HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ankara'daki imam ailesi
Seyyid Abdurrahman Efendi, Ankara'da imam ve hatiplik yapan bir babanın oğluydu. “Nefeszâde” lakabıyla, şiirde ise Vâlî mahlasıyla tanındı. Doğum tarihi kaynakta verilmez.
Hacı Bayram Medresesi talebi ve tefsir imtihanı
Ankara'daki Hacı Bayram Medresesi boşalınca bu görevi istemek üzere İstanbul'a geldi. Şeyhülislâm Minkārîzâde onu tefsirden imtihan etti; başarısını görünce İstanbul'da kalmasını istedi, mülâzımı ve oğlunun hocası yaptı. Hacı Bayram Medresesi talebi bir eğitim görevi kaydıdır; tek başına Bayramiyye intisabı anlamına gelmez.
Medreselerden Süleymaniye Dârülhadisi'ne
Bâzirgânbaşı, Ümmü'l-veled, Sekban Ali, Muîd Ahmed, Sahn-ı Semân, Zâl Paşa ve İbrahim Paşa medreselerinde görev yaptı. Ardından Süleymaniye medreselerinden birine ve 1098/1687'de Süleymaniye Dârülhadisi'ne yükseldi. Bu çizgi, tefsir imtihanıyla başlayan öğretim hayatının hadis öğretiminin en yüksek kurumlarından birine ulaşmasını gösterir.
Nakîbüleşraflık
1099/1688'de nakîbüleşraf tayin edildi; Bursa, İstanbul, Anadolu ve Rumeli pâyeleriyle çeşitli kazalar arpalık olarak verildi. 1101/1690'da görevden ayrıldı. Nakîbüleşraflık, seyyid ve şeriflerin nesep ve hukuk işlerini gözeten resmî bir Osmanlı kurumuydu; tarikat postu değildi.
İlim ve ahlâk portresi
Şeyhî onu pek çok ilimde yetkin, öğrenmeye düşkün, gereksiz sözden kaçınan, ilim ve ibadete yönelen, güzel ahlâklı ve vakur bir âlim olarak tarif eder. Bu övgü kalıpları dönemin biyografi diline aittir; somut kurum ve eser kayıtlarıyla birlikte okunmalıdır.
Arapça ve Türkçe şiirleri
Vâlî mahlasıyla Arapça ve Türkçe şiirleri, ayrıca bazı metinler üzerine ta‘lîkātı vardı. Şeyhî eserlerin adlarını veya nüsha yerlerini vermez; bu sebeple katalog ayrıntısı uydurulmamıştır.
Vâlî'nin Türkçe şiirlerinden
Görüp zencîr-i gîsûsın o şûh-ı Leylî-i hüsnün
Düşüp sevdâya oldu dilde âsâr-ı cünûn peydâSadef-sıfat kulağın tut sözüm güherlerine
Zamanla güzelim kân-ı dürr-i irfân olSakın seni kurt yer sözümü tut hazer eyle
Gel koyuna gel kuzucuğum yatma yabandaHayâl-i cünbiş-i zülfünle dil pür-ıztırâb oldu
Resen üzre san ol cân-bâzdır kim lerze-yâb olduBinip bâd-ı sabâya gurfe-i vasla çıkar elbet
Reh-i aşkında yârin Vâliyâ ol kim türâb oldu
Vefatı ve ailesi
1107 Ramazanının sonunda, Ramazan Bayramı'nın ilk günü/1696'da zatülcenp hastalığı sebebiyle vefat etti ve Edirnekapı dışında defnedildi. Büyük oğlu Mehmed Aziz Efendi'ye Vize kazasının geliri maişet olarak tahsis edildi. Kesin mezar noktası doğrulanmadan haritaya eklenmemiştir.
Kimlik sınırı
Bu kayıt; Ankara kökeni, Nefeszâde lakabı, Minkārîzâde'nin öğrencisi oluşu, Süleymaniye Dârülhadisi, nakîbüleşraflık ve Vâlî mahlası birlikte bulunduğunda tanımlanmalıdır.
Medrese basamakları
Kırk akçe medreseden mâzul iken 1080 Cemâziyelâhirinde Bâzirgânbaşı Medresesi ile göreve dönmüş; 1081 Muharreminde Ümmü'l-veled, 1083 Muharreminde Sekbân Ali, 1084 Recebinde Şeyhülislâm Muîd Ahmed Efendi medreselerine geçmiştir.
1087 Ramazanında Sahn-ı Semâniyye'den birine, 1088 Zilkadesinde Zâl Paşa Medresesi'ne, 1091 Muharreminde Sarây-ı İbrahim Paşa Medresesi'nin sâniyesine, 1093 Zilhiccesinde aynı medresenin ûlâsına yükselmiş; 1097 Cemâziyelevvelinde Süleymaniye medreselerinden birine terfi etmiş, 1098 Recebinde Süleymaniye Dârülhadisi'ne tayin olunmuştur.
Kaynak onu ilim ve faziletiyle meşhur, çalışmaya düşkün, birçok ilimde derinleşmiş, boş işlerden yüz çeviren, ahlâkı güzel, edîb ve vakarlı bir zat olarak niteler.