ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
24 sonuç · “lütuf”
01Ağlama
Bükâ, girye, gözyaşı dökme. tas. Elem, haz; üzüntü, sevinç; ilâhî azap, ilâhî lütuf sebebiyle gözyaşı akıtma. İ Gözlerimden yaş ile kan akıtır İlâhi yaşım dilemezem siline Zira aktıkca gözümden kanlı yaş Hos teselliler gelir ben kuluna Hoş yaraşır âşıka gözü yaşı Kim ki âşıksa gözünden biline Eşrefzâde
Ahvâl
!) Haller, değişmeler, hisler, gelip geçici duygular. tas. Gayb âleminden ve Allah tarafından kulun çabası dışında pak ve temiz kalbe tümüyle ilâhî lütuf sonucu gelen birtakım hususlar, umur ve manalar. Vecd, cezbe, aşk, şevk, sekr, gaybet ve istiğrak gibi haller (ahval) insanı kendinden geçirir, mest eder, hem aklını ve bilincini, hem de iradesini ve ihtiyarını elinden alır.
Atâ
Atiyye. ع Atâyâ. Bahşiş, ihsan, lütuf, karşılık beklemeden iyilik yapmak. tas. Hakk'ın kula olan ihsanı ve lütfu; ona sağladığı maddi ve manevi fayda; kısmet, rızk. Hakk'ın atâsı Hakk'ı Hak ile temaşa etmektir. Bkz. Mutlak ata, Mukayyet ata, Nigerân ol atâsına Gâlib Çekme gam, dest-girdir Allah Galib
Bahr
veya Bahir. ç. Buhür, Ebhar, Bihar. Deniz, derya, umman. 2. tas. a Hakk'ın sonsuz olan sıfat ve zat makamı ki, bütün eşya ve varlıklar bu sonsuz ummanın dalgalarıdır. b Külli varlık âlemi. Vahdet (birlik) umman, kesret (çokluk) bunun dalgalarıdır. Süfiler genellikle varlığın tek olduğunu, çokluğun görünürde kaldığını anlatmak için deniz örneğini kullanırlar (sm 183, NK 7). Bahr-i aşk, bahr-i muhabbet, bahr-i zat, bahrü'l-hakikat gibi ifadelerde kullanılır. Zehi deryâ-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ Niyâzi Deryâ-yı muhit casa geldi Kevn ile mekân hurüşa geldi Nesimi Bahreyn (cw 5x) 1. Iki deniz. 2. tas. Vücüp ve imkân sahası, zaruret ve cebir dairesi ile irade ve ihtiyar daireleri. Insan iradesinin etkili olduğu alana imkân dairesi, cebrin hâkim olduğu alana vücüp (zaruret) dairesi denir (sM 186). Bahr-ı atâ Lütuf denizi. Bahr-ı ateş Ateş denizi. Bahr-ı bilâ-şâti Sahili olmayan deniz, sonsuz derya. Bap Bahır-ı bi-pâyân (4 LU بى ><) I. Sahili olmayan deniz. 2, tas. Zat-ı kibriya, Iki deniz. 2. tas. Vücüp ve imkân sahası, zaruret ve cebir dairesi ile irade ve ihtiyar daireleri. Insan iradesinin etkili olduğu alana imkân dairesi, cebrin hâkim olduğu alana vücüp (zaruret) dairesi denir (sM 186). Bahr-ı atâ Lütuf denizi. Bahr-ı ateş Ateş denizi. Bahr-ı bilâ-şâti Sahili olmayan deniz, sonsuz derya. Bap Bahır-ı bi-pâyân (4 LU بى ><) I. Sahili olmayan deniz. 2, tas. Zat-ı kibriya,
Bahr-ı cüt
>) Cömertlik denizi, tas. a Hakk'ın lütuf ve ihsan denizi. b Tecelli nurları. c Kutsi ve ilâhî tecelliler. d Aşk denizi. e Hakk’a duyulan sonsuz sevgi, ilâhî aşk. f Hakk'ın daimi feyzi. g Allah'ın sonsuz nuru. hBir süfinin Allah'la arasindaki halin kesintisiz ve sürekli olması. Şibli, “Sizin haliniz kesintilidir, benim halim ise ucu bucağı bulunmayan bir okyanus” demiştir. Bâyezid Bistâmi ise sahilinde peygamberlerin durduğu bir denize daldığından söz eder. Bkz. Vakti müsermed. Bahr-ı hesti Varlık denizi. Bahr-ı iyan Açık deniz. | Bahr-ı meveddet Dostluk denizi. Bahr-ı muhit Okyanus, umman. Bahr-ı zuhur—Bahr-ı Butün Hakk'ın mazharları-Hakk'ın zatı.
Bit
لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |
Cemaathane
bee LU) Mevlevilikte, dervişlerin misafir edildikleri yer.. Darü'l-cemaat, beyti’l-cemaat: Tekke, dervişlerin toplandıkları ev. Allahın eli cemaatledir; cemaat rahmettir. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Ebr
Bulut mec. Perde. 3- mec. Rahmet, ihsan, lütuf, tas. Çalışma ve çabalama yoluyla müşahedeye ermeğe neden olan perde.
Fark
veya Ferk Halka Hak'sız işaret etmek. 2. Kulluğu müşahede etmek (İFM). 3. Allah'ın hayat sıfatı (115). 4. Fark, kula nispet edilen ibadet ve benzeri haller; cem ise Hakk’a nispet edilen lütuf ve benzeri hususlardır. Halkı görmek fark, Hakk'ı görmek cemdir. Farkı olmayanın kulluğu, cemi olmayanın marifeti olmayacağından ikisi de lüzumludur. “Ya Rab sana ibadet ederiz” farka, “Senden yardım isteriz” ceme işarettir. Fark şeriat, cem hakikattir (-36, SL 283, 212). Kulluğu müşahede etmek (İFM). 3. Allah'ın hayat sıfatı (115). 4. Fark, kula nispet edilen ibadet ve benzeri haller; cem ise Hakk’a nispet edilen lütuf ve benzeri hususlardır. Halkı görmek fark, Hakk'ı görmek cemdir. Farkı olmayanın kulluğu, cemi olmayanın marifeti olmayacağından ikisi de lüzumludur. “Ya Rab sana ibadet ederiz” farka, “Senden yardım isteriz” ceme işarettir. Fark şeriat, cem hakikattir (-36, SL 283, 212). Allah'ın hayat sıfatı (115). 4. Fark, kula nispet edilen ibadet ve benzeri haller; cem ise Hakk’a nispet edilen lütuf ve benzeri hususlardır. Halkı görmek fark, Hakk'ı görmek cemdir. Farkı olmayanın kulluğu, cemi olmayanın marifeti olmayacağından ikisi de lüzumludur. “Ya Rab sana ibadet ederiz” farka, “Senden yardım isteriz” ceme işarettir. Fark şeriat, cem hakikattir (-36, SL 283, 212). Fark, kula nispet edilen ibadet ve benzeri haller; cem ise Hakk’a nispet edilen lütuf ve benzeri hususlardır. Halkı görmek fark, Hakk'ı görmek cemdir. Farkı olmayanın kulluğu, cemi olmayanın marifeti olmayacağından ikisi de lüzumludur. “Ya Rab sana ibadet ederiz” farka, “Senden yardım isteriz” ceme işarettir. Fark şeriat, cem hakikattir (-36, SL 283, 212).
Fazl
Lütuf, ihsan, bahşiş. tas. Herhangi bir sebebe bağlı olmadan ve karşılık gözetilmeden doğrudan yapılan halis iyilik (cr; تمع 273). “Fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir” (Hadid Suresi, 29). “Allah'ın fazlı muazzamdır”. Cehennem Allah'ın adaletinin, cennet fazlının eseridir.
Fevâit
Faydalar, feyzler, bereketler, marifetler. tas, a Sırrın (Ruhun) kendisi için lüzumlu olan şeyi idrak etmesi. Sırra gelen feyz ve bereketler. b Hakk'ın muamele ehli olanlara, anlayışları daha da artsın diye hizmet vakti (ve huzurda bulundukları sırada) ihsan ettiği lütuflar. Fıkıh-ı vicdani
Firaset
Sezmek, hissetmek. tas. Yakin, keşfetme ve gaybı görme. Gaybı bilme, hads. Tabii firaset: Bazı karinelerle bazı hususları bilme. Bu genel firasettir. İlahi lütuf olarak firaset: Allah'ın kalplere verdiği ilhamla bir şeyi bilme.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
RIBAT VE TEKKELERDE KALMANIN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 13. bölüm · Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Bu nur kandili, Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde yakılmıştır. (O nura tâlib ol
SEMÂA İHTİYAÇ DUYMAYANLARIN HÂLİ
Avârifü’l-Maârif · 24. bölüm · Bil ki vecd, daha önce kaybedilen bir şeyin bulunduğunu gösterir. Kaybetmeyen bulamaz. Kulun kalbindeki İlâhî neşe ve aşkı kaybetmesi; rûhî varlığının, beşerî ve nefsî sıfatlarla s
SÛFİLERİN AHLÂK ANLAYIŞI
Avârifü’l-Maârif · 29. bölüm · Sûfiler, Rasûlullah (a.s) Efendimize uyma konusunda insanların en ileride bulunanları ve O’nun sünnetini ihyaya en fazla lâyık olanlarıdır. Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) ahlâkı ile ahl
SÛFİLERİN AHLÂKI
Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo
EHLULLAHIN İLÂHÎ HUZURDAKİ EDEBİ
Avârifü’l-Maârif · 32. bölüm · Bütün edebler, Rasûlullah Efendimiz’ den (s.a.v) alınıp öğrenilir. Çünkü Efendimiz (sav), zâhiren ve bâtınen bütün edeplerin kaynağıdır. Allahu Teâlâ, O’nun huzûr-u ilâhiyedeki güz
GÜNDÜZÜ KARŞILAMA ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 49. bölüm · Allahu Teâlâ buyurur ki: “Gündüzün iki tarafında namaz kıl ’’ (Hûd (11), 114.) Müfessirler, Allahu Teâlâ’nın, günün bir tarafı ile sabah namazını kastettiği hususunda ittifak hâlin
SOHBETİN FAYDA VE TE’SİRLERİ
Avârifü’l-Maârif · 53. bölüm · İki şahıs arasındaki beraberliği ve sohbeti te’min eden şey, aralarındaki ortak cinsiyettir. Kişiyi, bir diğeri ile sohbet ve berâberliğe, bazen aralarında mevcut olan en umûmî vas
Sayfalar 90–95
Muzaffer Ozak Külliyatı · miyorsun? Kullarım beni dâvet ettiler» diye buyrulduğunda Musa aleyhisselâm, «Böyle bir dâveti zatül uluhiyyetine bildirmege haya ederim» dedi. Allah Sübhanehü «Söyle kullarıma! Cu
Sayfalar 169–175
Muzaffer Ozak Külliyatı · le ya erham-er-râhimiyn.. Ehl-i-beyt-i Mustafa hürmetine, rahmet ve bereketinle bizleri islâh eyle ey ulu Allah! Ey Ehl-i-beyt! Allahu teâlâ, sizden bütün kirlilikleri (Günalları)
Sayfalar 269–274
Muzaffer Ozak Külliyatı · Seni tesbih ve tenzih ederiz, seni hakkıyle bilemedik. ey Mâ'ruf Seni tesbih ve tenzih ederiz, seni hakkıyle zikredemedik ey Mezkûr. Seni tesbih ve tenzih ederiz, sana hakkıyle şük
Sayfalar 239–246
Muzaffer Ozak Külliyatı · yada ve âhirette lânete uğramışlardır. Onlara, büyük bir azap vardır. Kıyamet gününde iftiracıların aleyhlerinde olarak, kendi dilleri, elleri ve ayakları, bütün yaptıklanna şahitl