ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
25 sonuç · “Sapık”
01Kunût duası
Namazda kıyam hâlindeyken Allah’a yönelerek okunan dua. Hanefî uygulamasında vitir namazının üçüncü rekâtında tekbirden sonra; bazı mezheplerde sabah namazında veya felâket zamanlarında okunur. Kunût metinleri Allah’tan yardım, bağışlanma ve hidayet istemeyi; O’na bağlılığı ve şükrü ifade eder.
fuhuş, -hşu
fuhuş, -hşu a. [Ar.] İslâmî inanç ve ahlâk değerleri çerçevesine aykırı düşen ve evlilik dışı yapılan cinsel üişkiler yanmda yine din ve ahlâk kurallarma uymayan sapıklıklar ve aşırılıklar. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kökten türemiş pek çok kelime yirmi dört ayette yer almaktadır (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “fhş” maddesi). Hadislerde de sıkça rastlanan bu terim ve türevleri (bk. Wensinck, el- Mu'cem, “fhş” maddesi) sözlük ve terim anlamı yanında “Büyük günah, edepsizlik, iffetsizlik” olarak da nitelenmiş, hatta dinen ve ahlâken yasaklanıp kınanması uygun görülmüştür.
hesâp, -bı (I)
hesâp, -bı (I) a. ÇL^) [< Ar. hisâb] Sözlük anlamı, “saymak,hesap etmek. ” olan bu söz, insanların âhirette sorguya çekilecekleri gün; bu söz Türkçede “hesap günü” olarak da kullanılmaktadır. Nitekim aynı söz grubu, Kur’ân-ı Kerîm’de “yevmü’lhisâb” (hesap günü) ya d “yevme yekûmü’l-hisâb” (hes bın kurulacağı gün) tamlamal rında da görülmektedir v Kur’ân-ı Kerîm’de bu teri kırka yakm ayette yer almakt dır. Yine bu terim benzer kullanım özellikleriy hadislerde de söz konusudu. Hz. Peygamber, im nm esasları çerçevesinde ahr üzerinde durduktan son “hesab” konusunu özellikle vu gulamıştır. hesâp, -bı (II) a. UM Ar. hisâb] İslâmî bilimlerde, s yıların değişik matematik işlem lerinde kullanımmı inceleyen b lim dalı. hesap günü a. bk. hesâp, -bı (D yevmü’l-kıyâme hesap zamanı a. bk. hesâp, -bı [Ar. ] Varlı mevcudiyet anlamında kelâ terimi. heşt-cennet a. (cM o. M [< F. he + Ar. cennet] (sekiz cenne Kur’ân-ı Kerîm’de adlan geçe sekiz cennet. Bunlar şöyle: huld me'vâ, na'îm, âliye, adn firdevs, dârü’s-selâm, hay vân. 313 heybet da hevâ a. [Ar. ] tas. sa Sözlük anlamı, “istek, arzu, hela ves, sevgi. ” olan bu söz, nefsin ve akıl ve dince yasaklanan zararh im unsurlara karşı eğilimi ya da ta hak ve erdem yolundan saparak m, bencil duygulara yönelmeyi ifam, de eden bir tasavvuf terimi. yle Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz, teklik dur biçimiyle on, çokluk biçimiyle sb” on sekiz ayette, hepsi de olumma- suz manada olmak üzere yirmi ret sekiz ayette geçmektedir (M. F. nra Abdülbakî, el-Mücem, “hvy” ur maddesi). Özellikle bunlarm bi IV. rinde, “Furkân suresi” ile “Câsiye suresi” inde “hevâ”smı ilâh mertebesinde [< gören olarak nitelenmiş ve insasanoğlunun sapıklık sebeplerinmden biri olarak gösterilmiştir. bi Tasavvuf inancında ise bu terim, çok önemli bir yer işgal etmiş ve ve her sufî tarafından dinî ve ahlâkî bakımdan en büyük tehlikelerden biri olarak nitelenmiştir. (I)
gurâbiyye
Wr.] İki karganın birbirine benzemesi ölçüsünde Hz. Peygamber ile Hz. Ali’nin birbirine benzediği için Cebrâil’in vahyi Hz. Peygamber’e indirdiği tezini sapıklık ölçüsünde iddia eden bir Şiî grup.
Tûfan
Geniş bir bölgeyi kaplayan büyük su baskını. Dinî literatürde özellikle Hz. Nûh’un kavminin inkârı sebebiyle meydana gelen felâketi ifade eder. Kur’ân kıssasının amacı yalnız tarihî bir afet tasviri değil; peygamber uyarısına karşı direniş, kurtuluş, yeniden başlangıç ve ilâhî sorumluluk temalarını öğretmektir. Tasavvuf şiirinde tûfan, nefsi kuşatan fitne veya aşkın her şeyi aşan dalgası için mecaz olabilir.
dalâlet
Sözlük anlamı “Yok olmak, kaybolmak, şaşırmak” olan bu söz, “Bilerekya da farkında olmayarak doğru yoldan ayrılmak, sapmak veya azmak. ” olarak nitelenmiş ve “Haktan ayrılarak bâtıla yönelme, İlâhî emirlere baş kaldırma ve aykırı davranma. ” olarak da terim niteliği kazanmıştır. Sosyal hayatta ise toplumun ortak değer yargılannı, inanç ve düşünce dünyasmı hiçe sayma veya onları çiğneme olarak telâkki edilmiştir. Dinî inançlar düzleminde ise farklı açılardan yorumlanan dalâlet, Yahudilikte Hz. Musa’nm tebliğ ettiği İlâhî kurallara uymama ve onlara karşı çıkma olarak nitelenmiş; Hristiyanlıkta, teolojik konularda aykırı fikirleri savunmak olarak değerlendirilmiş; İslâmiyette ise Hak yolundan sapmak, haram olana yönelmek, biçiminde anlamlandırılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de türemiş biçimleriyle 218 ayette söz konusu edilen bu terim, mealen “küfür ve inkâra yönelen sapıklık’ olarak gösterilmiştir. Hz. Peygamber de Kur’ân-ı Kerîm’de geçen anlamlarıyla dalâlet konusunu gündeme getirmiş; hatta dualarında, “Dalâlete düşmekten, düşürülmekten, başkalarının sapıklığa düşmesine sebep olmaktan Allah’a sığınırım. ” demeyi dilinden düşürmemiştir.
da hevâ
sa Sözlük anlamı, “istek, arzu, hela ves, sevgi. ” olan bu söz, nefsin ve akıl ve dince yasaklanan zararh im unsurlara karşı eğilimi ya da ta hak ve erdem yolundan saparak m, bencil duygulara yönelmeyi ifam, de eden bir tasavvuf terimi. yle Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz, teklik dur biçimiyle on, çokluk biçimiyle sb” on sekiz ayette, hepsi de olumma- suz manada olmak üzere yirmi ret sekiz ayette geçmektedir (M. F. nra Abdülbakî, el-Mücem, “hvy” ur maddesi). Özellikle bunlarm bi IV. rinde, “Furkân suresi” ile “Câsiye suresi” inde “hevâ”smı ilâh mertebesinde [< gören olarak nitelenmiş ve insasanoğlunun sapıklık sebeplerinmden biri olarak gösterilmiştir. bi Tasavvuf inancında ise bu terim, çok önemli bir yer işgal etmiş ve ve her sufî tarafından dinî ve ahlâkî bakımdan en büyük tehlikelerden biri olarak nitelenmiştir. (I) § tam
Terbiye
1. Kişiyi yavaş yavaş rûhen ve bedenen yetiştirmek, olgunlaştırmak. Oyunun faydası olmaz. Yalnız ok atmayı öğrenmek, atını terbiye etmek ve âilesi ile oynamak haktır. (Hadîs-i şerîf-Hadîka) Peygamber efendimiz; " Bütün çocuklar müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyâya gelir. Bunları, sonra anaları, babaları hıristiyan, yahûdî ve mecûsî yapar " buyurarak, müslümanlığın yerleştirilmesinde en mühim işin çocukların ve gençlerin iyi terbiye edilmesi olduğunu bildiriyor. O hâlde her müslümanın birinci vazîfesi, evlâdına dînini ve Kur'ân-ı kerîmi öğretmektir. Evlât büyük nîmettir. Nîmetin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için pedegoji yâni çocuk terbiyesi İslâm dîninde çok kıymetli bir ilimdir. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) Çocuğun terbiyesine çok dikkat etmelidir. Onun kötü arkadaşlarla düşüp kalkmasına mâni olmalıdır. Kötü arkadaş, çocuğun edeb ve terbiyesini bozar. (İmâm-ı Gazâlî) Zarar veren kediyi, kuduz köpeği ve yırtıcı hayvanları keskin bıçakla kesmek ve vurmak, zehirlemek câizdir. Döğmek câiz değildir. Döğmek terbiye için olur. Hayvanın aklı olmadığı için terbiye edilmez. (M. Hâdimî) Erkek, çocukları terbiyede hanımına yardım etmelidir. Çünkü bebek, anasına, gece gündüz ağlayıp hiç rahat vermez. Onu insafsızca üzen bir alacaklıdır. O hâlde ona imdâd edene Allahü teâlâ yardım eder. (İbrâhim Hakkı Erzurûmî) Allahü teâlâ bir kulunu severse, âhirete yarar işler, iyi, güzel ameller yaptırır. Allahü teâlâdan hidâyet olmazsa, yüzlerce kitab okusa, nasîhat dinlese yola gelmez. Yâni terbiye kabûl etmeyen kimseye nasîhat vermek, öküze tecvîd okutmaya benzer. (İmâm-ı Gazâlî) 2. Edeblendirme, cezâlarını verme. Mısır'daki Fâtımî hükümdârları, Ehl-i sünnetten ayrıldı. Bozuk yollara saptı. Bunlardan Hâkim bi-Emrillah, Müslümanlıktan da çıkmıştı. Dırâr isminde bir dönme, Hâkim'i aldattı. İslâmiyet'i yıkmaya uğraştı. Dırâr'ın talebesinden Hamza bin Ahmed sapık inanışlar uydurmuş, Hâkim'i ve Mısır'daki Derezîleri, bu bozuk yola sokmuştu. Bu inanışları alan Derezîler, Sûriye ve Lübnan'dakileri de aşıladı. İri, inâdcı, yağmacı ve merhametsiz kimselerdir. Sultan Üçüncü Murâd devrinde isyân ettiler ise de Bosnalı Dâmâd İbrâhim Paşa terbiyelerini verdi. (M. Sıddîk Gümüş)
Vvâcib
Lazım, gerekli, lüzumlu ve farz gibi mânâları ihtiva eden Arapça bir kelime. İsm-i fail. Dinen farz mesabesinde güçlü bir yaptırımı ifade eden vacibin, yerine getirilmemesi, terkedilmesi günahtır. Vacibin inkarı sapıklıktır, küfrü gerektirmez (Cürcânî).VÂCİB Lİ–
Hurûmiyye
Bozuk Bâtıniyye fırkasının diğer bir adı. Bu sapık fırkada bulunanlar, birçok haramlara helâl dedikleri için, Hurûmiyye adını almışlardır. (Bkz. Bâtıniyye)
Fâtır Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin otuz beşinci sûresi. Melâike sûresi de denilmektedir. Fâtır sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Kırk beş âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen ve yaratıcı mânâsı olan "Fâtır" kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede başlıca; Allahü teâlânın üstün ve eşsiz yaratma kudreti, mü'min ile kâfir arasındaki fark, insan kalbinin kötülüklerden temizlenmesi ve güzel ahlâk ile bezenmenin lüzûmu anlatılmaktadır. (İbn-i Abbâs, Taberî) Allahü teâlâ Fâtır sûresinde meâlen buyuruyor ki: Allah dilediği kimseleri eğri, sapık yollara kor, dilediği kimselere hidâyet eder. Doğru, iyi yolu gösterir. (Âyet: 8) Kim Fâtır sûresini okursa, dilediğinden girmesi için Cennet'in sekiz kapısına dâvet edilir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî)
Bid'at Ehli
Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb-ı kirâmının yolundan (Ehl-i sünnet îtikâdından) ayrılanlar. Bid'at sâhibi. Îtikâdda (îmânda) ve amelde (ibâdette) dinde olmayan yenilikler ortaya çıkaran kimseler, dinde reformcular. Allahü teâlâ, bid'at ehlinin orucunu, haccını, ömresini, cihâdını, adâletini kabûl etmez. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Mâce) Bid'at ehli, bid'atinden vazgeçinceye kadar, Allahü teâlâ tövbesini kabul etmez. (Hadîs-i şerîf-Taberânî) Bid'at ehli ile oturup kalkmayınız. Çünkü o, kalbi hasta yapar. (Hasan-ı Basrî) Yabancı kadın, bid'at ehli ve fâsıkla berâber olmaktan çok sakının. (Ebü'l-Hüseyin Nûri) Bid'at ehli ile oturmayınız. Onlarla sohbet etmeyiniz. Çünkü sizi dalâlete (yanlış yola, sapıklığa) düşürebilirler. (Abdullah bin Zeyd)
Babaeski
Kırklareli · Türkiye · Kaynağın ifadesiyle “hurûfî sapıklarının işgal edip kirlettikleri” medreseyi yıktırdığı kasaba. İlişkili kişi dosyası Vânî Mehmed Efendi : Vânî Mehmed Efendi (ö. 1096/1685), Hoşap'tan Van, Tebriz, Karabağ ve Erzurum'a uzanan tahsil güzergâhından sonra IV. Mehmed'in hocalığına yükselen; vaaz, tefsir, siyaset ve hayrat faaliyetleriyle XVII. yüzyıl Osmanlı dinî hayatında etkili olan âlimdir.
SÛFÎ OLMADIKLARI HALDE SÛFÎLERE NİSBET EDİLENLER
Avârifü’l-Maârif · 9. bölüm · Kendilerini bazen “Kalenderi” bazen de “Melâmetî” diye isimlendiren bir grup, sûfiler arasında zikredilmektedir. Az önceki bölümde melâmetînin hâlini zikrettik. Onların hâlinin şer
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 48–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · bütün bu alâmetler ölen o kimse için rahmet-i ilâhiyyenin nüzulüne işarettir. Haberde vârid olmuştur ki, Allahu teâlâ bir mü'minin ruhunu kabzetmek murad buyurduğunda, Melek-ül-mev
Sayfalar 57–64
Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi
Sayfalar 65–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına
Sayfalar 73–79
Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan
Sayfalar 80–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · -80 -ları helâke sürüklerler. Çiti, duvarı yani ilmi varsa, kısmen menfaat temini mümkündür. Ilim sahibi olur; bâtını ve zâhiri cem'ederse; helâk olmaktan emin olur. Ilim duvarı sa
Sayfalar 88–95
Muzaffer Ozak Külliyatı · -- Yâ Resûl.. Benim dostlarım da on sınıf kimsedir: Birincisi, zâlim hükümdar ve beylerdir, halkın üzerine âmir olanlardır. Ikinci dostlarım, kibirlilerdir. Üçüncüsü, zâlimlere uşa
Sayfalar 110–115
Muzaffer Ozak Külliyatı · dir. Dünya zorluğu mukabilinde, dünya ve âhiret kolaylığını ihsan buyurur. Hastalık karşılığı sıhhat ve âfiyyet veya günaha kefaret yahut derecâta nailiyyet kolaylığı verilir. Küfü
Sayfalar 103–108
Muzaffer Ozak Külliyatı · lle çalınan ve gösterilen istidrâclar ise ruhânî ve kameridir. Nasıl ki, ay nurunu güneşten alıyorsa, gayr-i müslimlerden zuhur eyleyen olağanüstü haller de Hak velilerinden aldıkl