Ara
Menü

Sayfalar 477–482

1.696 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 477–482

Kıyamet günü, şu dört soruya cevap vermeden hiç kimsr yerlerinden kımıldayamaz ve bir adım dahi atamaz:

I) Her kula ömrünün hesabı sorulacak ve ömrünü nerslerde ve nasıl tükettigi..

I1) Bu tâni vücudunu nerede ve nasıl kocaltıp yıprattığı.

II]) Öğrendiği veya işittiği ilimle hangi amellerde bulunduğu.

IV) Malını ve parasını nerelerden kazanıp nerelere sarfettiği sorulacak, bütün bunlar açıklanacak ve mes'uller cezalandırılacaktır.

Dikkat ve ibretle bakılacak olursa, insan dört şeyle vücut bulmuştur: VUCUD - ÖMUR - İLIM - RIZIK Bu dört nesne, sana ve bana emanettir. Şu halde, her ema.

net gibi bunları da yerli yerince kullanamazsak, bizden hesap sorulacaktır. Bu hesap sorma, o emanetleri verenin en tabii ve hukuki hakkıdır: Binaenaleyh, Allahu teâlâ da bu dört emaneti nerede ve nasıl kullandığımızı mutlâka soracak ve mes'ulleri cezalandıracaktır.

Ey şaşkın! Dünya hayatında, meselâ üniversiteye giriş imtihanlarının, devlet dairelerine memur alınması için yapılan müsabaka imtihanlarının soruları gizli tutulur. Oysa, Allahu azim-üş-şân sana ve bana âhiret aleminde soracagı soruları açıklamıştır. Bunların behemehal sorulacagını bildigin halde, neden hazırlanmıyorsun? Neden inkâr ve te'vile kalkıyorsun?

Ahirete göçmeden, o ebedi âleme gitmeden kendini bir imtihan et bakalım:

Ömrünü isyan ile mi, yoksa itaat ile mi geçiriyorsun? Itaatte isen, Rabbine hamd eyle, itaatini ve korkunu artırmağa çalış…. Eğer isyanda isen, Rabbine itaatta ve tövbe ve istiğfarda bulun, ibadet ve tâatini artır, ömür sermayesinin hergün biraz daha azalmakta bulunduğunu gözönünde bulundurarak açıklarını kapatmağa, eksiklerini tamamlamaga, zararını azaltmaga gayret et, Hakkın azap ve gazabından kork, ona bağlan, onu ve Habib-i edibini sev, Allaha ve Resûlüne kendini sevdirmege çalış ve emirlerine uy, nehiylerinden kaçın.

Iyi mi, kötü mü olduğunu anlamak mı istiyorsun? Allah'ın kitabını oku, durumunu ve mevkiini kendin tayin et..

O kitab-ı kerime aynen ve harfiyyen uymaya çalış, ibadet ve tâ'ati eksiksiz yapmaya alış, salihler, âşıklar, sadıklar zümresine karış..

Yoksa, düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhana bakmadan Resül-ü zişânın sünnet-i seniyye-i Ahmediyyelerini baş tâcı yapmadan kendi kendine: (BEN IYIYIM!)

hükmüne varanlar, yanılırlar ve aldanırlar. Akıllarına tâbi olduklarını zannederek, şeytana tâbi olurlar ve sonunda ancak hüsran ve nedamet bulurlar. Bize, zulmet ile nuru, iyi ile kötüyü, ak ile karayı, riza ile kazayı, gazabı, azabı, mücazatı ve mükâfatı ancak ve yalnız Kur'an-ı hakim bildirir. Aklın güzel bulduğu, nefsin güzel sandığı şeyler, ekseriya şeytanın öyle gösterdigi nesnelerdir.

Meselâ, gayet güzel, hesnâ ve müstesnâ bir kadınla buluşmayı aklen güzel gibi görürsün. Oysa, bu buluşmayı güzel gibi gören aklın değil, nefsindir. Nefis ise, bütün şiddetiyle kötülügü emredicidir. Eğer, ilâhî hükümleri açık seçik beyan buyuran Kur'an-ı azimde Allah azze ve cellenin: (ZINA'YA YAK- LAŞMAYINIZ. O, NE KADAR ÇIRKIN BIR IŞTIR.) emri celilini bilir ve Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin de: (ZINA EDEN, FAKIR OLUR. BU FAKIRLIK,

HEM MADDI HEM MA'NEVÎDİR. HEM, DÜNYA MALI

ELINDEN ÇIKAR, FAKIR OLUR; HEM DE IYMANININ NURU AZALIR, IYMANDA DA FAKIR OLUR.) buyurduklarına vakıf olursan, elbet ve elbet nefsinin bu arzusunu gayet çirkin bulur ve ondan derhal uzaklaşırsın: Çünkü, bilirsiri ki, bu fakirlik yalnız madde fakirliği değildir. Zinâ eden bazı kimselerde maddi fakirlik görülse bile, bazılarında da mâ'nevi fakirlik zuhura getirir ki, bu birincisinden daha feci ve daha kötüdür. Işte, bu bilinç ve şu'ur seni böylece zinâ fiilinden kurtarır. Hak ile bâtılı ayırdeden ancak Kur'an-ı azim-üş-şândır ve Nebiyyi âhir zamandır.

Sırası gelmişken, akıl ile nefsin farkını izah edeyim:

Akıl, insanı daima ulviyyete götürmek isteyen ulvi bir kuvvet, nefis ise insanı daima âdiliğe ve süfliliğe iletmek dileyen kuvvettir. Ne var ki, herşeyi akılla çözebilmeğe imkân ve ihtimal yoktur. Ilâhî sırları ise akılla fark ve halledebilmek aslâ kabil değildir. Öyle şeyler vardır ki, akıllarımızın verâsında, ötesindedir. Bunun için, âyât-ı afâkiyye ve enfüsiyye akıl sahipleri içindir, nefse tâbi olanlara değildir.

Böylece, ömrünün muhasebesini yaptıktan sonra, ikinci soruya geçer ve vücudunu nerelerde kocattığını, nerelerde ve hangi yollarda yıprattığını kendi kendine tesbit etmeğe çalışırsın. Acaba, o vücut denilen emaneti ibadette mi, yoksa kabahatte mi kocalttın?

Ibadet deyince, yalnız namaz, oruç, hac ve zekât anlaşıl..

mamalıdır. Bunlar, islâmın şartları ve temelidirler. Bunun beşinci rüknü ki, islâmın ve iymanın temeli olan kelime-i tevhiddir.

Bunlar, islâmın temeli olduklarına göre, acaba bu temeller üzerine kurulan islâm nedir? Islâm, bu temeller üzerinde:

nasıl yükseltilir?

Islâm, Allahu azim-üş-şâna hakkıyle teslim olmaktır. Bu teslimiyyetin de şartları ve icapları vardır: SABIR - SÜKÜN -

MÜRÜVVET - HİLMİYYET VE LÜTUF SAHİBİ OLMAK - RAHIYM - ŞEFIK - AŞIK - SADIK - MUTEVAZI OLMAK,

KULLUGUNU UNUTMAMAK, BÜTUN ILAHÎ EMIRLERI

BAŞ TÂCI ETMEK, ALLAHU TEÂLÂ'NIN MEN'ETTIĞİ HERŞEYİ TERKETMEK VE ONLARDAN KAÇINMAK gibi.

Demek oluyor ki, Müslüman Allah'a bağlı olan, Allah için Allah'a kul olan ve nefsine kul olmaktan kaçınan, Allah'ın.

emirlerini hakkıyle yerine getiren, Hak için yaşayan, Hak için söyleyen, Hak için ölen, Hak için gülen, Hak için ağlayan er kişidir.

Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendi-.

miz, islâmı şöyle tarif buyurmuşlardır:

El-Müslimi men selim-el-müslimûne bi-yedihi ve lisanihi...

(Müslüman ona derler ki, elinden ve dilinden bütün Müslümanlar emin ve selâmette olurlar.)

Bu Hadis-i şerif, yukarıdanberi anlatmaga çalıştığımız.

bütün güzel vasıfları ve hasletleri ihtiva ve ihata etmektedir.

Evet Müslümanlar:

Dil ve el, heşreyi ifa eden iki nesnedir. Ozellikle, dilin yap..

tıklarını el yapamaz. Onun için de: (Hançer yarası geçer, dil yarası geçmez..) demişlerdir.

Elin malik bulunduğu kutsi kuvvet, herkesin malümudur.

Dil, ondan da üstün ve yücedir. Akılla hareket eden ve rizayı Bâri'ye uyan el o kutsal uzvumuz yazı yazar, taşları oyar, nakışlar yapar, yetim başını okşar. El deyip geçmemelidir. Bütün güzel san'atları, bütün güzel eserleri, akıllara hayret ve

durgunluk veren birçok şaheserleri zuhura getiren eldir. El çalışır, el demir döger, el sapan sürer, el Hak rizası için sava.

şanın silâhını tutar, el kaleler, köşkler, kâşâneler, köprüler, gemiler, sebiller, camiler hastahaneler, bağlar ve bahçeler meydana getirir. El, abdest alırken kullandığımız en faydalı ve lüzumlu bir uzvumuzdur. Elin, daha sayılamayacak faydaları ve yararları vardır.

Allah cümlemizi korusun, nefse uyarak hareket eden eller, de, herşeyi bir ânda mahvedebilir, mâ'murları harap edebilir, milyonlarca insanın milyonlarca lira sarfıyla yaptıklarını yıkabilir ve yakabilir.

Dil, ellerin de üstündedir demiştik. Zira, bütün bu saydıklarımızı, bütün yüce varlıkları söyleyen ve tarif eden dildir.

Lâ-mekân âleminde KÜN (OL!) emr-i celili verilmiş, dil önce halkolunmuş FE-YEKUN derhal zuhura gelmiştir. Bu dilin evvel ve fiilin sonra zuhura geldiğini göstermektedir ki, dil tevhid eder, dil söyler, dil Kur'an-ı azimi okur, okutur, dil hitap eder, dil kitleleri Hakka yöneltir, dil san'atları ve modelleri tarif eder, dil dünya ve âhireti tavsif eder, dil cennetin yolunu, Hak didârını ve rizasını gösterir, dil mânâ âlemini zuhura getirir. Bütün san'atları, bütün güzellikleri lâ-mekân aleminden mekân âlemine getiren, mekân âleminden de ebedi aleme götüren yine dildir. Dil, şifa verir, dil zehirler, dil düzeltir, dil öldürür. Dil, dünya ve âhirette en tatlı ve yine dil, dünya ve âhirette en acı olan şeydir.

HIKAYE Müslüman - Türk milletine kendi ismiyle anılan ve batı âleminde de bir san'at şaheseri olarak tanınan Sultanahmet camii şerifini armağan eden I. Sultan Ahmed Han (Allah ona rahmet eylesin) hazretlerinin kızlarından birisi ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Hastalık ve sağlık, fakirlik ve zenginlik insanlar içindir. O devrin, bütün tabipleri ne kadar uğraşırlarsa da sultan hanımın derdine bir çare bulamazlar. Padişaha:

— Devletlû sultanım! Elimizden geleni yaptık, kerime-i duhter pâkizelerine şifadan âciz kaldık. Bir de, dil ehline müracaat buyursanız ve hanım sultanı okutsanız, belki faydası olur, derler.

O devrin büyük mürşitlerinden Kutb-ül-ârifiyn, gavs-ülvâsiliyn Usküdar'lı Eş-Şeyh Aziz Mahmud Hüdâ'i kuddise sir-

ruh efendimiz, Sultan Ahmed Hanın da mürşididir. Hazret-i şeyh, saraya dâvet olunarak hanım sultanı okuması niyaz olunur. Fakat, müşarünileyh padişaha kızının şif asının kendi netsinde olmayıp, Koca Mustafa Paşa'da Sünbül Sinan hazretlerinin dergâhında Eş-Şeyh Es-Seyyid Adli efendiye okutulmasını tavsiye ve iltimas buyurur.

Sünbül Sinan dergâhı şeyhi Adli efendi Hazretleri saraya dâvet olunur, gelir ve sultan hanıma nefes eder ve o aziz nefesle kızcağız derhal şifâyab olur.

O çaglarda, saraydaki etibbâ-i şahanenin ve hatta şehirdeki bir çok ünlü tabiplerin kendisine şifa veremedikleri hanım sultanın, Şeyh Adli efendinin nefesi berekâtıyla iyileşivermesi başta padişah-ı âlempenah olmak üzere bütün saray erkânını çok sevindirir ve padişah hazretlerinin şeyh efendiye hürmet ve muhabbeti artar.

Ehlullah, işte böyledir. Ehlullah, Enbiya'nın vârisleridirler. Nebilerde mû'cize olarak zuhura gelen ve insan akıl ve idrakini acze düşüren sıfat, velilerde keramet olarak zuhura gelir. Hz. İsa aleyhisselâmın mû'cizeleri ki, Allahu tâlâ'nın izniyle ölüleri diriltir, cüzzâm ve baras illetini bir nazar ve bir meshile şifâyab ederdi. Omrü karanlıklar içinde geçmiş körleri gördürür, toprak ve çamuru üfürdüğü zaman kuş olup uçardı. Elbet ve elbet, bütün bunlar Allahu azim-üş-şânın izniyle, lûtüf ve keremiyle oluyordu. Bütün bunlara Kur'an-:

azim-üş-şân, Resûl-ü zişân ve bütün ümmet-i Muhammed aleyhisselâm şahittir.

Ve iz lahluku min-et-tryni ke-hey'et-it-tayri bi-iz-niy fetenfuhu fiyhr je-tektinu tayren bi-izniy ve tübriy-il-ckmehe vel-ebrasa bi-izniy ve iz tuhric-âl mertâ bi-izniy..

El-Mâ'ide: 11' (Hani, iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmıştın, ona üfürüyordun da iznimle kuş oluveriyordu. Anadan doğma körü ve abrası da iznimle iyi ediyordun. Yine iznimle ölüleri kabirlerinden diri olarak çıkarıyordun.)

Envar-Ül-Kulûb, Cilt 1 - F: 31

Bu mû'cizelerin mirasçiları olan velilerde de, bu mû'cizeler keramet olarak zuhura gelmiştir ve gelecektir.

Hz. İsa aleyhisselâmda zuhura gelen bu mû'cizeler ve diğer peygamberlerde görülen diğer mû'cizeler, âlemlere rahmet olarak gönderilen, bütün peygamberlerin en üstünü Resûl-ü Kibriyâ'da tümüyle zuhura gelmiş ve bu ümmet-i merhumeyi dilşâd eylemiştir. Bunları okuyup öğrenmek isteyenlere, (MU'CIZAT-I-ENBIYA) namındaki eseri okumalarını tavsiye ederim.

Nebi'lerin vârisleri oldukları Hadis-i Nebevî ile sabit olan velilere bazı kerametleri çok görmemeli ve meselâ Şeyh Adli efendinin bir nefeste Sultan Ahmed hanın kızını şifâyab etmesini yadırgamamalıdır. Menakıp ve siyer kitapları, bu ve benzeri daha bir çok harikulâde haberlerle ve olaylarla doludur.

Ozellikle, bu kutsal ve muhterem zevatı, günümüzdeki bazı sefihlerle mukayeseye kalkışmanın bâtıl bir kıyas olacağını da hatırlatmakta fayda görürüz. Bir çok dolandırıcı ve şarlatanlar, saf ve mâ'sum insanları hasta okumak ve büyü yapmak gibi ellerinden ve dillerinden gelmeyen sahtekârlıklarla aldatıyorlarsa, bunun elbette o muhterem kişilerle ilgi ve ilişkisi olamaz. Onlar, bu ulvî hisleri istismar ve halkın emniyet ve itimadını sui-istimal ediyorlar ve bu yüzden hasis menfaatleri ugruna mukaddesatı âlet olarak kullanıyorlarsa, bu işi tamamiyle Allah rizası ve halka hizmet için yapanları onlarla bir tutmak lâyık degildir. Halkın mâ'neviyyat ve mukaddesatını kötüye kullanarak menfaat sağlayanların şerlerinden Allah'a sığınırız.

Okumak haktır, okumak ve okutmakla bir çok kimselerin mâ'nen ve maddeten şifaya kavuştukları da haktır ve gerçektir. Bugün, batı âleminde bu tez kabul ve tatbik edilmektedir.

Ancak, şu var ki, bu iş para ile, menfaat karşılığı olarak, hattâ söhret temini için yapılmaz ve yapılmamalıdır. Aksine hareket edenler, ergeç cezalarını bulacak ve iki cihanda rezil ve perişan olacaklardır. Evet, dikkat etmeli ki, okuyan sahtekâr ve şarlatan olmasın. Netekim, iyman etmek de iyi ve güzel şeydir ama, dikkat etmeli, bâtıla iyman olmasın.