Ara
Menü

Sayfalar 555–562

1.756 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 555–562

ENVAR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları)

DERS 19 MUNDERECÂT:

Fâtır sûre-i celilesinin 29 - 30. âyet-i kerimesinin tefsiri - Kitabullah'm ulviyyet ve azameti - Kur'an-ı aziymi hakkıyle okuyup anlayanların dünya ve âhirette yüceldikleri, okumayanların veya okudukları ile âmil olamayanların ise perişan oldukları - Endülüs müslümanlarının feci ve hazin akibetleri - Insanı helâk eden beş zehir ve panzehirleri nelerdir - Musa bin Gazam'ın veciz ve şeci hitabesi - Abdullah Sagir'e annesinin acı sözleri - Aynı zamanda rahip olan bir Alman profesörü ile münazara - Müslümanlık lerlemeyi, yükselmeyi emreder - Bazı cahil ve gafil kardeşlerimizin, bütün toplumu töhmet altında bırakan çirkin hareketlerl İmam-1 Zeyn-el-âbidiyn'in münâcatı - Resûl-ü zişânın ylce şahsiyyeti ve yüksek ahlak ve faziletleri - Ahlâk-ı islâmiyye nedir? Fudeyl hazretlerini yaralayan üç ok - Rahmet-i llâhiyyeden ümit kesilmemesinin lüzum ve ehemmiyeti - Namazın kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Kendilerini kötülüklerden alıkoyamayanların kıldıkları namaz - Namaz, kulu nelerden ve hangi tehlikelerden korur ve kurtarır - Hiç namaz kılmayanlara büyük tehditler - Ezandan sonra okunacak dua Besmele-1 şerifenin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - İmam-ı Cafer-is-Sadık hazretlerinin mühim bir Irşâdları - Fâtiha sûre-i celilesinin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Yâ-Sin süre-1 celilesinin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Mülk süre-l celilesinin kıymet, ehemmiyet ve faziletl - Kehf sûre-1 celilesinin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Ihlâs süre-1 celilesinin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Mu'avezeteyn süre-l celilelerinin kıymet, ehemmiyet ve faziletleri - Ayet-ül-Kürsinin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Haşr sûre-l celilesinin son âyetlerinin kıymet, ehemmiyet ve fazlletleri - Bakara sûre-i celilesinin son âyetlerinin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Tevhidin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Tevhidin bazı şartları - Ehlullah'ın tarlf ve tavsifi.

Ehlullah'a hürmet ve riayetin faydaları - Ml'râc-1 güzin hâtıraları - Mensur hazretlerinin kıssası - Münâcat...

Sallû alâ Seyyidinâ Muhammed...

Sallû alâ şefi-i zünubinâ Muhammed...

Sallû alâ envâr-i kulûbinâ Muhammed...

El-evvelü Allah... El-âhirü Allah... El-bâtınü Allah... Ezzâhirü Allah.. Hayriyi ve şerrihi min'Allah... Men kâne fi kalbihi Allah... Fe-mû'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah...

Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlül ukdeten min lisa ni yefkahu kavli ve ufevvidû emri ilâllah vallahu basiyrün bil.

ibâd...

alim-ül hakiym...

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvad-ül keriym...

E'lzü billâhi min-es-seytan-ir-raciym Bismillah-Ir-Rahman-ir-Rahimy Innellezlyne yetiüne kitaballahi ve ekam-us-salâte ve enfeku mimmâ rezaknahüm sırren ve alâniyyeten yercüne ticâreten len-tebür li-yüveffiyehüm ücûrehüm veyezidehüm min fadlih innehu gafurün şekür...

Fâtır: 29 - 30 (Onlar ki, Kur'an-1 aziymi okumaya devam ve gereğince amel ederler, namaz kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli veya açık başkalarını da doyurup, beslerler. İşte onlar bu tâ'atleriyle kesat bulmayacak, ardı arkası kesilmeyecek bir ticaret umabilirler. Allahu azim-üş-şân, onların ecirlerini tamamiyle verdikten başka, fazl-ü keremiyle daha da artıracaktır. Allahu sübhanehu ve teâlâ, onların günahlarını bağışlayıcı ve iyiliklerini kat kat karşılayıcıdır.)

Allahu tâlâ'nın varlığına ve birliğine iyman eden ve bu iymanları ile kalplerini ve kalıplarını nurlandıran, Habib-i Hudâ ve şefi-i rûz-i ceza â'ni-bihi Ebel-Kasım Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gönül vererek, herşeyinden ziyade sevmekle iymanlarını kemale erdiren, âhiret ve kıyamet gününe inanan ve o müthiş günde dünya hayatının hesabını vereceğine, zerre kadar hayır işlemişse o hayrının karşılığını ve zerre kadar şer işlemişse o kötülüğünün cezasını göre ceğine sadakat ve samimiyetle iyınan eyleyen, Allahu tâlâ'nın rizasına talip, cennetine ragıp ve cemal-i lâ-yezaline âşık olan Hak yolcuları...

Mü'minlere şifa ve rahmet, münkirlere cefa ve hasret, iy.

man edenlere ebedî saadet ve selâmet, iyman etmeyenlere dün.

ya ve âhirette azap ve felâket, hükümlerine tâbi olanlara ina.

yet ve hidayet, tâbi olmayanlara zillet ve rezalet, emirlerine uyanlara şeref ve izzet, uymayanlara redâ'et ve denâ'et yollarını ve kapılarını açıp gösteren, Hak ile bâtılı gerçek ile yalanı, hayırla şerri, iyilikle kötülüğü en belirgin örneklerle açık se çik bildiren, Rabbimiz tarafından Nâmus-u ekber Cibril-i emin vasıtasiyle li-hikmetin yirmi üç yılda Hâtem-ül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehâyâ efendimize indirilen düstur-u mükerremi.

miz Kur'an-ı azim-ül-bürhanda Fâtır sûre-i celilesinin 29 ve 30' uncu âyet-i kerimelerinde, bizleri yoktan var eden, çıplak iken giydiren, aç iken doyuran, muhtaç iken kayıran, cahil iken ilim nuruyla nurlandıran, iyman ve islâm ile şu'urlandıran, cennet ve cemal ile sürurlandıran, biz âciz ve günahkâr kullarına HÎ- TAB-I KERAMET'le hitap buyurmak tenezzülünde bulunan, bizleri zât-1 ülûhiyyetine muhatap kılan Allahu zül-celâl vel-ce.

mal şöyle buyurmaktadır:

(Este'yzü billâh: INNELLEZİYNE YETLÜNE KITABAL.

LAHİ) — O mutlu ve kutlu kullarım ki, Kitab-ı kerimim olan ve ulûm-u evveliyn vel-âhiriyni câmi bulunan Kur'an-1 aziymi okurlar, ahkâmına tâbi ve emirlerine mûti olurlar, ilâhî hükümlerimiz ve emirlerimiz gereğince hareket etmeğe çalışırlar, rizayı ilâhiyye'mize nail ve mazhar olabilmek ümidiyle ibadet ve

tâ'at etmeğe, hayırlı ve yararlı işler görmeğe alışırlar, her işle.

rinde ve her nefeslerinde kitabımızı kendilerine rehber edin mege uğraşırlar...

(VE EKAM-ÜS-SALÂTE VE ENFEKU MIMMÂ REZAKNA.

HÜM SIRRAN VE ALÂNIYYETEN) — Evet, o mutlu ve kutlu kullarım ki, din-i mübiyni islâmın direği, Habib-i edibimin gözü nuru, mü'minlerin mi'râcı, muhlislerin baş tâcı, dertlilerin ilâcı olan ve diğer bütün ibadetleri nefsinde toplayan namazlarını vaktinde, dosdoğru, tam bir huşû ve hudû içinde, erkânına dikkat ve riayet ederek kılarlar. Onlara, rızık olarak bahş ve ihsan eylediğim ni'metlerle gizli veya açık başkalarını da doyururlar, açları ve muhtaçları kayırırlar. Onlara emaneten verdiklerimle, emirlerime uyarak kullarıma ve bütün yarattıklarıma infak ederler.

(YERCÛNE TİCARETEN LEN TEBÛR) — Emirlerimize uyarak yerine getirdikleri kulluk görevleri ve itaatlerinden dolayı, benden kesadı bulunmayan, ardı arkası kesilmeyen ecir isterler. Bu mutlu ve kutlu kullarımın, bu durum ve tutumları öyle yüce ve ulu bir ticarettir ki, aslâ kesadı olmaz. Sahibini hiçbir suretle zarara ve ziyana uğratmaz. Böylesine bir ticaret yapan, hiçbir zaman pişman olmaz ve mutlâka karşılığını görür.

(Lİ-YÜVEFFİYEHÜM ÜCÛREHÜM VE YEZİDEHÜM MİN FADLIH) — Biz, azim-üş-şân, onların ecirlerini tamamiyle veri.

riz. Bu ticaretlerinin kârını ve yararını yakın bir zamanda görürler. Onları, yalnız dünya hayatında ecirlendirmekle kalma yız ve kendilerine bu dünya sevabından başka âhirette de fazl-l ilâhimizle gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanların hiçbir zaman akıllarına bile getiremedikleri ve düşünemedikleri ebedî ni'metler bahş ve ihsan ederiz.

(INNEHÛ GAFURUN ŞEKÜR) — Emirlerimize ve rizamıza uygun hareket eden o mutlu ve kutlu kullarımızın günahları.

nı bağışlar, iyiliklerini kat kat karşılar ve onların kulluk ve itaatlerine karşı şekûr oluruz.

Ey âşık-ı sadık!..

Bu âyet-i celileye verebildiğimiz mâ'na ve yapabildiğimiz yorum, denizlerden bir katre ve güneşten bir zerre gibidir.

Bu âyet-i kerimede bir çok esrar-ı ilâhî ve sayısız iltifat-1 süb.

hani mevcuttur. Kıyamete kadar yazılsa veya anlatılsa, zamanlar tükenir, nefesler tükenir, fakat Allahu tâlâ'nın âyetlerine nihayet olmaz. Binaenaleyh, mâ'nasının ve yorumunun bu kadarcık olduğunu iddia edenler, gökyüzünde gördükleri güneşin börek tepsisi büyüklüğünde olduğunu zannedenler kadar kıt ve kısır bilgili kimselerdir. Netekim; Allahu azim-üş-şâna ve Kur' an-ı azim-ül-bürhana uzak olanlar da, gerçek ilimden uzaklaş mış bulunduklarından Kur'an-ı kerimi küçük görürler. Oysa, onların gördükleri kendi küçüklükleri ve cahillikleridir.

Allahu tâlâ'nın sonsuz kudret ve azametini düşününüz!

Bütün kâ'inat ve mükevvenâtı bir KUN — OL emriyle yaratan ve bir emriyle de yoketmeğe kadir ve muktedir bulunan, dilerse yine bir emriyle bütün bu yarattıklarının milyonlarca, milyarlarca mislini yaratmağa da gücü yeten, gözle görünmeyen mikroskopik bir höcre ile, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemleri halk ve icat edebilecek olan Allahu tâlâ'nın kudret ve azametini iyice düşündükten sonra, varsa gözlerinizi kendinize çevirerek azinizi, hiçliğinizi, zayıflığınızı ve çelimsizliğini gözlerinizin önüne getiriniz. Işte o zaman, Allahu tâlâ'nın kudret ve azametini anlayacaksınız ve o zevki tadacaksınız. Kur'an-ı aziymin, lâalettayin bir kitap olmadığını, gerçekten Hak kelâmı olduğunu, mislinin ve benzerinin aslâ ve kat'â vücuda getirilemeyeceğinin idrak ve şu'uruna varacaksınız.

Evet efendiler:

Pasifiklerden, atlantiklerden başlayarak büyük veya küçük denizleri bir araya getirmek ve bunu bir kaç misli çoğaltmak mümkün olsa ve elde olunan sıvı mürekkep olarak kullanılsa, yeryüzünde ve gökyüzünde mevcut âlemler kâğıt olarak kullanılsa, bütün ağaçlar kalem olarak kullanılsa, ve bütün melekler, insanlar ve cinler bir araya gelerek işbirliği yapsalar, Alla hu tâlâ'nın âyetlerine nihayet bulamaz ve âciz kalırlar:

Kul lev kanel-bahrû midâden li-kelimâti Rabbiy Lo-nefidel-bahrû kable en tenfede kelimâtû Rabbiy ve lev ci'nâ bimislihi mededa...

El-Kehf: 109 (De ki: Rabbim celle şânenin ilim ve hikmetine ait sözle.

rini yazmak için, bütün denizlerin suyu mürekkep olsa, yardım cı olarak bir misli daha ilâve edilse, herhalde Rabbimin sözleri bitmeden, denizler tükenirdi.)

Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri açıkça beyan buyuruyor:

Ey Ekmel-ir-rüsûl!.. Beni tanıyan ve bana iyman eden kul larıma tebliğ et ve deki: (Rabbimin kelâmını ve o ilâhi kelâ mın mâ'nalarını ve hikmetlerini yazabilmek için, bütün denizler mürekkep olsa ve ona bir o kadar daha ilâve olunsa, Rabbimin sözleri nihayet bulmadan, mürekkebiniz tükenirdi. Zira, denizler belirli ve kısıtlıdır. Allahu teâlâ'nın sözlerine ise niha yet yoktur.)

Bu âyet-i celilenin mâ'na, ehemmiyet ve faziletini her kul ancak ilmi, iradesi, kudreti ve nasibi kadar anlayabilir ve çözümleyebilir. Karşıdan bakmakla suların tükenmediği, nefes alıp vermekle havanın eksilmediği gibi, her kul nasibi kadaı Kur'an-ı aziymden alacağını alır. Fakat, aldığı ve anladığı kadarıyla kelimetullah nihayete ermez. Onun içindir ki bin cililik, beşyüz ciltlik tefsirler yapılmıştır, ki bu tefsirler İspanya'da yaşayan müslümanlar tarafından yapılmış ve kâfirler tarafından hepsi yakılmıştır. Otuz veya on beş ciltlik tefsirlerin müfessirleri de, nasipleri kadar Kur'an-ı kerimden anladıklarıni yazabilmişlerdir.

Bu sebeple, biz de bu âyet-i celileye nasibimiz miktarı anlayabildiğimiz kadar mâ'na vermeğe ve yorum yapıağa çalış- Envâr-ul-Kulob, cilt: 2 — F: 36

tık ve onun için de buna güneşten bir zerre ve denizden bir katre tâbirini kullandık. Allahu teâlâ, cümlemize ahkâmı ile âmil olmayı ve ihlâs ile yapmayı nasip ve müyesser eylesin.

Bir zamanlar, Karadeniz ve Akdeniz müslümanların birer havuzu gibi idi. İspanya, müslümanların ellerinde bulunuyordu. İspanya müslümanları, ilim ve medeniyyette çok ileri bir seviyyeye ulaşmışlardı. Denilebilir ki, bugünkü Avrupa medeniyyeti, Ispanya'daki müslümanlardan feyiz ve ilham almıştır.

Fütuhat devri olan o çağlarda, müslümanlar Allah'ın kitabını okur ve her işlerini ona uydurur, Kitabullah'ı kendilerine rehber edinirlerdi. Allahu teâlâ da her işlerinde onlara tevfikini refik eder, başarılarını artırırdı. Daha açık bir deyimle, dünya hayatında Kur'an-ı kerim ile âmil olmalarının mükâfatını, Mevlâyı müte'al onlara kat kat ihsan buyuruyordu. Sonradan, Kur'an-ı aziymi bıraktılar, nefis ve hevâlarına uydular ve sonunda da belâlarını buldular. Hezimetleri de o nisbette acı oldu. Merhametsiz kâfirler, Balkan harbinde Türk müslümanlara revâ gördükleri zulmün daha ağırını İspanya müslümanlarına tatbik ettiler, korkunç katl-i-âmlarla bütün müslümanları kadın, erkek, genç, yaşlı, hasta, sağlam, sakat veya çocuk demeden kılıçtan geçirdiler, birer ilim hazinesi olan kitaplarını ve kitaplıklarını baştan aşağı yaktılar, aralarında canlarını kurtarmak için hristiyanlığı kabul edenleri dahi öldürdüler. Müslümanların yaptırdıkları bütün mâ'bedleri, islâm eserlerini yıktılar, Elhamra sarayı hariç olmak üzere hepsini hâk ile yeksân ettiler.

711 yılında, bir avuç islâm mücahidi tarafından fethedilen Ispanya'da kurulan müslüman hâkimiyeti 1031 yılından sonra ön.

ce Emevi saltanatının ve 1491 yılında da bütün müslümanların inkırazı ile sonuçlanmış ve 780 senelik koca bir medeniyet yok olup gitmiştir. Küçücük bir misal olarak arzedelim ki, muhtelif islâm ülkelerinden getirilen ilim ve san'at adamları vasıtasiyle edebiyatta, musiki ve güzel san'atlarda kaydedilen terakkiler bir yana, 822 - 857 tarihleri arasında saltanat süren ikinci Abdurrahman, mükemmel bir posta teşkilâtı kurmuştur ki, böyle bir teşkilât Fransa'da kendisinden ancak beşyüz sene sonra kurulabilmiştir.

Sayfalar 555–562 · Envârü’l-Kulûb II — tarikat.org