İrşad III · kaynak sayfaları 441–448
mümkündür. Bu cevabın mânası, bu nura burada yani âhirette malik olabilmek kabil değildir. Bu nura, dünyada iken sahip olmak lâzımdır, demektir.
Dünyada iken, mü'minlerin nurlarından almayan bu münafıklar, orada da bu nurdan mahrum kalacaklar ve nâra yuarlanacaklardır. Nârın en alt tabakasında ceza görerek, ebedi kalacaklardır.
Onlar, bu şekilde mü'minlere yalvarırlarken, mü'minlerle aralarına bir sed, bir nevi duvar çekilir ki, bu seddin iç tarafı rahmet, dış tarafı ise cehennemdir, azap yeridir. Başlarına gelen bu korkunç azabı gören münafıklar, mü'minlere nida ederek:
- Dünyada sizinle beraberdik. Biz de, müslüman ismi taşıyor ve sizin aranızda yaşıyorduk. Şimdi, bizi sizden ayırdılar. Siz, cennet tarafında, biz ise cehennem tarafında kaldık, azaba düçar olduk, diyecekler. Mü'minler de onlara:
— Evet, bizimle beraber idiniz. Fakat, nefislerinizi fitneye düşürdünüz. Kendinizi sırat-ı islâmda ve mü'min gibi gösterdiniz, kalbinizle Allahu teâlâ'ya iyman etmediniz. Mü'minler için hiyle ve huda düşündünüz, hattâ bizlerle alay ettiniz.
bizim namazımız, niyazımız, ibadet ve t'atimizle eğlendiniz.
Felâketimizi ve mağlûbiyetimizi beklediniz. Sırat-ı islâmda göründüğünüz halde; Allah, Peygamber ve din aleyhinde bulundunuz. Allahu tâlâ'nın varlığında, kıyametin vukuunda ve bugün başlarınıza gelecek hususlarda kuşkularınız vardı.
Tül-i emel, sizleri aldattı, inkâr yoluna gittiniz, iymanda şüpheye düştünüz. İşte, bu korkunç gün geldi ve çattı, görüyorsunuz ki sizleri şeytan aldattı. Allahu teâlâ'nın imhalini (Mühlet verişini) sui-istimal ettiniz ve bu imhalin ebedi olacağını sandınız. Inkârınızın ve nifakınızın cezasını görmeyeceginizi umdunuz ve aldandınız. Kaldı ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ'ya da. âhirete de iymanınız yoktu. Bugün, siz münafıklardan ve kâfirlerden fidye alınmaz. Bugün, sizi bu korkunç azaptan kimse kurtaramaz. Yeriniz cehennem, tadaca-
ğınız azaptır. Cehennem, ne kadar fena bir yer ve azap ne kadar acı değil mi? derler ki, bu konuşmayı Allah celle şu âyeti kerime ile beyan buyurmaktadır:
Fe-duribe beynehüm bi-sürin lehu bâb batınühu fiyhirrahmetü ve zâhirühu min kıbelihi-azâb yünâdunehüm elem nekün mâ'aküm kalû belâ ve lakinneküm fetentüm enfüseküm ve terabbastüm vertebtüm ve garret-kümülemâniyyü hatta câ'e emrullahi ve garreküm billah-il-garür felyeume lâ yü-hazü minküm fidyetün ve lâ minelleziyne keferû me va'küm-ün-nâr hiye Mevlâküm ve bi'sel-masiyr.
El-Hadid: 13 Ey hak yolcuları:
Münafık, zâhirde kendisini islâm ve mü'min gösteren, mü'minlerle beraber görünen, onlarla beraber namaz kılan, Allah'a, peygambere, öldükten sonra dirilmeğe, âhirete inarmış görünen ve fakat hakikatte bunların hiç birisine inanmayan kimsedir. Dışı islâm, içi küfür ve nifakla doludur. Bunlar, üç sıfat ile bilinirler:
1) Yalan söylerler, 2) Verdikleri sözlerde durmazlar. (Ahitlerinde vefakâr değillerdir.)
3) Emanete hiyanet ederler.
Bu üç alâmet kimde varsa, biliniz ki-o kimse münafıktır.
Mü'minlerin, münafıkların ve kâfirlerin âhiret âleminde görecekleri muameleleri böylece hülâsa ettikten sonra, Musa aleyhisselâmın niyazlarına, bıraktığımız yerden devam edelim:
Evet; Hz. Musa aleyhisselâm tekrar niyazda bulundu:
— Yâ Rabbi.. Cennetine girmek, orada zevk-ü safa etmek, cennet ağaçlarının altında gölgelenmek, cennet nimetlerinden ve meyvelerinden yemek istiyorum.
Hitab-1 izzet vârit oldu:
— Yâ Musa.. Kadir gecesi, beni tesbih eden cennetimde bu nimetlerime erecektir.
Hz. Musa aleyhisselâm, başka bir niyazda daha bulundu:
— Yâ Rabbi.. Nârından necat diliyorum..
Hak celle ve alâ buyurdu:
— Yâ kelimim.. Kadir gecesi istiğfar edenler, nârımdan necat bulurlar..
Hz. Musa aleyhisselâm, niyazda bulundu:
— Yâ Rabbi.. Rizana müştakım.. Benden razı ol..
Allah celle buyurdu:
— Yâ Musa.. Kadir gecesi, benim rizam için iki rekât namaz kılan, benim rizama erişir.
Görüyorsunuz ya ey ehl-i iyman; Kadir gecesi mü'minlere, Hz. Muhammed aleyhisselâmın ümmetine ihsan ve ikram olunan bir mübarek gecedir. Bizlerin kadr-ü kıymetimizi, Hz.
Musa aleyhisselâma ve diger Nebilere bildirdigi gibi, bizlere ihsan buyurduğu nimetlerini, Kadir gecesi yapılacak küçük bir ibadetle bahşedeceğini de, gerek Musa aleyhisselâma ve gerekse diğer Enbiyaya böylece beyan buyurmuştur.
Yukarıda, münafıklıgın üç alâmetinin; yalan söylemek.
ahdine vefa etmemek ve sözünden dönmek. emanete hiyanet
etmek olduğunu açıklamıştık. Bu üç kötü hasletin zıddı olan doğru söylemek, ahdine vefa etmek ve sözünden dönmemek.
emanete riayet ve sadakat göstermek de, mü'minlerin mümeyyiz vasfıdır. Mü'min, daima doğru söyler, sözünde durur, ahdine bağlı kalır, kendisine emanet olunan şeylere sadakat ve titizlikle riayet eder ve korur. Bu mümtaz sıfatlarından dolayı da, hem dünyada izzet ve devlet bulur, hem de ahirette büyük ecirlere nail olur.
Aşağıda anlatacağım kıssa, bu iddiamızın sarih delilidir:
HIKÂYE Bugünkü hukuk fakültelerine muadil olan Medrese't-ülkuzzatta tahsil eden bir talebe, aleyhissalâtü vesselâm efendimize can ve gönülden âşık imiş. O devirde, bu mektebi birincilikle ikmal eden talebeleri, taltif ve teşvik için Medine-imünevvere kadılıgına (Hâkimliğine) tayin ederlermiş. O devir deyince, gözlerimizin önüne Yunanistar, Arnavutluk, Sirbistan, Bosna, Hersek, Karadağ, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Eflâk, Buğdan, Kırım, Irak, Suriye, Lübnan, Hicaz, Yemen Mısır, Trablusgarp, Fas, Cezayir, Fizan, Habeşistanın sahil kısımları ve Sudan'ın içlerine kadar alabildiğine genişlemiş muazzam bir ülkenin sınırları gelmelidir. Dünyada mevcut islâm ülkeleri de, mânen ve maddeten bize bağlı idiler. Bu arada, Hicaz kıt'a-i tayyibesindeki mukaddes şehirlerden mü'minlerin kıblesi Kâbe-i muazzamayı ihtiva eden Mekke-i-mükerreme ile, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin Kabr-i münevverlerini muhtevi Medine-i-münevvere'de, bu sınırların içinde bulunuyordu.
Fahr-i kâinat aleyhi ve âlihi ekmek-üt-tahiyyat efendimize âşık olan talebe de, bir yandan derslerine çalışır, fırsat buldukça da sıcak göz yaşları dökerek, Allahu teâlâ'ya niyazda bulunurdu.
— Ya Rabbi.. Zihnimi aç, bana himmet ve gayret ihsan buyur. Tahsilimi birincilikle bitireyim de, Habib-i edibinin şehrine kadı olayım. Ey benim Rabbim.. Bunu. bana kolay-
laştır, benden bu lütfunu esirgeme.. Bu duamı tenezzülen kabul buyurur ve o belde-i tahireye kadı olarak muradıma erdirirsen; ahdim ve nezrim olsun, bu mes'ut yolculuğa çıktığım da, benden ilk defa vardım isteyecek olana, cebimde ne kadar para varsa veririm.
Aradan günler ve aylar geçmiş, muhabbet-i Resûlüllah Ile yanıp tutuşan talebe, gerçekten Medrese't-ül-kuzzatı birincilikle bitirmiş ve Medine-i-münevvere kadılığına tayin olunarak muradına ermişti.
Vazifesine başlamak üzere yola koyulan genç kadı efendi, Şam'da bir mescitte namazını kılarak dışarı çıktığı zaman, karşısına acaip bir zat çıkmış ve:
— Şey'en lillah, diyerek kendisinden sadaka istemiş. Kadı efendi, derhal elini kesesine atmış ve olacak bu ya, eline bir beşi bir yerde geçmiş.. Bir ân, daha küçük bir sadaka vermeyi düşünürken kulağına:
— Ahdini yerine getir!.. denilmiş.
Öyle ya; yola çıktığında ilk karşılaşacağı yardım talebine, cebindeki bütün parayı vereceğini ahdetmemiş miydi?
Derhal, bu ahdini ve nezrini hatırlamış ve beşi birliği o garip sâ'ile gönül rizası ile vermiş.
Yorucu bir yolculuktan sonra, selâmetle Medine-i münevvereye varmış ve hemen huzur-u saadete koşmuş.. Mescid-i Nebiyye girince, bir kenarda ayaklarını uzatmış yatan birisini görmüş, fena halde sinirlenmiş ve onu ikaz edebilmek için hafifçe ayaklarına vurarak uyandırmış. Ayaklarını uzatıp sere serpe yatan zat, doğrulmuş ve kadı efendiye dik dik bakarak oturmuş. Güneş batmış, önce akşam ve daha sonra da yatsı namazları kılınmış, esasen yol yorgunu olan kadı efendi de misafir olduğu yere giderek istirahate çekilmiş.
Muradına ermiş insanların iç rahatlığı ve huzuru ile Rabbine hamd-ü senâ ve Resûl aleyhisselâma salât ve selâmdan sonra, uykuya dalmış ve bir rüya görmüş. Rüyasında, kendisinden şikâyetçi olduğu bildirilerek huzur-u saadete davet olunmuş. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, etrafinda ashab-1
kiramı olduğu halde oturuyorlar ve şikâyetçi olduğunu söyleven zat da, huzurda ve ayakta duruyormuş. Şikâyetçi, kadı efendiyi göstererek:
- Yâ Resûlallah, bu zattan dâvacıyım, huzurumu bozdu demiş.
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, kadı efendiye sormuşlar:
— Bak, dâvacıyım diyor. Ne dersin?
Çok küçük yaşından itibaren aşkı ile yanıp tutuştuğu iki cihan serverini, karşısında nurlar içinde lem'an eder halde görerek gaşyolan kadı efendi:
— Yâ Resûlallah, demiş. Ben bu zata ne yapmışım? Emredin de suçum ne ise söylesin.
Dâvacı olan zat, derhal cevap vermiş:
— Ben mescitte yatıyordum. Bu kadı efendi bana ayakları ile vurarak uyandırdı, benim huzurumu bozdu.
Kadı efendi, özür dilemiş ve bağışlanmasını istirham etmiş. Resûl-ü zişân efendimiz de, tarafların barışmalarını arzu buyurduklarını bildirmişler ve kadı efendi ile kendisinden dâvacı olan zat sarmaş dolaş olmuşlar ve barışmışlar.
Kadı efendi, gördügü bu lûtf-u ilahinin tesiriyle sürur içinde gözlerini açtığı zaman, Mescid-i Nebeviden ezan sesleri yükselmiş ve hemen abdest alarak sabah namazına koşmuş.
Huzur-u saadete yöneldiği sırada, bir de ne görsün? Aynı zat, aynı yerde yine ayaklarını uzatmış yatıyor. Bu defa, dizleri üzerine çökerek, o zatın ayaklarını öpmüş. Meçhul zat, uyanıp doğrulmuş ve kadı efendiye:
— Benden ne istiyorsun? demiş. Dün teptin, bugün öptün.
Kadı efendi, özür dilemiş ve:
— Beni af buyurmanızı ve hakkınızı helâl etmenizi rica ediyorum. demiş. Meçhul zat, kadı efendiye yine dik dik bakmış:
— Yahu ne tuhaf adamsın, demiş.. Yanm saat evvel, seninle huzur-u Peygamberde barışıp, helâllaşmadık mı?
Kadı efendinin, hayretten irileşen gözleri önünde, cebinden çıkardığı beşi birliği uzatmış ve:
— Hatırladın mı bu sam lirayı? demiş. Hani, bana Şamda mescidin önünde vermiştin. Ahdine vefakâr olduğundan sana Nebiyyi zişânın cemalini gösterdim.
Kadı efendi avucuna bırakılan samı liraya bakarken, meçhul zat da gözden nihân olmuş.
Ey âşık-ı sadık:
Ahdine vefakâr ol, selâmeti bul.. Ahde vefa etmemek.
gerçekten münafıklık alâmetidir. Böyle kötü huyların varsa, durma tövbe et, Allah celle tövbeleri kabul buyurur. Tövbeden sonra da, bir daha bu kötü huylara sakın dönme.. Yalan söyleme, ahdinde kavi ol, sözünde dur, emanete hiyanet etme.
Mü'mine yakışan güzel huylar, güzel sıfatlar bunlardır. Ahde vefa edenlerin, dünya hayatlarında nail oldukları lûtuflar böyle olursa, bâki ve ebedi âlemde mazhar olacakları ihsanları senin idrâk ve iz'anına terkederim.
Ey Tâlib-i Hak:
Kadir gecesi, ikinci bir Kadir gecesine kadar olan bir sene içinde olacak bütün işlerin, o işlere memur meleklere havale buyurulduğu mühim bir dönüm noktasıdır. Ecel, rızık, sevgi, yağmur, zelzele, harb, darlık, varlık, kıtlık, bolluk her ne ki o bir yıl içinde olacaksa, bütün umûr ve ahkâm; semavat ve arz halk olunmazdan evvel ilm-i ezelisiyle takdir buyurduğu kaderlerin yerli yerince infaza sevkolunduğu mübarek bir gecedir. Öleceklerin isimleri Azrail aleyhisselâma, doğacaklarn ahvalini rahm-i maderde olan melâikeye, erzak ve nebatatı Mikâ'il aleyhisselâma, rahmet ve azap ahvalini Cebrail aleyhisselâma, yağmurları ve rüzgârlam Israfil aleyhisselâma, diğer bütün umur ve hususatı da bu işlere memur meleklere emr-ü ferman buyurur.
Buna binaen, bu geceye KADR denilmiştir. Kadir gecesi, ramazanın dahilinde veya haricindedir, demiştik. Bu be-
yanımızı, delillerle ispat edebilmek için, burada bazı açıklamalar yapacağız:
Bazı ulemâ diyorlar ki; bir kimse eşini boşamayı veya kölesini azat etmeyi leyle-i kadr'de tâ'lik etse, yemin ettiği zamandan bir sene tamam olmayınca, o verdigi talâk veya azat vaki olmaz. Bu beyan, Ibn-i Mes'ut radıyallahu anhın sözü ve ictihadıdır. Leyle-i kadr, 365 günden bir gecedir. Ramazanın son on günü içinde bulunması ihtimali mevcut olduğu gibi, ramazanın evvelinde veya ortasında veya ramazanın dışında da olması mümkündür. Allahu sübhanehu ve teâlâ.
bu geceyi gizlemiştir. Becerebilirsen, sen ara bul!..
Ibn-i Abbas radıyallahu anh buyuruyorlar ki; Cebrail aleyhisselâm, aleyhissalâtü vesselâm efendimize gelerek, Beni-israil'den bir kimsenin Allah yolunda düşman ile bin ay cenk ettiğini haber verdi. Imam-ı mücâhidiyn efendimiz, bu zatın Allah yolunda yaptığı bu gazayı ve aldıgı ecri begendiler ve Allahu teâlâ'dan ümmeti için de böyle gazalara iştirak ve ecirlere nail olmalarını temenni buyurdular ve niyaz ederek:
- Yâ Rabbi... Ummetimin ömürleri çok kısadır. Bu kısa ömürleri içinde, zât-ı ülûhiyyetine karşı yapacakları hayırlı amelleri de elbette az olacaktır. Ümmetim, Beni-Israil -kadar uzun yaşayamayacaklarına ve zatına onlar kadar ibadet edemeyeceklerine göre, bu ecirden mahrum mu kalacaklardır.
Ilâhi, ümmetimi de aynı ecre nail ve mazhar olacak hayırlı amellere sevk ve isâl eyle..
Resûl-ü Kibriya'nın bu üzüntüleri ve dilekleri. indallah müstecap oldu ve ümmet-i Muhammed'e de Leyle-i kadr ihsan buyuruldu. Ummet-i Muhammed'in, Kadir gecesindeki en kısa ibadetleri, Israil oğullarının bin ay Allah yolundaki cihatlarından hayırlı ve üstündür. Yani, ümmet-i Muhammed. onların bin aylık ibadetlerle erdikleri ecirlere. bu bir gece içindeki ibadetleriyle mazhar olacaklar, daha yüce makamlara ulaşacaklardır.
Said Ibn-i Müseyyib radıyallahu anh ki, Imam-ı Şâfi'i