Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

24 sonuç · “Mücerret

01
Sözlük

Ervah-i mukaddese

( Meleküt âlemindeki mücerret ruhlar. Bu ruhlara kudsiyan, ervah-i kudsiye, ervah-ı dliye, ervah-1 mükerreme ve insani ruhlar gibi isimler de verilir (sr). 2. Bedenlerinden ayrılan ermişlerin ruhlarına da bu isim verilir. Er-zade (¢ 5! + > e!) Bektaşilikte şeyhin, şeyh olan oğlu. Esâmii.ar.( sU!) t. İsim 1. İsimler, adlar. 2. tas. İlahi isimler, âlemdeki varlıkların ve şeylerin hakikatleri (sr). Bkz. Esma, İsim. Esareti. ar. سارة) ( 1. Esirlik, tutsaklık. 2. tas. Hakikate ulaşmaya engel olan zevair (görünüm, dışyüz) (sr). Bedenlerinden ayrılan ermişlerin ruhlarına da bu isim verilir. Er-zade (¢ 5! + > e!) Bektaşilikte şeyhin, şeyh olan oğlu. Esâmii.ar.( sU!) t. İsim 1. İsimler, adlar. 2. tas. İlahi isimler, âlemdeki varlıkların ve şeylerin hakikatleri (sr). Bkz. Esma, İsim. Esareti. ar. سارة) ( 1. Esirlik, tutsaklık. 2. tas. Hakikate ulaşmaya engel olan zevair (görünüm, dışyüz) (sr). İsimler, adlar. 2. tas. İlahi isimler, âlemdeki varlıkların ve şeylerin hakikatleri (sr). Bkz. Esma, İsim. Esareti. ar. سارة) ( 1. Esirlik, tutsaklık. 2. tas. Hakikate ulaşmaya engel olan zevair (görünüm, dışyüz) (sr). Esirlik, tutsaklık. 2. tas. Hakikate ulaşmaya engel olan zevair (görünüm, dışyüz) (sr).

02
Sözlük

Eşbah

| شبا م) Sebeh Ceset, cüsse, cisim, şahıs, karaltı anlamına gelen Şebah'ın çoğulu. tas. Âlem-i eşbah veya cihan-ı eşbâh. Mücerret varlıklarla maddi varlıklar arasındaki bir âlem (sr).

03
Sözlük

Hat

Ayva tüyü, delikanlının yüzündeki sakal. tas. a Gayb âlemi. b Varlık mertebelerinin en yakını olan âlem-i ervahın taayyünatına işaret c Mücerret ruhlar âleminden ibaret olan kibriya âlemi (sr). Hatt u hâlin iki böldü bu cihânın halkını Birini kâfir, birini ehl-i iman eyledi Mısri Zaman-ı hattı geldi yâr lütfun bi-giran eyler Metaın her kişi akşama karşı râyegân eyler Nev'i mm, os Joe

04
Sözlük

Hayret

Şaşmak, şaşırmak. 2. tas. Kalbe gelen bir tecelli (vârit) sebebiyle sâlikin düşünemez ve muhakeme edemez hale gelmesi. Hayret ya delilde olur veya medlulde. Allah'ın varlığını ispatlayan delilde hayrete düşmek zindikhk ve mülhitliktir. Medlulü, yani delille varılan Hakk'ın tecellilerini temaşada hayrete düşmek sıddıklıktır (si 421). Hayzu'r-rical (4 1 (حايز 1, Erkeklerin hayzı. 2. tas. Sâlikin cezbeye kapılarak ve j Hazret-i ilmiye-i amaiye vecde gelerek kendinden geçmesi, bu yüzden hayız gören kadınlar gibi Allah'ın huzuruna çıkamaması, namaz kılamaması hali. Bazı mutasavvıflar kerametleri ve harikulade halleri de bir eksiklik olarak değerlendirir ve bu hallere de erlerin hayzı derler. Henüz irşat ehliyetini kazanamadığı için kendisine uyulmayan ve örnek alınmayan sâlikler de hayız halinde sayılır. İrşat ehliyetini kazandıkları zaman artık er olurlar.: Hazarât-ı hams (> (حضر ات 1. Beş mertebe, beş âlem. 2. tas. Varlığın beş genel ve tümel kategorisi: Mutlak gayb hazreti, a'yân-ı sâbite âlemi; mutlak şehadet hazreti, mülk âlemi; izafi gayb hazreti (bu da iki kısımdır: mutlak gaybe yakın olan kısım, yani ruhlar âlemi, mücerret nefsler ve akıllar âlemi; mutlak şehadet âlemine yakın olan kısım, yani misal âlemi, meleküt âlemi); dört âlemi içeren hazret, insan âlemi. Mülk âlemi, meleküt âleminin mazharı ve tecelligâhı, meleküt âlemi ceberüt âleminin mazharı ve tecelligâhı, ceberüt a'yân-ı sâbite âleminin mazharı ve tecelligâhı, o da ilâhî isimlerin ve vahdaniyet hazretinin tecelligâhı, bu da ahadiyet ve ahadiyet hazretlerinin tecelligâhıdır; böylece hazret ve âlem sayisi yedi olur (kı; cr). Beş hazrete tenezzulat-1 hams denir. Beş mertebe, beş âlem. 2. tas. Varlığın beş genel ve tümel kategorisi: Mutlak gayb hazreti, a'yân-ı sâbite âlemi; mutlak şehadet hazreti, mülk âlemi; izafi gayb hazreti (bu da iki kısımdır: mutlak gaybe yakın olan kısım, yani ruhlar âlemi, mücerret nefsler ve akıllar âlemi; mutlak şehadet âlemine yakın olan kısım, yani misal âlemi, meleküt âlemi); dört âlemi içeren hazret, insan âlemi. Mülk âlemi, meleküt âleminin mazharı ve tecelligâhı, meleküt âlemi ceberüt âleminin mazharı ve tecelligâhı, ceberüt a'yân-ı sâbite âleminin mazharı ve tecelligâhı, o da ilâhî isimlerin ve vahdaniyet hazretinin tecelligâhı, bu da ahadiyet ve ahadiyet hazretlerinin tecelligâhıdır; böylece hazret ve âlem sayisi yedi olur (kı; cr). Beş hazrete tenezzulat-1 hams denir.

05
Sözlük

Husus

(ye (خصو Hak Teala'nın kendilerine hakikatler, haller, makamlar tahsis | ettiği müminler zümresi. Bunlara ehl-i husus ve havas da denir. Hususu'l-husus veya hassu'l-havas ise mücerret tevhit ve tefrit ehlidir. Bunlar halleri aşmışlar, makamları geçmişlerdir. Huş der-dem (4 (فو ش د رد Aklı nefesinde olmak. tas. Sâlikin aldığı verdiği her nefesin şuurunda olması. Nefesi muhafaza, huzura vesile olur. Aldığı verdiği nefesleri denetimi altında tutmayan gaflete düşer, nefsine hâkim olamaz. Nefesine hâkim olamayan, nefsine de hâkim olamaz. Buna hıfz-ı enfas denir.

06
Sözlük

Kanberiye

Hz. Ali'nin Sadık ve vefakâr kölesi Kanber'e nispet edilen, ehl-i beyte bağlılığı, erenlere hizmeti ve mücerretliği simgeleyen, baba tarafından tekbir getirilerek kuşatılan bir kemer (Grp 186), Kandil geceleri tar. يل) 4:3) Bkz. İhya geceleri, | ‘antara i ar, Köprü, yüklü miktarda mal, tas. Dünya. Zira dünya ahiret cihetine geçmek için bir köprüdür. “Dünya bir köprüdür, üzerinden geçiniz, ama tamir etmekle ugrasmayiniz,”

07
Sözlük

Kelime

ÇE) ¢. Kelim veya Kelimat İnsan-ı kâmil, bir bütün olarak ilâhî kemali kendi varlığında gerçekleştiren insan. İlâhî isimlerin hepsi bu insanda tecelli ettiğinden yalnızca yeryüzünde değil, bütün kâinatta Allah'ın halifesi olmaya en layık odur. 2. Tekvin kelimesinin dış âlemdeki mazharları olmaları sebebiyle varlıklardan her biri Allah'ın bir kelimesidir (Kehf Suresi, 109). 3. Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Tekvin kelimesinin dış âlemdeki mazharları olmaları sebebiyle varlıklardan her biri Allah'ın bir kelimesidir (Kehf Suresi, 109). 3. Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı).

08
Sözlük

Kesret-Vahdet

(كثرة - وحد ة) +. Çokluk-Birlik. 2, tas. Bir olan Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk halinde görünmesi kesret, bu çokluğun hakiki | bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk'ı görmeye vahdet denir. | Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvacı | Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ | İçi umman-1 vahdettir yüzü sahra-yı kesrettir | Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ | N. Misti | Merc-i kesret nev be-nev hep bahr-ı vahdetten gelir Âlem-i imkâna her var vahidiyetten gelir | Aczi | Iki mertebede çokluk vardır: makul kesret, yani ilahi isimlerdeki çokluk ve | maddi (zahiri-hissi) varlıktaki kesret; buna meşhut kesret ve kesret-i mezahir de de- | nir. Aslında her iki kesret de gerçekte yoktur. Zira var olan yalnızca Hak'tır. | Çokluk yalnızca görüntüdedir, hakikatte ise birlik vardır (sm). Bkz. Vahdette kesret, Kesrette vahdet. Kesrette vahdet Tefrika, Ke'su'l-hübb Sevgi kadehi, Sâlikin sırı, âşıkın kalbi; kâse mazhar, şarap ise | zahirdir (İFM ir:r 13-114). Bkz. Câm, Kadeh. Keşfi ar. (كشف) 1, Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı meydana çıkarma, sezme, tahmin etme, 2. tas, a Süfilere, göre maddi ve duyulur âlemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb âlemini görmesine engel olan bir per- | de (hicap) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan gö- | rülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir, Keşf, | perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve temaşa ederek vakıf olmak (cr). Mükâşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve — Keşkül: — ee ME METE 2) ruh âleminin seyr edilmesi (TK 11:1252). b İlham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb âlemini görmek suretiyle elde edilir. ¢ İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere موب hiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir (iFH 63). Bkz. Ashab-ı keşf, Ehl-i keşf. Hiç ummadığın bir yerde Nâgâh açıla ol perde Derman eder ol derde 1 Mevlâ görelim neyler Keşf-i ahval-ı kubur Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o âlemdeki hallerini bilmesi (sr; TK 11:1252). Keşf-i havâtır İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı bâtıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tespit etmesi. Keşf-i manevi Hakikatlerin mücerret suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları anlam olarak idrak etmek. Keşfi muhayyel Rüyada veya vâkide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i mücerret Keşifle görülen şeyin aynen vâki olması, hayalin ve mühayyilenin bunda etkili olmamasi, Keşf-i nazari Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Keşfi nazarinin ötesinde ve ilerisinde kesf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-i ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Kesf-i yâni Kıyasa ve istidlâle değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif, Kesf-i zamair Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşkül i fars. (J (كشكو >. Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan Hint cevizi veya abanozdan yapılmış çanak; madeni olanları da vardır. Bazen bunların dua ve çeşitli motiflerle süslendiği de olur. Anadolu'da abdallar, Kalenderler ve Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bu çanakla sadaka toplanırdı. Bazı tarikatlerde nefs terbiyesi icin buna izin verilmişti. İçine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. 2. Çok çeşitli konuları içinde toplayan eserler. Keşkül-i fukara Muhallebiye benzeyen bir tatlı, Kıble Keşkül tercemanı Bektaşilerdeki bu terceman şöyledir: “Fukara-ı bâbullah, sâil-i şâh-i keşkül aşıkane bend-i seyda Allah Allah ey vallah hü dost (AM 29). Kevkebu’s-subh (ard | كب 45) I. Sabah yıldızı, tas İniş mertebesindeki Hakk'ın tecellileri, Hz, Ibrahim'in gördüğü ve “İşte Rabb'im” dediği tecelli (sr), Kevyn i. ar (455) 1, Oluş, olmak, tas. Tüm varlıklar, kainat, âlem, kün (“ol”) emriyle oluşan varlıklar (sı, 432; İFM). Bkz Bevn, Halvet der encümen | Kevn-i cami İnsan-ı kâmil | Kevn-u fesat Oluşum-bozulma Kevn-u fesat âlemi Maddi âlem. Kevnu'l-futur Halkın Haktan ayrı ve farklı hale gelmesi. Bir olan Hakk'ın çokluk haline gelmesi ilahi cemiyetin ve Zati tekliğin dağınık hale gelmesini gerektir- | mez Kevnu's-subh Beliren ilk tecelli, külli nefsin mazhariyetiyle gerçekleşen tecelli (kı) Kevn ve bevn Halk içinde Hakla olmak Hak olması itibariyle değil, âlem olması itibariyle âlemin (hayali-zilli) varlığı (cr; ipy 48, 159) Ayn-ı mevcüdata eyler kudretullahi iyân Bâdiya ayine-i ibret-nümâdır kainat Badii Kevneyn i. ar s5 45) Iki cihan, dünya ve ahiret Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Esrefzade Kıble i ar (43) 1, Kâbe; Kâbe yönü, 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır (sr 373, 392). Hakk'ın cemal-i ba-kemali Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi Kiblem benim ezelde cemalin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin “hale, m <-> “Vie وو A 5 يي Ws ği Kışr

09
Sözlük

Kürsi

(كرسى) Emir ve yasak alanı (iFM). “Değil kürsisiye vaiz. Arşa çıksan adam olmazsın. Kütüb-i ilahi Mücerret akıllar ve nefsler (Kı; sr). = EEE: } Ree aes La - Illa ar. ا لا) - y) Lailahe illallah kelime-i tevhidindeki la, b nefy (olumsuzluk edatı), illa ispat içindir. “Yoktur ilâh, Al- FSB HER ee ee lah vardır ancak” gibi. La (yok) ile mâsivânın ve ağyârın ise 1 yokluğuna, illa (vardır) sözüyle de Allah'ın varlığına ا hükmedilir, Dervişler bu ibareyi okurken bu manaya ve bu: neler bale ‘glee na gore ihbarenin vurgulanarak okunmasına özel itina göspe er çe terirler. Bazı Melamilerin mezar taşlarında rastlanan la ve illa harfleri fenayı ve bekayı simgeler. Bkz. Cârüb-u la, Tasavvuf külli yakmaktır vücudun nâr-i Id ile Tasavvuf nur-i illâ ile insan olmağa derler İbrahim Ma'şüki Lâ ile nef-yi vücut etse eğer bir münkir Yine Mevlâ'ya döner kurtulamaz illâ'dan F. Kam

10
Sözlük

Meczup

İlâhî cezbeye tutulmuş kimse. Tasavvuf geleneğinde Hakk’ın güçlü çekimiyle normal davranış ölçülerinin dışına çıkan kişi için kullanılır. Meczup ile sülûkunu bir mürşid gözetiminde adım adım sürdüren sâlik aynı değildir. Kaynaklar cezbe hâlini mânevî yakınlık işareti sayabilmekle birlikte her sıra dışı davranışı velâyet delili kabul etmez.

11
Sözlük

Menzil

Makam, konak, durak, mertebe seyr ve sülûk esnasında varılan ve geçilen konaklama yerleri. Merâtib-i külliyye (415 تب | 5) Umümi mertebeler, genel kategoriler. tas. Varlığın külli mertebesi altıdır: zat-ı ahadiyet, hazret- i vahidiyet, mücerret ruhlar, nefsler, mülk âlemi, kevn-i câmi, yani insan-ı kâmil. Beş tecelligah, altı mertebe vardır, Zira alttaki bir mertebe bir üstteki mertebenin tecelligahidir. Bu yüzden en üstteki mertebe tecelligâh değildir; zira onun üstünde bir mertebe yoktur. Zat-ı ahadiyete hiçbir sey yansımaz, her şey ondan yansır. Merdan-i Huda Hak erenler; ricâü'l-gayb. Merd-i mutlak Kâmil arif (sr).

12
Sözlük

Mutrip

Hanende, sazende, neşelendiren. tas, a Agâh kılan, vâkıf kılan, haberdar eden, Rabbani âlim. b Remizleri açarak ve hakikatleri açıklayarak ariflerin gönüllerini mamur hale getirmek için teşvikte bulunanlar ve feyz | ulaştıranlar. c Kâmil mürşit. d Mevlevilerde mutrıban (saz) heyeti, | 255 | Mücerret Se Mutribâ sen aşka dair bir havâ bilmez misin Lâedri Mutriphane Semâhanede musiki heyetinin ve ayin okuyanların bulunduğu özel bölüm.

13
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

14
Eser

Sayfalar 25–32

Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl

15
Eser

Sayfalar 33–39

Muzaffer Ozak Külliyatı · bir tahta parçası üzerinde sağ ve sâlim kaldı. anası boğuldu. Işte, o öksüz yavrunun annesinin ruhunu acıyarak aldım. Allahu zül-celâl tekrar buyurdu: — Yâ Azrail.. Ruhunu sevinere

16
Eser

Sayfalar 136–143

Muzaffer Ozak Külliyatı · tekrar yanan deriye kavuşamaz. Ruhu hayvanisi ile bu azabı daima duyacaktır. 2) Yanan veya balıklara yem olan cesetlerin, bu âyeti celileye nazaran tekrar tekrar azaba duçar olması

17
Eser

Sayfalar 141–148

Muzaffer Ozak Külliyatı · dirler. Günümüzde, müslüman geçinenlerin çoğu, zâhiri taharete dikkat ve riayet etmekte ve fakat bâtını temizliğe hiç mi hiç önem vermemekte ve hattâ bunu umursamamaktadır. Bazılar

18
Eser

Sayfalar 152–159

Muzaffer Ozak Külliyatı · (O gün, biz müttekileri binecekleri bineklerle Rahmanin huzuruna foplayacağız.) Cehennemlik olanlardan kurban kesenlerin, kurbanlarını Allahu teâlâ kabul buyurmayacak ve onlar cehe

19
Eser

Sayfalar 177–184

Muzaffer Ozak Külliyatı · - 177.gösterici, nuru evvel. bâ'si sonra Muhammed Mustafa. Müctebâ. Mürtezâ, Fe-kabe kavseyn-i ev-edna. Taki. Naki. Kureyşiyyül-Hâşimiyyül-Arabi, Mekki, Medeni. Haseneynil-ahseneyn

20
Eser

Sayfalar 214–221

Muzaffer Ozak Külliyatı · memiştir. Hayvanlar da, tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, yediklerini ve içtiklerini çıkarırlar, yeniden acıkırlar, dişileri ile çiftleşirler ve ürerler, sıcaktan veya soguktan

21
Eser

Sayfalar 225–232

Muzaffer Ozak Külliyatı · Külû veşrebû heni'en bimâ esleftüm fil'eyyam-il-hâliyeh. Hakka sûresi: 24 Mânayı şerifi: Onlara; geçmiş günlerde işlediğiniz iyi işlerin mükâfatı olarak âfiyetle yiyiniz, içiniz de

22
Eser

Sayfalar 239–246

Muzaffer Ozak Külliyatı · yada ve âhirette lânete uğramışlardır. Onlara, büyük bir azap vardır. Kıyamet gününde iftiracıların aleyhlerinde olarak, kendi dilleri, elleri ve ayakları, bütün yaptıklanna şahitl

23
Eser

Sayfalar 272–277

Muzaffer Ozak Külliyatı · Meal-i münifi: Onlar, dört ayaklı hayvanlar gibidirler. Belki, onlardan daha şaşkan.. Şehvet ve hevâsına tâbi olan insan şeklindeki mahlûklar yemek, içmek, uyumak, cinsi arzu duyma

24
Eser

Sayfalar 302–307

Muzaffer Ozak Külliyatı · hammed aleyhisselâmın nübüvvetine şehadet edip, beş vakit namazı vaktinde eda, zahirinde tadil-i erkâna, farzına, vacibine, sünnetine, riayet, batınında ise Allaha tam teslimiyet,