ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “âlik”
01Buhûriyye
Buhûriyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Câhidiyye
Câhidiyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Cemâliyye
Cemâliyye, Halvetiyye'nin dört ana gövdesinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Cihangiriyye
Cihangiriyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Demirtaşiyye
Demirtaşiyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Gülşeniyye
Gülşeniyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Hâcegân evresi
Nakşibendiyye adından önce Yûsuf el-Hemedânî ve Abdülhâlik Gucdüvânî çevresinde gelişen kurucu usul halkası.
Hâletiyye
Hâletiyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Hayâtiyye
Hayâtiyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Hıfniyye
Hıfniyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Kemâliyye-i Bekriyye
Kemâliyye-i Bekriyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Mikşâfiyye (Kādiriyye)
Şeyh Abdülbâkī el-Mikşâfî’nin Şekînîbe’de teşkilatlandırdığı; zikir, Kur’an öğretimi, Mâlikî tedris, tarım ve toplumsal hizmeti birleştiren Sudan Kādirî kolu.
A‘rec Şeyhî Çelebi
A‘rec Şeyhî Çelebi (ö. 971/1563-64), Celâlzâde Sâlih Efendi’nin yanında yetişen; Nişancı Mehmed Paşa hanesiyle akrabalık kuran ve Bursa Mollâ Yegân Medresesi’nde ders veren Tosyalı Osmanlı âlimidir.
Abdülkerîmzâde İffetî Mustafa Efendi
Abdülkerîmzâde İffetî Mustafa Efendi (ö. 1726), Refdî Mehmed Efendi’nin oğlu; İstanbul medreselerinde ders veren, İffetî mahlasıyla Dîvân tertip eden ve Durmuşzâde Ahmed Efendi’den ta‘lik öğrenen Osmanlı âlimidir.
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî el-Mâlikî (ö. 1986), Muhammed Habîbullah eş-Şinkītî’den aldığı Kādirî irşadını Mısır’da Şer‘iyye adıyla düzenleyen; evrâd ve zikir meclisi esaslarını eserlerinde kayda geçiren sûfîdir.
Abdürrahîm el-Kınâî
Abdürrahîm el-Kınâî (1127–1196), Mağrib’de yetişip Ebû Medyen çevresinden aldığı irşadı Kınâ’ya taşıyan; Mâlikî ilmi, helâl kazanç, hizmet ve sohbeti birleştirerek Yukarı Mısır’da kalıcı bir tesir oluşturan âlim ve mürşiddir.
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî, Palembang ile Hicaz arasında kurduğu ilim ve irşad bağı; Gazzâlî'nin eserlerini Malayca yeniden işleyen Hidâyetü's-sâlikîn ve Seyrü's-sâlikîn'i; Semmânî evrâdı ve Nasîhatü'l-müslimîn'iyle XVIII. yüzyıl Güneydoğu Asya tasavvufunun başlıca müelliflerindendir.
Ahmed-i Zarîfî
Ahmed-i Zarîfî (ö. 30 Aralık 1912), babası Şumnulu Hacı Mehmed Sâlih Efendi’den sonra Şehremini-Topkapı’daki Pazar Tekkesi’nin postuna geçen; Sinâniyye çevresinde vekâlet, irşad ve terbiye hizmetleri üstlenen Halvetî şeyhidir.
Ali Sırrî Efendi
Ali Sırrî Efendi (ö. 28 Safer 1322/30 Nisan 1904), Bursa İncirli Dergâhı ve İznik Eşrefiyye Hankāhı’nda hizmet ettikten sonra Ahmed Gazzî Dergâhı postnişini olan; Osman Şems Efendi’den icâzet alan Eşrefî-Kādirî şeyhi ve ta‘lik hattatıdır.
Amasyalı Cuma Efendi
Amasyalı Cuma Efendi (ö. Zilhicce 972/Temmuz 1565), Müftü Sa‘dî Efendi çevresinde yetişen; Küçük Ağa ve Yörgüç Paşa medreselerinde ders veren, fetva, ta‘likat ve risaleleriyle tanınan XVI. yüzyıl Osmanlı âlimidir.
Amasyalı Karabaş Abdurrahman Efendi
Amasyalı Karabaş Abdurrahman Efendi (ö. 1040/1630-31), Hoca Sâdeddin Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Mekke Süleymaniye Medresesi’nde ders veren; vaazları, Abbâsî kıyafeti ve şehir ileri gelenleri arasındaki yeriyle tanınan Osmanlı âlimidir.
Babadağlı Hoca İsmail Efendi
Babadağlı Hoca İsmail Efendi (ö. 20 Eylül 1727), medrese öğretiminden Sultan Bayezid ders vekilliğine, Eski Saray teberdaran ve Yeni Saray Hazine Odası hocalıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Bakkālzâde Mehmed Efendi
Bakkālzâde Mehmed Efendi (ö. 18 Rebîülâhir 1004 / 21 Aralık 1595), tıp ile matematiksel astronomiyi birleştiren; yaklaşık 1585–1595 arasında müneccimbaşılık, ayrıca hassa tabipliği ve reîsületıbbâlık yapan Osmanlı âlimidir.
Balıkesirli Kara Mehmed Efendi
Balıkesirli Kara Mehmed Efendi (ö. 1139/1726-27), Müfettişzâde Abdülkerîm Efendi’nin çevresinde yetişen; Bursa’nın çok sayıda vakıf medresesinde ve İnegöl İshak Paşa Medresesi’nde yaklaşık otuz beş yıl ders veren Osmanlı müderrisidir.
Erbaîn (Şâbâniyye)
Sâlikin mürşid gözetiminde kırk gün süreyle ibadet, az yemek, az uyumak, zikir ve iç gözleme yoğunlaştığı halvet uygulaması.
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Âb-ı rûy
Yüz suyu, onur ve itibar. Tasavvufî kullanımda sâlikin gönlüne gayb âleminden gelen ilham için de kullanılan bir mecazdır.
Ahz-ı nisbet
Bir mürşidden mânevî bağ ve tarikat terbiyesi almak; el alıp mürid olmak. Ahz almak, nisbet ise sâliki irşad zincirine bağlayan mânevî yakınlık anlamındadır. Terim yalnız şeklen biat etmeyi değil, sohbet, zikir ve âdâb yoluyla bu ilişkinin kurulmasını anlatır.
Akıl
Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam
Ameden
|) i. Jars. Gelmek. tas. Sekr ve istiğrak halindeki sâlikin ruhlar âleminden insanlık âlemine dönmesi, kendine gelmesi.
Arbede
Savaşmak, kavga etmek. tas, Cezbeli sâliklerin ve galebe halindeki bazı süfilerin Hak'la tartışmaları, çekişmeleri ve kavga etmeleri (BM 181); müşacere ve muhaseme de denir. Bir naz ve samimiyet halidir (Bakli, age, s 180). Hz. Ibrahim Allah'la tartışmıştı (Hud Suresi, 74). Hz. Musa Allah’a, “Bu senin fitnendir” (Araf Suresi, 155) demişti. En güzel arbede Hz. Berhiya ile ilgilidir. Hz. Musa kavmiyle birlikte yağmur duasına çıkınca, Cenab-ı Hak, Berhiya isimli kulu dua etmedikçe o günahkâr kavme yağmur vermeyeceğini söylemiş, Hz. Musa gi- dip onu bulmuş, alıp dua yerine getirmiş, dua etmesini rica etmiş, Berhiya da Allah’a hitaben şöyle demiş: “Bu yaptığın şey senin ne fiiline ne de hilmine yaraşır! Ne gördün de rahmetini kestin! Rüzgârlar mı emrini dinlemiyor, rahmetin mi tü- kendi, yoksa günahkârlara gazabın mı şiddetlendi! Bu günahkârları yaratmadan önce affedici değil miydin! Rahmeti yarattın, şefkatli olmayı emrettin, ama sen böyle yapıyorsun! Yoksa rahmetini bizden esirgiyor musun, yoksa bizi elinden kaçıracağından korktuğun için hemen cezalandırmak mı istiyorsun?” Berhiya Al- lah'a böyle nice sözler söylemiş. Sözü biter bitmez gökte bulutlar belirmiş, sicim gibi yağmur yağmaya başlamış. Hz. Musa, Berhiya'nın bu sözlerine çok öfkelen- İİİ İÇİM >“ö“—«< EAEö. Arif e eee ee د miş. Allah ise ona: “Ya Musa! Berhiya beni her gün üç defa güldürür,” demiş. (ci Iv:331). Yünus'un şiirlerinde de bu türlü çekişmeli dizeler vardır: Sen temâşâ kılasın ben hod yanam Hâşâ lillah senden ey Rabbu’l-Enam
Arz
Yer, yeryüzü. tas. a İnsan bedeni ve rızkın zuhur mahalli olan yeryüzü. b Arz halk (yaratık), ondaki zinet ise Hak'tır. c Hakk'ın sıfatlarına sema, halkın sıfatlarına arz denir. d Arz, süfli âlem, fesat âlemi; sema, salah âlemi, ulvi âlemdir. Arifin arzı, kendisindeki halkın (beşeri) sıfatları, seması yine Hakk'ın ondaki (ilâhî) sıfatlarıdır. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Arzu i. fars Kimi sâliklerin bilerek ve isteyerek kendi asıllarına eğilim göstermeleri,
Asuman-ı gayb
سيان غيب) 1) Gayb seması. tas. İlâhî tecelli ve nurlar (SP). Âşık i. ves. ar. (5 e) ¢. Uşşak, Âşıkin. r. Tutkun, düşkün, vurgun; haddinden çok fazla ve aşırı derecede seven. 2. tas. Allah Teala'yı son derece ve azami mertebede seven. Hak âşığı; örn. Ibn Fariz, Sultanü'l-âşıkin'dir. Ey âşıklar ey âşıklar aşk mezheb u dindir bana Gördü gözüm dost yüzünü yas kamu düğündür bana Yünus Aşikâr— Aşikâre 5. fars, (6) S8 1—, 164) Bkz. Zahir. Aşina—Aşinai s., i. fars. خنا-[ شناى') Dır. Tanış-tanışıklık, dost-dostluk. 2. tas, a Benliğinden uzaklaşarak, nefsine bigâne (ve el) olarak Hakk'a yaklaşan sâlikin Onunla tanışması, O'nun tanışı (aşinası) olması, O'nunla üns halinde bulunması. b Sâlikin rububiyet-ubüdiyet, yaratıcılık-yaratılmışlık ilişkisindeki sır ve hikmetlere vâkıf (aşina) olması, ilahi esrarla tanışması. Bu durumdaki sâlike agâh, vâkıf ve aşina denir (TK Ir:rrşr). Aşina olmayanlara da bigâne berrâni, yabancı ve el denir. c Aynı tarikate bağlı iki kişinin birbiriyle can arkadaşı (yoldaş) olmaları. Aşk olsun Kat eyle âşinâlığım ondan ki gayrdir Ancak öz âşindların et âşinâ bana Fuzüli Âşinâya âşina, bigdneye bigâneyiz Alem-i fanide resm-i rindegânı böyledir Cevri
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Aynu'l-mahabbet
عين | لمحبه) Salt sevgi, öz muhabbet. tas “Allah Teala'nın kulları için sevdiğini, (istediğini, arzu ettiğini) istemek, onlar için istemediğini istememektir”. Bu haldeki sâlikte şahsi bir sevgi, tercih ve irade yoktur. Allah neyi seviyorsa yalnızca onu sever, neyi (kerih görüyor) sevmiyorsa onu sevmez. Allah'ın sevgisiyle kulun sevgisi burada özdeşleştiğinden bu sevgiye ay- nu'l-muhabbet adı verilmiştir.
Karâfe Mezarlığı
Kahire · Mısır · 13 Cemâziyelevvel 709'da (19 Ekim 1309) Medrese-i Mansûriyye'de vefat ettikten sonra defnedildiği mezarlık; kabri bugün de ziyaret edilmektedir. İlişkili kişi dosyası İbn Atâullah el-İskenderî : Tâcüddîn İbn Atâullah el-İskenderî (ö. 1309), Mâlikî fakihi, vaiz ve Şâzelî şeyhi; amel, ihlâs, tevekkül, fakr ve mârifet öğretisini el-Hikem başta olmak üzere eserleriyle kalıcılaştırdı.
Cihangir Camii ve Tekkesi
İstanbul · Türkiye · 1020/1611'de meşihatına tayin edildiği ve yanına tekke yaptırdığı cami; elli iki yıl burada irşad etmiş, Rebîülâhir 1074'te (Kasım 1663) vefatında hazîresine defnedilmiştir. Tekke 1925'e kadar faaliyetini sürdürmüştür.
Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Celvetiyye'nin pîr makamı; 1140/1728'de on beşinci postnişin olarak buraya oturmuş, vefatına kadar irşadını sürdürmüştür. İlişkili kişi dosyası Ya‘kūb Afvî Efendi : Ya‘kūb Afvî Efendi (ö. 1149/1736), Mustafa Fenâî’nin oğlu ve Osman Efendi’nin damadı; Hüdâyî Âsitânesi’nde dokuz yıl postnişinlik yapan, Celvetî sülûkunu anlatan Hediyyetü’s-sâlikîn’in müellifidir.
Hâce Yûsuf Ziyaretgâhı
Merv · Türkmenistan · Bâmeîn'de defnedildikten sonra İbnü'n-Neccâr adlı bir müridi tarafından Merv'e nakledilen kabrinin bulunduğu yer. Bugün Türkmenistan sınırları içinde, Merv yakınlarındaki Bayramali denilen mevkide Hâce Yûsuf adıyla bir ziyaretgâhtır.
Ahmed Çelebi Mescidi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar'da, Mustafa Hudâvendî'nin cuma ve pazartesi geceleri hatm-i hâcegân okutarak sâlikleri terbiye ettiği mescit. Metin mahalle bilgisi vermediğinden koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Mustafa Hudâvendî : Mustafa Hudâvendî (yaklaşık 1812–1892), Eskişehirli; Abdullah el-Mekkî’ye Hicaz’da yirmi üç yıl hizmet ederek icâzet alan ve Üsküdar’da irşad eden Hâlidî-Nakşibendî şeyhidir.
Gucdüvân (Gicdüvân)
Buhara · Özbekistan · Buhara'ya yaklaşık 30 km. uzaklıktaki, doğduğu, inzivaya çekildiği ve hankahında ömrünü tamamlayıp defnedildiği köy; türbesi buradadır. 918/1512'de bir Safevî muhasarasından kurtulması onun ruhaniyetine bağlanmıştır.
Buhara
Buhara · Özbekistan · Tahsil için gittiği, İmam Sadreddin'den tefsir okuyup hafî zikir sorusunu sorduğu ve Yûsuf el-Hemedânî'ye intisap ettiği şehir; Ahmed Yesevî'nin ayrılmasından sonra buradaki dervişlerin başına geçmiştir.
Ezher Camii ve medresesi
Kahire · Mısır · Kaynak, Lekānî'nin Mısır'daki Mâlikî ulemâsı arasında seçkin bir mevki kazandığını ve Ezher'de müderrislik yaptığını kaydeder; tahsil hayatına dair ayrıntı vermemekle birlikte telifleri ve bu görevi iyi bir öğrenim gördüğünün delili sayılır.
İskenderiye
İskenderiye · Mısır · Doğduğu şehir. Ailesi, Mısır'ın fethinden sonra buraya yerleşen Benî Cüzâm kabilesindendir; dedesi Abdülkerîm burada tanınmış bir Mâlikî fakihiydi. 694'te (1295) buradaki müridlerine Kahire'den vasiyetnâme göndermiştir.
Üsküp
Üsküp · Kuzey Makedonya · 1839'da Koçana'dan ayrılıp yerleştiği ve 1874'e kadar irşad faaliyetini sürdürdüğü şehir. Buraya, Koçana'daki müderrisliği sırasında ilk müntesiplerinden olan Üsküp Valisi Hıfzı Paşa'nın daveti üzerine gelmiş ve şehrin ulemâsıyla tanışmıştır. Nakşibendî-Müceddidî şeyhi Kazanlı Abdülhâlik Efendi'ye burada intisap etti; 1843'te hacca kalabalık bir kafileyle Üsküp'ten çıktı. Vahdet-i vücûd esasına dayanan irşadı sebebiyle 1868'de buradan İstanbul'a şikâyet edildi. Fâtih türbedarı Ahmed Amiş Efendi de kendisini Üsküp'te ziyaret ederek icâzetnâme almıştır.
Harput
Elazığ · Türkiye · Doğduğu şehir; Celâlî isyanları sebebiyle buradan Bursa'ya hicret etmek zorunda kalmıştır. İlişkili kişi dosyası Hasan Burhâneddin Cihângîrî : Hasan Burhâneddin Cihângîrî (yaklaşık 1592–Kasım 1663), Perçenç’ten Bursa’ya giderek Ya‘kūb-ı Fânî’den hilâfet alan; İstanbul Cihangir Camii yanında tekke kuran Halvetî şeyhidir.
İnadiye (Karacaahmet yolu)
İstanbul · Türkiye · Vasiyeti üzerine annesinin yanına defnedildiği yer; Karacaahmet'e giden caddenin sağ tarafındadır. Konum semt ölçeğinde yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ya‘kūb Afvî Efendi : Ya‘kūb Afvî Efendi (ö. 1149/1736), Mustafa Fenâî’nin oğlu ve Osman Efendi’nin damadı; Hüdâyî Âsitânesi’nde dokuz yıl postnişinlik yapan, Celvetî sülûkunu anlatan Hediyyetü’s-sâlikîn’in müellifidir.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Halvet, Erbaîn, Zikir ve Devrân
Şâbânî uygulamalarının anlamı, düzeni ve değişen biçimleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hasan-ı Basrî'nin Tasavvuf Silsilelerindeki Yeri
Tarihî temas, ilmî isnad ve manevî aidiyet katmanları. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Celvetî Zikir Yolu: Tevhid ve Hû
Kelime-i tevhidin merkezî, esmâ zikrinin tâli konumu. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Celvetî Halvet Âdâbı
Perhiz, ibadet, zikir ve tefekkür düzeni. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Esmâ-i Seb'a ve Etvâr-ı Seb'a
Yedi isim, nefis mertebeleri ve seyrüsülûk. Tez ve çevrilen yazma metin karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal inceleme.
Cerrâhiyye'de Seyrüsülûk ve Etvâr-ı Seb‘a
Kelime-i tevhid, esmâ ve yedi tavır. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.
Nurlar, Renkler ve Müşâhede Öğretisi
Kübrevî tecrübe dilinde görüntü, hâtır, latife ve ahlâkî dönüşüm. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Necmeddîn-i Kübrâ'nın Eserleri ve Dinleme Kayıtları
Sahih nispetler, tartışmalı eserler ve el-Uṣûlü'l-aşere sesli kaydı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Rifâiyye'nin Usulü, Coğrafyası ve Tekke Kültürü
Tevazu merkezli terbiye, zikir düzeni ve Anadolu'dan Balkanlar'a yayılan tarihî ağ TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Yeseviyye: Silsile, Halvet ve Cehrî Zikir
Ana yol, alt kollar, pîrler ve usul arasındaki bağlantıları açıklayan editoryal dosya.
Reşehât'ta Hâcegân Haritası
Yûsuf el-Hemedânî'den Bahâeddin Nakşibend ve Ahrâr çevresine kişi, şehir, meslek ve sohbet ağı