İrşad III · kaynak sayfaları 152–159
(O gün, biz müttekileri binecekleri bineklerle Rahmanin huzuruna foplayacağız.)
Cehennemlik olanlardan kurban kesenlerin, kurbanlarını Allahu teâlâ kabul buyurmayacak ve onlar cehennemlik olduk.
larından binege binmelerine de hacet kalmayacaktır.
Ve nesûk-il-mücrimiyne ilâ cehenneme virdâ...
Meryem: 86 (Mücrimleri de, susuz olarak cehenneme sürecegiz.)
buyurulmuştur.
Hiç bir amelle sırat muhakkak geçilmez. İyi ameller, sıratın geçilmesine belki sebep olur. Ehl-i cennet olanlar, mutlaka ivi amelleri ile cennete nail olmuşlardır. İyi amellerin boşa gitmediğini ve o iyi amel sahiplerinin bundan dolayı büyük ni'metlere erdiklerini bu işaretle anlamak lâzımdır.
Sorular devam ediyor ve sahte mürşit şunları da öğrenmek istiyor.
A) Peygamberimizin yedi kat göklere çıkmak suretiyle Mirâç, yaptığı doğru mudur?
B) Mi'râç, muhakkak göklerde mi olmuştur?
C) Allah, her yerde hâzır ve nâzır olduğuna göre, Resûl-ü Ekrem efendimiz Allah'ı her yerden müşahede edemez miydi?
Allah için gökler mekân olabilir mi?
D) Yedi kat göklerin, uzaydaki durumu hakkında bir açıklama yapabilir misiniz?
Şimdi de bu soruların cevaplarını verelim:
1) Resûl-ü-Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin, Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya kadar gittiği ve oradan da —Mâşâ'allah— semaya urûç eylediği Kur'an-ı âzimül-bürhan ile sâbit ve mukayyettir. Bu itibarla. Mi'râc-1-güzin hiç bir şüp-
he ve tereddüde mahal olmayacak kat'iyyet ve vüzuhla vâkidir, haktır ve doğrudur.
2) Vukuu muhakkak olan mi'râcın göklerde mi olduğu sorusu, yalnız küfrün ve iymansızlığın delili değil, aynı zamanda cahilligın, kendinı bilmezligın de apaçık senedidir. Bugünün muasır ilmi, senin gökyüzü dediğin o sonsuz, uçsuz bucaksız âlemin künhüne varamamıştır. Daha isimlerini bilmediğimiz. hattâ uzaktan dahi göremedigimiz bir çok yıldızlar, seyyareler bulunduğunu, müsbet ilimle ugraşanlar tereddütsüz kabul etmekte.
bilinenlerin ancak gözlerimizle görebildiklerimiz olduğunu da çekinmeden itiraf etmektedirler. Sen, üzerinde yaşadığın bu kutsal yurdun coğrafî sınırlarını anlatabilmekten âciz, ayın ve güneşin dünyamıza ne kadar uzaklıkta bulunduklarını dahi bilmekten gafil iken, yedi kat göklere nasıl akıl erdirebilir, hele Mi'râç gibi müstesna bir hâdisenin künhüne nasıl vakıf olabilirsin?
Hoş, aczini ve cehlini bilsen, başından büyük sorular sormaga da kalkmazsın ya: bu sualinle Allahu azze ve cellenin kudret ve azametinden de gafil bulundugun ne güzel anlaşılıyor.
Eğer, Rabbinin' kudret ve kuvvetine vakıf olabilseydin, dudakların uçuklar, böyle mânasız sorular soramazdın.
3) Allahu celle celâluhu mekândan münezzehtir. Fakat. mekân Allahu teâlâ'dan münezzeh değildir. Sûre-i Isrâ'nın ilk âyetini idrak ve ihata edebilecek akla ve ilme sahip olamadığından.
ve bahusus iymanın da bulunmadığından böyle bir soru sorabiliyorsun.
Allahu sübhanehu ve tâlâ'nın zatı ülûhiyyetine ait bazı âyetleri vardır ki, o âyetlerin müşahedesi için semaya urûç vuku bulmuştur. Yoksa, mücerret Cemal-i bâ-kemalinin müşahedesi için değil.. Allahu azim-üş-şân; ALEMLERI SENİN IÇIN YA- RATTIM ve SENI ÂLEMLERE RAHMET OLMAK ÜZERE GÖNDERDIM buyurduğu Resûlünden nihân olabilir miydi? Bahusus Hâtem-ül-enbiyâ olan Habib-i-edibinin mi'râcının elbette ve elbette diğer Nebilerden âlâ ve üstün olması şarttı. Resûl-ü zişânının şânını bildirmek için mi'râc-ı güzin böyle vuku buldu.
Bunu, müminler kabul ve tasdik ederek SIDDIYK, münkirler de red ve inkâr ederek ZINDIK oldular.
Hz. Idris aleyhisselâmın mi'râcı da semaya ve fakat Resûl-ü Ekrem efendimizden dûn bir makama vuku bulmuştur.
Hz. Yunus aleyhisselâmın mi'râcı balığın karnındadır.
Hz. Musa aleyhisselâmın mi'râcı Tûr'da vukubulmuştur.
Diğer enbiyanın mi'râçları da, kendi seviyelerine göre olmuştur.
Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, zümre-i enbiyâdan yüksek bir mi'râca mazhariyyetle, zatına lâyık ilâhi iltifata nail olmuşlardır. Yoksa, — Allahu teâlâ'yı görmek için semaya mı gitti? demekle neyi kasdettiğini elbette anlıyoruz. Aynı itirazları, Mi'râc-i güzinin ferdası günü Ebû-Cehiller ve Ebû-Süfyanlar da yapmışlardı amma, ne bu itirazları ne de şüphe ve tereddütleri bu müstesna hâdisenin kıymet ve ehemniyetine aslâ halel getirememiştir.
Bütün mekânlar, bütün mükevvenât Allahu teâlâ'ya aittir ve nerede dilerse orada Habib-i edibine cemali ile ikram edebilir. Cemalini ikram buyurduğu yer. Allahu teâlâ'ya mekân mı olur?
Tûr'da da, Hz. Musa aleyhisselâm ile konuştu. Allahu teâlâ'nın mekânı Tûr dağında mıydı?
Tecelliyat nerede olursa, o mekânın şerefi, Resûl-ü zişânın şân ve şerefine münasip olacağından, aleyhissalâtü vesselâm efendimize semaların fevkinde mi'râc ikram buyuruldu.
Biz, müslümanların mi'râcı da namazdır.
4) Yukarıda da açıkladığımız gibi, bugünün müsbet ilimleri dahi henüz gökleri ölçemediginden, gökler hakkındaki bütün ölçüler izafidir. Eğer. sen bunu birazcık olsun anlamak istersen İbrahim Hakkı hazretlerinin MÂ'RIFETNAME'sini bir anlayana okut da dinleriver. Çünkü, senin idrak ve iz'anının fevkindedir, kolay kolay anlayamazsın.
Sahte mürşidin son soruları da şunlardır:
A) Islâm âleminde dört mezhebin bulunduğu, dördünün de hak olduğu beyan ediliyor. Bu duruma göre, meselâ Hanefi mezhebini ele alalım: Bu mezhebe bağlı bulunan bir müslümandan.
abdestli iken bir verinden kan veya irin aksa ve bu kan veya irin bir bugday tanesinden fazla vücutta yayılsa, abdest bozuluyor da, Şafi'i mezhebinde aynı hal neden abdesti bozmaz? Şafi'i mezhebinde olan müslümanların kanları ayrı mıdır? Hanefi mezhe.
binde bir kadının bir erkege eli degmekle bozulmayan abdest Şafi'î mezhebinde abdesti bozmaktadır. Böylece mezhebin birinde mübah olan bir çok hallerin digerinde yasaklanmasının sebeplerini açıklar mısın?
B) Bir kitaba ve aynı peygambere bağlı olan bir ümmeti degişik fetvalarla birbirinden ayırmağa hakkınız varmıdır? Varsa, bu hak Kur'anla sâbit midir? Yoksa, yanlış fetva vermenizden dolayı mes'ul değil misiniz?
C) Muhakkak bir mezhebe bağlı olmak gerekiyorsa, mezhep imamları ve onlardan öncekiler hangi mezheptendiler?
D) Kur'an-ı kerimin Kadr sûresinin üçüncü âyetinde (KA- DİR GECESİNİN BİN AYDAN HAYIRLI OLDUĞU) beyan ediliyor. Bu derece önemli bir geceyi idrak etmemiş mi'râç namazı kılarak peygamberimizin hadisine uymamış ve nefsini bilerek Rabbini bilmemiş olan âlimlerin fetvalarında ve içtihatlarında yanılmaları mümkün değil midir?
Bu son sorularına da bizim cevaplarımız şunlardır:
1) Hak mezhepler dört degildir, sayıları pek çoktur. Fakat, diğer hak mezhepler bu dört mezhepte cemolmuşlardır.
Mezheplerin aralarındaki ihtilaf, dinin aslında değil, füru'atındadır. Müçtehidiyn-i kirâm, Kitabullah'tan ve Hadis-i nebevilerden anladıkları ve istihraç ettikleri hakikatlerle içtihat etmişlerdir.
Peygamberimizin zamanında, halk dini ihtiyaçlarını Resûle sorup ona göre hareket ederlerdi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz âlem-i cemale gittikten sonra. efendimizin ehl-i beytine ve ashabına sorarak dini müşkillerini halletmeğe başlamışlardır.
Bunun böyle olması da tabiî idi. Ashab-ı kirâm ve Ehl-i beyt-i Resûlüllah da, âlem-i fâniden âlem-i bâkiye göçünce, dini ilimleri tahsil edenler, onların efendimizden rivâyet ettikleri bilgilerle içtihat ve amel etmege başlamışlardır.
Meselâ, kan ve irin çıkmasının abdesti bozacağını mütelâa buyuran İmam-ı â'zam hazretleri bunu şahsî ve indî görüşü olarak, veya kendiliğinden uydurarak içtihat eylememiştir. Bazı ahmakların zannettikleri gibi böyle bir içtihat uydurma olsaydı, bundan kendisinin kazancı ne olurdu? Böyle bir içtihadın kendilerine ne faydası olurdu?
Imam-ı A'zam hazretleri, ashab-ı kirâm tarafından vasıl olan haberlerle, Efendimizin bir yerleri kanadığında yeniden abdest aldıklarını tahkik ve tesbit buyurmuştur. Meselâ, Uhud cenginde kâfir tarafından atılan taşlarla mübarek dişleri kırılmış ve vech-i saadetleri de yaralanmıştı. Bunun üzerine Efendimiz abdest tazelemişlerdir.
Imam-ı Şâfi'nin râvisi olan zat da, efendimizin bir yeri kanadığı zaman, abdest tazelemeden namaz kıldıklarını rivâyet edivordu. İşte, bu iki zıt haber şeklen birbirine muhalifti. Mü'minler şimdi ne yapacaklardı? Imam-ı Şâfi'inin kavli ile âmil olanlara ŞAFI'I denildi. İmam-ı A'zamın kavline uyanlara da HANEFİ denildi. Aslında, her ikisi de doğru ve her ikisi de haktır. Eğer kan çıkrnakla abdest bozulmuyorsa, Imam-ı Â'zama uyanlar abdestlerinin bozulduğunu zannederek tekrar abdest alıvorlar. Halbuki, abdestleri var imiş, yeniden abdest almakla ne kaybederler? Bunun aksi olarak, kan çıkınca abdestleri bozuluvorsa tekrar abdest alıyorlar. Her iki halde de, kimse abdestsiz kalmıyor ve abdestsiz namaz kılıyor demek değil midir?
Imam-ı Şâfi'inin içtihadıyle hareket edenler, kan çıkmakla abdest bozuluyor ve halk abdestsiz namaz kılıyorsa, Imam- Şafi'i bu günahı üzerine almakla ne fayda temin eder?
Insaf edelim yahu.. Ümmet-i Muhammed'in saadet ve selâmeti için çalışan bu zevata utanıp sıkılmadan dil uzatmak kadar alçaklık ve denaat olamaz. Bir erkeğin, nikâh düşecek bir kadına el sürmesiyle abdesti bozulacagı içtihadında bulunan
Imam-ı Şafi'i bunu kendiliğinden yapmamıştır. Allahu celle celâlühu, kitabında:
Ya eyyühelleziyne âmenû izâ kumtüm ilcs-salâti fagsilû vücuheküm ve eydiyeküm ilel-merâfıkr v'emsehü bi-rü'usiküm ve ercüleküm ilel-kâbeyn ve in küntüm cünüben jettahherû ve in küntüm marda ev alâ seferin ev câ'e ehadün minkim min-el-ga'itı ev lâmestüm-ün-nisâ'e felem tecidû ma'en feteyemmemü sai'den tayyiben femsehü bi-vücuhikim ve eydiyküm minh..
El-Mâ'ide: 6 (Ey iyman edenler.. namaz kılacağınız vakit, yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başları-
nızı meshedin ve topuklara kadar ayakları ğıkayın.
Eğer, cünüb olursanız gusül edin. Eğer, hasta veya seferde olur veya biriniz def'i hacetten gelir VEYA KA- DINLARLA TEMAS EDER DE abdest almaya veya gusül etmeğe kâfi su bulamazsanız veya o suyu almaya ve kullanmağa herhangi bir şekilde gücünüz yetmez ve imkânınız olmazsa, yeryüzünün temiz toprağından teyemmüm edin, niyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize, dirseklerinizle birlikte meshedin.)
buyurmaktadır.
Imam-ı Şafi'i hazretlerine gelen haberlerde, Cenab-1 seyyid-il-mürseliyn efendimizin, bir kadına mübarek elleri sürüldüğünde abdest tazeledikleri rivâyet ediliyor.
İmam-ı A'zama vasıl olan haberde ise, böyle bir hal vukuunda Efendimizin yeniden abdest almadan namaz kıldıkları rivâyet ediliyor.
Aslında ikisi de doğrudur. İmam-ı Şâfi'i hazretleri: (Âyeti celile sarihtir. Allahü teâla kadına el sürüldügünde abdest alınmasını emrediyor. Aleyhissalâfü vesselâm efendimiz de, kadına el sürdüklerinde abdest almışlardır. Demek ki, kadına el sürülmekle, abdest bozuluyor..) hükmüne ve içtihadına varmışlardır.
Buna mukabil, Imam-1 Â'zam hazretleri de lemsten, yani kadına el sürmekten murad, kadın ile cem'olmak mânasındadır.
Zira, âleyhissalâtü vesselâm efendimizin, kadına el sürdükten sonra, abdest almak lüzumunu hissetmeden namaz kıldıkları haberine istinat eden bir kimsenin, kadına yalnız el sürmekle abdest bozulmaz, buyuruyor.
Ayeti celilenin zâhiri mânasında da (Kadına el sürdüğünüzde, abdest alın..) emri vardır. Her iki imam da bu âyeti tefsirden sonra, Allah Resûlünün, onlara kadar gelen haberlerden, bu mevzudaki fiillerini istihraç etmiş ve buna göre içtihat etmişlerdir. Zâhirde, bu içtihatları yekdiğerine zıt gibi görünüyorsa da, hakikatte bir olduğu anlaşılmaktadır. Eger, kadına el sürmekle abdest bozuluyorsa, işte Imam-ı Şâfi'inin içtihadı; abdest tazele, Şafi'i mezhebinden ol.. Eğer, kadına el sürmekle abdest bozul-
muyorsa, Imam-ı Şafi'inin içtihadı üzere abdest üzerine abdest almış olursun. Kadına el sürmekle abdest bozuluyorsa, Imam-1 Â'zamın Kur'an-ı kerim'den anladığı ve kendisine vasıl olan haberlere göre bozulmadığını içtihat etmesiyle halkı abdestsiz namaz kıldırdığından dolayı yüklendiği günahla, Hazret-i Imamın kazancı nedir?
On iki imamdan birisine:
- Yâ imam.. Kadına el sürmekle abdest bozulur mu?
diye sorsan, ya:
- Bozulur.. Veya:
- Bozulmaz.. diyeceklerdir.
Bozulur, diyenler Imam-ı Şafi'inin içtihadıyle, bozulmaz diyenler de Imam-ı â'zamın içtihadiyle amel edenlerdir.
Bunun yanlışlıkla tefsiri nerede?
Ey, mezhepleri inkâr yoliyle ibadullahı hak yolundan şaşırtmak ve ayartmak isteyen zâlim.. Dünyada ne kadar müslüman varsa o kadar mezhep icat etmek isteyen gafil.. Ben de sana soruyorum:
— Insanın bir uzundan kan veya irin çıkarsa abdesti bozulur mu, bozulmaz mı? Nikâh düşen bir kadına el sürülürse,.
keza abdest bozulur mu, bozulmaz mı?
Bu soruya cevaben sen de ya:
- Bozulur, diyeceksin. Veya:
- Bozulmaz, diyeceksin. Yahut ta:
— Benim ilmim yok, diyeceksin.
Kan akmakla bozulur dersen, Hanefi mezhebindensin.
Bozulmaz, dersen Şafi'i mezhebindensin. Kadına el sürmekle abdest bozulur, dersen Şafi'isin, bozulmaz dersen Hanefisin..
Kan çıkmakla abdest bozulmaz ama, kadına el sürmekle bozulur dersen, o zaman kendinin de meçtehit olduğunu söylemiş olursun ki, buna l MEZHEB-İ-MÜRÂ'iYYE-I-CAHILiYYE derler. Zira, senin içtihada selâhiyyet ve kifayetin yoktur. Cahilsin, halka imam olmağa ne ilmin ne de halin..
Bilmem dersen bilmediğini bildiğinden dolayı yine de bir ilim sahibi sayılırsın. Onun için, Kur'an-ı kerimi ve Hadis-i