Ara
Menü

Sayfalar 449–456

1.898 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 449–456

rahimehullah bu zatın rivayet ettigi hadisleri ahzeylemiş ve onlarla ictihat buyurmuştur, işte bu zat-ı âli-kadr:

(Bir kimse, bir yıldan diğer yıla kadar, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılsa, Leyle-i kadr'den nasibini alır, bu mübarek geceye herhalde yetişir.) buyurmuşlardır.

O gece, ancak rahmet ve selâmet gecesidir. O gece, güneşin gurubundan, ertesi sabah doğuşuna kadar, melekler mü'minlere Hakkın selâmını tebliğ ederler. O geceyi ihya eden, o gecenin faziletini idrak ederek Mevlâ'ya ibadet eyleyen, analarından dogdukları gibi pâk olurlar.

"EVid alat d'e şs gazâlıdes (Kadir gecesi, iyman ederek ve mutlaka yarlığanacağını umarak ibadet eyleyenlerin, bütün geçmiş günahları bağışlanır.)

Hadis-i şerifi ile müjdelenirler.

O halde, kadrini bil, kadri bul. gece gündüz Allah de.. Allahü tâlâ'nın rizasında bulun, men'ettiklerinden kaç.. Işte. o zaman kadre erersin.. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi sev: canından. malından, evlât ve yalinden fazla sev.. İçinde bulunduğun ramazanın, belki de senin son ramazanın olabileceğini unutma.. Mahlûkat-ı ilâhiyyeyi hor görme.

Nefsini, herkesten aşağı gör.. Insana ve insanlığa yakışacak sifatlara bürün.. O sifatları da, yalnız Kur'an-1 azimde bulabilirsin.. HULK-I-AZIM üzere yaratılan Nebi-i-zişânın ahlâkı ile ahlâklan, ki iki cihanda aziz olasın.. Dâreynde saadet ve selâmet bulasın.. Nârdan ve azaptan kurtulasın.

Ey ehl-i iyman:

Leyle-i kadr, öyle bir mübarek gecedir ki, bu ümmete hassatan bahşolunan nimetlerin en yücesidir. Allahu teâlâ'nın, ümmet-i Muhammed'e ihsan buyurduğu nimetler, sayıla- Irgad, CuN 3 - F: 29

mayacak kadar çoktur. Mahz-ı lûtf-ü ilâhi olan Leyle-i kadr gibi büyük bir nimet ise yoktur.

Allahu celle celâlühu, Habib-i edibine:

- Ey benim Habibim, Muhammedim.. Kadir gecesi, senin ve ümmetinin kılacağınız iki rekât namaz, Beni-Israil'in Allah yolunda bin ay salladığı kılıçtan bana daha sevgilidir. O iki rekât namaz, senin ve ümmetin için, daha hayırlıdır. buyurmuştur.

Cenab-ı Peygamberin son demleri idi. Mübarek kalpleri ne, bir endişe düşmüş, iki cihan serverini mahzun ve meyus eylemişti. Ümmetinden ayrılma zamanının yaklaştığını anlıyorlar ve için için ağlıyorlardı.

— Ben, bu dünyadan ayrılarak âlem-i cemale vardığımda, ümmetime Allahu sübhanehu ve tâlâ'nın selâmını kim tebliğ edecek? kaygusu içinde üzülüyorlardı.

Allahu azim-üş-şân, Resûlünün gamını ve kederini bu âyet-i celile ile giderdi ve kalb-i şerifini ferahlandırdı:

Tenezzel-ül-melâiketü ver-ruh-u fiyhâ...

El-Radr: 4 Ey Habibim: Mahzun olma, üzülme!.. Ümmetine selâmımı. meleklerimle Cebrail aleyhisselâm ile Kadir geceleri tebliğ ettiririm, buyurdu.

Imam-ı Râzi diyor ki:

Kadir gecesı, tecır yanı seher vaktı oldugunda, Cebrail aleyhisselâm yeryüzüne inen ve ümmet-i Muhammed'e selâm-1 ilâhiyyeyi teblig eyleyen meleklere:

- Haydi, artık makamlarınıza dönünüz, buyurur. Me lekler:

— Yâ Cebrail.. Allahu teâlâ, mü'minlere bu gece ne gibi bir ihsanda bulundu? diye sorarlar. Cebrai aleyhisselâm:

- Allah celle celâlühu, bu gece ümmet-i Muhammed'e rahmet nazarı ile nazar etti. Ümmet-i Muhammed'in kâffesini affeyledi, mağfiretine nail kıldı. Yalnız, ümmet-i Muhammedden dört sınıf bu magfiretten istifade edemediler ve affı ilâhiyyeden mahrum kaldılar, buyurur. Melekler. tekrar sorarlar:

- Affı ilâhiden istifade edemeyen ve mağfiretten mahrum kalan bu dört sınıf kimlerdir? Cebrail aleyhisselâm ce.

vap verır:

— Mahrum kalan bu dört sınıf şunlardır:

1) İçki içenlerdir. Allahu tâlâ'nın men'ettiği şarap, rakı ve benzeri sarhoşluk veren, insanların akıllarını başlarından alan şeyleri içenler ve içkiye tövbe etmeyenler, affı ilâhiden istifade edemediler ve Leyle-i kadrin kadrine eremediler.

2) Anaya ve babaya âsi olanlar, onların haklarını eda etmeyenler, ana ve babaya ihsanda bulunmayanlar da bu gecenin feyzinden istifade edemediler ve affı ilâhiden mahrum kaldılar.

3) Hısım - akrabayı terkedenler de, bu gecenin rahmetinden faydalanamadılar ve affı ilâhiden mahrum kaldılar.

4) Üç günden fazla mü'min kardeşi ile dargın duranlar da, bu gece affı ilâhiden mahrum kalanlardır.

Kadir gecesi, o mübarek geceye mahsus bir rahmet-i ilâhi zuhur eder ve doğu ile batı arasında bulunan bütün müminler bu rahmete gark olurlar, Bu rahmet, yeryüzündeki bütün mü'minlere taksim olunur, yine de artar. Cebrail aleyhisselâm, artan bu rahmetin ne yapılacağını Rabbilâlemiynden sorar. Allah celle, bu rahmet-i ilâhiyyenin de bu gece doğacak yavrulara, hattâ kâfir evlâtlarına dağıtılmasını emr-ü ferman buyurur ve bu irade-i ilâhiyye de yerine getirilir. Bu sebeple, kadir gecesi doğan kâfir çocuklarına islâm nasip olur ve o gecenin rahmetinden faydalanan o yavrular, iyman üzere ölürler.

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz buyurdu:

Kadir gecesi, semavatın kapısı açıktır. Her dua kabul edilir, reddolunmaz.

O gece, namaz kılan her mü'mine, aldığı her tekbir için cennetteki makamında bir ağaç dikilir. Eğer, bu bineğe binerek, dikilen ağacın gölgesini dolaşmağa kalksa, yüz senede dolaşamaz.

Kıldıgı namazın her rekâtına mukabil, cennette kendisine bir ev yapılır. Bu evler zümrüt, yakut, zebercet ve gayet iri incilerle süslenir. " Kadir gecesi kılınan namazda okunan Kur'an-ı Kerim'in her âyeti için kendisine cennet tâclarından bir tâc ikram olunuI.

Bu namazın her celsesi için, cennet derecelerinden kendisine bir derece ihsan buyurulur.

Bu namazda, her selâm için cennet elbiselerinden bir el bise ihsan buyurulur.

Yine Resûl-i zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-ül-Mennan efendimiz hazretlerinden rivayet olunduguna göre; Kadir gecesi dört büyük sancak yeryüzüne indirilir. Bunlardan birisi LIVA-IL-HAMD, diğeri LIVA-I-RAHMET, üçüncüsi LiVÂ-İ-MAĞFİRET ve dördüncüsü de LiVÂ-i-KERAMET'.

tir. Her bir sancakla beraber, yetmiş bin melâike semadan nüzul eder. Her sancağın üstünde:

LÂ İLAHE ILLALLAH MUHAMMEDÜN RESÛLÜLLAH yazılıdır.

Her kim, o gece üç kerre (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resülüllah) derse, her bir tevhidi için birer ihsan-ı ilâhi tecelli eder. Birinci tevhidinde, affı mağfiret olunur. Ikinci tevhidinde, nârdan azat olunur, üçüncü tevhidinde, cennete ithal olunur.

Hamd sancağı. sema ile arz arasına dikilir. Magfiret sancağı, kabr-i Nebiye vaz'olunur. Rahmet sancağı, Kâbe-i Muazzamanın üstüne rekzolunur. Keramet sancağı da. Kudüs'te Sahra taşının üzerine dikilir.

Kadir gecesi, her bir müslümanın hanesine yetmiş selâmı ilâhi tebliğ olunur.

HİKÂYE Beni-Israil zamanında bir zat, Allahu teâlâ'ya üç vüz sene ibadette bulundu. Duasında, Allahu sübhanehu ve teâlâ'nın, kendisine vahyetmesini rica ve niyaz eyledi. Hak celle ve alâ, o âbidin kalbine ilham-ı Rabbaniyyesini irsal buyurmadı.

Zira, Cenab-ı Rabbil âlemiyn, bu âbidin rızıklanması için, ibadet ettiği yere bir hurma ağacı ihsan ve inayet buyurmuştu.

O hurma ağacı, bu zâhide yetecek kadar hurma veriyordu. Bir lûtf-i ilâhi olan bu hurma ağacının meyve vermesi. o zahide haktan başka güvenecek. Allahu teâlâ dan gayrısına dayanacak bir istinatgâh olmuştu. Yâni, bu zâhit hayatından ve ma'işetinden emindi. Kendisine yiyeceğini verecek bir hurma ağacına sahipti. Rızkı bulmuş, bulduğu rızka güvenmiş. Rezzak ı unutmuştu. Kendisine ihsan buyurulan bu rızk ona, rızkı verenden emniyeti kaldırılmıştı. Allahu teâlâ' va güvenmiyor.

kendisine ihsan buyurulan bu hurma ağacının verdiği mesreye güveniyordu.

Halbuki, insana lâzım olan malla mutma'in olmak değil.

Allahu teâlâ ile mutma'in olmaktı. O âbidin. bu yüzden bir türlü kalp gözü açılmıyordu. Yaptığı bu üç yüz yıllık ibadete mukabil. rızkı bulmuş ve fakat Rezzak'ı bulamamıştı. Gece gündüz ibadetle meşgul olan bu zat:

— Yâ Rab... Niçin benim kalp gözümü açmıyor ve ilhamat-ı ilâhivven ile beni şâd etmiyorsun? dive niyaz ediyordu.

Alah celle. onun bu haline merhameten ilham ve kendisini ikaz buyurdu:

— Zat-ı ecelli â'lâmdan gayrısına güvenen ve dayanan kimselere, ilhamat-ı ilâhiyyemi vermem. Ilham-ı Rabbaniyvem olmayınca. o kimse bin sene geceleri kaim ve gündüzleri saim olsa. yaptığı ibadetin zevkine varamaz. Bana güvenmeverek. ihsan eylediğim mala güvenen kalbe. ben asla tecelli etmem.

O âbid zat. hatasını derhal anladı ve niyaz eyledi:

— Yâ Rab.. Benim kalbim ne ile mutma'in oldu ki, zât-ı ülûhiyvetine itimadı kaldırarak, ona güvendim?

Allah celle:

— Sana, seni beslemek için halk ettiğim, hani o meyvesi ile geçindiğin hurma ağacı beni unutturdu. Rezzak'ı, rızka değiştin..

O hurma ağacını sana ben ihsan buyurduğum halde, benden itimadı kaldırdın ve o ağacın meyvesine güvendin. Evet, rızkı buldun, Rezzak'ı unuttun. Rızk ile mutma'in oldun, Rezzak ile mutma'in olmayı terkettin, buyurdu.

O zat, derhal hurma ağacını kesti, rızıktan yüz çevirdi ve Rezzak'ını buldu.

Rezzak'ı razı edenler, her şeye sahip olurlar.

Netekim, o âbid de hurma agacına olan güvenini kaldırarak Rabbine güvenmege başladıktan sonra, ibadetlerinden lezzet buldu, kalbi küşâd oldu ve bir gün Rabbine niyaz eyledi:

— Yâ Rab.. Yaptığım kulluktan hoşnut musun? Ibadât ve tâ'atimden razı mısın?

Hitab-ı izzet vârit oldu:

— Benim öyle bir gecem vardır ki, o gece yapılan ibadet, senin bunca yıllardan beri yaptığın ibadetlerden bana daha hayırlı ve daha sevgilidir.

O zat, tazarrû eyledi:

— Aman yâ Rabbi.. Lûtfet, bana o geceyi bildir..

Hak celle ve alâ buyurdu:

— O gece, kadir gecesidir.

Kadir gecesi yapılan ibadetin, bir âbid kulun üç yüz yıl yaptıgı ibadetten daha efdal ve daha hayırlı oldugu da. bu vesile ile bizlere bildirildi.

Sakın, bu nasıl olur deme?

Nuh aleyhisselâm, 950 sene halkı Rabbine dâvet etti. Resûl-ü-ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ise, 23 sene dâvet ettiler. Hiç şüphe yoktur ki, aleyhissalâtü vesselâm efendimizin, bu 23 yıllık dâvetleri, Nuh aleyhisselâmın 950 yıllık dâvetinden daha hayırlıdır. Zira, Server-i Enbiyâ efendimiz, Nuh aleyhisselâmdan hayırlıdır. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin

dâvet müddeti az, fakat dâvetine icabet eyleyenler pek çoktur.

Nuh aleyhisselâmın 950 senelik uzun dâvetine rağmen, kendisine iyman edenler pek azdır.

Bu misali, bazı cahil ve gafilleri aydınlatmak maksadiyle serdetmek mecburiyetinde kaldık. Öyle şeyler vardır ki. kemmiyet ve keyfiyyet bakımından küçük, fakat kıymet ve ehemmiyet bakımından çok büyüktür.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şerefine bize ihsan buyurulan Kadir gecesi de, Beni-Israil'in seksen senelik ibadât ve tâ'atlerinden de, üç yüz sene hak yolunda kılıç sallamlarından da efdal ve hayırlıdır. Onların, bu kadar uzun bir müddet içinde nail olamadıkları ecr-ü sevabı, Kadir gecesi iki rekât namaz kılan ümmet-i Muhammed'e bahş ve inayet buyurmuştur. Bu sebeple, âyet-i kerime ile de sâbit bulunduğu üzere.

Kadir gecesi elbette bin aydan daha hayırlıdır.

Bazı ulemâ-i-kirâm hazeratı, Kadir gecesi Peygamberimiz zamanında idi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizden sonra, Allahu teâlâ o geceyi ref'etti, kaldırdı dediler.

Meşâyih-i-izam hazeratı ise: Kadir gecesi ümmet-i Muhammed'e ihsan ve ikram buyurulan bir ni'met-i uzmâ'dır, bir lûtf-u ilâhidir ve elbet kıvamete kadar bâkidir, dediler.

Fakir de, âcizane derim ki; hayatının her gecesini kadir bil..

Zira, Kadir gecesi kalacak. sen ise gideceksin.. O. kiyamete kadar bâki, sen ise fânisin.. Bundan dolayı, hayatının her gününü kadir günü, her gecesini de kadir gecesi bil ve ömrün boyun.

ca Allahu teâlâ'ya güven. ona dayan, onun emirlerine saril. nchiylerinden kaçın. Rabbine ihlâs ile kulluk et.. Zira. Kadir gecesi gizli bir hazinedir. Bu hazine 365 karanlık geceden birisinde gizlidir. Iyman nuru ve islâm şuuru ile hayatının her gecesinde ararsan, mutlaka ele geçirirsin.

HIKÂYE Ölümünün yaklaştığını sezen bir köylü, çocuklarını t'anına çağırarak kendilerine vasiyet etti:

— Size, şu tarlayı bırakıyorum, dedi. Orada. bir hazine giz-

lidir. Tam ve kat'i olarak, nerede gizlendiğini ben de bilmiyorum. Onu mutlaka arayınız ve bulunuz.

Zira, o hazine elinize geçerse, hepiniz abâd olursunuz.

Çocukları, kendisine yalvardılar.

— Baba, ne olur şunun yerini söyle de, boşuna uğraşmayalım.

Köylü cevap verdi:

— Yavrularım, hazineyi ben gizlemedim. Dediğim gibi yerini de tam olarak bilemem. Fakat, doğusuna doğru iri kestane ağacının solundaki kayaya yakın olduğunu tahmin ederim. Hem, yerini bilsem söylemez miyim? Bildiğim bir şey varsa, o tarlada bir hazinenin gizlenmiş olduğudur.

Bir müddet sonra emr-i hak vaki oldu ve köylü hakkın rahmetine kavuştu. Babalarını defneder etmez, çocukları kazma küreğe sarıldılar ve önce yakın bir ihtimalle bahsedilen yer ve civarını, oralarda bulamayınca tarlanın her tarafını delik deşik ettiler, fakat bir şey bulamadılar. Gizli hazineyi bulabilmek için, tarlayı öyle derin kazmışlardı ki, tarla tarla olalı böyle nadas görmemişti. Ne çare ki, hazineyi bulamamışlardı. Basit bir çalışma ile büyük bir servete konarak ferih fahur yaşamak hayali içinde bu menfi sonuca varan çocuklar ne yapacaklarını düşünürlerken, aralarında en akıllıları olduğu anlaşılan:

— Kara kara ne düşünüp duruyorsunuz? dedi. Görüyorsunuz ki, hazineyi bulamadık amma, tarlayı da iyice kazmış ve sürmüş olduk. Bu kadar emek verip yorulduğumuza göre, burasını ekip biçelim, aradığımız hazine kadar büyük olmasa bile. yine de bir şeyler elde ederiz.

Onun dedigi gibi de yaptılar, ektiler ve biçtiler, Allahu teâlâ da bu gayretlerini karşılıksız bırakmadı, bol mahsul ihsan buyurdu ve o zaman merhum babalarının hangi hazineden bahsettigini anladılar.

Kıssadan, hissemizi alalım:

Kadir gecesi de, tarlanın neresinde gizlenmiş olduğu bilinmeyen hazine gibidir. Seneyi bir tarla farzedecek olursak, yalnız belirli geceleri araştırmak, o tarlada yer yer çukurlar açmaktan farksız olur. Nasılsa, bir emek ve gayret sarfedildiğine göre.

Sayfalar 449–456 · İrşad III — tarikat.org