ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
29 sonuç · “hadîsi”
01Nûriyye
Nûreddin Habîbullah el-Hadîsî'ye nispet edilen Rifâî kolu.
Ağazâde Seyyid Mehmed Efendi (Kadıncıkzâde)
Ağazâde Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1140/1727), İstanbul’da yetişen; Süleymaniye Dârülhadisi müderrisliği ile Selânik, Bursa ve Mekke kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Ahmed el-Ervâdî
Ervâd, Trablusşam, Dımaşk, Kahire ve İstanbul arasında tahsil ve irşad faaliyetinde bulunan Ahmed el-Ervâdî, Hâlid el-Bağdâdî’nin halifesi ve Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin mürşididir. Hadis isnadı, ilmî icâzet ve tarikat hilâfetini aynı şahsiyette birleştirmiştir.
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi (ö. 1729), İstanbul’da doğan; Galata Sarayı’ndan Vâlide Sultan Dârülhadisi’ne uzanan müderrislik görevlerinin ardından Erzurum kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimi ve divan şairidir.
Beyâzîzâde Hâmid Efendi
Beyâzîzâde Hâmid Efendi (ö. 1721), Üsküdar’daki Beyâzî ulemâ ailesinden yetişen; Beyâziyye medresesinin ilk müderrisliğinden Süleymaniye Dârülhadisi’ne, Yenişehir ve Mısır kadılıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Bıçakçılar İmamı Abdullah Efendi
Bıçakçılar İmamı Abdullah Efendi (yaklaşık 1661/62–1748), mahalle imamlığından Fâtih Camii cuma vâizliğine yükselen; Mekke’de Abdullah b. Sâlim el-Basrî’den hadis icazeti alıp altmış yılı aşkın süre ders veren İstanbul muhaddisi ve âlimidir.
Çağalı Şeyh Hamza Efendi
Çağalı Şeyh Hamza Efendi (1014-1111/1605-1700), Bolu’nun Çağa yöresinden İstanbul’a gelerek medrese tahsili gören, Abdülehad Nûrî’nin yanında Halvetî-Sivâsî terbiyesini tamamlayan; Mehmed Ağa Dârülhadisi, Haseki ve Ayasofya kürsüleri ile Bayram Paşa Zâviyesi’nde hizmet eden muhaddis, vaiz ve şeyhtir.
Çıracızâde Hasan Efendi
Çıracızâde Hasan Efendi (1647–1723), Anbar Gazi Medresesi’nden Sahn-ı Semân ve Süleymaniye Dârülhadisi’ne yükselen; ardından Halep ve Bursa kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Diyarbakırlı Seyyid Ahmed el-Kürdî
Diyarbakır’da doğup İstanbul’da ilmiyye yoluna giren Seyyid Ahmed el-Kürdî (ö. 1726), Ebezâde Abdullah Efendi çevresinden mülâzemet aldı ve Cafer Ağa Dârülhadisi’nde müderrislik yaptı; Çapakçurlu Nakşibendî şeyhle aynı kişi değildir.
Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi
Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi, 1098/1686-87’de mülâzemet alan; Hızır Çelebi, Ali Efendizâde Dârülhadisi, Abdurrahman Paşa ve Nişancı Paşa-yı Atîk medreselerinde görev yapan Osmanlı müderrisidir. 1131/1719’da ağır hastalığı sebebiyle emekliye ayrılmış, daha sonra kaybolmuş; ölüm tarihi bilinmemektedir.
Lâ‘lîzâde Seyyid Abdullah Efendi
Lâ‘lîzâde Seyyid Abdullah Efendi (1676-1726), Şeyh Mehmed Efendi'nin oğlu; Süleymaniye Dârülhadisi ve Halep kadılığında bulunan Osmanlı âlimidir.
Nefeszâde Seyyid Abdurrahman Vâlî Efendi
Nefeszâde Seyyid Abdurrahman Vâlî Efendi (ö. 1696), Ankara'dan İstanbul'a gelip tefsir imtihanıyla ilmiyeye giren, Süleymaniye Dârülhadisi'ne yükselen, nakîbüleşraflık yapan ve Arapça-Türkçe şiirler yazan Osmanlı âlimidir.
Niğdeli Karamanlı Mahmud Efendi
Karamanlı Mahmud Efendi (ö. 975/1567-68), Niğde'de yetişip Süleymaniye'de muîdlik yapan; Hekim Çelebi'ye intisap ettikten sonra Eyüp'teki Defterdar Mahmud Çelebi Darülhadisi'nde hadis okutan Nakşibendî şeyhtir.
hadîsi
Hadis biliminde, hadis rivayeti üe uğraşan kimseler.
fî-hadîsihi za'fun
fî-hadîsihi za'fun a. [ Ar.] Hadis biliminde, bir ravînin “cerh” (bk. bu madde) in beşinci ve altmcı mertebesinde bulunması durumu.
Hadîs-İ Cibrîl
Peygamber efendimiz Eshâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil aleyhisselâmın insan sûretinde gelip; İslâm'ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf. Cibrîl hadîsinde o zât-ı şerîf (Cebrâil aleyhisselâm) ellerini Resûl-i ekremin mübârek dizleri üzerine koydu ve Resûlullah'a; "Yâ Resûlallah! Bana İslâmiyet'i, müslümanlığı anlat" dedi. Resûl-i ekrem buyurdu ki: "İslâm'ın şartları; kelime-i şehâdet getirmek, vakti gelince namaz kılmak, malının zekâtını vermek, Ramazân-ı şerîf ayında her gün oruç tutmak ve gücü yetenin, ömründe bir kerre hac etmesidir." Îmânın şartlarını sorduğunda; "Allahü teâlâya inanmak, O'nun meleklerine inanmak, indirdiği kitablarına inanmak, peygamberlerine inanmak, âhiret gününe inanmak, kadere, hayr ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır" buyurdu. "İhsân nedir? diye sorduğunda da; "Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da, O seni görür" buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Hadîs-İ Hasen
Bildirenler (râvîler) sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hâfızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler. YüceAllah, can boğaza gelmedikçe, (îmânlı) kulunun tövbesini kabûl eder. Bu hadîsi Tirmîzî rivâyet etmiş ve; "Bu hadîs, hadîs-i hasendir" demiştir. (Hadîs-i şerîf-Riyâzü's-Sâlihîn)
Hadîs-İ Mevdû
Bir hadîs imâmının şartlarına uymayan hadîs-i şerîfler. Bir müctehid (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkaran âlim), bir hadîsin sahîh (doğru) olması için, lüzûm gördüğü şartları taşımıyan bir hadîs için; "Benim mezhebimin usûlünün kâidelerine göre mevdûdur" der. Yoksa; "Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem sözü değildir" demez. (Dâvûd-ül-Karsî)
Gadîr-İ Hum Hadîsi
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye giden yol üzerindeki Gadîr-i Hum denilen vâdide buyurduğu hadîs-i şerîf. Peygamber efendimiz Hudeybiye andlaşması veya Vedâ haccı dönüşünde Eshâb-ı kirâmla ( arkadaşlarıyla ) birlikte Gadîr-i Hum denilen mevkiye geldiklerinde istirâhat edip, namaz kıldıktan sonra hutbe okudu ve; "Ben de insanım. Bir gün ecelim gelecek. Size Allah'ın kitâbını ( Kur'ân-ı kerîm ) ve Ehl-i Beytimi ( ev halkımı ) bırakıyorum. Kur'ân-ı kerîmin gösterdiği yola sarılınız! Ehl-i Beytimin kıymetini biliniz" buyurdu. "Ey insanlar! Siz ne üzerine şehâdet edersiniz?" diye sordu. "Allahü teâlâdan başka ilâh bulunmadığına, Muhammed aleyhisselâmın da Allah'ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederiz" dediler. Peygamber efendimiz; "Sizin velîniz kimdir?" diye sorunca; "Bizim velîmiz Allahü teâlâ ve Resûlüdür" dediler. Peygamber efendimiz; "Ey insanlar! Ben size kendi cânınızdan evlâ değil miyim" diye sorunca; "Evet yâ Resûlallah!" dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; "Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır ( beni seven ve yardımcı bilen kimse, Ali'yi de yardımcı bilsin ). Allah'ım ona dost olana dost, düşman olana düşman ol. Ona yardım edene yardım et!" buyurarak duâ etti. Peygamber efendimiz Gadîr-i Hum mevkiinde buyurduğu için, Gadîr-i Hum hadîsi denildi. (Hadîs-i şerîf-Buhârî, Müslim, Ahmed bin Hanbel) Hazret-i Ali'yi seviyoruz deyip, Eshâb-ı kirâmın geri kalanına söğen kimseler, Gadîr-i Hum hadîsini ileri sürerek halîfeliğin hazret-i Ali'nin hakkı olduğunu, Ebû Bekr, Ömer ve Osman (r.anhüm) tarafından haksızlıkla gasb edildiğini ileri sürmeleri doğru değildir. (Abdullah-ı Süveydî)
Hadîs-İ Zaîf
Sahîh ve hasen olmayan hadîs-i şerîfler. Zaîf hadîsi bildirenlerden birinin hâfızası, adâleti gevşek olur veya îtikâdında (inancında) şübhe bulunur. Zaîf hadîslere göre fazla ibâdet yapılır; fakat ictihâdda bunlara dayanılmaz.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · den, senin âleme rahmet olduğundandır. Arş ve kürsi, yerler ve gökler, içlerinde bulunan mahlüklar ve bunların cümlesinin hilkatleri ve nimet bulmaları hep senin hürınetindendir. B
Sayfalar 73–78
Muzaffer Ozak Külliyatı · — 73 _ Hızır Aleyhisselâm, Cenab-i Allaha münacaat edip: «Yarabbi! Bana bir defter verip, o defterde sevdiklerinin ismini bildirdin. Bu zatın ismi burada yok. Bu kimlerdendir?» ded
Sayfalar 94–100
Muzaffer Ozak Külliyatı · cak mahkûma veya kesilecek kurbana ikrâm çoğalır, ama ansızın bıçak boğazına, ip de boynuna geçiverir. Bunların durumları bu misale benzer. Dikkatle oku tekrar tekrar oku. Allah si
Sayfalar 101–107
Muzaffer Ozak Külliyatı · tan taşa çarpacağız. Fakat yine söylüyoruz ki, faydası yok! Gelin kardeşlerim! Allah yoluna, îmana. Gelin yoldaşlarım! Allah Resûlü, Hak nebî, Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sel
Sayfalar 126–134
Muzaffer Ozak Külliyatı · kapıda görününce kadınların hepsi bıçakları ile meyvaların jerine parmaklarını kesmeğe başladılar ve bunun farkına dahi varmadılar. Bunu gören Züleyha, Yusuf Aleyhisselâmı dışarıya
Sayfalar 135–140
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle, bir nûr-u Muhammediyyeyi (aleyhisselâm) dört kısma taksim edip, birinci kısmından Levhi ve Kalemi hâlk etti; kalem, emr olunanı yazdı. Nûrun ikinci kısmından Arş ve Kü
Sayfalar 265–271
Muzaffer Ozak Külliyatı · nasıl cihangir etti. İbret ile oku! Kur'an'ın hem kalıbına, hem de ruhuna sıkı sarıl! Dünyada ve ukbâda necat bul! HİKÂYE Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi. Süley