Ara
Menü

Sayfalar 160–167

1.835 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 160–167

şerifleri bildiğin gibi içtihat eyle.. Fakat, kendi anladığın kadarına ümmet-i Muhammed'i dâvet ederek, saf ve mâ'sum insanları idlâl etme.. Çünki yalan - yanlış içtihatlarından kendin mesul olursun ve zararı da sana râci olur. Halkı, bu yalan - yanlış içtihatlarına dâvet edersen, onları idlâl etmiş ve düşecekleri âkibetten sen-mesul olursun. Evini yık, amma yakma.. Evini yıkarsan, zararı kendine ait olur. Yakmağa kalkarsan bütün mahalleyi, hattâ bütün şehri yakarsın, zararı da başkalarının olur. Unutma ki, bu ateşle hem kendini.

hem kendi evini, hem de başkalarının ve daha daha başkalarının evlerini de topyekûn yakar, kül edersin ki, işte buna aslâ müsaade etmezler. Hem ilâhi adaletin şaşmaz ve değişmez ukubet ve musibetlerine, hem de birbirine düşürmek istediğin büyük kitlelerin nefret ve husumetine mâruz ve mahkûm olursun. Kendi içtihadınla kendin âmil ol, kimse bir şey demez. Deseler bile sana acıdıklarından ve başına gelecekleri bildiklerindendir. Milleti birbirinden ayırmaya, aralarına nifak sokmaya ne hakkın var? Eğer, gizli ve hususî maksatlar peşinde koşmuyorsan, eğer müslümanları birbirinden sOğutmak ve avırmak için, islâm düşmanlarından maddi - manevi destek görmüyorsan, bu çirkin hal ve hareketlerine bir son ver. Birbirinden acaip, birbirinden garip, asılsız, mesnetsiz, ipe sapa gelmez sualler sıralayarak şöhret temini gibi zelil bir emel peşinde isen, sana hemen haber vereyim ki, on dört asırdan beri senin bugün yapmak istediklerini deneyenler, daima hüsrana uğramış sefil ve perişan tarih | sahifelerinden silinerek esfel-i-sâfiliyne gitmişlerdir. Sapık fırkaların kurucularından kaçını, büyük halk toplulukları tanımakta, hiç olmazsa adlarını bilmektedir? Buna mukabil, MUÇTEHI- DIYN-İ-KİRAM hazeratını, hiç tahsil ve terbiye görmemiş, anasından babasından dine ve aka'ide ait bazı lüzumlu bilgileri öğrenmiş olanlar dahi bilirler, sa"gı ile anarlar ve kendilerine rahmet okurlar. İmam-ı A'zam, Îmam-ı Şafii' İmam-ı Mâliki ve Imam-i Haneli'nin mübarek isimlerini, yediden yetmişe kadar her müslüman bilir. Mu'tezile'nin, Şia'nın, Havâ-

ric'in, Mürci'enin, Neccâriye'nin Cebriyye'nin ve müşebbihenin kimler tarafından kurulduğunu sayacak ve bunların adlarını hatırlayacak kaç kişi bulursun?

Vazgeç, bu sevdadan ve bu dâ'vadan vazgeç.. Böyle bir kuru sevda ve boş dâ'va ile elde edeceğin şöhret, inan bana ki önce seni ve daha sonra da sana tâbi olmak gafletinde bulunan zavalhları bu dünya hayatında, bütün müslüman topluluğunun nefret, lânet ve husumetine uğratacak ve daha sonra da nâr-ı cahime sürükleyecektir. Sen, daha içtihat ile fetvayı birbirinden ayıramayacak kadar âciz ve cahilsin. Aczini ve cehlini bil, otur oturduğun yerde.. Senin sordukların ve bizim de Allahu tâlâ'nın izniyle cevaplandırdıklarımız, fetva değil ictihattır.

Belki bilmezsin, onu da sana hatırlatayım: İçtihat kapısı kapalı değildir. Fakat içtihat edebilecek ehliyyet ve kifayette müctehid yoktur. Azlerine ve cehillerine bakmadan ictihada kalkışarak, müctehitlik davasında bulunanlar, ancak kendini bilmez dâller ve mudillerdir.

Asırlardanberi buna özenenler, önünde sonunda münhezim olmuş ve bahtsız kafalarını iyman kalelerine vura vura, hem kendilerini hem de peşlerinden giden bir avuç safdili helak ve telef etmişlerdir. Müctehidlere, alimlere, pirlere ve tarikatlere iftira edenler de çok görülmüştür. Ne yazık ki, hiçbirisi iflâh olmamış, bu iftira ve hasedlerinin cezasını daha bu dünya hayatında iken çekmişler, sürüne sürüne can vermişler ve cehennemi boylamışlardır.

2) Senin o begenmedigin, ictihatlarını tenkide yeltendigin, edeb ve terbiye dışı bir lisan ile: (BİR KİTABA VE AY-

NI PEYGAMBERE BAGLI OLAN BIR ÜMMETİ, DEGIŞİK

FETVALARLA BİRBİRİNDEN AYIRMAYA HAKKINIZ VARMIDIR?) dediğin mezhep imamlarına, Kutb-ül-aktâb olan Hz. Abdülkadir Geylani, Ahmed Rüfâ'i, Ahmed Bedevi, Ibrahim Düssuki ayarında veliyullah ve diğer Pirân-ı izâm ve Meşayih-i kirâm efendilerimiz dahi tâbi olmuşlar ve senin kıt Irsad, cild 3 - F: 11

ve kısır bilginle YANLIŞ FETVA VERMEKLE SUÇLADI- ĞIN o dört imamdan birisine yani ya Imam-ı â'zam'a, ya Imam-1 Şafi'iye, ya Imam-ı Mâliki veya Imam-ı Hanbeli'ye, füruatta ve amelde ittibâ etmişler ve itikâtta da ya Imam-ı Eş'ariye veya Imam-ı Mâ-Türidiye tâbi olmuşlardır ki, onların seleferidirler.

Ayrıca, asırlardanberi milyonlarca müslüman, bu dört mübarek zatın nurlu izinden gitmektedir. Acaba, bu milyonların içinde, senin kadar akıllı bir fert çıkmadı ve onların ictihatlarına itiraz edemedi de, tek akıllı sen misin?

Yanlış ictihat edenler, yanlış fetva verenler gizli ve hususi maksatlarla hareket eden kâfirlerdir. Ictihada ilmi kudret ve ehliyeti olmadan bazı konularda ictihada kalkışanlar, ya deli veya zındıktır. Deli ise, akıl hastahanesine gönderilir, zındık ise küfrüne hükmolunarak yanından kaçılır, konuşmalarına ve zehirlerini akıtmalarına fırsat ve imkân verilmez. Esasen, böylelerinden kaçmak ve uzak durmak ümmete farzdır.

Kitap, sünnet ve icmâ'l tevatür ile farz olan ve:

Ve ekrym-us-salâte ve lâ tekûnû min-el-müşrikiyr...

Er-Rûm: 31 (Ve namaza devam eyleyin, dinlerinden şirk edenlerden olmayın..)

Emr-i sübhanisiyle müsbet ve mukayyed bulunan beş vakit namazın farziyyetini inkâr ederek, nevafilden olan mi'râc namazını halka farz imiş gibi gösteren ve üstelik:

- Asıl namaz budur, iddiasiyle halkı idlâl eyleyen ve sanki Iblis'e uşaklık ederek müslümanları beş vakit namazdan vazgeçirmeğe çalışanlara ne denileceğini, ne isim verileceğini senin fetvana bırakıyorum.

3) Kadir gecesinin, bin aydan hayırlı olduğuna aslâ şüphe yoktur. Ancak, Kadir gecesinin hangi gece olduğunu acaba

sen biliyor musun? Allahu teâlâ, velilerini gizlediği gibi, kadir gecesini de gizlemiş ve bildirmemiştir. Eğer, yalnız Kadir geceleri kılınacak iki rekât namaz kâfi olsaydı, Kur'an-ı azimül-bürhanın bir çok âyetlerinde işaret olunurdu. Böyle bir âyet bulup gösteremezsin amma, ben sana namaza devamı emreden bir çok âyet sayabilirim.

Kadir gecesinin fazilet ve ulviyyeti, gerek sûre-i Kadir'de ve gerekse sûre-i Duhân'da açıklanmıştır.

Bu mübarek gecede, Kur'an-ı hakim nâzil olduğundan, bu gece de Kur'an'ın şerefine şereflenmiştir. Kitabullah olan o Kur'an-ı Kerimin seksen yedi yerinde beş vakit namaz kılınması emr-ü ferman buyurulmakta ve başta Allah Resûlü olmak üzere onun evlâdı, ezvacı, eshabı, ensarı ve muhiblerinin fiilleri ile sâbit, Evliyâ'ullah ve Pirânın fiileriyle de malûm olmuştur. Farzıyyeti hakkında bu derece açık ve kat'i hükümler bulunan beş vakit namazı inkâr ederek, kendisi kılmadığı gibi kılmak isteyenleri de men'edenler hakkındaki hükmü de senden bekliyorum.

Biz, mi'rac namazını da inkâr edenlerden değiliz. Şu var ki, beş vakit namazı da mi'râc bilmeyenlerin daima karşılarında olduk ve Allahu tâlâ'nın avn-ü inayeti ile her zaman karşılarında olacağız. Beş vakit namazı inkâr edenler ise, bizden değildir. Bunu da böylece bil.

Dilersen, her gece mi'râc et ve sünnet olan mi'râc namazını da kıl.. Fakat, ben sana beş vakit namaz kılanların hem gecelerinin, hem gündüzlerinin mi'râc olduğunu da hatırlatmak isterim.

Farzlarla birlikte nevafili de kılmak sayesinde kullar, Allahu teâlâ'ya kurbiyyet ederler. Hakka secde edenler, ona yakın olurlar:

Vescid vakterib...

(Secdeye devam et ve Allahu teâlâ'ya yaklaş..)

El-AlGK: 19

emr-i celilinden de açıkça anlaşılıyor ki, secdesi bol olanlar Hakka yakin (Karib) olurlar. Hakka secde etmeyenler de.

haktan garip olurlar. Allahu tâlâ'nın en çok sevdiği, Resûlüllah'ın gözü nuru ve mü'minin mi'râcı olan beş vakit namazı kıl ve kıldır ki, mahbub olasın. Nefsinin aczini bil ki, hakkın kudret, kuvvet, azamet ve celâline nasibin kadar vakıf olasın.

Alim olup ta, nefsinin aczini bilmeyen yoktur. Nefsinin azini bilmeyen ve fâniliğini anlayamayanlardan âlim olmaz, gafil olur vesselâm..

Çeşm-i insaf gibi kâmile mizân olmaz, Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.

Evet; kişi noksanını bilse gerektir. Mezhep imamlarına.

akıllarınca tâ'riz edenler, acaba bu muhterem zevatı tanıyorlar mı? Ey gafiller.. Bu zevat-1 âli-kadir, hakkıyle Allah'a ve Resûlüllah'a bağlı idiler. Bu hikâyeyi dikkatle oku da, onların Hz. Peygamber'e saygı ve bağlılığını öğren:

HIKÂYE Halife Me'mûn, kendi aka'idine uymayan Ahmed Ibn-i Hanbel'i, ölünceye kadar dögmek üzere cellâda teslim etmişti.

Bu cezayı infaz eden cellâd. kamçıyı her vurdukça, Hazret-i İmam halifeden yevm-i kıyâmette dâvacı olmadığını söylüyor ve bu zulme rağmen ona hakkını helâl ettiğini tekrarlıyordu.

Onun bu hali. katı yürekli cellâdın bile dikkat ve rikkatini çekmiş olmalı ki:

- Seni, böyle bir zulüm ve kahr ile ölüme mahkûm eden halifeye mi hakkını helâl ediyor ve kıyâmette dâvacı olmayacağını söylüyorsun? ….

Hazret-i Imam, büyük ızdırabına rağmen şöyle buyurdu:

- Evet, halife bana ne yaparsa yapsın, ben yine de ona hakkımı helâl ederim. Zira, o aleyhissalâtü vesselâm efendimizin amcasının oğludur. Biz ise, ümmet-i Muhammedden âciz

bir ferdiz. Sulâle-i Nebiyye karşı başka bir şey söylemek haddimiz midir?

Ve, o muhterem ve mübarek zatın aziz ruhu, kamçı ıslıkları arasında cennete uçtu..

Teslim-ü-rizadır işi erbâb-ı kemalin, Olmaz alem-i hırs-u-tezellül ukalâda..

Ey invan-ı din-i mübiyn:

Allahu sübhanehu ve talâ'nın ilham ve inayeti ve sizlerin sabır ve hamiyetinizle cevaplamağa çalıştığımız İSLÂM ÂLİMLERİNE başlığı altında yayınlanan beyanname mi. sualname mi, cehilname mi, her ne ise işte o varakpâreye. karşılık verdiğimiz sırada, AZİZ MÜSLÜMAN başlığı ile ikinci bir broşür daha neşrolunduğuna muttali olduk ve ele geçirdigimiz bir nüshasını okuduk.

Bu ikinci beyannamede de sorulan sualler, birincisinin hemen hemen aynı idi. Şu farkla ki, ilkinden umulan ve beklenen tesir tahassül etmemiş bulundugundan, bunları yayınlayan veya yayınlayanlar, bu defa islâm alimlerinden ümitlerini kesmişler ve ilk sorularını biraz daha kısaltarak bütün müslümanlara hitabetmek ihtayacını, daha dogrusu zehirlerini ehl-i iymanın saf ve temiz gönüllerine akıtmak lüzumunu duymuşlardı. Ancak, unuttukları ve aldandıkları bir gerçek vardı:

Büyük müslüman topluluğu, dıştan gelen islâm düşmanlıklarına karşı ne kadar dikkatli ve uyanık idiyse, içten gelen iyman çapulculuklarına karşı da aynı derecede hassas ve müteyakkız bulunuyordu. Onlar, iyi biliyorlardı ki, kökü dışarıda olan islâm düşmanlığı ile, kökü içeride bulunan iyman çapulculuğu; müslümanları birbirine düşürmek, aralarındaki birlik ve beraberliği yok etmek. mü'minleri Allah'ın, Peygamberin ve Kur'an'ın emirlerine karşı gelmeğe, din namına dinden ve iymandan çıkarınağa çalışmak için sıkı bir işbirliği halinde bulunmakta ve bu uğurda maddi ve manevi hiçbir fedakârlıktan ve masraftan kaçınmamaktadır. Ortada ciddi ve

zaruri hiçbir sebep yok iken ve Allah'ın, Peygamberin ve kitabın emirleri ve hükümleri gayet sarih ve vazih iken, büyük paralar sarfederek on binlerce broşür bastıran ve dagitanlar, elbette ve elbette gizli ve hususi maksatlarla hareket eden bazı islâm düşmanı hainlerdir. Bir yandan milli birlik ve beraberliğimizi kundaklarken, bir yandan da iyman ve islâma karşı bu büyük sabotaj hareketine girişenler, hiç şüphe yoktu ki bir elden idare ediliyorlar, aynı meçhul kaynaklardan destekleniyorlardı.

Bu sebeple, degil böyle birbiri peşinden beyannameler neşretmek, sorular sormak ve suret-i haktan görünerek gerçekleri tahrif ve te'vile kalkmak; hatta gizli ve âşikâr bütün gelir kaynaklarını harcasalar ve bütün islâm düşmanlarını bir araya getirerek daha geniş mânada işbirliği yapsalar, bütün bu gayret ve faaliyetleri iyman kalesinin sarp ve aşılmaz burçlarına çarpa çarpa erimeğe ve sönmeğe mahkûmdur. Asırlar dır bu denemeyi yapanlar, aynı husrana uğramışlar, münhezim ve muzmahil olmuşlardır.

Bizim, bu beyannamelere cevap vermek lüzumunu duymamız, risâlemizin başında da belirtmeğe çalıştığımız veçhile, onlara kıymet ve ehemmiyet vermemizden degil, belki bu islâm ve iyman düşmanlarının iğvâlarına kapılan bazı saf ve mâ'sum insanları uyarmak ve gerçekleri onlara duyurmak içindir.

Bâtıl, hemişe bâtıl-u beyhudedir veli;

Müşkil budur ki, eder suret-i haktan zuhur.

Ilk beyannameye verdiğimiz cevapları, bu risâlemizi okuyacak müslümanları sıkmamak için mümkün mertebe kısalttık. Şimdi de, yine Allahu tâlâ'nın inayeti ile ikinci beyannamedeki soruları cevaplandıracagız:

Bu zâlim şeytan kölesi soruyor:

- Salâvat-ı şerifeyi yani ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYIDINA MUHAMMED sözünü, hiç arapça kelime kullar madan türkçeye çevirebilir misiniz?

Biz de cevaben diyoruz ki; salâvat-ı şerifeyi türkçeye çevirmek kabil degildir. Salâvat-1 şerifenin mânasını, kıymet ve ehemniyetini IRÂD'ın 1. cildinin 2. dersinde görebilir ve o zaman neden Türkçeye çevrilemeyeceginı de anlarsınız.

Söz, salâvat-ı şerifeden açılmış iken sizlere bir mûcize-ipeygamberiden haber vermek isterim:

Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimiz hazretlerinin, aşağıda sunduğum Hadis-i şeriflerini dikkat ve ibretle okuyunuz:

Rüviye an Ibn-i Abbas an ebâ Hureyre an Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ennehu kale: (lâ tekum-üs-sâati hattâ yahruce min ümmeti Esmüh sofiyyûne ve hüm yehudü ümmeti yahlıkune rü'üsehiim ve yerfe'ûne savtehim bi-zikrillahi yazunnûne tarik-el-ebrâr bel hüm adallü min-el-.

küflari ve hâulâi ehl-ün-nâri ve hüm yeşhekune keşeh-kil ahmâri ve amelühüm amel-Eş-şeytani ve hüm yünâ'zlune ma'al-ulemâ'i leyse lehüm iyma nün ve hüm yâcebîne fi â'malihim.)

Mâ'nayı münifi:

(Ümmetimden, kendilerine SOFİYYÜN ismini veren bir takım sapıklar çıkmadan kıyâmet kopmayacaktır. İşte, bunlar

Sayfalar 160–167 · İrşad III — tarikat.org