ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
15 sonuç · “Hicap”
01Çapkun Dede (Şeyh Sâlih)
Şeyh Sâlih, kaynakların “Meczûb-ı İlâhî Çapkun Dede” başlığıyla andığı; süratli hareketleri sebebiyle bu lakabı taşıyan, vaktini ilim tahsiline ayırmış ve çevresinde güven telkin etmiş bir derviştir. Cemâziyelevvel 1112/Ekim-Kasım 1700’de vefat etmiştir.
Hicap
(حجا ب) 1, Perde, örtü. 2. tas. Sâlik ile muradı arasına giren engel, âşıkı sevgilisinden ayiran perde (sz 428). Herhangi bir sebeple âşıkı maşuktan uzak tutan mania (11s). Kalbe yerleşen ve hakikatlerin orada tecelli etmesine engel olan suretler, maddenin izleri (CT; KI; TK 1:302; NR 50). Süfiler, maddi kirlerden ve nefsani pisliklerden arınan kalbin gayb âleminin bazı hususlarına vakıf olacağına inanırlar. Bu pas ve pisliklere hicap ve perde adını verirler. Bunu temizleme işine de tasfiye, kalp tesfiyesi derler; kendilerine de ehli tasfiye ismini verirler. Kalbinde perde olduğu için hakikati göremeyenlere mahcup (perdeli) derler. Mahcup, manevi ve ilahi gerçekleri doğru biçimde göremez, bunun sağlıklı bilgisine de sahip olamaz. Allah ile kulu arasında kimi nardan, kimi nurdan yetmiş bin perde vardır. Bkz. His hicabı, Hicabu'l-izzet/Hicabu'kcelal.
hicâp, -bı
hicâp, -bı a. LL*) [Ar.] Hakka ve hakikate ulaşmada engel olan, ahret hayatında ise Allah’ı görme yolunda perde olarak nitelenen ve bu anlamda kullanılan bir terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de yaklaşık aynı anlam larda olmak üzere yedi ayet yer almaktadır. H dislerde de aynı anlamlarda zi redilen bu terim, Hz. Peygam ber’in, “Allah’ın hicabı nurdu eğer onu kaldırmış olsaydı bütü varlıklar yanardı.” sözünde e çarpıcı bir biçimde karşımı çıkmaktadır (Müslim, “İmân 293-294; İbn Mâce, “Mukadd me”, 13). Kur’ân-ı Kerîm’de v hadislerdeki çeşitli kullanıml rma göre hicap, Allah’ı görm isteyen kimseye ait bir eng olup kâfirler için kalbin mühü lenmesi, müminler için ise ka bin kararması ile manevî b körlük olarak yorumlanmışt tas. Sûfîler, tasavvuf ehli i Allah arasmda bulunan ve O’n tanımaya engel olan her unsu “hicâb” olarak nitelemişlerd Bazı sûfîler hicabı şu dört uns ile nitelemişlerdir: Dünya, nef halk, şeytan. Bazıları da bu u surları yedi olarak gösterm lerdir: Yeme içme, şehvet, çolu çocuk tutkusu, mal düşkünlüğ makam hırsı, riya, bencillik. hicâbe a. [Ar.] Kâbe’nin k runması, bakımı ve temizliği i kapısmm ve anahtarların özenle muhafazası. hicr a. [Ar.] Sözlüklerde, “E gellemek, ayırmak.” anlammd geçen bu söz, Mekke’de Kâb 317 Hicr suresi m çevresinde yer alan ve o kutsal tte binadan ayrılmış gibi görünkî, mekle beraber onun bir parçası Ha veya uzantısı olarak kabul ediik len bölge. m
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge
Sayfalar 90–96
Muzaffer Ozak Külliyatı · gibi tövbe suyu da, insanda mâ'siyyet, günah ve yüz karası olan kotulüklerı tathır eder. Netekim, Kibar-1 evliya 'ullah: (Tövbe, öyle bir sabundur ki, günahları yıkar ve temizler v
Sayfalar 96–103
Muzaffer Ozak Külliyatı · - 96 _ yaklaştığında mübarek bir zatın kendisine havzı nebiyden bir kâse doldurup uzattığında «Kimsiniz?» diye sorar. O zatı muhterem de «Ben ol kişiyim ki, Resûlü-Ekreme büyüklerd
Sayfalar 103–108
Muzaffer Ozak Külliyatı · lle çalınan ve gösterilen istidrâclar ise ruhânî ve kameridir. Nasıl ki, ay nurunu güneşten alıyorsa, gayr-i müslimlerden zuhur eyleyen olağanüstü haller de Hak velilerinden aldıkl
Sayfalar 129–135
Muzaffer Ozak Külliyatı · Bu ve bunun gibi bir çok sırlar ve hakikatler, mâ-verayı hicapta ve ilmullah'ın hudutları içindedir. Kulların bilmeleri, bulmaları ve almaları için, Resûl-ü zişâna âyet âyet nâzil
Sayfalar 130–136
Muzaffer Ozak Külliyatı · nice mâ'murlar harap olmuştur, gelen gidiyor ve giden bir daha geri dönmüyor. Sana ve bana da bu sonsuz yolculuk çok yaklaştı, bizleri aldatıp avutan dünyadan ayrılmamız çok yakınd
Sayfalar 137–144
Muzaffer Ozak Külliyatı · Üçüncü hicaba HICAB-ÜL-MİNNET adını verdi ve minnet hicabında da ruh-u Muhammediyye'yi on bin sene karar ettir. di. Ruh-u Muhammedi bu hicapta da: SÜBHANE MEN HÜVE DÂ'İMÜN zikriyle
Sayfalar 211–217
Muzaffer Ozak Külliyatı · mağa çalışalım. Anladıklarımızı da değerlendirıneğe alışalım. Birbirimizi aldatmayalım ve itirat edelim ki, düşmanlarımız bize nazaran çok ama pek çok çalışıyorlar. Bu çalışmaların
Sayfalar 235–242
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey âşık-ı sadık, ey hak ve hakikate talip!... Bilmiş ol ki, insanlar dört kısımdırlar: 1. Insan-1 hayvani (yani, insan suretindeki hayvan demektir.) Insan-1 şeytani (Yani, insan su
Sayfalar 231–238
Muzaffer Ozak Külliyatı · rerken, Fahr-i Alemin haberi olmadan nâra sevkedilip, adalet yerini bulacaktır. HÛ! Semalar yarılıp açılıverir, Gök kubbe bir anda düşer derine, Yıldızlar savrulup saçılıverir, Sür
Sayfalar 249–255
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Onlar ki, iftira edildiklerinden habersiz, hür ve afif mü' min kadınlara isnat ve iftira ederler. Dünyada da âhirette de Allahu talâ'nın rahmetinden tardedilmiş, ilâhi lâ'nete uğr