İrşad III · kaynak sayfaları 457–463
tarlanın tamamını kazmalı, yani yılın her gününü araştırmalıdır ki, hazine bulunabilsin.
Bazı ulemâ-i kiram, Leyle-i kadr ramazanın ilk gecesi, bazısı da on yedinci gecesi, bazıları da yirmi yedinci gecesi demişlerdir.
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz de. Leyle-i kadrin ramazanın yirmisinden sonra tek gecelerde aranılmasını tavsiye buyurmuşlardır. Bu haberin, yalnız o yıla mahsus ve münhasır olması da mümkün ve muhtemeldir. Resûl-i zişân, ashabına ve ümmetine bir lûtuf olmak üzere o yıl için işaret buyurmuş da olabilirler.
Zira, Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Kadir gecesinin ramazanın yirmi yedinci gece olduğunu veya yirmisinden sonra tek gecelerde bulunabileceğini kesinlikle işaret buyurmuş olsalardı, hangi âlim birinci, on yedinci geceleridir diyebilirdi?
Elbette, hiç birisi fikir beyan edemez ve mütalâalarda bulunamazdı. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin bu beyanları, ramazanın yirmisinden sonraki tek gecelerde kadir gecesi olmak ihtimalini belirtmek maksadına mâtuf olabilir. Netekim, Hz. Bayezid-i Bestami kuddise sirruhu:
— Ben, ömrümde iki defa Leyle-i kadre ramazanın yirmi yedinci gecesinde tesadüf ettim, buyurmuşlardır.
Bu dahi gösteriyor ki, kadir gecesi ekseriya ramazanın yirmisinden sonraki tek gecelerde vaki oluyor. Her yılın içinde bulunduğu muhakkak olan Leyle-i kadre Hz. Bayezid-i Bestami'nin yalnız iki defa mı tesadüf ettigini zannediyorsunuz? Belki de hazret, her yılın kadir gecesine ermiştir. Şu var ki, her erdiği kadir, aynı gecede olmamıştır. Üst üste erdiği iki kadir gecesi ramazanın yirmi yedinci gecesine tesadüf ettiginden dolayı böyle buyurmuşlardır. Bu itibarla, ramazanın son on günü içinde tek gecelerde ve bahusus yirmi yedinci gece daha uyanık bulunulması lüzumunu hatırlatmak istemiş olabilirler, ki bu haber Resûl aleyhisselâmı da te'yit ve tasdik mahiyetindedir. Diğer zevatın haberlerinde de Peygamber-i zişana muhalefet yoktur. Onlar da, kadir gecesinin ramazanın diğer gecelerinde olması ihtimaline binaen kendilerine bahşolunan keşiflerle birinci ve on yedinci
gecelerini işaret buyurmuşlardır ki, elbet bu da haktır. Zira. ramazanın on yedinci gecesi:
1) Bedir zaferinin sene-i devriyesidir.
2) Ramazan orucunun farz olduğu günün gecesidir.
3) İmam-ı Ali keremallahu vechehu efendimiz de, o gün şehit edilmiştir.
Bu itibarla, bu üç hadisenin aynı günde cem'olması, o gecenin kadre müsadif olabileceği ümit ve ihtimalini arttırmış olabilir.
Ey hak rizasını arayanlar:
Bütün bu ihtimalleri serdetmemiz, Kadir gecesinin fazilet ve ehemmiyetini belirtmek içindir. Kadir gecesi, ramazanın içinde elduğu gibi, dışında da olabilir. Fakat, ekseriya ramazanın yirmisinden sonra tek gecelerde olması, Resûl-ü efham efendimizin Hadis-i şerifleriyle sabittir. Allah celle, bizleri lûtfu ile kadre erenlerden eylesin. ÂMIN bi-hürmet-i seyyid-il-mürseliyn..
Her nebinin mi'racı ayrı ayrı olduğu gibi, herkesin kadri de ayrı ayrı olabilir. Netekim, her kul ayrı ayrı hadise ve sebeplerle hidayet ve saadete ermektedir. Kimisi, ramazanın birinci gecesi kadre erer. Kimi iki veya üçüncü gece.. Kimisi de, ramazanın diğer gecelerinde.
Ramazanın birinci gecesi, Allahu teâlâ kullarına, nazar-1 rah.
metle nazar eder. Bu nazar-1 rahmete mazhar olan kul, ebediyven azaba uğramaz. Allahu teâlâ, o kulunu nârından ve azabından azat eder. Bu saadete erişen kula, bundan büyük Kadir gecesi olur?
Demek ki, kadrin en yücesi nazar-1 rahmet-i ilâhiyye mazhar olabilmektir. Her kim, bu mazhariyete erdiyse, Kadir gecesine de erişti, demektir.
Leyle-i kadri ifade ve teşkil eden harfler, dokuz tanedir. Sûre-i Kadr'de üç yerde LEYLE'T-ÜL-KADR lâfz-ı şerifi zikrolunmaktadır. Üç kerre dokuz yirmi yedi eder. Her harf bir geceyi ifade ettiğine göre, Kadir gecesinin ekseriya ramazan-ı şerifin virmi yedisine tesadüf ettiğine kanaat getirilmiş de olabilir. Bütün islâm âlemi Leyle-i kadri ramazan-ı magtiret nişânını yirmi yedinci gecesi kutlamakta, o geceyi mânen ve maddeten ihya etmekte ve o mübarek gecede Rabbil-âlemiynden dünya ve âhiret
hacetlerini dilemektedirler. Mü'mine lâyık olan, her zamanda ve her mekânda, Allahu azim-üş-şânı unutmamaktır. Erhamer-râhimiyni, her nefes zikr-ü tesbih etmektir. Varlıkta, darlıkta, gecede, gündüzde, her nefes alış verişte, ramazanın içinde ve ramazanın dışında, bayramda yasta, sevinçte hüzünde mü'mine lâyık ve kulluğa muvafık olan Allahu zül-celâle gafil olmamaktır. Ona, hakkıyle kullukta bulunmaktır.
Bilinmesi ve bellenmesi gereken bir hakikat daha vardır:
Allahu sübhanehu ve teâlâ: duaların kabulünün, beş vakit namazlardan birisinde olduğunu beyan buyurmuş, fakat hangi namazda duaların kabul olunduğunu bildirmemiştir. Bundaki murad-ı ilâhi, kulları beş vakit namaza teşvik ve tergiptir. Şu halde, beş vakit namaz kılanlar, duaların kabule karin olduğu namazı mutlaka bulurlar ve bu büyük nimete ererler. Bu namaz, orta namazdır. Bu namaza devam etmekliğimiz:
suta ess Hâfizû ales-salârati ves-salât-il-vustâ ve kumû lillahi kanıtıyn...
El-Bakara: 238 (Farz namazlarını vaktinde, şartlarına ve rükünlerine riayet ederek edâsına devam ve muhafaza edin. Hele, orta namaza dikkat edin. Huşû ve tâ'atle namaza durun.)
âyeti celilesi ile irade buyrulmuştur. Orta namazın, hangi namaz olduğu kullar tarafından bilinememektedir. Beş vakte devam edenlerin, bu namazı bulacakları ve bu nimete erecekleri, yukarıdaki âyetle sâbittir.
Cuma günleri, duaların kabul olunduğu bir saat vardır ki, o da kullardan gizlenmiştir. Kullar cuma gününü ve gecesini ibadet ve tâ'atle ihya ederek, bu mübarek saate erişebilirler. Ancak, böyle yapanlar bu mübarek saate de erişebilirler.
Esmâ-i ilâhi içinde, ism-i â'zam gizlenmiştir. Esmâ-i hüsnanın hepsini okuyanlar, ismi â'zamı da bulurlar. Bütün esmâ-i ilâhiyyeyi okuyanlar kendilerine hangi esmâ-i ilâhi hidayet ve nur verecekse, o ismi bulurlar. Bulunan o ismi ilâhide, bulan için ismi â'zamdır.
Diğer ibadetler de böyledir, ki erbabına malûmdur. Hz. A'işe radıyallahu anhanın rivayet ettiği ismi â'zam (YÂ RABBI.. YÂ RABBI..) esmâsıdır. Bu esmâ, Hz. A'işe'nin tecelliyata erdiği ismi â'zamdır. Hangi esmâda, okuyan aradığını bulursa onun için o ismi â'zamdır. Kimisi için YÂ LÂTİF, kimisi için YÂ VEHHAB, kimisi için YA RAB ve diğerleri için de doksan dokuz esmâdan her biri ismi â'zamdır. Velhasıl, bütün esmâ-i ilâhiyyeyi okuvanlar, ismi â'zama ererler. Nasıl ki, insanlar da değişik san'at ve zenaatlerle zengin olmakta ve muratlarına ermektedirler.
Riza-i ilâhisinin de hangi tâ'atte olduğu gizlenmiştir. Kullar, bütün tâ'atlere rağbet ederek riza-i ilâhiyyeye erişebilirler.
Netekim, gazab-ı ilâhisini de gizlemiştir. Kullar, bütün men'edilenlerden kaçınarak, gazab-ı ilâhiden emin olabilirler. Murad-ı ilâhi budur.
Son bir misal olarak arzedelim ki, kulları arasında velilerini de gizlemiştir. Insanlar, birbirlerine karşılıklı hürmet ve muhabbet hissine ancak bu gizlilik sayesinde muvaffak olurlar.
Bütün bunlar gibi, Leyle-i kadrini de gizlemiştir. Bütün ramazanda, hattâ bütün yıl boyunca gaflete düşmememiz ve sayılı nefeslerimizi ibadet ve tâ'atle geçirerek kulluk vazifemizi yerine getirmemiz tensip buyurulmuştur. Hayır hasenatın, ibadet ve tâ'atın küçüğünde büyüğünde rızayı ilâhiyeyi aramalıdır. Taatın küçüğü diye bir şey olamaz. Taat ister küçük, ister büyük olsun.
Yalnız Allah rızası için ve livechillâh olması şarttır.
HİKÂYE Eski zamanlarda, bir sultan her kulu için üç yüz altmış beşer odalı birer saray yaptırdı. Her sarayın bir odasını, türlü ziynetler ve kıymetli eşya ve cevahirlerle tezyin ettirerek hazırladı. Bütün
odalar. tıpkısı tıpkısına birbirlerine benziyor, biri diğerinden farkedilemiyordu. Hangi odanın dolu hangisinin boş olduğu seçilemiyordu. Bu saraylar, kat kattı ve her katta bazan yirmi dokuz, bazan da otuz oda bulunuyordu.
Sultan, kullarını topladı ve onlara:
— Bu sarayların, 365 odası vardır. Bunlardan, yalnız birisini çok kıymetli eşya ile doldurdum ve süsledim. Bu odanın, hangi oda olduğunu keşfedenlere, içerisinde bulunan kıymetli eşya bahşolunacaktır. Bu odalarda bulunan kıymetli şeyleri sizlere biraz anlatayım: Bir kimse, seksen küsur sene, çok kazançlı ve verimli bir işte çalışarak, dünyanın en kıymetli nimet ve ziynetlerini elde etmiş olsa, ancak benim bu odaya koydurduğum şeylerin bir cüz'üne sahip olabilir. Mürüvvetim iktizası, size bir haber daha verevim. Bahsettiğim odayı, bu 365 odanın en üst katındaki otuz odadan birisinde gizledim. Isteyen, bir seferde bir odayı. isteyen o gizli odayı bulmak için hepsini açabilir. Bu odalardan yalnız birisini açarak, diğerlerini açmak külfetine katlanmayanlar ancak açtıkları boş oda ile yetinir ve ona sahip olabilirler. Herkes, kaç oda açarsa, o kadar oda kendisinin olur. Yani, mesele sizlerin gayretinize kalmıştır. Dilerseniz beş, on beş veya otuz odaya sahip olabilirsiniz. dilerseniz 365 odanın hepsi de sizin olabilir. Anlaşılmayan bir şey kalmadı değil mi? Öyle ise, haydi iş başına!.. Hazine dolu odayı bakalım kimler bulacaklar?
Tenbel olanlar. yalnız bir oda açtılar. Hiç bir şey bulamadılar.
ancak o boş odaya sahip oldular. Gafil olanlar, hükümdarın bu lûtfunu değerlendiremediler, sözlerinden bir şey anlayamadılar ve boş odadan dahi mahrum kaldılar. Bazıları da, otuz oda açtılar.
oruldular amma bir şey bulamadılar. Yalnız, açtıkları odalara sahip oldular.
Zira, odaları birer birer açmak biraz külfetli idi. Otuz oda açanlar. yoruldular ve daha fazlasını açmaktan vaz geçtiler. Sultanın bu büyük lütfunun kıymetini takdir edenler de, kolları sıvadılar. vorulmadan bu külfete katlandılar ve birer birer 365 odayı
açtılar ve gerçekten gizlenmiş hazineyi buldular, büyük bir nimet ve saadete nail oldular.
Bu hikâyemiz, temenni ve ümit olunur ki Leyle-i kadri anlatmağa kâfi gelecektir. Ulu sultandan murat, Allah celledir, 365 oda ise, yılın günlerine ve gecelerine işarettir. Yalnız ramazanın yirmi yedinci gecesini Kadir bilerek ihya edenler, bir oda açmakla yetinen kula remizdir. Yalnız bir ay ramazan müddetince ibadet ve tâ'atte bulunanlar ve, ramazandan sonra ibadeti terkeden kimseler de, otuz oda açtıktan sonra yorulup cayanların halidir. Yorulmadan, usanmadan 365 odayı açarak murada erenler ise, y1lın 365 gününü ve gecesini ibadetle geçiren kutlu mü'minlere misaldir.
Nadide mücevher ve ziynetlerle dolu gizli odayı, bir defa da açarak bulanlar da olmuştur. Fakat, bu talihli kimseler, diğerlerine nazaran pek azdır. Çünkü, evvelki derslerimizde de belirttiğimiz gibi, Allahu teâlâ, baha Allah'ı değil, bahane Allah'ıdır.
Bazan, küçük bir hayırlı amelini bahane ederek, kulunu felâha ve necata eriştirebilir. Bazı kullarını da, küçücük bir suçundan dolayı, nârına ilka edebilir. Mülk onundur, dünya ve âhirette olan her şey onundur. Her şey onun hükmü ve takdiri altındadır.
Öyle ise, Rabbine ibadet eyle.. Üşenme, üşenenler daima mahrum kaldılar. Çalışanlar ve gayret gösterenler de, nimete ve saadete erdiler. Çalışmadan kazananlar da oldu amma, hem istisna kaideleri bozmaz, hem de az olan şey, olmayan şey gibidir. Yani, çalışmadan nimete ermek yok denecek kadar az ve nadir bir haldir, bahusus herkes için değildir. Çünkü, Allahu sübhanehu ve teâlâ, ihsan sahibidir. Onun hikmetinden sual olunmaz.
Ey fevz-i felâha talip, nârdan necata ragıp olanlar Sizlere, sırası gelmişken Hazreti Hızır aleyhisselâmın. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden ahzederek Hz.
Ibrahim-i Temimi'ye talim buyurduğu müsebbihatı aşereyi de açıklayalım. Bunu okuyanların ve okumağa devam edenlerin dünya ve âhiret saadetine erişecekleri muhakkaktır. Sa'idler
zümresinden olmayı ihlâs ile diliyorsanız, bu sûreleri ve dualar...
her gün okur ve her dileğinize nail olursunuz.
HIKÂYE Ibrahim Temimi kuddise sirruhu hazretleri buyuruyorlar ki:
Kâbe-i şerifin bir tarafında oturmuş, zikr-ü tesbih ile meşgul bulunuyordum. Beyaz elbiseli, güzel kokularla muattar, nur vüzlü bir zat yanıma gelerek bana selâm verdi. sağ yanıma oturdu. Selâmını aldım ve kiminle müşerref olduğumu sordum.
- Yâ Ibrahim.. Sen, beni tanımazsın.. Fakat, ben seni ta.
nırım. Allahu celle celâluhu hazretlerinden, seninle buluşmayı niyaz ettim, ancak bugün nasip oldu geldim ve seni ziyaret ettim.
Hamd-ü senâ olsun ki, bu mülâkatımız, Beytullah'ta nasip ve mü.
yesser oldu. Sana, önce kendimi takdim edeyim Ben Hızır'ım;
nezdimde bulunan hediyyeyi sana sunmayı münasip gördüm..
Ziyaretimin sebebi de, bu hediyeyi takdim edebilmektir.
Tabiatiyle çok memnun oldum ve büyük bir sevinçle sordum:
— Acaba bu hediyyeniz nedir?
Hızır aleyhisselâm cevap verdi:
— Yâ Ibrahim.. Bu hediyyenin kadri, indallah pek yücedir.
Ona göre iyi hıfzeyle buyurdu ve saymaya başladı:
Güneş doğup, ziyası yeryüzüne dağılmadan ve akşamları da güneş henüz batmadan önce; yedi kerre SÜRE-İ-FATİHA, yedi kerre SÜRE-I-IHLÂS, yedi kerre KUL 'EUZÜ BI-RABBIL-FELÂK yedi kerre KUL E'UZÜ BI-RABBIN-NAS, yedi kerre KUL YA EYYÜHEL-KÂFIRUN, yedi kerre AYET-EL-KÜRSİ, yedi kerre
SÜBHANALLAHİ VEL-HAMDÜ LİLLAHİ VE LÂ
ILÂHE IL- LALLAHU VALLAHU EKBER, vedi kerre SALAVAT-I-ŞERİFE ve yedi kerre ISTIGFAR okuduktan sonra yedi kerre: