Ara
Menü

Sayfalar 144–151

1.801 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 144–151

Innallâhe ve mel'iketehû yusallûne alen-Nebiy - Yâ eyyühelleziyne âmenû sallû aleyhi ve sellimû lesliymâ...

(Allahu teâlâ ve melekleri, Nebiyullah'a salât ederler.

Ey iyman edenler.. Siz de ona salât ve selâm edin..)

emr-i sübhanisi ile, mü'minlere Resûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize salâvat okumaları irade ve ferman buyurulmaktadır.

Allahü tâlâ'nın ve meleklerinin bu salâtına ne mâna vereceksin? Eger, bu salât Nebiyyi muhtereme secde olsaydı, başta Ehl-i beyti olmak üzere bütün ashabı, ensarı Resûller Resûlüne secde ederlerdi.

Demek oluyor ki, şeytanın secde etmek hususunda itirazı Hz. Âdem aleyhisselâmadır. Allahu teâlâ'ya secdeye itirazı yoktur. Melekler, Adem aleyhisselâma secde ile emrolunmuşlar ve secde etmişlerdir. Bu emir bir defaya mahsus ve münhasır kalmış ve bu emirden sonra Adem aleyhisselâmı gördükleri her yerde secde etmemişlerdir. Netekim, Cebrail aleyhisselâm da Adem aleyhisselâma nâzil olmuş, fakat ona secde etmemiştir.

Adem aleyhisselâma secde emrolunması, onun iliminden ve Halife'tullah olmasındandır.

Yusuf aleyhisselâma secde edilmesi keyfiyetine gelince:

Ilk Okul tahsili görenler de bilirler ki, o devirde saray teşri fatı böyle idi. Hemen ilâve edelim ki, bu secde de Allahu teâlâ'ya edilen secde gibi SECDE-İ-İBADET DEĞIL, SECDE-I TÂ,ZIM- DIR, ki farkı zinâ ile cimâ gibidir. Bunlar nasıl ki fiil bakımından aynı ve fakat mâ'na bakımından tamamiyle ayrıdır. Yusuf âleyhisselâmı, yolda görenler secde etmezler, sarayda tahtına oturduğu zaman teşrifat icabı olarak kendisine secde ederlerdi.

Bu, yukarıda da belirtmeğe çalıştığımız gibi tâ'zim ve hürmet için yapılırdı.

Netekim, Osmanlı padişahlarına da aynı şekilde tâ'zim ve hürmet kasdiyle secde edilirdi. Hâşâ sümme hâşâ, Padişahlar Allah mı idiler? Aralarında âdilleri ve zâlimleri de vardı, fakat bu secdeye senin aldığın ve anladığın mâ'nada telâkki edenini kat'iyyen gösteremezsin.

2) Iblis'in Hz. Adem aleyhisselâma secde etmemesinin se bebini, Kur'an-ı azim-üş-şân hiç bir tereddüde yer vermeyecek açıklıkla beyan buyurmaktadır. Iblis, kendisini Hz. Adem aleyhisselâmdan yüce ve yüksek görmüş, kibirlenmiş ve bu yüzden ona secde etmemiştir:

1oposo Ve iz kuinâ lil-melâ'ike't-iscüd-û li-Âdeme fesecedû illâ Ibliyse ebâ vestekbere ve kâne min-el-kâfiriyn...

El-Bakara: 34 (Ve o vakit meleklere: ÂDEM'E SECDE EDIN, diye emrettik. Melekler, hemen secde ettiler. Yalnız, Iblis dayattı ve secde etmeyi kibrine yedirmedi ve kâfirlerden oldu..)

Müfessiriyn-i kirâm, bu son âyeti yorumlarken, ilm-i ilâhide zaten kâfirlerdendi veya emr-i ilâhiyi kabih görmekle kâfirlerden oldu buyurmaktadırlar.

Şeytana ait, şeytanca sorularla, şeytana taş çıkaran şeytan uşağı: Iblis'in, Allahu teâlâ'ya bu isyanına neden şaşıyorsun? Allahu teâlâ ya iyman ve ibadet etmeyen, Peygamberle muhaseme eyleyenlerle; Şeytanın Allahü teâlâ'ya bu itirazı arasında, mâ'na ve mahiyyet bakımından ne fark vardır? Bu âlemde, başta sana benzer müdiller olmak üzere, nice yüz binlerce Irgâd, Cilt: 3 - F: 10

kişi, günün yirmi dört saatinde, tıpkı şeytan gibi Allahu teâlâ'ya açık açık karşı gelmekte, ilâhi emirlere itiraz etmektedirler. Iblis sıfatında kişiler çıkmakta, bütün islâm âlemine, bütün islâm âlimlerine, müezzininden müftüsüne varıncaya kadar bütün ehl-i-iymana sorular sormaga yeltenmekte ve sonra da:

— Sorduklarıma hiç birisi cevap vermedi. İslâm âleminde benden daha âlimi, benden fâzılı yok.. Ben, hepsinden üstünüm, hepsinden hayırlıyım.

diyerek böbürlenmekte ve kibirlenmektedir.

Süretin, siyretine şâhittir;

Başka şâhit aramak zâ'ittir..

Şeytan ile gece-gündüz işbirliği halinde bulunduğu, kendisiyle küfür, isyan ve dalâlet yolunda daima atbaşı beraber olduğu bu cehennem yolcusuna, ortağının adlarını ve lâkaplarını da sayalım:

Hz. Adem aleyhisselâma secde emrine kadar, ŞEYTAN'ın ismi HARIS idi. Emr-i-ilâhiyyi dinlemediğinden dolayı, o vakte kadar yaptığı ibadetlerden iflâs ettiğinden MÜFLIS ve İBLİS olmuş ve emr-i-ilâhiden sonra da Allahu teâlâ ile muhaseme ederek fikir beyanında bulundugundan ötürü Rahmeti-ilâhiden de tardolunarak ŞEYTAN adını almıştır.

Iblis, müflis mânasındadır. Yüzlerce yıldan beri yaptığı ibadelerinin isyanı sebebiyle havaya gitmesinden dolayı ona IBLIS denilmiş ve Rahmetten tardolunduğundan ŞEYTAN adı verilmiştir.

Şeytanın çoğalması da, Ademoğullarının çoğalması gibidir. Hz. Adem aleyhisselâmdan sonra nasıl ki, âdemoğulları çoğalmışsa, şeytan da öylece çoğalmıştır. Şu farkla ki, Hz. Adem'den Hz. Havva halk olunmuş ve onların zürriyetleri bir kadınla bir erkeğin cem'inden Ademoğulları dünyaya gelmiştir. Şeytanın çoğalması ise, onun bir tarafı erkek bir tarafı kadındır ve kendi kendine cem'olarak zürriyet sahibi olmuştur. Şeytanın zürriyeti de, Ademoğullarının zürriyetinin adedi kadardır. Yani her Ademoğluna cin şeytanlarından bir tane, insan şeytanların-

dan ise binlercesi düşer. İnsanların hilkatinde, kendisiyle bir şeytan yaratılır, ki ona HANNÂS denir. Bu HANNÂS'ın makamı insanın göğsüdür.

vÛ5Ût, Min şerr-il vesvâs-il hannâsi ellezi yüvesvisü fi sudir-in-nâsi min-el cinneti ven-nâs...

En-Nâs: 4 - 5 - 6 (De ki: GEREK CINDEN ve GEREK İNSTEN OLSUN

INSANLARIN KALPLERINE VESVESE VEREN O

SİNSI ŞEYTANIN ŞERRİNDEN, İNSANLARIN RAB-

BI YEGÂNE HALIKI VE MALİKİ, MÂBUDU ALLA-

HU TEALÂ YA SIĞINIRIM.)

Bu âyeti celile, işte bu HANNÂS'a işarettir. O Hannâs ki insanın göğsündedir. Dışarıdaki şeytan ile teşrik-i mesâi eder. Işte, bu Hannâs'ın islâm olması caizdir. Fakat, ona musallât olan şeytanın iymanına imkân yoktur. Evliyâ'ullahın (BEN ŞEYTA- NIMI İSLÂM ETTİM..) buyurmaları, Hannâs'ın islâm olmasıdır ve Hz. Yunus Emre'nin:

Nefsini islâm etsin, var ise kerameti..

buyurduğu da buna işarettir.

Yâsin sûre-i celilesinde: ŞEYTANA |BADET ETMEYIN emr-i sübhanisine gelince, bilindiği gibi ibadet dua olduğu kadar itaat mânasına da gelir. Şu halde, ŞEYTANA UYMAYIN, ONA ITAAT ETMEYIN mânası da vardır.

Şeytanın adlarını ve tek mi, çok mu olduğunu yukarıda kâfi derecede açıklamış bulunuyoruz. Bu izahlarımızdan da anlaşılacağı veçhile, İblis ile Şeytan bir şahsın sıfatıdır. Hz. Âdem aley-

--148 hisselâma secde etmeyen, kavm-i cinniden kalan ve helâktan kurtulan tek mahlûk olup şeytan onun zürriyetinden çoğalmıştır.

Iblis'in on bir ismi vardır. Meselâ, senin adının da Mehmed Başkıran, yahut Dişkıran oldugu gibi, şeytanın da insanları kötülüklere sevkeden isimleri pek çoktur. Zürriyeti de insanların sayısı kadardır ve her zaman, her yerde insana musallât olurlar. Bizleri Haktan men'edenler de işte bu şeytanlar ve onların piçleridir. Adem aleyhisselâma secde etmeyen büyük şeytan ise.

büyük zevatla uğraşır. Kişinin mânevi kuvvetine göre, şeytanı da kuvvetlidir.

3) Şeytanın ateşten yaratılması, NÂRİ olduğunu ispat eder.

Bu yüzden kibire düşmüş ve kendisini üstün görmüştür. Malûm olduğu gibi, ateş yandığı zaman alevi yükselir. Toprak ise, kibirsiz ve mütevazidir. Şeytan ile ülfetimiz olmadığı için şeklini, eşkâlini ve kıbalini tarif ve tavsif edemeyeceğiz.

Şeytana. kıyâmete kadar yaşama gücü verildigi ve bu gücünün küçümsenmeyecek bir şey olduğu da herkesçe bilinmektedir.

Yukarıda, şeytanla ülfetimiz yoktur dedik amma, hemen ilâve edelim ki, insan şeytanlarını gayet iyi tanırız. Bunlar, halkı bir takım vesvese ve safsatalarla önce idlâl ederler, sonra da bir güzel soyarlar. Kendilerine evliyalık süsü verirler ve din-i Ahmed'e ihanet ederek:

- Beş vakit namaz yoktur. Yalnız geceleri iki rekât mi'râç namazı vardır, nev'inden aslı esası olmayan, Kur'an-a ve islâma uymayan bâtıl iddialarla, islâmın binasını tebdile kalkarlar. Saf mü'minlerin kalplerine kuşku tohumları ekerek, onları sırat-ı-müstakimden ayırırlar. Bir şeyler biliyorlarmış edâsiyle sorular sorarlar ve:

— Bak kimse cevap veremedi, diyerek öğünür ve böbürlenirler.

Işte, bunlar şeytan aleyh-il-lâ'nenin çırakları ve yardakçıarıdırlar. Bunlar, dalâlette Iblis'i emekliye ayırmışlardır. Bunların yaptıkları fitne ve fesadı yapmak hususunda, Şeytan Allahu teâlâ'dan korkar.

Öyle değil mi? Ey, şeytanın yardakçısı Başkıran... Şeytan- Ilkta ustanı fersah fersah geçtin ya; bu anlattıklarım kalın kafana girdiyse, bunun böyle olmadığını Hazret-i Kur'an'ın âyetleri ile ispat etmek yine sana düşer.

4) Kâbe'ye BEYTULLAH denilmesinin sebebi, bu makamın kudsiyyetindendir. Bütün mescitler mukaddestir ve Beytullah'tır. Yerler ve gökier ve içerisinde bulunanlar, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen bütün âlemler Allahu tâlâ'nındır. Allahu sübhanehu ve teâlâ'nın - Hâşâ - mekâna ihtiyacı yoktur. Öyle mukaddes yerler ve Hak teâlâ'ya iltica olunan vâdiler vardır ki, oralarda Hakka dua edilirse, o dua reddolunmaz. Buna izafeten ve o yerin şeref ve itibarını belirtmek bakımından tamamiyle izafi olarak Kâbe-i-Muazzamaya BEYTULLAH denilmiştir. Netekim, Hz. Isâ aleyhisselâma da RUHULLAH denilmiştir.

Sen duayı unuttuğun, daha doğrusu şeytan gibi huzuru ilâhiden tard ve teb'id olunduğun için, bu söylediklerimi anlayabilmen biraz müşkil olacaktır. Buna ragmen sana soruyorum:

- Beytullah denilince, acaba ne anlıyorsun? Allahu teâlâ, orada oturuyor mu sanıyorsun? Sualine bakılırsa, bu kanaatte olduğun anlaşılıyor. Kâbe-i Muazzamaya Beytullah adı verilmesinden, senin sandığın ve anladığın gibi Allahu tâlâ'nın orada oturduğu mânası çıksaydı, Ruhullah denilen Hz. Isâ aleyhisselâm'in da, Allahu tâlâ'nın ruhunu hâmil olduğu anlamı ortaya çıkardı. Halbuki, Hz. Isâ aleyhisselâm'ın babasız olarak yaratıldığı, âyeti celile ile sâbit bulunduğundan ona RUHULLAH denildiği gibi, kudsiyetine ve islâm alemindeki şeref ve itibarına binaen de Kâbe-i- Muazzamaya Allahu tâlâ'nın evi izafe olmuş ve bu izafetle BEYTULLAH denilmiştir.

Hacca giden mü'minlerin,, Şeytan taşlamaları Hz. Ismail aleyhisselâmın sünnetine ittibâ içindir. Şeytan; Mine denilen yerde, Hz. Ibrahim aleyhisselâmın oğlu Hz. Ismail aleyhisselâmı kurban etmeye götürdügünü görmüş ve bugün işaretleri bulunan o üç makamda insan şeklinde temessülüne binaen yedişer taştan

yirmi bir taş atılır ki, bu yedi taştan her biri bir remze işarettir.

Insanda, şeytanın yedi sıfatı vardır. Bu sıfatlardan her birini kendisinden attığına alâmet olmak üzere, her birisi için birer taş atılır. Yoksa, şeytan bu üç makamda duruyor da, hacılar bu taşları ziyan görsün diye şeytanın başına atıyorlar demek degildir.

Bu üç makamdan birisi Hz.Hacer'e, birisi Hz. Ismail'e, birisi de Hz. Ibrahim'e insan şekline temessül ederek görüldügü yerlerdir. Atılan yedi taşın remzettiği sıfatlar da U'CUB, RIYÂ, Ki- BİR, HASED, GAZAB, HUBBU CÂH ve HUBBU MAL'dır. Hacı olanların bu kötü ve çirkin sıfatlardan soyunmaları gerektiğini telmih içindir.

Burada, şeytana ve şeytanın yardıkçılarına cevap vermege biraz ara verelim de sizlerle dertleşelim:

Ey Ehl-i-iyman..

Sizlerden, arz-1-itizar eylerim. Bu dersimizi, maalesef şe!tanla sıkı iş ve güç birliği yapan şeytan bendlerine hasr-1 tahsis etmek zorunda kaldık. Fakat, görüyor ve anlıyorsunuz ki, İblisler nerelere kadar kol atmışlar, saf ve ma'sum insanları kandırmak, bâtıl inançlarına onları inandırmak için nerelere kadar uzanmışlardır. Bakınız, hak yolu olan sırat-ı müstakimi yitirmiş olan bu gafiller kervanının başı daha neler soruyor:

A) Sırat, dünyada mı yoksa âhirette mi geçilecektir? Âhirette ise, adı geçen sıratın kâinatın neresinde olduğunu açıklavabilir misiniz?

B) Fâtiha sûresinin 6. ve Yâsin sûresinin 4. ve 61. âyetlerinde sıratın nerede olduğu ve ne oldugu kayıtıı iken, sıratı başka bir âlemde geçeceğimizi iddia etmeniz, Kur'an-ı kerime aykırı degil midir?

Allahu zül-celâl hazretleri, Kur'an-ı yanlış tefsir ederek islâmiyyeti yanlış öğütlediğinizden dolayı size hesap sormayacak mıdır?

C) Kurban kesmekle. kesilen kurbanın üstüne binilerek Sırat geçilecegi dogru mudur? Hayatta iken birden fazla kurban kesenler, kestikleri kurbanın hangisi ile sıratı geçeceklerdir?

Cehennemlikler de, şayet kurban kesmişlerse, kestikleri kurban ile sıratı geçebilirler mi?

D) Kurban kesmekle muhakkak sırat geçebiliyorsa, iyi amelin ne değeri olabilir? Cehennemlikler şayet kurban kesmek le sıratı geçemezlerse, cennettekilerin kurban kesmeleri niçin lüzumludur?

Allahu tâlâ'nın izn-ü inayeti ile bu soruları da cevaplayalım:

1) Sırat, yol ve köprü mânasınadır. Sırat, hem dünyaya gelirken, hem dünya hayatında, hem de bundan sonraki âlemde vardır. Ahiretteki sırat, henüz yaratılmadığından, yaratıldığı vakit kâinatın neresinde olacağını görüp, öğreneceğiz.

2) Sûre-i Fâtiha'da ve Yâsin-i-şerifte işaret buyurulan sırat, doğru yol, islâm yolu mânalarına gelir. Bu mâ'nalara gelmesi, âhirette olacak sıratı inkâr etmemizi gerektirmez. Sırat-1islâma girenler ve bu doğru yolda gidenler, âhiretteki sırattan da dostdogru geçeceklerdir.

Acaba, sen ey iyman, irfan ve iz'an fukarası.. Her şeyi dünyada mı biliyor; âhireti ve âhiret hayatını inkâr mı ediyorsun?

Ey sahte mürşid.. Ey lâf bezirgânı.. Ey bâtılın ve dalâletin şarlatını.. Bu sualinle, aklın sıra evliyâ'ullahın akaidini tenkide mi hevesleniyorsun? Ey zulmet bataklıklarının sahte velisi.. Aşıkların sultanı Yunus Emre kuddise sirruhu:

Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir..

buyurmak suretiyle sıratı kabul ediyor.

Herkesin bir sıratı vardır. Senin sıratın, kâinatın neresindedir? Acaba sen sıratını biliyor musun?

3) Kurban kesen mü'minler. Allahu teâlânın rizası için kestikleri kurbanlarının. ind-i ilâhide kabul olanına binecekler, kabul olunanlardan arta kalanlarını da, kurban kesemeyen fakir mü'minlere hediyye ederek onları bindireceklerdir.

Yerme nahşir-ül-mültekryne iler-Rahmani vefdâ...

Meryem: 85

Sayfalar 144–151 · İrşad III — tarikat.org