Ara
Menü

İbrâhim Kâmil Kayserî

İbrâhim Kâmil Kayserî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetiyye halkalarındandır. Kayıtları Kayseri çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Unvan
Halvetiyye
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

HZ. ŞEYH TACÜDDİN İBRAHİM KAYSERİ EL-HALVETİ (k.s.a.)

O, kemal sahibi pirlerin seçkini, Hakk yolunun nurani delili, velayet bahçesinin seçkin gülüdür.

Şeyh İbrahim el-Halveti Hazretleri Kayseri’de doğmuştur. İsmi İbrahim olup, lakabı Tacüddin’dir. Kendisi, Şeyh İbrahim-i Tennuri Hazretlerinin akrabasından olup, seyyid neseblidir.

Şeyh Taceddin Hazretleri, soy itibariyle, Hoca Vatan vasıtasıyla, Seyyid Abdulkadir Bağdadı ve Seyyid Cüneyd-i Bağdadi'ye, Ma'rufi Kerhi'ye oradan da Hazreti Ali'ye dayanmaktadır.

Babası ticaretle uğraşan bir kişi idi. Kendisinin de ticarete hevesi vardı. Kervan seferleri tertip edip, çok zengin olmuştu. O sırada babası Cemaleddin İbrahim tarikati üzere olup, Nakşbendi tarikatindendi. Önceleri İbrahim Efendi de bu tarikat erbabı ile birlikte olmuştu.

Nakledildiğine göre: Bir gece rüyada ecdadı Hz. Ali (k.v) ‘yi görüp, İmam-ı Ali (k.v) nazarlarını İbrahim’e çevirip, onun başına siyah şemleli bir Halveti tacı giydirdi. Sonra “Bu izzeti ve tarikatimizi bulmak istersen, Murtazavi sırrımıza ve Mustafavi nurumuza mazhar olan Halveti taifesidir. Onlardan birine biat edersen bize biat etmiş olursun” dediler.

Nakle göre: Bu rüyayı görüp uyandığında bu hali düşünerek, o büyük mürşidi şehri gezip araştırmakta iken, kendisiyle birlikte ticaret yapmış olan dostlarına rast gelip, ona: “Ey seyyid İbrahim, biz kervanla birlikte Erzincan’a doğru yola çıkıyoruz. Sen de bizimle birlikte gelmek istermisin?” dediler. Seyyid İbrahim de hazırlanıp, hayırlı bir saatte yola çıktılar. Uzun bir yolcülüktan sonra şehre ulaştılar. Şehirde bir evde misafir kaldıktan sonra, Cuma namazını kılmak için camiye gitti. Namazdan sonra, bir zat vaaz kürsüsüne çıktı. Seyyid İbrahim Efendi, onu gönlünün bütün samimiyeti ile dinlemekte iken, vaiz kendisinin rüyasını keşf etti. Duadan sonra herkesle musafaha ile Şeyh’in yanına gidince, İbrahim’de onların arasına katıldı. Sıra kendisine geldiğinde, Şeyh’in elini öpmek isterken, Şeyh onun halini keşfedip: “Ey İbrahim, Murtazavi sırlar ve Mustafavi nurlar Halvetiyye’de mevcuddur. Biz de onun hizmetini yürütmekteyiz” dedi. İbrahim daha fazla tahammül edemiyerek, hemen Şeyh Efendiyle birlikte zaviyeye gelip, ona biat ederek, bütün mal ve parasını Şeyh’in dervişlerine ve halkın fakirlerine dağıttı.

Daha sonraları yine nakledildiğine göre: Bir erbaini tamamladiğında maksadına ulaşıp, hilafetle memleketinde görevlendirilmesinden önce, Şeyh’I onu çağırıp “Ey Seyyid İbrahim Mükemmel, bizim size hizmetimiz ancak, sana ecdadının emanetini teslim etmekten ibarettir” deyip, dua ederek onu kendi vilayetini irşadla görevlendirdi. Hazret-i Şeyh İbrahim el-Mükemmel, bu emirle Kayseri’ye döndü ve halkı irşada başladı.

Teheccüm idi mal-i zahirin ekli,

Manada hasılın bulup biçti,

Şeyh elinden alınca ol cam’ı, Hem şarab-ı hakikati içti.”

Şeyh Seyyid İbrahim Hazretleri Kayseri’ye geldiğinde, halk onu büyük bir şevkle karşıladı.

Hazreti Şeyh, bir gün gülbahçesinde sohbet ederlerken, söz “keramet” gösterilmesi hakkında bazı sırlardan bahis geçti. Fesat ehli boş durmayıp, yakışıksız sözler söyleyip, dedikodu ettiler. Hatta dervişlerinin birinin aklına: “Acaba bizim Şeyh’imizde de böyle sırlar varmıdır?” diye bir düşünce geldi. Tam bu düşünce ve halde iken, kapıya fakir bir dilenci gelip bağ kapısından seslenerek: “Şeyhullah Allah rızası için bir sadaka verin” diye rica etti. Şeyh Efendi ise o düşünceye dalmış olan o dervişe seslenip: “Ey derviş vargit şu ağacı salla altına ne düşerse, onu alıp fakir ever” dedi. Derviş ağacı sallayınca yere yapraklar düştü. Derviş o yapraklari eline aldığında onların som gümüşe dönüştüğünü hayret ve şaşkınlıkla gördü. Sonra onları o fakir dilenciye Verdi. Fakat hırsa kapılıp bir tanesini kendisine ayırdı ve cebine koyup sakladı. Sonra dönüp Şeyh’inin huzuruna gitti.

Şeyh Efendi: “Derviş, o cebindeki, o fakir dilencinin isteği üzerine meydana gelmiş bir mananın mahsülüdür. O onun nasibidir ve sana hayrı yoktur. Vargit cebindekini şu nehre dök de gel” dedi. Derviş elini cebine sokup o yaprakları çikararak baktığında, onların çakıltaşı haline dönüştüğünü group, onları nehre attı.

Şeyh Seyyid İbrahim Mükemmel Hazretleri 860H./1455-56M. tarihinde vefat ederek, Kayseri’deki kendi tekkesi haziresine defnedildi. Fatih Sultan Muhammed Han dönemi idi. Taceddin-İ Veli'nin oğlu Kemalettin Veli'nin de babası gibi donemin Büyük alim ve mutasavvıflanndan olduğu kaynaklarda ifade edilmektedir.

Not:

Taceddin-İ Veli Hazretlerİ, Kayseri'de dogup büyümüş ve burada yaşamış. dönemin büyüklerinden bir zattı. Yaşadığı 16. asırda, Kayseri'de çok sayıda insanı yetiştirmiş ve özellikle de tasavvufi.bilgilerin yerleşip gelişmesine imkân sağlamıştır.

Kendisinin yaşadığı dönemde kazandığı şöhret günümüze kadar devam etmiş ve hatta, Mehmet Akif Ersoy, Ankara da kaldığı dönemde, Taceddin-i Veli adına inşa edilmiş olan Taceddin Dergahı’nda (Adını o dergâha veren Şeyh Tâceddin Sultan; Selçuklu Devleti'nin son zamanlarında yetişmiş, Osmanlı Devleti'nin ise kuruluşunda manevî önderlerden olmuş Kayserili Şeyh Tâceddin Veli Hazretleri'nin soyundan gelen bir mübarek zattı.

Onyedinci yüzyılda Bursa'da Üftade ve Aziz Mahmud Hüdaî Dergahlarında yetişerek Ankara'ya gelen ve burada Celvetî yolu müridleriyle ilgilenen, Taceddinoğulları'ndan Taceddinzade Şeyh Taceddin Mustafa Sultan, pek çok kerametiyle müştehirdi. Taceddin Sultan Camii, türbe, dergah, çeşme, ve hazireden oluşan küçük bir külliye. Bina, ilk defa Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) zamanında Celvetiye yolu için tekke olarak inşa edilmiş. ikamet etmiş, İstiklal Marşı'nı da burada yazmıştır. Bu dergah, halen müze olarak muhafaza edilmektedir.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAPîr Muhammed ErzincânîMuhammed Erzincânî → İbrâhim Kâmil Kayserî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKAAlâeddin Uşşâkîİbrâhim Kâmil Kayserî → Alâeddin Uşşâkî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.