ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
21 sonuç · “icâre”
01KAYGUSUZ ŞEYH İBRÂHÎM EFENDİ
KAYGUSUZ ŞEYH İBRÂHÎM EFENDİ Bu zât-ı muhterem, tarîk-ı Kâdirî’de teşehhür etmiş, ârif-i bi’llâh bir mürşid-i hakâyık- agâhtır. Bolu’da zînet-sâz-ı âlem-i şuhûd olmuştur. Pederleri, “Akkavuk-zâde” denilmekle meşhûr Hasan Efendi b. İbrâhîm’dir. İbrâhîm Efendi, berâ-yı ticâret İstanbul’a gelip, Ayasofya’da bir tâcirin yanında bulunarak bir taraftan da…
Muhammed b. Ali es-Senûsî
Muhammed b. Ali es-Senûsî (12 Rebîülevvel 1202/22 Aralık 1787, Cezayir – 9 Safer 1276/7 Eylül 1859, Cağbûb); Senûsiyye'nin kurucusu . Hac ve ticaret yolları üzerine yirmi iki zâviye kurmuş, Cağbûb'da 8000 ciltlik bir kütüphane tesis etmiş, ictihad kapısının kapanmadığını savunmuştur.
Seyyid Mehmed Emrullah Emîrî
Seyyid Mehmed Emrullah Emîrî (yaklaşık 1625-26–1725), ömrünü Diyarbakır’da geçiren; ticaret, hayır faaliyetleri, şairlere desteği, Divan’ı ve oğluna yazdığı Nasihatnâme’siyle tanınan Osmanlı şairidir.
Sîdî Muhtâr el-Küntî
Sîdî Muhtâr el-Küntî (1729–1811), Kādiriyye’nin Küntiyye-Muhtâriyye kolunu Batı Sahra ile Orta Nijer arasında ilim, mektup, ticaret ve arabuluculuk ağları üzerinden geliştiren âlim ve mürşiddir.
Tâceddin İbrâhim Kayserî
Tâceddin İbrâhim Kayserî (ö. 1455–56), ticaret hayatından tasavvuf yoluna yönelen; Erzincan’daki terbiyesinin ardından Kayseri’de irşadla görevlendirilen Halvetî şeyhidir.
Ubeydullah Ahrâr
Hâce Ubeydullah Ahrâr (806/1404, Bâgıstan, Taşkent – 29 Rebîülevvel 895 / 20 Şubat 1490, Semerkant); Ahrâriyye kolunun pîri . Ziraat ve ticaretle geçinip kimseden hediye kabul etmemiş, iki ordu arasındaki savaşı önleyerek halkı katliamdan korumuştur.
Zâkirzâde Abdullah Efendi
Zâkirzâde Abdullah Efendi (ö. 1068/1658), Aziz Mahmud Hüdâyî’nin başzâkiri Şaban Efendi’nin oğlu; Muk‘ad Ahmed Efendi’den hilâfet alan, Zeyrek ve Ali Paşa zâviyelerinde irşad eden Celvetî şeyhi, vâiz ve Biçâre mahlaslı şairdir.
icâreteyn
feLl) [Ar.] fik. Vakıf hukukunda biri peşin, öteki veresiye olmak üzere vakıf gelirleri üzerinde uygulanan uzun süreli çifte kira bedeli.
icâre
İslâm hukukunda bireysel kazançlann ücret karşılığında bir başkasma devredilmesi için kullanılan terim. Bugünkü hukuk düzeninde ise bu söz, kira, iş ve istisnâ akdine mukabil olarak kullanılıyordu.
icâre-i vâhide
G^lj sjLJ) fik. Vakıflara ait gelirlerin bir defaya mahsus olmak üzere kiraya verilmesi konusu
Ticâret Eşyâsı
Ticâret niyetiyle alınıp, ticâret için saklanılan eşyâ. Eşyânın ticâret eşyâsı sayılması için ticâret niyetiyle satın alınması lâzımdır. Uşur vermesi lâzım gelen topraklardan hâsıl olan ve mîrâs olarak ele geçen veya hediye, vasiyet gibi kabûl edince mülk olan şeylerde ticârete niyet edilse de bunlar ticâret eşyâsı olmaz. Çünkü ticâret niyeti alış-verişte olur. Bunları satınca veya kirâya verince eline geçen mal ticâret eşyâsı olur. (İbn-i Âbidîn) Canlı cansız her mal, meselâ yerden, denizden çıkarılmış tuzlar, oksidler, naft, yâni petrol ve benzerleri, ticâret yapmak için, yâni satmak için satın alındıkları zaman ticâret eşyâsı olurlar. Altın ve gümüş gibi zekâta tâbidirler. Altın ile gümüş her ne niyet ile olursa olsun, hep ticâret eşyâsıdır. (İbn-i Âbidîn)
Fâsid İcâre
Aslı İslâmiyet'e uyduğu hâlde, sıfatı uygun olmayan icâre (kirâya verme). Bir mal dînen ve aklen nerede kullanılabilirse, o maksadla kullanmak için kirâya verilir. Kumaşı, ev ve mutfak eşyâsını, süs, gösteriş olarak bulundurmak için; evi, oturmayıp, köleyi, altını, gümüşü ve otomobili kullanmayıp, başkasına gösteriş yapmak için kirâ ile almak fâsid icâre olur. (Ali Haydar Efendi) Koyun otlatmak için tarlayı, yünü için hayvanı kirâya vermek câiz değildir, fâsid icâredir. (İbn-i Âbidîn)
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
SEBEPLERE SARILMADA SÛFİLERİN TUTUMLARI
Avârifü’l-Maârif · 19. bölüm · Sebeplere sarılma ve onları terketme hususunda sûfilerin halleri birbirinden farklıdır. İlâhî fetih ve keşfe mazhâr olanlar, belirli bir rızık kapısına bağlanmaz, sebeplere sarılma
SÛFİLERİN AHLÂKI
Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo
GÜNDÜZÜ KARŞILAMA ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 49. bölüm · Allahu Teâlâ buyurur ki: “Gündüzün iki tarafında namaz kıl ’’ (Hûd (11), 114.) Müfessirler, Allahu Teâlâ’nın, günün bir tarafı ile sabah namazını kastettiği hususunda ittifak hâlin
Sayfalar 329–337
Muzaffer Ozak Külliyatı · NAMAZ KASİDESİ Alâmet-i-iymandır; ruha kuvvet, kalbe nur, Selâmet-i-Insandır, onda huzur bulunur, Delâlet-i-irfandır, anda uruç olunur, Hakkın en çok sevdiği bir ibadettir namaz...
Sayfalar 470–476
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Zikret o günü ki, Allahu teâlâ'nın düşmanları olan müşriklerle münafiklar toplanıp hepsi birden ateşe sevkolunacallardır. Nihayet, oraya geldikleri zaman kulakları işittiklerine,
Sayfalar 555–562
Muzaffer Ozak Külliyatı · ENVAR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları) DERS 19 MUNDERECÂT: Fâtır sûre-i celilesinin 29 - 30. âyet-i kerimesinin tefsiri - Kitabullah'm ulviyyet ve azameti - Kur'an-ı aziymi hakkıyle ok
Sayfalar 652–659
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hakikat şerbeti içen âşika, Başı açık, teni uryan gerektir; Âşık YUNUS bu sırrı anlayanın, Ciğeri püryân, gözü giryân gerektir... O Nebiyyi muhteremin, ayağının tozuna yüzlerimizi