Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 461–469
meyi, bir san'at ve zenaat sahibi olmayı, yardımlaşmayı, kardeşligi, birligi ve beraberligi öneriyor.
Bütün bunlara yüz çevirmişiz, birbirimize düşmüşüz, sen-.ben kavgasına tutuşmuşuz ve bu yüzden de bir asırdanberi mütemadiyen veriyoruz. Atalarımızın kanlarıyla, canlarıyla aldıkları ülkeleri boyuna düşmanlarımıza kaptırıyoruz. Hâlâ uyanmıyoruz, hâlâ uyanamıyoruz. Ikinci Viyana bozgunundanberi vere vere şu mübarek Anadolu yaramadasına sığındık kaldık. Hak korusun, burayı kaptırırsak halimiz nice olur, nerelere gideriz? Vazgeçelim şu sen - ben kavgasından, bırakalım birbirimizle ugraşıp dalaşmayı, birbirimizi kötülemeyi, tam tersine birbirimize sarılalım, birbirimizi tanıyalım, birbirimizi sevelim. Dinimiz böyle emrediyor, akıl böyle diyor.
Eloglu aya çıktı, ay yüzeyinde yürüyor. Biz, hâlâ sokakta doğru dürüst yürümesini öğrenemedik. Madenlerimiz var işletemiyoruz, petrolümüz var, tamamiyle bulup çıkaramıyoruz, tabiî zenginliklerimiz ve ürünlerimiz var, satıp para kazanamıyoruz.
Silâhımız: bırakmış, tamburamızı ele almışız, vur patlasın, çal oynasın.. Bugün ne bulduksa zıkkımlanalım, yarına Allah kerim! Amennâ; Allahu teâlâ elbette kerimdir ve rahiymdir ama, sana ve bana düşen bir görev de yok mu? Bu dünyaya yiyip içmeğe, gezip tozmağa, gönül eğlendirmeğe mi geldik? Abdest yok, namaz yok, başka ibadet ve tâ'at yok, hayır hasenât yok, yok, yok.. Gözlerimiz başkalarının malında ve ırzında, ellerimiz başkalarının cebinde, aklımız fikrimiz hiyle ve desisede, bütün düşüncemiz:
— Beş kuruş sermaye koyarsam, nasıl beşyüz kuruş kazanırım? dalaveresine cevap bulmakta, halkı aldatmakta, milleti soymakta, önüne geleni dolandırmakta…. Böyle insanlık olmaz, hele böyle Müslümanlık hiç olmaz. Terlemeden, yorulmadan kazanmak, har vurup harman savurmak, şunun bunun sırtından geçinmek insanlık ve hele Müslümanlık degildir.
Kendi hayatına bir yön verememiş, çoluk çocuğunun rızkını temin edememiş, dünyada hiçbir sorumluluk altına girmemiş kimseler bile, tıklım tıklım dolu kahvehanelerde oturup hükûmeti tenkit ediyor, o kıt ve kısır aklıyla dünyaya nizam vermege özeniyorlar. Donlarını bile hükûmetin bağlamasını mı istiyorlar nedir, herbiri bir siyasi, hepsi başlı başına bir diplomat.. Yolların pis, sokağın pis, evin pis, için pis, dışın pis, kalbin pis, kalıbın pis, sen ortalığı temizleyeceksin öyle mi?
Şaşarım senin aklına! Ay oğul; sen herşeyden önce geçimleriyle mükellef olduğun çoluk çocuğunun nafakalarını düşün, boşu boşuna oturup lâf ebeligi edecegine kendi haline göre bir iş bul, az deme bir şeyler kazan, yavrularını ele güne muhtaç etme, avuç açtırma, boyun büktürme. Sonra, tövbe edip içini temizle ve hakka kul ol, elinden geldigi ve gücünün yettigi kadar kulluk görevlerini yerine getirmeğe bak. Sonra, eline üç beş kuruş geçince, üstünü başını temizle, kapının önünü temizle, herkes kapısının önünü temizlerse bütün sokak temiz olur. Alemin dedikodusundan, çekiştirmesinden sana ne?
Şimdiye kadar bunun sana ne hayrı oldu? Teker teker her birimiz böylece gerçeği bulur, Allah'a kul olursak, toplum kurtulur. Yoksa, sonu hüsran ve nedamettir. Doymayan bir mide ve ağız, bir türlü dolmayan ve kanmayan bir karıncağız, bilmem bu gidişle nereye varacağız? Alış-verişimiz hiyleli, ya eksik ya çürük.. Tüccar ha'in ve muhtekir.. Alimler kıskanç ve mütekebbir.. Zenginler merhametsiz ve mürüvvetsiz, fakirler sabırsız ve gayretsiz, çoğunluk uyuşuk ve basiretsiz, ama kime sorarsanız:
— El-hamdü lillah Müslümanım, diyor.
Halbuki, şeriatin sahibi de şöyle buyuruyor:
— Ahiretle ilgili amelleri bir yana bırakarak, mal ve para toplayan, güzel giyinmekten ve nefis yiyecekleri yemekten gayrı bir şey düşünmeyen gafil helâk olsun!..
Kulluğumuzu bilelim kardeşler, azimizi, hiçliğimizi anlayalım. Allahu teâlâ'ya hakkıyla kul olalım, helâl kazanalım, çoluk çocugumuza helâl yedirelim, temiz giyinelim, temiz olalım, temiz şeyler yiyelim. Bunlar, islâm dininde mübah olan şeylerdir. Ama, ölümü ve âhireti unutmayalm, bu dünyada yaptıklarımızın yanımıza kâr kalacağını sanmayalım ve birgün bütün yaptıklarımızın hesabını verecegimizi unutmayalım. Zerre miktarı hayır işleyen onu bulacaktır, zerre miktarı şer işleyen de onu bulacaktır. Allahu tâlâ'nın azabına tahammül edemeyiz, dünya hayatında hayrı ve şerri seçemeyenler, yarın çok pişman olacaklar ve çok dögüneceklerdir:
Şer ile olmaz isen âlude, Dü-cihanda olursun âsude..
Dersimize devam edelim:
ELLETIY TATTALI'U ALEL-EFIDEH — O ateş, öyle bir ateştir ki, kalbin tam ortasını örter ve kâfirin kalbini yakmakla ferahlanır. Insanın FU'AD'i kalbin ortası olup, ruha
bitişiktir. Iş böyle olunca, o ateşin şiddeti cehennem ehlinin kemiklerini kırar ve kemikleri örten et ve derileri yakar. Şehvet ehli olan zenginlerin, haram ve helâl aramayan ve haramla karınlarını dolduran haram yiyicilerin karınlarına sirayet eder ve oradan göğüslerine geçer. Kalpleri üzerine yayılır ve şiddetle yakar ama tamamen imha etmez. Zira, böyle olsa bunlar ateşin elemini duymaz ve tadmazlardı. Oysa, cehennem ehli yanar, derileri kavrulur. Fakat, her şeye kadir olan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, ateşin şiddetinden yanıp kavrulan derileri, sinirleri, etleri ve kırılan kemikleri tekrar iade eder:
Innelleziyne keferû bi-âyâtinâ sevle nusliyhim nârâ küllemû nadicet cülüdühüm bed-.
delnâhüm cülüden gayrehâ li-yezuk-ül azab..
En-Nisâ: 56 Meal-i münifi: (Şüphesiz âyetlerimizi inkâr ile kâfir olanları, yakında ateşe koyacağız ve derileri yanıp piştikçe, daimî azalı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.)
Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerinin, bu âyet-i celilede EF'IDE'yi tahsis buyurmasının sebebi şudur:
Kalp, yani fu'ad (Efi'de, fuad'in çoğuludur) BEYTUL- LAH'tır. Yani, bir mânada Allah ve Resûlüne tahsis olunan mukaddes bir azadır. Dünyanın kalbi Kâ'be-i Mu'azzama olduğu gibi, vücut ülkesinin kâ'besi de kalptir. Kalp, nazargâh-1 ilâhî olduğundan, bu mukaddes azâ kâfirler ve fâsıklar ta-.
rafından yerli yerince ve gereğince kullanılmaz ve oraya bir takım bâtıl akide ve inanışlar, kötü niyyetler, fâsit ve çirkin ameller doldurulur, fitne ve fesat yuvası haline getirilir. Oyle ki, bütün günah ve kötülüklerin, bütün fesat ve mâ'siyyetlerin karargâhı oluverir. Işte, o şiddetli ateşin kalp üzerine isabet etmesiyle, mânada bütün azalara câri olacağından azabın kalp.
üzerine olacagı ifade olunmuştur.
Gerçekten, insanın fu'adi, bedenindeki uzuvların hepsinden lâtif olduğundan en ziyade elem duyan ve azaba uğrayan da yine kalp olur. Bu bakımdan diger bütün uzuvlardan daha
hassastır. Netekim, aşkullah ve muhabbetullah ateşi de kalbe düşünce, tekmil kalbi kaplar ve aşk-ı ilâhî kalbi kaplayınca da o kalp cezbe sahibi olur ve cezbe-i Mevlâ ile meczup görünür ki, Hallac-1 Mansur gibi Allah yolunda, Allah içın daragacına kadar gitmekten çekinmez hale gelir Ibrahim Eahem gibi, tâc ve taht gözüne görünmez, hepsini bir ânda terkeder ve yollara düşürür. Bunlar ancak Cemal-i ilâhiyyi temaşa ile mesrur ve handan olabilirler.
INNEHÂ — Cehennemin o korkunç kapıları ALEYHIM — Cehennem ehlinin üzerine MÜ'SADE — Kapanmıştır.
Evet, cehennemin o korkunç kapıları, o kötü hareketlerde bulunan kâfirlerin üzerine kapanır ve kilitlenir ve o kâfirler bir daha bu azaptan kurtulamazlar ve ebediyyen orada. mahpus kalırlar. Bu gerçeği idrak edip anlayabilmeleri için, böyle yapılır.
Cehennem ehlinin ahü feryatları, istidatları, yalvarıp yakarmaları dışarıya aksetmez ve dışarıdan duyulmaz. Onlara, birazcık olsun ferahlık verecek rüzgâr ve o korkunç hararetten korunup kollanacak küçük bir gölge, bir parça serinletecek yagmur da verilmez. Hayat ile memat arasında kalırlar, 'sag ve sollarını farkedemezler.
Fİ AMEDİN MÜMEDDEDEH — Cehennem ehli, demir direklere bağlı oldukları halde bu azabı tadarlar. Çünkü, bu kâfirler dünya hayatlarında iken kendilerini amed-i mâ'nevi olan yani mâ'nevi direk mesâbesinde bulunan bir takım bâtil akidelere, sapık inanışlara, kötü ve çirkin huy ve davranışlara, Allah ve Resûlünün ve Resûl-ü zişâna tâbi olan salihlerin begenmedikleri ve yerdikleri umdelere saplanmışlardır.
Bundan dolayı cehennemde çekecekleri azabı ve cezayı da, dünya hayatında bağlandıkları sapık umdelerden, direklerden kinâye olarak Allahu sübhanehu ve teâlâ madde olarak yaratacak ve kendilerini o umdelere, o direklere baglatarak cezalandıracaktır. Dünya hayatında bütün izzet ve şerefi, yalnız mal mülk, rütbe ve makam zanneden ve:
— Biz, kölelerle, fakirlerle bir miyiz? Onların iyman ettiklerine biz iyman edemeyiz, diyerek iymandan yüz çeviren bu kâfirlere, mevki ve mansaplarıyla öğünen ve böbürlenen o gafillere, bu şekilde azap olunacaktır. Allahu zül-celâl, bunla-
rı demir direklere bağlamak suretiyle dünyada mü'minlere karşı takındıkları kibirli tavırlarını, yaptıkları hakaretleri kendilerine hatırlatacak ve tattıracaktır.
Aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!
Bütün bu azaplardan, iztiraplardan, hakaretlerden kurtulmak istiyorsak fırsat elde, söylemek dilde iken Allahu teâlâ'ya ve onun sevgili peygamberine iyman edelim. Suçlarımıza, günahlarımıza ve kusurlarımıza tövbe edelim ve bir daha o kötü ve çirkin suçları, günahları işlemeyelim. Elimizden geldiği ve gücümüzün yettiği kadar hayırlı ve güzel ameller işleyelim, Allahu azim-üş-şânın men'ettiği, Resûl-ü zişânın tiksindiği kötülüklerden kaçınalım. Allahu teâlâ'yı ve Resûl-ü mucteba yı aşk lle, şevk lle sevelim, kalplerımızden onların sevgilerinden başkasını sürüp çıkaralım, nazargah-ı ilâhî olan kalplerimizi her türlü kirlerden ve pisliklerden temizleyip, arındıralım, rızayı ilâhiyye erelim, Cemal-i yezâli görelim.
Yâ Rab! Bizleri, nârından azat eyle, sana ve sevgili peygamberine karşı aşk ve muhabbetimizi, iyman ve iykanımızı müzdat eyle, lûtuf ve kereminle, fazl-ü inayetinle cümlemizi şâd eyle, dünyevi ve uhrevi bütün müşkillerimizde bizlere imdat eyle, sevdiğin kullar meyanında bizleri de yâd eyle, ümmet-i Muhammed'i ber-murad eyle, iki cihanda da bizleri âbâd eyle.. Bi-hürmeti Tâ-Hâ ve Yâ-sin ve bi-izzeti âl-i Yâ- Sin ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-alemiyn EL-FATIHA..
Envar-Ül-Kuldb, Cilt 1 - F: 30
ENV ÂR - ÜL- KULÛI (Kalblerin Nurları)
DERS: 11 MÜNDERECAT:
Fussilet sûre-i celilesinin 19 - 22'nci âyet-i kerimelerinin tefsiri - Kıyamet ve mahşer ahvali - Kâfirleri ve günahkârları bekleyen korkunç âkibet - Mü'minlere bahş ve ihsan buyurulacak ebedi ni'metler - Ölüme, kabre, kıyamete, mizana ve hesaba inanmayanlar hüsrana uğrayacaklardır - Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin âhirette sorulacak dört soruya ait irşâtları - Insanın, ölmeden önce kendisini imtihan etmesi, hesaba çekmesi ve âhirete ona göre hazırlanması lâzımdır - Akıl ile nefsin farkları nelerdir - Korumak ve kollamak mecburiyetinde bulundugumuz en tehlikeli uzuvlar nelerdir - El ve dil konusunda bazı açıklama lar - Müslüman, elinden ve dilinden bütün Müslümanların emin ve sâlim olduğu kişidir - I. Sultan Ahmed Han devrinde olmuş bir vak'a - Sünbül Sinan dergâhı şeyhi Adli efendinin bir imtihanı - Derviş Mehmed'in zekâ ve feraseti - Insan kelâmı insana te'sir eder de, Allah kelâmı etmez mi - Velilerde zuhura gelen kerametler, Nebi'lerde zuhura gelen mû'cizelerin berekâtıdır - Aşk nedir ve gerçek âşık kime derler - Dahhâk'in zâlim bir hükümdarı uyarması - Imam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimizin bir irâtları - Şakik-i Belhi hazretlerinin, Harun-er-Reşid'e öğütleri - Dünya malı ve insan konusunda bir mukayese..
Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ mürşidinâ Muhammed Saliû alâ şefi-i zünubinâ Muhammed Sallû alâ envâr-ı kulûbinâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. EIbâtınü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah.. Femu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..
Rabbişrah-li sadri ve yessir-li emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilâllah vallahu basiyrün bil-ibâd..
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el âlim-ül-hakim..
Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke entel cevvâd-ül-kerim..
D'uzi bülâni min-eş şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-Ralman-ir Rahiym.
Ve yevme yuhşerü âdâ-ullahi ilen-nâri fehüm yûze'ûn. Hattâ izâ mâ cüühâ şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsârühüm ve cülûdihiim bimâ kânu yâ'melûn ve kali licülûdihim. lime şehidtüm aleynâ kalû entakanallahillezi entaka külle şey'in ve hüve halâkaküm evrele merretin ve ileyhi tirce'ûn ve mâ küntüm testetirûne en yeshede aleykiim sem'uküm ve lâ ebsârüküm ve lâ cülûdiküm ve lâkin zanentüm ennallahe lâ yâlemü kesiyren mimmâ tâ'melûn...
Fussilet: 19 - 22