlatabilmek için, nasıl hırsızlık ettigini hikâye eden çingene delikanusını da geçerler de, âdeta kabahat ve rezaletleriyle ögünür ve böbürlenirler. Bilmezler ki, böyle yapmakla kendilerini bu dünyadan

itibaren rezil rüsvay ederek, bu hezeyanlarını dinleyenleri de, kıyamet gününde kendi aleyhlerinde şahit edinirler. İyi bilmelidir ki, böyle hareket edenler bu isyanları ile, suçları ve günahları ile seyyiat hamlelerini çoğaltmakta ve ömürlerini kısaltmaktadırlar:

Ne irfandır veren ahlâka ulviyyet, ne vicdandır;

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Bir de. Allahu teâlâ'yı inkâr eden, bâ'sü bâ'del-mevti reddeden bir güruh vardır ki, onlar her istediklerini yapabilirler.

Bizim, bu gibilere diyecek sözümüz yoktur. Onların nasipleri, yalnız dünyada olduğundan, hemen bu nasiplerinden istifade edebilirler.

Ey Hak yolcusu:

Kadir gecesi gizli olduğuna göre, herhangi bir kötülük yapacağın zaman, o gecenin Kadir gecesi olmadığına nasıl hükmeder de, o fenaliktan kaçınmazsın?

Bu sebeple, her geceni Kadir bil.. Kötülüklerden kaçın...

Kur'an boyası ile boyan.. Her gece, Allahü teâlâ'ya kullukta bulun.. Daima, sefere hazırlıklı ol.. Allahü teâlâ'dan korkan bir kalbe, Allah muhabbeti ile ağlayan bir göze, Allah'ı zikreden bir dile sahip olmayı, Allahu teâlâ'dan niyaz et.. Hak kelâmını duyan ve anlayan bir kulaga, hayır ve hasenata koşan bir ayağa, hak için tutan bir ele mâlik olabilmeyi, Erham-er-Rahimiyn'den gece ve gündüz dile... Katılaşan kalbi ni, Kur'an-ı azim-üş-şân ve işittiğin hak kelâmı yumuşatamıyorsa, kalbinden dünya muhabbetini ve seni haktan men'eden her şeyi sür, çıkar.. Kalbin, fâni dünya istekleriyle, heva-i nefs ile, ihtiras ve şehvetle dolu ise, ibadetten tad bulamıyorhak kelâmından zevk alamıyorsan ağla, çok ağla.. Eğer, ağ ayamıyorsan; neden ağlayamadığını düşün de, ağlayamadığına ağla...

Yakında gül yüzün saranıp solacak, gülen yüzün gülmez, gören gözün görmez olacak.. O sabah ehlin, evlâtların, dostların ve komşuların sana sıcak gözyaşları dokecekler. Sana, muhteşem bir kabir kazdıracaklar, vezinli kafiyeli bir mezar

taşı yazdıracaklar ve seni alâyı vâlâ ile o çukurun içine yatıracaklar amma, seni azaptan kurtaramayacaklar. Senden önce göçenlere, aynı yollardan göçenlere ibretle nazar eyle.. Onlar, ecel şerbetini nasıl içtilerse, önünde sonunda sen de içeceksin.

Bunu aslâ unutma!.. Yarınki güne çıkar mısın? Bunu, Allah tan başka kim bilebilir? Oleceksin, sonra kabrinden kalkacaksın, zavallı cesedin gibi, ayıpların da çırıl çıplak meydana çıkacak.. Hakkın sorularına cevabın kâfi gelmeyecek.. Işte, o zaman seni zincirlere vuracaklar, ellerine kelepçeler, boynuna bukağılar takacaklar ve seni zebanilere teslim edecekler. Melekler, hal-i perişanını halka ilân edecekler. yerin göğün, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi, her şeyi bilen ol âlim, her şeyi duyan o semi, her şeyi gören basiyr, o gün artık ayıplarını örtmeyecek.. Rabbine isyan ettiğini, hukuk-u ilâhiyyeye tecavüz eylediğini, cürümlerini, günahlarını açıklayacaklar ve: (Allahu teâlâ'ya isyan edenin hali budur..) diyerek mahşer halkına teşhir edecekler ve sonra da nâra atacaklar..

O günlerin dehşet ve şiddetini hiç düşündün mü?

Düşündünse; Allahu teâlâ'dan hakkıyle kork, gizli ve âşikâr ondan hayâ et, emirlerine sıkı sıkı sarıl, nehiylerinden kaçın.. Tekrar ediyorum: HAYATININ HER GECESİNI KA- DIR BIL.. Allahu tâlâ'nın rahmetini dile ve umut eyle.. O, kullarına kerimdir. Kadir geceleri, keremi artar, ihsanı çogalır, rahmeti coşar ve taşar.

Ibn-i Abbas radıyallahu anh, aleyhissalâtü vesselâm efendimizden rivayet ediyorlar:

Bir kimse, Kadir gecesi iki rekât namaz kılsa. bu namazın her rekâtında birer sûre-i Fatiha ve yedi sûre-i Ihlâs (KUL HÜVALLAHÜ AHAD) okusa. selâm verdikten sonra dünya kelâmı konuşmadan yetmiş defa:

Estağfirullah ve elûbu Ileyh.

dese, yerinden kalkmadan iyman ile göçen ana ve babasını.

Allahu teâlâ bu namazı kılarak istiğfar eden evladımın bu hulûs ve ibadetinden dolayı affı mağfiretiyle taltif buyurur.

Eğer, bu zatın ana ve babası âsi olmuşlar ye azaba düçar bulunmuşlarsa, affı ilâhiyye ve iltifat-ı sübhaniyye mazhar olurlar.

Eğer, ana ve babası azapta değillerse, dereceleri yükseltilir. Erhamer-Rahimiyn olan Allah celle, bu namazı kılan zat için, cennette saraylar yaptırır, nehirler akıttırır. Yapılan sa rayların bahçesine ağaçlar diktirir. Gözlerin görmedigi, kulakların işitmediği. beşerin düşünemediği nimetler hazırlar.

Bu namazı kılan, cennete gideceği yeri görmeden, bu dünyadan âhirete göçmez. Dünya hayatında iken, cennette kendisine bahşolunan makamı görür. Beş vakit namaz kılan kimse, bu namazı kılmış olur. Zira, 365 gün olan bir yıl içinde, Kadir gecesi saklıdır. Beş vakti kılan mutlaka Kadre erer.

Hz. Musa aleyhisselâm, Tur-u Sina'da Rabbine niyazda bulundu:

- Yâ Rabbi.. Sana yakınlık diliyorum. Sen, bana yakın sın.. Ben de sana yakın olayım..

Hitab-ı izzet vârid oldu:

— Ey kelimim.. Ben, Leyle-i Kadr'de uyanık olanı ve bana ibadette bulunanı kendime yaklaştırırım.

Musa aleyhisselâm yine niyaz eyledi:

— Yâ Rabbi.. Tâhi rahmetine lâyık olmayı dilerim.

Hak celle ve âlâ buyurdu:

— Yâ Musa.. Leyle-i Kadr'de, fakirlere merhamet eden rahmetime lâyık olur.

Musa aleyhisselâm, tekrar niyaz etti:

- Yâ Rabbi.. Karanlık sıratı, sâlimen geçmek isterim.

Allahu sübhanehu ve teâlâ buyurdu:

- Yâ Musa.. Her kim, Leyle-i Kadr'de tasadduk ve infak ederse, korkunç ve karanlık sıratı sâlimen ve yıldırım hızıyla geçer.

Burada, bir hususu açıklavalım

Sirat denilen, cennet ile cehennem arasina gerilen köprüden, karanlıkta geçilecektir. Herkes, iymanının nurundan faydalanacak, insanın iymanının nuru ne kadar çoksa, sırattan o nisbette rahat geçecek, önünü ve bastığı yeri görecektir.

Zira, o kimse dünya hayatında iken de, iymanının nuru kadar Kur'anı azimin emrine tâbi olmuş, yine iymanıın nuru kadar men'ettiği şeylerden kaçınmıştır. Kişi, dünyada dinine olan hürmeti nisbetinde, sırattan geçecektir. Unutmamalıdır ki, dünya hayatı da bir sırat köprüsüdür. Bu saglam köprü de, islâm yoludur. Her kim, iyman eder, â'mal-i saliha işler, Allahından razı olur ve Allahının rizasını kazanırsa, dünya sıratından sâlimen ve ârızasız olarak geçtiği gibi, asıl sırattan da hızla ve rahatlıkla geçecektir.

Her kim, Allahu teâlâ'ya iyman etmez, onun rizası hilâfında işler yaparsa, dünya sıratında ayağı sürterek düştüğü gibi, âhirette de dünya hayatı aynen zuhur edecek, asıl sıratta da tökezleyecek ve düşecektir.

Evet; herkes iymanının nuru nisbetinde o karanlık köprüden kolay veya zor geçecektir. İyman nuru bulunmayan münafıklar ve günahkârlar, dünya hayatında sırat-ı islâmdan çıkarak yanlış ve ters yollara döküldükleri gibi, asıl sıratta da nâra doküleceklerdir.

Münafıklar, cehennemin alt tabakasında, esfel-i sâfiliyn.

de azap görecekler, âsi olan ümmet-i Muhammed de, irtikâp ettikleri suçlara göre cezalarını çektikten sonra, yine şefaat-i- Resûl-ü Rabbil-âlemiyn sayesinde cezalarının hitamını müteakip nârdan azat edilerek, cennete dahil olacaklardır.

Kâfirler kufürleri ve münafıklar da nifakları nisbetinde cehennemde ebedî kalacaklardır.

Münafıkların, cehennemin en alt tabakasında azap göreceklerini ve kendilerine hiç bir yardımcı ve şefaatçı bulunmayacağını, şu âyet-i kerime açıkça beyan buyurmaktadır:

Innel-münafaczyne fid-derk-il esfeli min-en-nâr ve len tecide lehüm naszyrâ...

En-Nis&: 145 (Şüphesiz, münafıklar cehennemin en aşağı katındadırlar, onlar azaplarını men'eder bir yardımcı bulamazlar..)

Kâfirlerin de, ebediyyen cehennemde kalacaklarını, Allah celle şu âyet-i celile ile beyan buyurmaktadır:

Velleziyne keferû ve kezzebû bi-ayatind uld'ike ashab-ün-nâri hüm fiyh& halidîn...

El-Bokara: 39 (Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlar ise, cehennemliktir. Ateşten çıkmazlar ve daim orada kalırlar.)

Allah celle celâlühu, kıyamette münafıkların başlarına gelecekleri de şu âyet-i kerime ile beyan buyurmaktadır:

Yevme yekulül-münâfikune vel-münâfikatü lilleziyne âmenunzurunâ naktebis min nuriküm kıyl-erci'û verâ'eküm feltemisû nurâ..

El-Hadid: 13

(O gün, münafıkların erkeği kadını, o iyman edenlere:

BİZE MUNTAZIR OLUN.. NURUNUZLA BIZ DE ZIYA- LANALIM diyecekler. Onlara, istihza ile: ARKANIZA, YANI DÜNYAYA DÖNÜN DE NUR ARAYIN denilecek.)

Kıyametin o korkunç zulmetinde, erkek ve kadın mü'minler, imanlarının nurları önlerine ve yanlarına aksetmiş olduğu halde, dünyada iken bastıkları yerleri gördükleri gibi, âhiretin o zulmetinde yine malik oldukları iymanlarının nurları sayesinde sâlimen yürür ve giderler görürsün. Allahu teâlâ'ya iymanları sebebiyle, ağaçları altında nehirler akan cennetlere varırlar.

Orada, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, beşerin düşünemediği nimetler, kendileri için hazırlamıştır. Onlar, bu devlet ve saadette ve o büyük feyz-i necatta ebedidirler.

Innelleziyne âmenu ve amil-us-sâlihati ve ahbetû ila Rabbihim ulâ'ike ashab-ül-cenneh hüm fiyhâ hâlidun….

Hûd: 23 (Fakat, iyman ederek salih ameller işleyenler ve Rableri celle şâneye itmi'nân ve huşû ile bağlananlar, işte onlar cennetliktirler. Ve daimi olarak orada kalacaklardır.)

Evet; Münafıklar o gün mü'minlere yalvaracaklar:

— Aman, bize de nurunuzdan veriniz. Biz de önümüzü ve ayağımızın bastığı yeri görelim, nurunuzdan faydalanalım, diyecekler. Onların bu isteklerine, melekler şöyle cevap verecekler:

— Geri gidiniz, dünyaya dönünüz, kendinize nur arayınız.

Tabî; artık ne dünya vardır, ne de dünyaya dönebilmek