HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bu dosyada tarihî biyografi ile Cerrâhî-Halvetî gelenekte aktarılan rüya ve keramet anlatıları birbirinden ayrılmıştır. Menkıbeler, tarihî olaylarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.
Hayatı ve silsiledeki yeri
Kayseri’de doğdu. Adı İbrâhim, lakabı Tâceddin’dir. Gelenek içi kaynak onu İbrâhim Tennûrî’nin akrabası ve seyyid olarak tanıtır. Babasının ticaretle uğraştığı, kendisinin de kervanlar düzenleyerek servet kazandığı anlatılır.
Kaynaklarda “İbrâhim Kâmil”, “İbrâhim Mükemmel” ve “Tâceddin İbrâhim Kayserî” adlarıyla anılır. Cerrâhiyye silsilesinin Halvetiyye üzerinden devraldığı erken halkalardan biridir; bu aidiyet onun doğrudan Cerrâhiyye döneminde yaşadığı anlamına gelmez.
Erzincan yolculuğu ve intisabı
Gelenek anlatısına göre bir gece Hz. Ali’yi rüyasında görür; başına siyah şemleli bir Halvetî tâcı giydirilir ve Halvetîler arasındaki mürşidi araması söylenir. Ertesi günlerde ticaret arkadaşlarının Erzincan’a giden kervanına katılır.
Erzincan’da cuma namazından sonra dinlediği şeyhin, kendisinin görmüş olduğu rüyaya işaret eden sözler söylemesi üzerine onunla görüşür ve intisap eder. Kaynak, bu sırada malını dervişlere ve yoksullara dağıttığını aktarır.
Erbaîn ve Kayseri’ye dönüşü
Bir erbaîni tamamladıktan sonra şeyhi tarafından Kayseri’de irşadla görevlendirildiği anlatılır. Bu dönüş, gelenek hafızasında dünyevî kazançtan mânevî hizmete geçiş olarak yorumlanır.
Teheccüm idi mâl-i zâhirin ekli,
Mânâda hâsılın bulup biçti.Şeyh elinden alınca ol câmı,
Hem şarâb-ı hakikati içti.
Kayseri’ye geldiğinde çevresinde bir irşad halkası oluştu. Oğlu Kemâleddin Velî’nin de ilim ve tasavvuf çevresinde yetiştiği kaydedilir.
Yaprakların gümüşe dönüşmesi anlatısı
Bir gün gül bahçesindeki sohbette kerametlerden söz edilir. Dervişlerden birinin içine, şeyhinde böyle bir tasarruf bulunup bulunmadığına dair bir düşünce gelir. O sırada kapıya bir yoksul gelir ve Allah rızası için sadaka ister.
Tâceddin İbrâhim, tereddüde düşen dervişe bahçedeki ağacı sallamasını ve altına düşenleri yoksula vermesini söyler. Derviş ağacı sallayınca yere yapraklar düşer; eline aldığında bunların gümüşe dönüştüğünü görür. Hepsini yoksula verirken bir tanesini kendisi için ayırır.
Şeyhi, cebinde sakladığı şeyin yoksulun nasibi olduğunu ve kendisine hayır getirmeyeceğini söyleyerek onu nehre atmasını ister. Derviş cebinden çıkardığında gümüşün yeniden taşa dönüştüğünü görür. Anlatı, keramet iddiasından çok emanet, kanaat ve başkasının nasibine el uzatmama öğüdü etrafında aktarılır.
Vefatı
860/1455–56’da vefat ettiği ve Kayseri’deki tekke haziresine defnedildiği kaydedilir. Eski dosyanın sonunda yer alan Ankara’daki Tâceddin Sultan Dergâhı, Mehmed Âkif ve Celvetiyye bahisleri aynı adlı başka bir tarihî çevreye aittir; kişi karışıklığına yol açtığı için bu biyografiden çıkarılmıştır.
Silsiledeki yeri
Cerrâhî silsilenâmesi onu “İbrâhim Kâmil Kayserî (i. 860/1456, Kayseri)” şeklinde, Hz. Pîr Muhammed Erzincânî ile Alâaddîn Uşşâkî arasında kaydeder.
Bir önceki halka olan Muhammed Bahâeddin Erzincânî, Yahyâ-yı Şirvânî'nin en önemli halifelerindendir: “Yahyâ-yı Şirvânî'nin en önemli halifeleri Dede Ömer Rûşenî, Rûşenî'nin ağabeyi Alâeddin Ali, Pîr Şükrullah Ensârî, Habîb Karamânî, Muhammed Bahâeddin Erzincânî ve Ziyâeddin Yûsuf Şirvânî'dir.”