Ara
Menü

Sayfalar 137–144

1.490 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 137–144

Üçüncü hicaba HICAB-ÜL-MİNNET adını verdi ve minnet hicabında da ruh-u Muhammediyye'yi on bin sene karar ettir.

di. Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

SÜBHANE MEN HÜVE DÂ'İMÜN zikriyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

Dördüncü hicaba HICAB-ÜR-RAHMET adını verdi ve rahmet hicabında da ruh-u Muhammediyye'yi dokuz bin yıl karar ettirdi. Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

j ae jla

SÜBHANE REFİ-İL-Â'LÂ tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

Beşinci hicaba HİCAB-ÜS-SAADET adını verdi ve saadet hicabında da Ruh-u Muhammediyye'yi sekiz bin sene karar ettirdi. Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

....

YÂ MEN HÜVE KA'İMÜN tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziyın ile Rabbini tesbih eylerdi.

Altıncı hicaba HICAB-ÜL-KERÂME adını verdi ve bu hicapta da ruh-u Muhammediyye'yi yedi bin sene karar ettirdi.

Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

SÜBHANE MEN HÜVE GANİYYÜN LÂ YEFTAKIR tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziyın ile Rabbini tesbih eylerdi.

Yedinci hicaba HİCAB-ÜL-MENZİLE adını verdi ve bu hicapta da ruh-u Muhammediyye'yi altı bin sene karar ettirdi.

Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

SUBHANE HALIK-IN-NUR tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

Sekizinci hicaba HİCAB-ÜL-HİDAYET adını verdi ve bu hicapta da ruh-u Muhammediyye'yi beş bin yıl karar ettirdi.

Ruh-u Muhammedi, bu hicapta da:

SÜBHANE LÂ YEZULE VE LÂ YEZÂLÜ tesbihi ile nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

Dokuzuncu hicaba HİCAB-UN-NÜBÜVVE adını verdi ve bu hicapta da ruh-u Muhammediyye'yi dört bin yıl karar ettirdi.

Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

Eb esirspik

SÜBHANE MEN TEKARRERE BİL-KUDRETİ VEL-BEKA tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

Onuncu hicaba HICAB-UR-RÎF'AT adını verdi ve bu hicapta da ruh-u Muhammediyye'yi üç bin yıl karar ettirdi. Ruh-u Muhammedi bu hicapta da.

SÜBHANE ZİL-ARŞİ AMMÂ YASİFUN tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tes bih eylerdi.

On birinci hicaba HICAB-UN-NUR adını verdi ve ruh-u Muhammediyye'yi iki bin yıl karar ettirdi. Ruh-u Muhammedi, bu hicapta da:

F-züi

SÜBHANE ZİL-MÜLKİ VEL-MELEKÛT tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

On ikinci hicaba HİCAB-UŞ-ŞEFAAT adını verdi ve ruh-u Muhammediyye'yi bin yıl karar ettirdi. Ruh-u Muhammedi bu hicapta da:

SÜBHANE RABBİYEL-AZİYM tesbihiyle nida eder ve bu tesbih-i aziym ile Rabbini tesbih eylerdi.

Tasfeyledi Allahu teâla ve tekaddes EVLÂKE ve LE'AMRÜK ile ey zât-1 akdes!

Ey âşık-ı Resûl!.. Ve ey sadık-i vüsul!..

Ruh-u Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem, makam-ı şükürde durarak, zat-1 akdes-i Muhammediyye'si-

ni hu saadet üzere halk buyurmasından dolayı Rabbil-âlemiyne şükranını arzedebilmek niyyet-i hâlisanesiyle teveccüh eyledi ve şükür namazına başladı. Bu şükür namazının yalnız kıyamını yedi yüz bin senede ikmal ettikten sonra, rükû'unda, kavme ve secdesinde, celsesinde, tahiyyatında ve her bir rüknünde yedişer yüz bin sene durarak Rabbini tesbih ve takdis eyledi ve bu üslûp ile izhar-1 şükr-ü abdiyyette bulundu.

Ruh-u Muhammediyye'nin böylece şükrünü eda etmesine mukabil, Hak teâlâ ve tekaddes hazretleri de onun ruh-u pâkini öyle bir makam-ı muallâ'ya vasıl kıldı ki, o yüce makamı ancak ve yalnız habibi ve mahbubu için hassatan halk ve icat buyurmuştu. Bu, öyle mübarek bir makam ve o derece yüce bir rütbe idi ki, bu makama sahip olabilmek için rütbe-i habibiyyet'i tevcih buyurduğu mahbubuna, Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri bütün Enbiyâ ve mürseliyn ile melâ'ike-i Mukarrebiyni muti olmakla emreylemişti. Bütün mahlûkat da, o makamın sahibine kayıtsız şartsız bende ve köle olmaları tezelzül ve tevazu eylemeleri emr-i celilini telâkki etmişlerdi. Bu yüce makam-ı habibiyyet'e ancak Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sel.

lem efendimiz vasıl olmuşlardır.

Hak sübhanehu ve teâlâ hazretleri, ona makam-ı habibiyyet'i bahş ve ihsan buyurduktan başka, deryayı rahmetine de müstagrak eylemiş, zâhir ve bâtınını (Ser tâ kadem ayn-ı rahmet) kılarak, zât-ı Muhammediyyetini bir vücud-u sahip kerem, ayn-ı rahmet ve re'fet, hulûk-u aziym üzere mübeccel ve mükerrem etmiştir. Habib-i edibine olan iltifatını Kur'an-ı aziminde Tövbe sûre-i celilesinin 128. âyet-i kerimesinde açıkça beyan buyurmaktadır:

Lo4 Aü i2 ''.

Lo-kad câ'eküm Resülün min enfüsiküm azizün aleyhi mâ anittüm harlsün aleyküm bilmû'miniyne ra'ufün rahiym.

Et-Tovbe: 128

(Yemin ederim, size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, herhangi bir sıkıntıya ve meşakkate uğramanız ona pek ağır gelir. O, sizlerin hidayet ve salâhınıza haristir. Üzerinize titrer, bütün mü'minler için ra'uftur, rahiymdir.)

Bir diğer âyet-i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:

Ve ma erselnâke illa rahmeten lil-alemiyn..

Enbiya: 107 (Yâ Muhammed!.. Biz, seni ancak âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik.)

Âlemlere rahmet olarak gönderildiğini açıkça beyan buyurduğu Habib-i edibini, bir diğer âyet-i kerimede de şöyle medetmektedir:

1-?!

dedir Ve inneke le-ala huldkin aziym...

El-Kalem: 4 (Ve her halde sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.)

Kadr-i valâsı bu âyât-ı beyyinât ile i'lâ ve ilân olunan Habib-i edib-i Kibriyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimizi, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri bu üstün sıfat ve hasletler ile mükemmel ve mükerrem kılmıştır. Bunun içindir ki, o sultan-ı âlemin zatını ve sıfatını kâ'inatın evveli, masnu'at-u ilâhiyyenin medbe'i kılmış, nur-u Muhammediyye'ye nazar-ı rahmet ve nigâh-ı iltifât atfederek nur-u Muhammed'den bir cevher yaratmış ve bu cevhere de nazar-ı heybetiyle nazar edince o cevher iki parçaya bölünmüştür. Bir parçasına nazar edince, heybet-i ilâhiyyenin şiddetinden su olmuştur ki, kıyamet gününe kadar titreşip hareket edecektir:

Ve ce'alnâ min-el-mâ'i külle şey'in hay...

Enbiya: 30 (Ve her diri olan şeyi sudan yarattık...)

O cevherin diğer parçasına da nazar-1 şefkatle nazar edince, o cevherden on muhterem nesneyi hall: ve icat buyurmuştur:

1) Arş-1 â'lâyı 2) Kürsiyyi Rahmanı 3) Levh-i mahfuzu 4) Kalemi 5) Sekiz cenneti 6) Güneşi ) Ayı 8) Yıldızları 9) Hurileri 10) Melekleri...

O cevherden dördüncü olarak KALEM'i halk ve icat buyurunca, kaleme atf-ı nazar eylemiş ve nazar-ı ilâhiyyenin heybetinden ve hayâsından kalem ikiye yarılmıştır. Kaleme, kıyamet gününe kadar olacak vuku'atı yazması emr-ü ferman olunmuştur. Daha sonra da kaleme, LEVH-I-MAHFUZ üzerine:

.

EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE

MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESÛLÜHU Kelime-i tayyibe-i münciyyesini yazması irade buyurulmuştur. Diğer bir rivayete göre de, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri kaleme önce:

BİSMİLLÂH-İR-RAHMAN-İR-RAHİYM yazmasını emreylemiş ve kalem Besınele-i şerifi yazdıktan sonra Kelime-i şehadeti yazmıştır. Diğer bazı rivayetlerde ise, önce kelime-i şehadeti ve daha sonra Besmele-i şerifi yazdığı beyan buyrulmaktadır. Kelime-i şehadete tâ'zimen, kalemin

= 143 _ bu kelime-i kudsiyyeyi yüz senede yazdığı ve bil'ahara Cenab-1 Hakka niyazda bulunarak: «Ilâhi ve seyyidi! Senin ism-i â'zaminin:

a gây

LÂ İLÂHE İLLALLAH olduğunu bilirim ama, ism-i â'zamın ile beraber yazdırdığın MUHAMMED kimdir ki, ismini senin ism-i şerifinle birlikte yazmamı emr-ü ferman buyurdun? İsm-i â'zamını ismine mukarin kıldığın bu zat-ı akdesin fazl-ü keremini lûtfen bana bildir..» Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri lûtfen ve tenezzülen kaleme hitap buyurarak: «Ey kalem!.. Izzetim, celâlim, mecdim ve cemalim hakkıyçün, o mahlûk-u ekremim ve mahbub-u mükerremimdir ki, eğer ismimle ismini bir arada yazdığım ve nurumdan halk ve icat eylediğim sevgili Muhammed'imi yaratmamış olsaydım, ne arşı, ne âlemleri, ne kürsiyi, ne de diğer bütün mahlûkat ve mevcudatı yaratmazdım.» hükmü ile Bâ'is-i hılkat-ı kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimizin ind-i ilâhiyyesindeki değerini ve önemini herkese duyurmuştur.

Hak celle ve alâ, bundan sonra ulu, çok ulu bir ağaç yaratmış ve o ağaca da ŞECERET-ÜL-YAKİN adını vermiş ve bu ağaca dört budak halkeylemiştir. Sonra da ruh-u Muhammedi' yi o ağacın üzerine koymuş ve ruh-u Muhammedi o ağacın üstünde yetmiş bin sene Rabbini tesbih eylemiştir. Nihayet, MİR' AT-I HAYA'yı yaratmış ve onu Habib-i edibinin yüzü istikametine koymuştur. Ruh-u Muhammedi, Mir'at-1 hayâ'ya bakınca, mübarek cemalini ve güzelliğini görmüş ve Rabbine şükredebilmek için beş kerre secde eylemiştir. Böylelikle, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın beş secde-i şükrüne mukabil, ümmet-i merhumesine beş vakit namaz farz olmuştur.

Sonra, nurdan bir kandil yaratarak o kandili yine nurdan bir zincirle Şecere't-ül-yakine asmış ve ruh-u Muhammediyye o kandilin içini mesken edinmesini emir ve irade buyurmuştur.

Ruh-u Muhammediye, Allahu tâlâ'nın bu iradesine de mûti ve

münkad olmuş ve derhal o nurdan kandilin içine girerek orada karar eylemiştir. Orada, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinin ESMA-I-HÜSNÂ'sıyla Rabbini tesbihe başlamış ve her esmâ-i ilâhiyyeyi bin sene süresince tesbih eylemek suretiyle Hâlık-ı lem yezeli tesbih ve takdis eylemiştir.

Bin yıl YA ALLAH ve bin yıl da YA RAHMAN tesbihiyle meşgul olduğunda, Allahu teâlâ nazar-1 rahmetiyle ruh-u Muhammediyye nazar edince, o mübarek ruh utanarak terlemiş, Hak celle ve alâ Habib-i edibinin terinin her damlasından bir peygamberin ruhunu halk eylemiştir.

Her esmâ ile bin yıl meşgul olarak vaktaki:

YÂ KAHHÂR ism-i celilini zikretmeğe başlayınca, ism-i Kahhar'ın hey'eti satvetinden o derece terledi ki, o terlerin kaç katre olduğunu ancak Allahu tealâ bilir. Işte, bu ter katrelerinden ilm-i ezelisine göre ne kadar âdem yaratılacaksa, önce Ademoğullarından mü'min olacakların ruhları halk olundu. Daha sonra da yine Ademoğullarından kâfirlerle münafıkların ruhları yaratıldı.

Ruhların hepsini bir araya topladı ve bunları dört saf haline getirdi. Safların en hayırlısı olan birinci safa Enbiyâ ve mürseliyn getirildiler. Sufuf-u makbul adı verilen ikinci safa da veilerinin ruhlarını cem'eyledi. Evsat-1 sufuf olan üçüncü safa âbid ve zâhitlerin ruhları dizildiler. Erzel-i sufuf olan dördüncü safa ise kâfirlerin ve münafıkların habis ruhları toplandılar.

Bu dört safta toplanan ruhların hepsi, Allahu tâlâ'nin muradı kadar kaldılar. Takdir-i ilâhi tecelli eyleyince, bu ruhlar âlem-i ervahtan Allahu tâlâ'nın iradesiyle bu âlem-i dünyada halk olunan cesetlerine girerler. İster şaki, ister sa'id, ister fâsık ister salih bu fâni âlemde hayırdan ve şerden ne türlü amel ederse kıyamet günü o amelleriyle yargılanırlar. Iyınan ederek hayırlı ameller işleyenler cennete, iyman etmeyenler de cehenneme gönderilir.