Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 470–476
(Zikret o günü ki, Allahu teâlâ'nın düşmanları olan müşriklerle münafiklar toplanıp hepsi birden ateşe sevkolunacallardır. Nihayet, oraya geldikleri zaman kulakları işittiklerine, gözleri gördüklerine ve derileri işlediklerine şahitlik edecektir. Onlar derilerine: «Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Oysa, biz, sizden azabı def'etmek için işlediğimiz kötülükleri gizlemiştili.» diyeceklerdir. Onlar da: «Bizi, herşeyi söyleten AIlahu teâlâ söyletti, ki sizi ilk defa o halk etmişti. Yine ona rücû ediyorsunuz.» diyeceklerdir. Onlara: «Siz, o kötülükleri işlerken, rezil olmamak korkusuyla herkesten gizlerdiniz.» Ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin ve ne de derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceklerini düşünmez, sakınmazdınız. Allahu teâlâ, yaptıklarınızdan bir çoğunu bilmez zannetmiştiniz.)
Ey aklım başımda, ibret gözümde, hayâ eynimde, merhamet ve iyman kalbimde diyen kişi!
Ibret gözüyle bak ve kulaklarından gaflet pamuğunu çıkararak iyi dinle ve anla:
Vücut dedigimiz şu beden yapısı gayet zayıf, gidecegimiz yol ise gayet uzak.. Bu yoldan, bu müthiş seferden dönüş yok..
Omürlerimiz çok kısa ve kıyametimiz olan ölüm ise çok yakın.. Kıyamet gününün muhakemesinin çağırıcısı Cebrail aleyhisselâm, mâliki, meliki, kadısı Allah celle celâlühu hazretleridir.. O korku ve dehşet gününde, insanların vücutları çıplak, bütün ayıpları ve kabahatleri meydanda olacak.. Ağızları susuz, cigerler korkunç bir hararetle yanık, karınlar aç, akıllar şaşkın ve hayran, ayaklar, eller, gözler, kulaklar ve bütün uzuvlar sahiplerinden dâvacı ve şikâyetçi, dostlar ve ahbaplar birbirlerine düşman kesilmişler:
Es, 1.93°.
é ée jza ofiss tesell El-ehillai yerme-izin bo dihüm.
li-hâdin adürrin illel-müttekryn...
Hz Zuhru!: Ö7 (O gün, müttekilerden başka dostlar, dostlukları azal sebebi olduğu için, birbirlerine düşmandırlar.)
Kimi dizine, kimi göbeğine, kimi göğsüne ve kimisi de boynuna kadar terlere gömülmüşler.. Beyinler, kavurucu sıcak yüzünden kafa tasları içinde kaynamaktadır. Güneşin ha-
rareti öylesine artmış ve insanların üzerlerine o kadar yaklaştırilmıştır. Cehennem, mahşer yerine getirilmiş, ateş ve gayzını halkın üstüne saçmaktadır. Zâlimlere azabetmek için, âdeta acele etmektedir. Gözler, yuvalarından fırlamış, herkes kendi derdine düşmüş, anneler yavrularını fedaya hazır, babalar evlâtlarını unutmuşlar, peygamberler ümmetlerini unutarak nefisleri derdine düşmüşler ve ancak kendilerini düşünmekteler, zâlimler ve âsiler:
- Eyvah, mahvolduk.. Yazık oldu bizlere! diye inim inim inlemekte ve feryat etmekteler, saç ve sakallarını yolmaktalar, bir çoğu pişmanlık içinde ellerini ısırmaktalar:
Ve yevme ye addiiz-zâlimü aiâ yedeyhi yekuli yâ-leyten-ittehazti mâarresuli sebiylâ..
El-Fürkan: 27 Ve o gün zâlimler pişmanlık duyarak ellerini ısıracak ve diyecekler ki: «Ah, nolaydı, Resûl-ü zişânla birlikte hak yolunu tutaydım..»
Zâlim emirler ve âmirler, düçar olacakları azap ve ikab:
anlayarak ağlayıp feryat etmekteler, namazlarını kılmayanlar, namazlarının kıymetini bilmeyerek o büyük ni'meti kaybedenler, ibadetlerine riyâ karıştıranlar hasret ve nedamette, faiz yiyerek halkın kanını emen tefeciler uğrayacakları azabın şiddet ve dehşetiyle tiril tiril titremekteler, serhoşluk veren şarap ve saire gibi içkileri, Allahu tâlâ'nın men'ettiği hamrı ıçen asıler, hungur hungur aglamaktalar, ilmı lle amıl olmayan ve tahsıl ettıklerı ılımlerı nelislerı arzularına alet eden sahte bilginler derin bir mahcubiyyet içindeler, kâfirler, münkirler ve müşrikler korkularından birer tarafa sinmiş çekecekleri azap ve iztirabı düşünmekteler, yüzleri kararmış, dudakları morarmış, gözlerinin feri kalmamış, mahkûm edilecekleri azap ve ikabı düşünmekten akılları başlardan gitmiş, diller korku ve susuzlukla göğüslere kadar düşmüş, perişan bir halde cehenneme gönderilmek üzere sıra beklemekteler, cehenneme mü'ekkil olan meleklerde ve hele zebanilerde ise hiç merhamet yok, görünüşleri ve gezip yürüyüşleri bile korkunç
ve dehşet verici, aldıkları emri tereddütsüz yerine getirmek üzere hepsi hazır ve müheyyâ bekliyorlar:
Yâ eyyühelleziyne âmenû ku enfüseküm ve ehliyküm nâren ve kudiihen-nâsü vel-hicâreti aleyhâ melâ'iketün gulâzün şidâdin lâ yâ'sunallale vie emerehüm ve yel'alûne mâ yü'merûn...
Et-Tahrim: 6 (Ey iyman edenler! Allahu tâlâ'nın emirlerine uymakta ve nehiylerinden kaçınmakta kendinizi ve ailenizi o ateşten koruyun, ki yakıtı insanlarla taşlardır. Ona memur çok haşin ve şiddetli melekler vardır ki, Allahu tâlâ'nın emrine karşı gelmezler ve emrolundukları işi derhal yerine getirirler.)
Cehennemin üzerine sırat köprüsü gerilmiş, kıldan ince ve kılıçtan keskince, onun altında bütün şiddet ve dehşetiyle cehennem ve türlü işkence ve azaplar hazırlanmış, terazi kurulmuş, amelleri tartıyor, mahşer yerini sayısız melekler abluka altına almışlar, bu korkunç manzara her tarafa dehşet salmış ve bütün mahşer halkını korku almış, herkes sırasını bekliyor.
Fakat... Mü'minler, sıratı kuş gibi geçmekte, salihler Kevser'den içmekte, oruç tutanlar ilâhî sofrada ağırlanıyorlar, müttekiler cennet elbiselerini giyiniyorlar, âşıkların ve sadıkların yüzleri ak ve her yanları berrak, âdil emirler ve âmirler arşın gölgesinde dinleniyorlar, Allahu teâlâ'ya kıyam, rükû ve secde edenler, halkın ihtiyaçlarını giderenler, mahlûkata şefkat ve merhamet gösterenler, Allah için Allah yolunda hizmet edenler, vazifelerini hakkıyle yaparak kötüye kullanmayanlar, nak ıçın halkın hızmetıne koşanlar, mazlumların gozyaşlarını silenler, Hakka yuruyenler, Hak ıçın soyleyenler, Hak rızası için iş görenler, Allah rizası için ödünç verenler, kendilerini bütün haramlardan sakınanlar, Allahu teâlâ'dan korkanlar, Allah için birbirlerini sevenler, hak yolunda gaza eden gaziler, şehitler, hak dostları, ilimleri ile âmil olan âlimler, iki cihan serveri, âşıkların ve sadıkların rehberi, velilerin önderi, âhir zaman peygamberi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu
teâlâ aleyhi ve sellem efendimizin LIVÂ-I-HAMD namındaki sancagı altında toplanmışlar, hepsinin de yüzleri nurlu, gönülleri sürurlu, sevinç ve saadet içinde birbirlerini tebşir ve tebrik etmekteler, cennetin kapıları açılmış, sarayları ve köşkleri süslenmiş, huriler, gılmanlar ve vildanlar sahiplerini beklemekteler..
Ey benim mü'min kardeşim ve Hak yoldaşım:
Gözlerinin önüne iki ayrı manzara sermeğe çalıştım. Bunların ikisi de haktır ve gerçektir, bu gözler pek yakında bu iki manzarayı da aynen tarif ettigim gibi ayn-el-yakin görecektir, herkes ektigini biçecektir, ak ile karayı seçecektir, yaptığı iyilik veya kötülüğün karşılığı ne ise onu derecektir:
F'emen yâ'mel miskale zerretin hayren yereh Ve men yâmel miskale zerretin şerren yereh Ez-Zilzâl: * (Kim, zerre ağırlığında hayır işlemişse onu görecek, kim zerre ağırlığınca şer işlemişse onu görecek.)
Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, bu haberleri bizlere olmuş, gelmiş geçmişcesine mazi sigasıyla vermektedir. Fâni ve gelip geçici olan dünya hayatı, dünya malı, dünya sağlığı içın hepimiz az veya çok, kaygulanıyoruz da, baki ve ebedi hayatımız içın, o sonsuzluk alemi içın, ahiret ıçın hiç endişe eîmiyoruz.
Allahu sübhanehu ve teâlâ: (KULUMDA, IKİ KORKUYU
CEM'ETMEM. DÜNYA HAYATINDA BENDEN KOR-
KAN, EMIRLERIME VE NEHİYLERIME UYAN KULLA- RIMI AHİRETTE KORKUTMAM.. BU FÂNİ HAYATTA,
BENDEN KORKMAYAN, EMIRLERIME VE NEHIYLERI-
ME UYMAYAN ALLAH'SIZ GÖNÜLLERİ ELBETTE ÂHİ- RETTE KORKUTURUM. NIÇİN YARATILDIKLARINI,
DÜNYAYA NEDEN GELDIKLERINİ VE NEREYE GIDE-
CEKLERINI BILIP ANLAMAYANLARI, EMIRLERIMI
DINLEMEYENLERI, NEHIYLERIMDEN ÇEKİNMEYEN-
LERİ, HAPİSHANEM OLAN CEHENNEMDE CEZALAN- DIRIRIM.) buyurmaktadır.
Buna rağmen, biz âciz ve gafiller iki günlük dünya hayatı ve rahatı için bu korkulu günlerden ve ebedî felâketten
gaflet eder, âhiret âleminde bizleri bekleyen sevinç ve sürura, ebedi saadet ve selâmete özenip heves etmeyiz. Çünkü, gözlerimizde ibret yok.. Kalplerimiz kararmış,. O kalp ki, MIR'- AT-I-HAK'tır. O kalp ki, TECELLIGÂH-I-IZZET'tir. O kalp ki, yerlere ve göklere sığmayan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinin beytidir.
Niçin saklıyoruz? Neden itiraf etmiyoruz? Omür sermayesini yele vermişiz, gaflet ve hatta çoğumuz dalâlet içindeyiz. Ölümden, kabirden, sualden, cevaptan, kıyametten, âhiretten, mizandan, hesaptan; sırattan, azap ve ikaptan haberimiz bile yok, uyduk kalabalığa ömür çürütüp gidiyoruz. Yaptığımız kötülüklere tövbe etmek şöyle dursun, içimizde pişmanlık duygusu bile belirmiyor. Isyanlara, günahlara ve kötülüklere kapılmış, hergün mâ'siyyet yükünü biraz daha artırarak mukadder akibete dogru sürükleniyoruz. Bizden önce gelip geçen ve Allahu teâlâ'ya isyanları yüzünden gazab-ı ilâhiyye uğrayarak ortadan kaldırılan ümmetlerin ve milletlerin başlarına gelen felâket ve sefaletleri, tarih sayfalarından okuduğumuz, duyduğumuz ve ögrendigimiz halde, aynı felâket ve sefalet bize gelmeyecekmiş gibi bir türlü ibret alamıyor ve hatalı yollarda yürümekte israr ediyorüz.
Oysa, bugüne kadar nice mâ'murlar harap oldu. Bizim ise, günah defterimizin sayfaları isyanlar ve kötülüklerle doldu. Ölümümüz yaklaştı, kötülüklerimiz haddi aştı, ecel neredeyse bize de ulaştı. Pek geniş ve rahat gördügümüz, serpile serpile, kasıla kasıla gezip yürüdüğümüz bu fâni âlemden, yakın bir zamanda bizi daracık bir çukura atacaklar, üstümüze acele acele toprak dolduracaklar ve bizi o karanlık ve yalnızlık çukurunda yaptıgımız günahlar, isyanlar ve kötülüklerle başbaşa bıraracaklar.. U yilan, çıyan ve akrep yuvasında amellerimizle sarmaş dolaş olacağız. Amel sandığı da denilen kabirlerimizi, cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem cukurlarından bir çukur yapmak mümkündür ve elimizdedir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan serveri sevgili peygamberimiz, kabri şöyle tarif buyurmuşlardır:
Innemel kabrü rauzalun min riyaz il ceneti ev hufrelün min hafer-in.
migrân
(Muhakkak ki kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.)
Gurbet ne Şam'dadır ne Yemen'de, Gurbet kabirdedir ve kefende..
Üyle ise ne yapalım? Elimizi şakağımıza koyup derin derin düşünelim:
Günah, isyan ve kötülüklerle gelip geçen ömrümüz, heyhat ki geri gelmeyecektir. Buna, fiilen ve maddeten imkân ve ihtimal yoktur. Şu halde, ölüm muhakkak ve mukadderdir.
Bazıları:
— Hayır, ben ölmeyecegim. Allahu teâlâ'ya rücû ederek gafletle geçen ömrümün hesabını vermeyecegim. Toprak olduktan sonra, tekrar dirilmeyeceğim, bütün yaptıklarım yanıma kâr kalacaktır, diye düşünüyorlarsa, kendilerini aldattıklarını, böyle bir iddiaya kendilerinin de inanmadıklarını söylemek gerekir. Böylelerine, çok ama pek çok yazık olduğunu da haber vermek insanlık borcudur. Zira, onlar baktıkları halde göremeyen birer kör, duydukları halde işitmeyen birer sağır, gövdeleri üzerinde bir kafa bulunduğu halde akıl ni'metinden mahrum birer zavallıdırlar. Bu gibiler, Allahu teâlâ katında da yeryüzünde yürüyen en şerli yaratıklardır, birer hayvandan farkları yoktur ve hata hayvandan da aşağı birer sapıktırlar. Zira, Allah azze ve celle bir âyet-i celilede şöyle buyurmaktadır:
(Allahu teâlâ indinde, yeryüzünde yürüyen ve yaşayan hayvanların en şerlisi ve en kötüsü, Hakkı duymayan ve duymak istemeyen ve hakkı söylemeyen ve hakkı düşünmeyen ve düşünmek istemeyen, Hak ve hakikate sırt çeviren insandır.)
Isterseniz isbat edelim:
1) Olmeyeceğim dediklerine göre atalarının, dedelerinin, babalarının ve bütün hısım ve akrabalarının nerede olduklarını söyleyebilirler mi?
2) -Toprak olduktan sonra tekrar dirilmeyecegim, dediklerine göre bir katre meniden ana rahminde insan şekline getirildiklerini inkâr edebilirler mi? O bir damlacık pıhtıyı insan şekline getiren o muazzam kudret Hâlik-ı zülcelal tekrar tekrar halk edemez mi? Diriltemez mi?
3) Hesap vermeyecegim ve ceza görmeyecegim, dediklerine göre kendileri cigerpâre evlâtlarını aşırı derecede yaramazlık ettiği zaman cezalandırmıyorlar mı? Oğretmenler ve
okul idarecileri, haylazlık ve haşarılık eden öğrenciler hakkında sırasında mektepten koğmaya kadar varan inzibati tedbirler almıyorlar mı? Memurlar, uygunsuz hareketlerde bulundukları zaran üstleri tarafından ihtar, tevbih, maaş kesi-.
mi, memuriyetle ilişkisinin kesilmesi gibi cezalara uğratılmıyorlar mı? Mahkemeler, toplumun rahat ve huzurunu kaçıranları, suçlarının cinsine göre hapse mahkûm etmiyorlar mı?
Demek ki, bu dünyada bile bir hasap sorma ve cezalandırma sistemi vardır. O halde, Allahu tâlâ'nın da âhiret âleminde bizlerden hesap soracağını ve cezalandıracağını hangi akıl ve mantıkla red ve inkâr edebiliyorlar?
Ey bedbaht, ey nasipsiz kişi, ey düşünme ni'metinden yoksul kalmış zavallı.
Inkarı bırak, ıkrar ve iymana ge!.. Isyanı bırak, itaat, tovbe ve istigtara gel.. Fanisin, bu tani alemden gelip geçıcı v° kirgün göçücüsün.. Önünde sonunda mezar denilen o korkunç çukura girecek, yalnız kötülüklerinin değil, bu inkârlarının da cezasını göreceksin.. Daha kabre girer girmez bu gerçeği anlayacak, yanıldığının farkına varacaksın ama, artık oradaki pişmanlığın sana hiç bir faydası olmayacaktır. Evet, dünya hayatından, günahlarından, isyanlarından, kötülüklerinden sorulacaksın, her nefesinin hesabını vereceksin, yanına kâr kalacagını zannettigin her suçundan sorumlu olacak, malik oldugun herşey elinden çıkacak, boş elle ve kara yüzle halikinin huzuruna varacaksın.. Tekrar ediyorum, bütün yaptıklarından ve işlediklerinden sorulacaksın..
Bak, iki cihanda önderimiz, rehberimiz, başlarımızın tâcı, dertli gönüllerimizin ilâcı, şefaatçimiz ve kurtarıcımız, Allah'ın en sevgili kulu ve Resûlü ne buyuruyor, iyi dinle:
Lâ lezuli kadema abdin yevm-el-kıyameti halta yüs'ele an erba atin ali "mrihi fiyme elnâhi ve an cismihi fiyme eblâhü ve an amelihi fiyme amir liyhi ve an mâlihi min eyn'ektesebehu ve fiyme enfakahu...