İrşad III · kaynak sayfaları 136–143
tekrar yanan deriye kavuşamaz. Ruhu hayvanisi ile bu azabı daima duyacaktır.
2) Yanan veya balıklara yem olan cesetlerin, bu âyeti celileye nazaran tekrar tekrar azaba duçar olması için, her defasında yeniden halkolunacağı açıkça anlaşılmaktadır. Hiç yoktan.
alelâde bir pıhtıdan insanı halk ve icad buyuran Allahu teâlâ için, yanan veya balıklara yem olan cesetleri tekrar tekrar yaratmak mı güç gelecektir? Hâşâ...
Ceset, ruhu hayvani ile azabı tadarken; âlem-i berzahta bulunan ruh-u insani de, aynı azabı çekmeğe mahkûm olacaktır.
Zira, korkunç bir rü'ya gören kimsenin hem ruh-u hayvanisinin.
hem de ruh-u insanısinin aynı azabı duydukları herkesçe bilinmektedir. Uykuda iken rahat eden cesedi görenler, onun istirahat ettiğini sanırlar. Oysaki, ateşi olmadan, dumanı tütmeden korkunç rü'ya görenin, gördüğü bu rü'ya tesiriyle azap içinde olduğu gibi, bu azap da hem ruha, hem de cesede tatbik olunacaktır. Cesede ârız olan azaptan ruh eziyyet çektiği gibi, ruha ârız olan azaptan da cesed eziyyet ve azap duyar. Ruh azabına GAM denilir. Ruhun eziyyet duyması ise, cesedin eziyetinden ve azabından daha şiddetli ve daha tesirlidir.
SÜNGÜ YARASI GEÇER, LISAN YARASI GEÇMEZ, derler ki çok doğrudur. Zira, süngü yarası ceset vasıtasıyle duyulan bir azaptır. Dil yarası ise, ruh vasıtasiyle duyulan azaptır.
Bütün bu misallerden de anlaşılıyor ki, kabir azabı hem ruha ve hem de cesede tatbik olunacaktır.
Kaldı ki, ruh ve ceset şekil bakımından birbirlerinin aynıdır. (Abdalların) tâ'ife-i Evliya'dan bedel bırakarak aynı zamanda hem Istanbul'da, hem Mekke-i Mükerremede ve daha bir çok şehirlerde görünmeleri, hattâ kırk adet gibi kesretle kırk yerde aynı zatın görünmesi, cesedin ruh ile aynı, hüvesi hüvesine aynı olduğuna bürhandır.
Dane iken bağı bostan eyledin, Daneyi, yüz dane kıldın âkibet..
nutku âlisiyle, İsmail Hakkı hazretleri bir çok sırlara temas bu.
yurmuştur ki, bu hâlete de işareti vardır.
3) Islâm ölülerine Kur'an-ı kerîm okumakla, günahları affolunmaz. Şu var ki, hastahaneye götürülen hedivye ile o hastanın hastalığı iyi olmaz, amma hasta o ni'metten faydalanır ve memnun olur. Kur'an-ı kerîm, tabiatiyle maddi hediyeye benzemez. O, her şeye şifadır:
Vie nünezzilii min-el-Kur'ani mâ hüve şifâün ve rahmetün lil-mü'miniyn...
El-Isrâ: 82 (Biz, Kur'andan öyle âyetler indiriyoruz ki, mü'minler için bir şifa ve rahmettir.)
Mü'minler için şifa ve rahmettir, buyrulduğuna göre, Kur'an-ı kerim her derde devâ ve her maraza şifadır. O halde mü'minlere şifa ve rahmet olarak gönderilen Kur'an-ı azim-üş şânın, yine mü'minlere dünyada ve âhirette en büyük yardımcı, şifa ve rahmet olacağı sarih ve âşikârdır. Dünyada hak yolu gösterildiğine göre, âhirette de şefi olacağı mutlak ve muhakkaktır.
Femen yâ'mel miskale zerretin hayren yereh ve men yâ'mel miskale zerretin şerren yereh...
El-Zilzâl: 7 - 8 (Kim, zerre ağırlığında hayır işlemişse, onu görecek..
Kim de, zerre ağırlığında şer işlemişse onu görecek..)
Bu âyeti celilede, herkesin yaptığı hayır ve şer, yapana gösterilecektir, buyrulmaktadır. Yoksa, o yaptığından azaba girer diye mücerret bir mâna çıkarmamalıdır. Eger işlediği zerre kadar günah ise, yaptığı günah yapana gösterilerek:
-- Bak, sen bunları yaptın amma seni affettim, denir.
Veya:
- Bak, sen hayır yaptın amma, ben kabul etmedim de denilebilir.
Mü'minlerin ölülerine okunan Kur'an-ı kerîm, yalnız o ölü için okunmaz. O ölüyü kabre getiren cemaate ve o cemaat içinde bulunan meyyitlerin dünya ve âhiret azaplarından kurtulmaları, necata ermeleri için kabirde okunan Kur'an-ı kerîmden diğer bütün mü'min mevtaları da yararlanırlar. Kur'an-ın şifasına ve rahmetine mazhar olurlar ve insafa gelen âsiler de Kur'an-in faydasına erişirler.
Müslüman ölülerine duanın faydası olmasaydı, üzerlerine cenaze namazı kılmaya ve bu namazda gerek o mevta için ve gerekse daha evvel gelip geçen ehl-i iyman için dua edilmezdi.
Kaldı ki:
Velleziyne câu min bâ'dihim yekulûne Rabbenagfir lenâ ve li-hvanın-elleziyne sebekunâ bil-iymani ve la tec'al fi kulübinâ gıllen lilleziyne âmenû Rabbenâ inneke ra'ufin rahiym.
El-Hasr: 10 (Bunlardan sonra gelenler, tabi'iyn ve bütün mü'minler de: EY RABBİMİZ.. BİZLERİ VE BİZDEN ÖNCE
İYMAN EDEN DİN KARDEŞLERİMİZI MAĞFİRET
BUYUR. KALPLERIMİZDE MÜ'MINLERE KARŞI
KIN VE HASET KILMA.. EY RABBIMIZ.. ŞÜPHE YOK Kİ, SEN RÂ'UFSUN, RAHIYMSIN derler.)
»>1, Rabbenagfirli ve li-vâlideyye ze lil-mü miniyne yerme yekumül-hisâb...
İbrahim: 41 (Ey Rabbimiz.. Insanlar hesap için ayağa kalktıkları gün; beni, ana ve babamı ve bütün mü'minleri mağfiret buyurur..)
âveti celilleriyle de duanın lüzumu, ehemmiyeti ve fazileti sabittir. Hesabın evvelinin ise. ölümle başlayacağı muhakkaktır.
Sen. belki de Kur'an-ı kerimde cenaze namazı için bir sara hat yoktur, demeğe de cesaret edeceksin..
Zira. inkâr senin şi'arın olmuştur. Fakat, Sûre-i Tövbe'de:
Ve lâ tusalli...
El-Tövbe: 8+ (Kâfirlerden ve münafıklardan ölen bir kimsenin namazını aslâ kılma..)
emr-i sübhanisi bulunduğuna göre. bundan Müminlere kılınız mânası çıkar. Kula. Allahu teâlâ tecelli etti de, önümüze koyup
üzerine namaz kılıyoruz demeye yeltenme.. Zira. bu namaz ge.
rek o mü'min ve gerekse diğer mü'minler için duadan ibarettir, mücerret Allahu teâlâ'ya kılınan namaz değildir. Bu namazda rükû, secde ve tahiyyat yoktur. Cenaze namazlarında Allahu teâlâ'ya münâcat, Resûl-ü zişâna tevessül ederek o meyyitin af ve magfiretini Haktan niyaz etmek esastir. Allahü teâlâ, dilerse o meyyiti affeder, dilemezse affetmez. Allahu teâlâ, hükmünde galiptir.
Şu halde, kılınan cenaze namazında edilen duaların, ölünün magfiretine sebep olduğu âyetle sâbit olduguna göre, duadan eldal olan Kur'an-ı kerîm okunmasından sevap hâsıl olacağı umulmaz mı? O meyyitin, afv-ı ilâhiye mazhar olacağı ümit edilmez mi? Bahusus, meyyitin ruhuna ithaf niyetiyle Kur'an-ı azim-üşşânı okurken, Allahu teâlâ'yı zikrederek zâkirlerden olacağımızdan, okunan âyeti-celillerden hâsıl olan melikenin o mevta hakkında kıyâmete kadar istiğfar edeceklerini ve o istiğfarlar neticesinde o meyyitin ruhunun safaya ereceğini muhakkak bilmek lâzımdır.
stra'ss Elleziyne yahmilin-el arşe ve men havlehû yüsebbihûne bi-hamdi Rabbihim ve yü'minûne bihi ve yestagfirûne lilleziyne âmenû Rabbenâ vesi'te külle şey'in rahmeten ve ilmen jagfir lilleziyne tâbû vet-tebe'û sebiyleke ve kıhim azab-el-cahiym..
El-Mü'min: 7 (Arşı hâmil olanlar ve onun etrafindakiler, arşı favaf eden meleklerin sâdâtı, Rableri celle şâneye hamd ile tesbih ve ona iyman ederler ve mü'minler için şöyle mağfiret dilerler: EY RABBIMiZ.. RAHMET VE IL-
MIN HER ŞEYE VÂSİDİR. O HALDE, TOVBE EDIP YOLUNA TÂBİ OLANLARI MAĞFiRET VE CEHEN-
NEM AZABINDAN HIFZET..)
Bunu şövle bir teşbih ile de anlatabiliriz: Bir hastanın yara sına sürülen merhem, o varanın tamamiyle iyileşmesine kâfi gelmezse dahi. hiç olmazsa o t'aradan mütevellit ağrı ve sızıları giderir ve hastaya biraz olsun rahat nefes aldırır. değil mi? Meyvit için okunan Kur' andan da. o meyyitin durumuna göre. rahmet-i ilâhi tecelli eder. Günahkârların. hesap gününe kadar azapları hafifletilir. Cehennemliği. mutlaka cennetlik vapmaz da de.
nilemez. Allahu teâla dilerse. cennetlik de yapabilir? (Bu cehennemlik kulumu, cennetlik yapacağım; ne dersin?) dive sahte mürşitlerden danışacak değil va Insanlarda bulunan beş duygunun her birisiyle, vaptığımız sevapları idrak edebiliriz. Bu beş duygu zâhirdir. Bir de. bâtını beş duygu daha vardır ki. yaptığımız iyi amellerden kazanılan sevabı, bu bâtıni duygularla da idrak etmek mümkündür.
Evvelâ. nazargâh-ı ilâhi olan kalp, safaya erer. Harfsiv.
savtsız ve cihetsiz hitaplar kulağa gelir. Göze. ibretle bakmak ve görmek hidayeti verilir. Ağız, zikr-i ilâhiden nasibini alarak güzel konuşmak mazhariyvetine nail olur. Buruna. Muhammed ve cennnet kokuları duyurulur.
Ama, sen bu sevapları yaparak bu nimetlere erişemiyorsan, senin havassı hamse-i zâhirende ve havassı hamse-i bâtınan da mutlaka hastalık vardır. Sevabı. beş duygumuzdan hangisi ile idrak edebileceğimizi araştıracağına, derdine derman ara.
kendini tedavi ettir. bu şek ve şüphe hastalıklarından kurtul. rahata ve felâha kavuş.. Her şeyden önce. Allah kelâmı olan Kur'an-ı azim-ül-bürhana karşı daha saygılı, daha edepli olmasını öğren.. Ayet-i celillerden bahsolunurken: (Sizce yanlış mıdır?)
gibi ne iyman ve islâma, ne akıl ve irfana ve ne de edepli ve terbiyeli bir insana yakışmayan ifade tarzları kullanılmaz.. Allah kelâmının yanlış mı, doğru mu olduğunu tayin ve takdir etmek,
âyetler üzerinde yersiz ve sebepsiz münakaşa ve münazaralara girişmek, insanı yanlız dalâlete götürmekle kalmaz, dünya ve ukbâda zelil, rezil ve sefil olmasına da sebep olur. Ilâhî hükümleri muhakeme etmek kudretve selâhiyvetini ancak dinsizler ve kâfirler benimserler. Bunu da böylece bilmiş ol ve bu sözlerime de bir itirazın varsa, Kur'an-ı kerîmden âyetler ve deliller göstererek reddet bakalım.
Ibadetler, insanı cennete ve kabahatler de cehenneme götürmez. Cennet fazl-ı ilâhiyledir. Cehennem de, adalet-i ilâhiy.
ledir. Ibadetler, kulun vazifesi, yapmakla mükellef bulunduğu görevidir. Ibadetler, insanı hiç bir zaman nârdan azat edemez.
Nârdan azat olabilmek, Allahu tâlâ'nın af ve mağfireti, fazl-1 ilâhiyyesi sayesinde mümkün olur. İyi karekterli, üstün vasıflı, temiz ahlâklı insan olmak ise, cehennemlik olmadan saadete erişmektir. Sâlihlerin ve âitlerin, belki bizim Kur'an okumamıza ihtiyaçları bulunmayabilir. Ancak, bizim okuyacağımız Kur'an ile onları unutmadığımızı, kadirşinas olduğumuzu ispat ve aynı zamanda bizden sonra gelecekleri de iyiliklere dâvet ve insanlığa icabet ettirmiş oluruz. Yani, onlara:
— Ey evlâtlarımız.. Sizler de böyle iyi insanlar olursanız, sizi de sizin evlâtlarınız ve sizden sonra gelecek nesiller böyle hayırla, iyilikle ve Kur'an ile anarlar, sizi de unutmazlar ve hatırlarınızı yaşatırlar, telkininde bulunmuş oluruz. Hiç bir faydası olmasa bile, hatırlanmak, sevgi ve saygı ile anılmak fena mı?
Kaldı ki, bu hatırlayış ve anış, zengin ve sıhhatli kimselere hediye göndermemize benzer. Gönderilen hediye o zatın ihtiyacını değil, bizim insanlığımızı ve vefakârlığımızı gösterir.
Şimdi de, dördüncü maddedeki soruları gözden geçirelim.
Diyor ki:
A) Hz. Âdem'e secde emrinin sebebi nedir? Yusuf sûresinin 100. âyetinde, Hz. Yusuf'a babasının ve kardeşlerinin secde etmelerinin sebebi nedir?
B) Iblis'in Hz. Adem'e secde etmemesinin sebebi nedir?
Nasıl oluyor da Iblis Allah'ın emrine karşı fikir beyanında bulunarak (A'raf sûresi âyet 12) «Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın» diyerek isyan edebiliyor?
Kura'n-ı kerimde IBLIS ile ŞEYTAN kelimeleri geçiyor. İBLİS ile ŞEYTAN arasındaki fark nedir? Kehf sûresi 50. âyette Iblis'in cinlerden olduğu ve zürriyeti bulunduğu kayıtlıdır. Bununla beraber Yâsin sûresi 60. âyette ise, ŞEYTANA TAPMAYIN buyurulmaktadır. O halde, Iblis veya ŞEYTAN tek midir, çoğul mudur? Çoğul ise nasıl çoğalıyor? Tek ise, Kur'an-ı kerîmde çoğul olarak, âyetlerin bulunması neyi ifade eder? Iblis'in zürriyeti olduğuna göre, birden fazla oldukları anlaşılıyor ise, Hz. Âdem'e secde etmeyen hangisidir? Insanları kötü yola sevkeden IBLİS mi, yoksa ŞEYTAN mıdır?
C) Iblisin ateşten yaratılması neyi ifade eder? Bu ateşin şeklini cinsini belirtir, yaşama gücü hakkında malûmat verebilir misiniz?
D) Kâbe'ye Beytullah denmesinin sebebi nedir? Allah, her yerde hâzır ve nâzır olduğuna göre, Kâbe Allah'a mekân olabilir mi? Hacı namzetlerinin, şeytan taşlamalarına sebep nedir?
Şeytan, maddî midir ki atılan taşlardan ziyan görsün?
Cin şeytanı ile insan şeytanının elele ve başbaşa vererek hazırladıkları bu sorulara cevaplarımız da şunlardır:
1) Adem aleyhisselâma secdenin sebebi, Allahu tâlâ'nin Adem'e hulûl etmesi değildir. Meleklere, Adem aleyhisselâma secde etmeleri emrolunmuştur amma, bu secde SECDE-I TÂ'ZIM dir, SECDE-I-IBADET değildir. Bu secde emri daimi de değildir, bir defaya mahsus geçici bir emirdir. Eğer, emr-i daimî olsaydı, Efdal-ül Enbiyâ efendimize, melikenin secde etmeleri elbette ve elbette lâzım gelirdi ki. ne Kur'an-ı azimde cümle meleklerin ne de ferden melikenin Resûl-ü Efham efendimize secde ettiklerine dair bir âyet, bir delil olmadığı gibi Hadis-i Nebevilerde de (CEBRAIL, BANA SECDE ETTI..) diye bir haber vârit olmamıştır. Buna mukabil: