Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

26 sonuç · “zevk

01
Şahsiyet

Şeyh Hâfız Mustafa Zevki Efendi

Hâfız Mustafa Zevkî Efendi (d. 1282/1865), Uzunköprü doğumlu; Şerefeddin Efendi'ye intisap eden ve Şehrî Efendi'nin halifeleri arasında anılan sûfîdir.

02
Sözlük

Âmme

Halk, umum, ahali. tas. Yalnızca şeriatı bilen ve bunun dışın- EEE MMZ—ğ—ğ——...<,me><,. F2şŞ—jX)yjYXY)v2 ا An-1 daim Sih Te yu MEAN da başka bir şey bilmeyen, ulema-i rusum, yalnızca şekle ve dış görünüşe ilişkin özellikleri bilen süfiler. Tasavvuf yoluna ilişkin bilgi ve zevk sahibi olmayan şeriat âlimlerini bu konuda halktan farklı görmezler. Tasavvuf ehline ise hassa derler. Bkz. Havas, Avam. ar, (9 İç Anat. Zamanın en küçük Parçası. tas, a Hak ile zuhur hali (115). b Aşk. Ne mâziyim ne müstakbel, her ânın ânesiyim ben Yetürdüm benliği benlik bana Hak benliğindendir Niyazi Mısri سق fars. Cazibe, anlatılması imkânsız haz. Aşk. Sevgilinin boyu elif, kaşlan nan harfine benzetilir. İkisi bir araya gelince ân olur, Farsçada ân ‘o’ demektir; Arapçası hü'dur. Böylece âşık ve maşuk ortaya çıkar. Baktıkça hüsn ü ânına hayran olur âşıkların Geldikçe hicrin yâdına nâlân olur âşıkların Amma ne ân ki bâis-i cevr ola her zaman | Makbul olur gerçi güzellerde hüsn ü ân Şâhi Ana-bacı Şeyhin hanımı. Genellikle müritler şeyhlerine peder, ata, baba; şeyhin kansina da anne, valide hanım olarak bakar ve ondan ana, valide, ana-bacı diye söz ederler. Bu deyim daha çok Bektaşilikte kullanılır. Anâsır-ı çehargâne («8 صر جها ر Le) Dört unsur. Madde âleminin temel unsurları olan ateş, hava, toprak, su. tas. Süfiler nefsin dört mertebesini dört unsura benzetirler. Nefs-i emmâre ateşe, nefs-i levvâme havaya, nefs-i mülhime suya, nefs-i mutmainne toprağa benzetilir. Bunlardan her biri için on özellik belirlenmiştir ve böylece kırk sayısına ulaşılır. Tasavvuf ehlinin yaptığı birçok açıklama ve yorum dört unsur nazariyesine dayanır (sr). Nar u bad u âbu hâkin gel haber ver aslını Kim bunların her birini emre ferman eyleyen Niyazi Mısri

03
Sözlük

Anz

(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if

04
Sözlük

Ays

Hayat, yasamak (ays u nuş, zevk نا safa). tas, Hak'la üns halinde olmaktan hasıl olan haz, bu hazzın bilincine ermek ve kavramak (: SF). Bkz. Tiş-Ayş.

05
Sözlük

Bâtın

İç, gizli, derun, iç nihan, gizli âlem. tas. a Allah'ın dort isminden biri: Evvel, Ahir, Zahir, Bâtın (Hadid Suresi, 2). Bunlara ‘ana adlar denir. Bu halde zahir-bâtın, aşikâr-pinhan, açık-gizli, iyannihan O'dur (Git ros, EK 1 305, KTA 87). Ben bilmez idim gizli iyân hep sen imişsin Tenlerde vu canlarda nihân hep sen imişsin 7 CE _ 6

06
Sözlük

Bâtıniye

Bâtına ve iç yoruma ağırlık veren zümreler için farklı dönemlerde kullanılan genel ad. Kelime tek ve değişmez bir topluluğu göstermediği için bağlamına dikkat edilmelidir. Tasavvuf literatüründeki kullanım Bazı tasavvuf kaynaklarında şeriatın dış hükümlerini önemsiz sayıp yalnız iç mânayı esas aldığını ileri süren çevreler eleştirel biçimde Bâtıniye veya ehl-i bâtın diye adlandırılır. Bu kullanım, tarihî İsmâilî-Bâtınî hareketlerle her zaman aynı anlamı taşımaz. Kalenderî, rind veya Melâmî çevrelerin tamamını bu kategoriye sokmak doğru değildir; kaynaklardaki polemik dili ile tarihî topluluk kimlikleri birbirinden ayrılmalıdır.

07
Sözlük

Bihişt

veya Behist, Beheşt. Cennet. tas. a Ruhani cennet, yani bedenin aracılığı olmadan kalbin duyduğu manevi zevk ve hazlar. Bkz. Duzah.

08
Sözlük

Burcu'l-evliya

= en-i evi i 3 evliya (برج الاوليا) Medfen-i evliya, evliyası ve yatırı çok olan yer. Bürhan-ı Hak (5> le») Hakk’ı ran gi Öpme, Öpücük. 2. as. a Baunda feyz ve cezbe. b Alınan müjde (Sr). Burhan halkın, cezbe ise nebi v ee bans meee e Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yö- Bit i. fars. (بت) 1. Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması

09
Sözlük

Base

(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,

10
Sözlük

Dilal

UY) Naz. tas. Sevgilinin cilvesi yüzünden hasıl olan yüksek seviyedeki aşk, şevk ve zevk sebebiyle sâlikin içine gelen ıstırap (dengesizlik) hali. Bu bir sekr hali olmamakla beraber yine de iradeyi ortadan kaldırdığından sâlik içine doğan her şeyi rahatça ifade eder. Hallâc'tan bahsederken Yünus “O da yandırdın külün savurdun öyle mi gerek seni seveni,” diyor ve Mevlâ'sına nazla hi- tap ediyor. Bkz. Naz.

11
Sözlük

Ehl-i tasfiye

Je!) Hakikatin manevi arınma ve ruhi temizlikle bileneceği görüşünde olanlara ehl-i tasfiye, tuttukları yola tarik-i tasfiye denir: Ehl-i vecd Vecde gelen, vecd yoluyla Hakk’a eren. Ehl-i vuslat Erenler, ermişler, vâsilün. Ehl-i vusül Süfiler ve meczuplar. Mutasavvıflar ve Melamiler gibi sülûk ehlinden bir kısmı Hakk'ı talep eder. Zahit, fakir, âbit ve hadımlar gibi diğer kısmı cenneti talep eder Ehl-i zahir Ulema. Ehli zevk (5 و 3! Je!) Zevk sahibi. Mazhar olduğu tecellinin hükmü ve eseri ruh ve kalp makamından nefs ve tabii kuvvetler makamına inen; bunun inişini yaşayarak, duyarak ve tadarak bilen, hatta söz konusu hükümler ve eserler yüzünden parıl pırıl parlayan kimse (cr); sûfî, arif. Ehlüllah Ermişler, Hak dostları. Eimme-i esma 1. İsimlerin imamları, imain isimler. 2. tas. Allah'ın şu yedi ismi: Hay, Âlim, Mürid, Kadir, Semi’, Basır, Mütekellim. Diğer isimlerin de €sasi ve aslı bu yedi isimdir. Semi ve basir yerine Cevâd ve Muksıt isimlerini koyanlar da vardır (kı). Bkz. İmamu'-eimme.

12
Sözlük

Esma-Müsemma

İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).

13
Sözlük

Fakr

Yoksulluk. tas. a Dervişlik, sâlikin hiçbir şeye malik ve sahip olmadığının şuurunda olması, her şeyin gerçek malik ve sahibinin Allah olduğunu idrak etmesi. İnsan Allah'ın kulu olduğundan; insan da, ona nispet edilen diger şeyler de hakikatte onun mevlâsı olan Allah'ındır. b Sâlikin kendisini daima Allah’a muhtaç bilmesi, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını kavraması. ¢ Fena, fena fi'llah. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için HM 28 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Fakr-ı manevi Kişinin kendisini mutlak surette Hakk’a muhtaç bilmesi, katında varlıklı olma ile yoksul olma hallerinin bir ve eşit olması; olunca şımarmaması, olmayınca üzülmemesi. Süfilikte önemli ve değerli olan manevi fakrdir.

14
Mekân

Uzunköprü

Edirne · Türkiye · Seyahatleriyle mürid halkası kurduğu, 5 Haziran 1911'de vefat ettiği kasaba; damadı Mustafa Zevkî Efendi ve oğlu Mehmed Vefâ da burada yaşamıştır. İlişkili kişi dosyası Şuayb Şerefeddin Efendi : Şuayb Şerefeddin Efendi (1842–1911), Hasan Sezâî’nin soyundan gelen; Gülşeniyye’nin Sezâiyye ve Hâletiyye kollarını şahsında birleştiren Edirneli şeyh, şair ve müelliftir.

15
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

16
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

17
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

18
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

19
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

20
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

21
Eser

Sayfalar 10–15

Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel

22
Eser

Sayfalar 16–22

Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,

23
Eser

Sayfalar 17–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul

24
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu

25
Eser

Sayfalar 25–30

Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı

26
Eser

Sayfalar 36–43

Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz