ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
26 sonuç · “Hurma”
01Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
fısk
fısk a. (jj) [ Ar.] (ç. b. füsûk) Sözlük anlamı “Taze hurma kabuğunu soymak, belirli sınırı aşmak.” olan bu söz, İslâm sosyal hayatı boyunca “Allah'ın emirlerine aykırı hareket etme, doğru yoldan ayrılma.” biçiminde bir terim niteliğini kazanmıştır. Bu terim, hem Yahudiler hem de Hristiyahları ifade ederken aynı zamanda Allah’ın buyruklarım yerine getirmeyen Müslümanlar için de kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok ayette ve hadislerde hem türevleri, hem çokluk biçimiyle farklı anlamlarda ifade edilmiştir. 2. Hadis biliminde, ravînin söz ve davranışlarmda küfre varmamak kaydıyla dinin buyrukları dışına çıkmalım sabit olması durumu. Hadis biliminde, ravînin söz ve davranışlarmda küfre varmamak kaydıyla dinin buyrukları dışına çıkmalım sabit olması durumu.
nahil, -hli
nahil, -hli a. [Ar.] “Hurma ağacı.” anlamındaki bu söz, başka kelime ve terkiplerle yeni terimler oluşturur.
müvelledûn
müvelledûn ç. a. bk. muhdesûn müteverrî a. [Ar. ] fik. Şeri hükümlerine göre yasak, güna ve haram olan veya haram olm şüphesi bulunan şeylerden s kınan kimse. mütkın a. [Ar. ] Hadis bi minde, sağlam, dikkatli, güven lir ravi veya muhaddis an mmda kullanılan terim. müttefîkun aleyh a. 3^0) [A Hadis biliminde, bir hadis hem Buhârî hem de Müslim aynı adlı “el-Câmi'u Sahîh”lertnde bulunduğunu a latan terim. müttefik ve müfterik a. [Ar. ] Hadis biliminde, ay isimleri taşıyan ravîler ve konuda yazılan kitaplar için k lanılan ortak ad. müttehem a. Ç^L) [Ar. ] Hadis b minde, “cerh” (bk. bu madde) ikinci derecesinde, yani yalan lıkla suçlanan ravîler için kul nılan terim. müttekî a. t^) [Ar. ] fık. Şer hükümlerine göre yasak, gün ve haram olan şeylerden sa nan kimse. Bunlar “müteverrî” (bk. bu madde) d farkı, “haram olma şüphesi b lunan şeylerden” sakınan kim olmasıdır. mütûnu erba'a a. Hanefi fıkhın güvenilir ve değerli kaynak o rak nitelenen dört kitap için k lanılan terim. Bu dört kitap şu 515 Müzill iat lar: Ebû’l-Berekât Nesefî’nin ah Kenzü’d-Deka'ik; Ebû’l-Fadl ma Abdullah b. Mahmud elsa- Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş- Şerî'a Mahmud’un Vikaye; Ahmed ibn Sa'âtî’nin Mecma adililı eserleri. ninla müzâbene a. [Ar. ] Hurma ağacmdaki taze ürünün kuru hurma ile, asma dalmdaki taze Ar. ] üzümün kuru üzüm ile, başasin ğındaki yeni yetişen hububatın m’in kurusu ile aynı ölçüde satılması u’sişlemi. an
mütûnu erba'a
Hanefi fıkhın güvenilir ve değerli kaynak o rak nitelenen dört kitap için k lanılan terim. Bu dört kitap şu 515 Müzill iat lar: Ebû’l-Berekât Nesefî’nin ah Kenzü’d-Deka'ik; Ebû’l-Fadl ma Abdullah b. Mahmud elsa- Mevsılî’nin Muhtâr; Tâcu’ş- Şerî'a Mahmud’un Vikaye; Ahmed ibn Sa'âtî’nin Mecma adililı eserleri. ninla müzâbene a. [Ar.] Hurma ağacmdaki taze ürünün kuru hurma ile, asma dalmdaki taze Ar.] üzümün kuru üzüm ile, başasin ğındaki yeni yetişen hububatın m’in kurusu ile aynı ölçüde satılması u’sişlemi. an
nahl-i Meryem
İsa’nm doğumu sırasında Hz. Meryem’in altında oturduğu hurma ağacı
cem'ü’l-Kur’ân
(jîjül Kur’ân-ı Kerîm’in toplanması ve Mushaf hâline getirilmesi. Hz. Peygamber zamanmda aralıklarla nazil olan ayetler toplu olarak bir araya getirilemiyordu. Her gelen ayet derilere, kâğıtlara, kaburga kemiklerine, hurma dallarına, ince ve yassı taşlara yazılırken pek çok hafız da onları ezberliyordu. Hz. Peygamber’in ölümünden sonra Yemame Savaşmda hafızlardan çoğunun şehit düşmesi üzerine Kur’ân-ı Kerîm’in Mushaf hâline getirilmesi fikri gündeme geldi. Hz. Ömer’in girişimiyle ve desteğiyle ayetlerin toplanması ve bir kitapta toplanması işi için Hz. Ebubekir hafız Zeyd ibn Sabit’i görevlendirdi. Çünkü bu hafız, Hz. Peygamber’in ölümünden önce Kur’ân-ı Kerîm’i vahiy meleği Cebrâ’il’e okuduğu sırada orada bulunuyordu. Zeyd ibn Sabit bu işi başarıyla tamamladı ve Hz. Osman zamanında Abdullah ibn Zübeyr, Said ibn As ve Abdurrahman ibn Hâris’ten oluşan ekibin başmda Kur’ân-ı Kerîm’i bir mushaf olarak yazıya geçirdiler. Günümüze kadar gelen Kur’ân nüshaları bu çalışmanın ürünü ve örneğidir
Fıtra
Fitre; ihtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak nisab (dinde zenginlik ölçüsü) miktârı malı, parası olan her hür müslümanın Ramazan bayramının birinci günü sabahı fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktardaki buğday veya arpa yahut hurma veya kuru üzüm veya kıymetleri kadar altın veya gümüş. Buna sadaka-i fıtr veya fitre de denir. (Bkz. Sadaka-i Fıtr) Fıtra olarak 1750 gr buğday veya buğday unu veya 3500 gr arpa veya bu miktar hurma veya kuru üzüm verilir. Bunların kendisi verilebildiği gibi, kıymeti kadar altın veya gümüş de verilebilir. Buğday, un vermek gücü olursa bunların kıymeti kadar ekmek verilebilir. Ekmek verirken, ağırlığına değil, parasına, kıymetine bakılır. Hanefîde kıymeti çok olanı, Şâfiîde buğday vermek efdaldir, daha iyidir. (Tahtâvî) Fıtra, Ramazân-ı şerîfte veya Ramazan'dan önce veya bayramdan sonra da verilebilir. (İbn-i Âbidîn) Misâfir olanın da fıtra vermesi lâzımdır. (İbn-i Âbidîn) Hanefî mezhebinde zevc (koca), zevcenin (hanımın) fıtrasını kendi mülkünden onun izni olmadan vermesi câizdir. Yine zevc, zevcesinin ve evinde olanların fıtralarını izinleri olmadan karıştırıp verebileceği gibi, toplamı kadar buğdayı veya değeri olan altını bir defâda ölçüp bir veya birkaç fakire verebilir. Fakat ayrı ayrı hazırlayıp sonra karıştırması veya ayrı ayrı vermesi ihtiyatlı olur. (İbn-i Âbidîn)
Nahle
Hurma ağacı. Bu ağacın yaratılışında topluluk ve adâlet vardır. İnsanın yaratılışı da böyledir. Bunun içindir ki, Peygamber efendimiz nahle ağacına âdemoğullarının halasıdır, derdi: "Halanız olan nahleye saygı gösteriniz. Çünkü bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıktan yaratılmıştır." buyurdu. Görülüyor ki nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmıştır. Nahleye bereket buyurması, bunda her şeyin bulunduğu için olsa gerektir. Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yiyince, insanın parçası, dokusu olur. Böylece hurmada bulunan her şey, insana da aktarılmış olur. (İmâm-ı Rabbânî)
Naki'
Hurma veya kuru üzüm soğuk suda bırakılıp şekeri suya çıktıktan sonra süzülerek elde edilen sıvı. Kuru üzümden yapılan nakî'nin tadı keskin olursa, damlası dahi haram olur. Gazlanmaz ve tadı keskin olmazsa, içilmesi sözbirliği ile helâl olur. (İbn-i Âbidîn) Hurmanın nakî'i, su içinde ısıtmadan bırakılınca, köpüklenir ve tadı keskin olursa buna "seker" denir, bir damlası dahi haramdır. (İbn-i Âbidîn)
Nebiz
Hurma veya kuru üzümü soğuk suda bırakıp, şekeri suya geçince, kaynayıncaya kadar ısıtıldıktan sonra soğuyunca süzülerek elde edilen sıvı. Ne bizin tadı keskin olsa da, sarhoş yapmadıkça, içmesi helâl olur. Isıtılmazsa, köpürünce ve tadı keskin olunca haram olur. (İbn-i Âbidîn)
Seker
Hurmadan elde edilen içki, bir nevi şarap. Hurma su içinde ısıtmadan bırakılınca, köpüklenir ve tadı keskin olursa buna seker denir. Damlası haramdır. Eğer gazlanmaz ve tadı keskin olmazsa, içilmesi sözbirliği ile helâl olur. (İbn-i Âbidîn)
Hırpanî Medresesi (Biyara ve Hurmal)
Biyara / Hurmal · Irak · Tavîla'da Kur'an'ı ve bazı kitapları okuyup bitirdikten sonra gittiği, her memleketten gelen talebelerin ders gördüğü medrese. Tahsil hayatı boyunca çalışkanlığı ve doğruluğuyla dikkat çekti; fakir olduğu için okuyacağı kitapların hepsini kendi eliyle yazdı.
Fedek
Hayber çevresi · Suudi Arabistan · Ömer b. Abdülazîz ile görüşmesinde mülkiyetinin Ali neslinin eline geçmesini sağladığı hurmalık. İlişkili kişi dosyası Muhammed el-Bâkır : Ali Zeynelâbidîn'in oğlu; dinî ilimlerdeki derinliği sebebiyle Bâkır lakabıyla tanınan Medineli âlim ve Câfer es-Sâdık'ın babası.
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD
Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas
RİBATTAKİLERİN SUFFA ASHABINA BENZEMESİ
Avârifü’l-Maârif · 14. bölüm · Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Habibim, senin, tâ ilk günden takva üzere kurulmuş mecsidde durup namaz kılman daha uygundur. Orada, temizlenmeyi seven erkekl
SEFERDEN DÖNME ÂDABI.
Avârifü’l-Maârif · 18. bölüm · Sûfi, seferden döndüğü zaman, seferin meşakkatlerinden Allah Teâlâ’ya sığındığı gibi, ikâmet hâlindeki âfetlerden de O’na sığınması gerekir. Bu hususta, hadis-i şerifte şöyle bir d
SEBEPLERE SARILMADA SÛFİLERİN TUTUMLARI
Avârifü’l-Maârif · 19. bölüm · Sebeplere sarılma ve onları terketme hususunda sûfilerin halleri birbirinden farklıdır. İlâhî fetih ve keşfe mazhâr olanlar, belirli bir rızık kapısına bağlanmaz, sebeplere sarılma
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 29–35
Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 84–89
Muzaffer Ozak Külliyatı · zamanlar, o da bizim gibi yiyor, içiyor, gezip dolaşıyor, aglıyor, gülüyor, üzülüyor ve seviniyordu. Bir tahta kurusu veya sivrisinek çıksa, tedirgin oluyor, yün veya pamuk döşekle
Sayfalar 109–116
Muzaffer Ozak Külliyatı · için Rabbil-âlemiyne dua ederler. Onlar, iyi bilirler ki, dua Allahu tealâ'ya, Resûl-ü müctebâ'ya ve âhiret gününe iyman edenlerin tek merci'i Cenab-ı vâcib-il vücud ve sahib-il ke
Sayfalar 120–125
Muzaffer Ozak Külliyatı · Iyi Ahlâk Derneği; ayrıca «Fukaraya Yardım Cemiyeti» adı altında bir cemiyet kurarak, buraya verilecek olan, hayırperver zatların yardım ve sadakalarını başka maksat veya menfaatle