ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
24 sonuç · “Düşkün”
01Asuman-ı gayb
سيان غيب) 1) Gayb seması. tas. İlâhî tecelli ve nurlar (SP). Âşık i. ves. ar. (5 e) ¢. Uşşak, Âşıkin. r. Tutkun, düşkün, vurgun; haddinden çok fazla ve aşırı derecede seven. 2. tas. Allah Teala'yı son derece ve azami mertebede seven. Hak âşığı; örn. Ibn Fariz, Sultanü'l-âşıkin'dir. Ey âşıklar ey âşıklar aşk mezheb u dindir bana Gördü gözüm dost yüzünü yas kamu düğündür bana Yünus Aşikâr— Aşikâre 5. fars, (6) S8 1—, 164) Bkz. Zahir. Aşina—Aşinai s., i. fars. خنا-[ شناى') Dır. Tanış-tanışıklık, dost-dostluk. 2. tas, a Benliğinden uzaklaşarak, nefsine bigâne (ve el) olarak Hakk'a yaklaşan sâlikin Onunla tanışması, O'nun tanışı (aşinası) olması, O'nunla üns halinde bulunması. b Sâlikin rububiyet-ubüdiyet, yaratıcılık-yaratılmışlık ilişkisindeki sır ve hikmetlere vâkıf (aşina) olması, ilahi esrarla tanışması. Bu durumdaki sâlike agâh, vâkıf ve aşina denir (TK Ir:rrşr). Aşina olmayanlara da bigâne berrâni, yabancı ve el denir. c Aynı tarikate bağlı iki kişinin birbiriyle can arkadaşı (yoldaş) olmaları. Aşk olsun Kat eyle âşinâlığım ondan ki gayrdir Ancak öz âşindların et âşinâ bana Fuzüli Âşinâya âşina, bigdneye bigâneyiz Alem-i fanide resm-i rindegânı böyledir Cevri
Atas
1, Susuzluk, teşne olma. 2. tas, a Umulana düşkün ve onun tesiri altında bulunma. b Şevk ve hasret halinin galebe çalması. c Şiddetli bir arzuyla muradın hararetli bir biçimde aranması,, Tasavvufta içmeye şürb, kanmaya reyy, kendinden geçmeye sekr ve susuz kalmaya ataş denir, İste peykânın gönül hecrinde şevkim teskin et Susüzem bir kez bu sahrada benimçün ara su Umduğum odur ki rüz-i haşr mahrum olmayam Cesme-i vaslın vere ben teşne-i didâre su Fuzüli Atebât-ı aliyye Şii ziyaret yerleri.
Bâtıniye
Bâtına ve iç yoruma ağırlık veren zümreler için farklı dönemlerde kullanılan genel ad. Kelime tek ve değişmez bir topluluğu göstermediği için bağlamına dikkat edilmelidir. Tasavvuf literatüründeki kullanım Bazı tasavvuf kaynaklarında şeriatın dış hükümlerini önemsiz sayıp yalnız iç mânayı esas aldığını ileri süren çevreler eleştirel biçimde Bâtıniye veya ehl-i bâtın diye adlandırılır. Bu kullanım, tarihî İsmâilî-Bâtınî hareketlerle her zaman aynı anlamı taşımaz. Kalenderî, rind veya Melâmî çevrelerin tamamını bu kategoriye sokmak doğru değildir; kaynaklardaki polemik dili ile tarihî topluluk kimlikleri birbirinden ayrılmalıdır.
Hızır
Kur’ân’ın Kehf sûresinde Hz. Mûsâ’nın kendisinden ilim öğrendiği kul ile gelenekte özdeşleştirilen mânevî rehber. Tasavvuf kültüründe darda kalanlara yardım, beklenmedik rehberlik, âb-ı hayat ve ledün ilmiyle ilişkilendirilir. Bazı sembolik açıklamalarda Hızır bast hâlinin, İlyas ise kabz hâlinin remzi kabul edilir. Her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bil.
pîr
ve a [F.] tas. Sözlükte, er) “Koca, yaşlı adam, ihtiyar.” olarak tanımlanan bu söz, bir ar tarikatın kurucusu veya öncüsü m’m anlamında terim, eşanlamlısı rz” “mürşid, velî, şeyh” (bk. bu nde maddeler). şan pîr-i çarh 554 § tam. pîr-i çarh a. (^^ (dönen pir) 1. tas. Tasavvuf ehli arasında “Dünya” için p kullanılan söz. 2. astr. Satürn. pîr-i çihl-sâle a. (üL- J^. ^) Kırkına gelmiş kimse, yaşlı. pîr-i dumû a. (^j^j) Saçları ağarmış yaşlı adam. 2. p mec. İyi ve kötü günleri olan insanı güldüren ve ağlatan hayat, dünya. pîr-i fertût a. (lytjijü) Düşkün, zayıf kimse, bunak ihtiyar. pîr-i fânî a. (^li^) 1. Pek yaşlı ve zayıf ihtiyar kimse. 2. Velîler için kullanılan terim. pîr-i Ken'ân a. (jl*£ ^) (Ken’an ilinin piri) mec. Hz. Yakub. pîr-i kühen-sâl a. (JL 5^ ^ Yaşlı, kocamış. pîr-i serendîb a. G-u-u^ ^ Hz. Âdem. Pek yaşlı ve zayıf ihtiyar kimse. 2. Velîler için kullanılan terim. pîr-i Ken'ân a. (jl*£ ^) (Ken’an ilinin piri) mec. Hz. Yakub. pîr-i kühen-sâl a. (JL 5^ ^ Yaşlı, kocamış. pîr-i serendîb a. G-u-u^ ^ Hz. Âdem. Velîler için kullanılan terim. pîr-i Ken'ân a. (jl*£ ^) (Ken’an ilinin piri) mec. Hz. Yakub. pîr-i kühen-sâl a. (JL 5^ ^ Yaşlı, kocamış. pîr-i serendîb a. G-u-u^ ^ Hz. Âdem.
Uzûbet
(عزوبة) Bekarhk. tas. İlk zahit ve süfilerin bazılarında görülen evlenmeme âdeti. “Bu ümmetin rahibi” unvanıyla tanınan Âmir b. Abdullah, Bişr Hafi gibi zahit ve süfiler bekâr yaşamayı tercih etmişlerdi. Ibrahim Edhem, Davud Tai ve Râbiatu'l-Adeviye'nin de evlenmedikleri rivayet edilir. Bunlar fakr ve züht ile evliydiler. Cüneyd'in, Ebü Süleyman Dârâni'nin bekâr yaşamayı tavsiye ettikleri bilinir. Daha sonraki dönemlerde de bu âdet devam etmiştir. Özellikle fütüvvet ehli ve ahiler arasında evlenmeme âdeti yaygındır. Bektaşilerde evlenmeyen babalara mücerret denir. Budizm ve Hıristiyanlık gibi dinlerin din adamı sınıfı da bekâr yaşamayı tercih eder (Gİ 11:24; ia 1:12). elek aires Üçler Üç büyük veli. Gayb erenlerden üç ulu ermiş. Üçler, شرن fe ee i Hak'tan istimdat eder, halka imdat eder, insanlara siddet ve Be Bel kahr ile degil mülâyemet ve merhametle muamele ederler. Wi FS Üçler, erkeklerden de kadınlardan da olabilir. Üçlerden biri Ea aa aralıksız ve kesintisiz Hak'tan aldığı feyzi halka akıtır. Üçler Meg bir kutup, iki imamdan olusur. Kutbun, Allah katındaki ismi مما TN Abdullah'tır; kutbu'l-aktap ve gavs-i azam olarak da bilinir. AL lah adına mülk ve meleküt âlemini idare eder. Kutbun iki veziri (yardımcısı) vardır; bunlara imamân denir. Kutbun sağ tarafında bulunan imamın Allah katındaki ismi Abdurrab olup, melekat âlemini muhafazaya memur edilmiştir. Sol tarafındakinin ismi Abdülmelik olup mülk âlemini muhafazaya memur edilmiştir. Kutbun yeri ise âlemin merkezidir. Kutup vefat edince sol tarafındaki Abdülmelik yerine geçer (İFA 306-8, 331). Bu üçlerden başka Hz. Mikâil'in kalbi üzere bulunan ve daima halka şefkatle muamele eden güler yüzlü üç ermiş daha vardır (ira Pek çok yöre, türbe, mahalle, semt ve kasaba ismini üçlerden alır. Hatm-i.)335 evliya da üçtür: Hz. İsa, Muhammed Mehdi, İbn Arabi (iFA 321). Üçyüzler Kalb-i âdem üzere bulunur, onun ilmine vâris olan üçyüz ermiş (ira.)322 Üflemek Şifa veya maneviyatı güçlendirmek için bir şeylerin okunup üflenmesi. Üftade — Üftadeği ifars.(Şosl-,3W5 Dı. Düşkün-düşkünlük, zavallı-zavallık, biçare-biçarelik. 2. tas. Halin zuhur etmesi ve bu halde kulluk görevinin gere- 8i gibi yapılmasından aciz kalması. İlâhî Celal'in tecellisi (11s), Hak karşısında insan aciz, zavallı ve çaresizdir. Sebeb-i rif'at olu: gam yeme üftâde isen Bir binâ, tâ harab olmaya ma'mur olmaz Fehim-i Kadim Serverlik ister isen üftâdelik şiâr et Kim düşmeden ayağa çıkmadı başa bâde Fuzüli
hicâp, -bı
hicâp, -bı a. LL*) [Ar.] Hakka ve hakikate ulaşmada engel olan, ahret hayatında ise Allah’ı görme yolunda perde olarak nitelenen ve bu anlamda kullanılan bir terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de yaklaşık aynı anlam larda olmak üzere yedi ayet yer almaktadır. H dislerde de aynı anlamlarda zi redilen bu terim, Hz. Peygam ber’in, “Allah’ın hicabı nurdu eğer onu kaldırmış olsaydı bütü varlıklar yanardı.” sözünde e çarpıcı bir biçimde karşımı çıkmaktadır (Müslim, “İmân 293-294; İbn Mâce, “Mukadd me”, 13). Kur’ân-ı Kerîm’de v hadislerdeki çeşitli kullanıml rma göre hicap, Allah’ı görm isteyen kimseye ait bir eng olup kâfirler için kalbin mühü lenmesi, müminler için ise ka bin kararması ile manevî b körlük olarak yorumlanmışt tas. Sûfîler, tasavvuf ehli i Allah arasmda bulunan ve O’n tanımaya engel olan her unsu “hicâb” olarak nitelemişlerd Bazı sûfîler hicabı şu dört uns ile nitelemişlerdir: Dünya, nef halk, şeytan. Bazıları da bu u surları yedi olarak gösterm lerdir: Yeme içme, şehvet, çolu çocuk tutkusu, mal düşkünlüğ makam hırsı, riya, bencillik. hicâbe a. [Ar.] Kâbe’nin k runması, bakımı ve temizliği i kapısmm ve anahtarların özenle muhafazası. hicr a. [Ar.] Sözlüklerde, “E gellemek, ayırmak.” anlammd geçen bu söz, Mekke’de Kâb 317 Hicr suresi m çevresinde yer alan ve o kutsal tte binadan ayrılmış gibi görünkî, mekle beraber onun bir parçası Ha veya uzantısı olarak kabul ediik len bölge. m
mevt-i ahmer
mevt-i ahmer a. (kırmızı ölüm) tas. İbadete ve taata düşkün olma.
pîr-i fertût
Düşkün, zayıf kimse, bunak ihtiyar
Nafaka-i akārib
Yakın akrabaların geçimini sağlamak için ödenen nafaka. Anne-baba, çocuklar ve belirli şartlarda diğer hısımlar arasındaki bakım yükümlülüğünü ifade eder. Yükümlülük yakınlık derecesi, ihtiyaç, ödeme gücü ve mezhep hükümlerine göre değişir. Eş nafakası ile hısım nafakası aynı hukukî şartlara tâbi değildir.
hâtır-ı şeytânı
Nefse düşkünlükten dolayı günah işleme, şeytana uyma
Raûf (er-Raûf)
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına karşı merhâmeti çok olan ve yaptıkları iyilikleri zâyî etmeyen. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Muhâcirlerden (Mekke'den göç eden) ve Ensârdan (Medîneli müslümanlardan) sonra, kıyâmete kadar gelen mü'minler; "Yâ Rabbî! Bizi affet ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi affet. Kalblerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen Raûf'sun, Rahîm'sin" derler. (Haşr sûresi: 10) Kızgınlık ânında kim on defâ er-Raûf ism-i şerîfini söyler ve Peygamber efendimize salevât-ı şerîfe okursa öfkesi geçer, sâkinleşir. (Yûsuf Nebhânî) 2. "Ümmetine karşı çok merhâmet eden, acıyan" mânâsına Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin isimlerinden. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, O'na çok ağır ve güç gelir. Size (îmânınıza ve hâlinizin salâhına, iyi olmasına) çok düşkündür. Mü'minlere karşı raûf ve rahîmdir. (Tevbe sûresi: 128)
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
RİBATTAKİLERİN SUFFA ASHABINA BENZEMESİ
Avârifü’l-Maârif · 14. bölüm · Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Habibim, senin, tâ ilk günden takva üzere kurulmuş mecsidde durup namaz kılman daha uygundur. Orada, temizlenmeyi seven erkekl
SÛFİLERÎN SEFER VE İKÂMET ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 16. bölüm · Sefer konusunda meşâyih-ı kirâm, değişik hâl ve görüşlere sahiptirler. Bir kısmı, sülûkun başında sefere çıkıp nihâyetinde ikâmeti tercih ederken; bir kısmı, hidâyetinde ikâmet edi
SEFERDEN DÖNME ÂDABI.
Avârifü’l-Maârif · 18. bölüm · Sûfi, seferden döndüğü zaman, seferin meşakkatlerinden Allah Teâlâ’ya sığındığı gibi, ikâmet hâlindeki âfetlerden de O’na sığınması gerekir. Bu hususta, hadis-i şerifte şöyle bir d
SÛFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK
Avârifü’l-Maârif · 21. bölüm · Sûfi, Allah için bekarlığı tercih ettiği gibi; Allah için de evliliğe adım atar. Bekarlığın bir maksat ve dönemi olduğu gibi, evliliğin de bir gaye ve zamanı vardır. Sâdık bir müri
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 57–64
Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · o ll Sebilss Ve min-en-nâsi men yeşriy netseh-ubtiga e merdatillahi vallahu râ 'utun bil-ibâd... El-Bakara: 201 (Insanların öylesi vardır ki, Allahu tâlâ'nın rizası uğruna öz nefsi
Sayfalar 80–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · -80 -ları helâke sürüklerler. Çiti, duvarı yani ilmi varsa, kısmen menfaat temini mümkündür. Ilim sahibi olur; bâtını ve zâhiri cem'ederse; helâk olmaktan emin olur. Ilim duvarı sa
Sayfalar 152–158
Muzaffer Ozak Külliyatı · rur ve bunları da Allah yolunda savaşan gazilere verirdi. Dünya zevklerinden hiç hoşlanmaz ve haz almaz, bu fâni âlemde Allah ve Resûlüne lâyık olmaya ve milletini özellikle hristi