ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Cemâl”
01Cemâliyye
Cemâliyye, Halvetiyye'nin dört ana gövdesinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Cemâliyye-i Uşşâkıyye
Uşşâkıyye içinde Cemâlî nispetiyle anılan şube.
Sünbüliyye
Sünbüliyye, Cemâl-i Halvetî'nin halifesi Sünbül Sinân'ın Koca Mustafa Paşa Âsitânesi merkezinde teşkilatlandırdığı Halvetî koludur. İstanbul'da doğan ilk büyük tarikat kollarından biri olarak zikir, halvet, devrân, vaaz, musiki ve edebiyat çevrelerini bir araya getirdi.
Şâbâniyye
Şâbâniyye, Halvetiyye'nin Cemâliyye kolundan Şeyh Şâbân-ı Velî'ye nispet edilen; halvet, zikr-i dâimî, aşk, irfan, hizmet ve zâhir-bâtın dengesi etrafında gelişen tasavvuf yoludur.
Şirvânî–Kafkasya Hattı
İsmâil Sirâceddin Şirvânî'den Has Muhammed, Muhammed Yeragī ve Cemâleddin Gazi-Kumûkī üzerinden Kafkasya'ya yayılan Hâlidî silsile.
Cemâleddîn Gazi-Kumukî
Cemâleddîn Gazi-Kumukî (ö. 1286/1869), Muhammed Yeragî’nin halifesi olarak Nakşibendiyye-Hâlidiyye’yi Dağıstan’da yayan; Gazi Muhammed ile Şeyh Şâmil’in mânevî çevresinde yer alan; 1859’dan sonra Kars üzerinden Üsküdar’a hicret eden âlim, mürşid ve müelliftir.
Cemâleddîn Mahmud Hulvî
Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.
Cemâleddîn-i Efgānî
Cemâleddîn-i Efgānî (1254/1838-1314/1897), Kahire, İstanbul, Hindistan, İran ve Avrupa arasında yürüttüğü eğitim, yayın ve siyasî faaliyetlerle İslâm dünyasında ıslah, hürriyet, dayanışma ve sömürge karşıtı düşünceyi etkileyen fikir ve siyaset adamıdır.
Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi
Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi (ö. 1010/1601-02), Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’nin torunu; Sahn ve Edirne Sultan Bayezid medreselerinde müderrislik, Lofça, Halep, Mekke, Bursa ve Mısır’da kadılık yapan; Makrîzî’nin el-Hıtat’ını Türkçeye çeviren Osmanlı âlimi, kadısı ve hayır sahibidir.
Baldırzâde Abdurrahman Efendi
Baldırzâde Abdurrahman Efendi (ö. Şaban 970/1563), Zenbilli Ali Cemâlî’nin muîdi ve mülâzımı olarak yetişen; İstanbul, Edirne ve Tire medreselerinden sonra Medine ve Halep kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Bâyezîd-i Rûmî
Bâyezîd-i Rûmî, Gelibolu’da doğup Tire’de tahsil gören; Cemâl-i Halvetî’nin işaretiyle Edirne Kıyık’ta zâviye kuran ve Sırr-ı Cânân ile Secencelü’l-ervâh’ı yazan Halvetî şeyhi ve mutasavvıf şairdir.
Cemşâh-ı Karamânî
Cemşâh-ı Karamânî (ö. 943/1536), Cemâl-i Halvetî’nin oğlu, Sünbül Sinan’ın halifesi ve Koca Mustafa Paşa Dergâhı’nda pişkademlik yaptıktan sonra Karaman çevresinde irşad faaliyetinde bulunan Halvetî-Sünbülî şeyhidir.
Çelebi Halife Cemâl-i Halvetî
Çelebi Halife diye tanınan Mehmed Cemâl-i Halvetî (ö. 899/1493-94), Pîr Muhammed Erzincânî’nin halifesi; Amasya’dan İstanbul’a uzanan irşad faaliyeti, Koca Mustafa Paşa Âsitânesi ve Sünbül Sinân başta olmak üzere halifeleriyle Halvetiyye’nin Cemâliyye ana koluna adını veren pîrdir.
Edirneli Mehmed Cemâleddîn Uşşâkî
Edirneli Mehmed Cemâleddîn Uşşâkî (ö. 1164/1751), Mehmed Hamdi ve Hasan Sezâî çevrelerinde yetişen; Savaklar Tekkesi merkezinde Uşşâkıyye’yi canlandıran, on iki esmâ tertibini yerleştiren ve Cemâliyye şubesine adını veren mutasavvıf şairdir.
Evhadüddin-i Kirmânî
Evhadüddin-i Kirmânî (1164–1238), Rükneddîn-i Sücâsî’den hilâfet alan; Bağdat, Azerbaycan, Anadolu, Suriye, Mısır ve Hicaz arasında dolaşan; rubâîleri ve cemâl müşâhedesine dayalı meşrebiyle tanınan mutasavvıf-şairdir.
Ezelîzâde Abdurrahman b. İbrâhim
Ezelîzâde Abdurrahman b. İbrâhim (ö. 972/1565), Şeyh Cemâl Efendi’den Halvetî terbiyesi alan; Konya Sâhib Ata Zâviyesi’nde zâhirî ve bâtınî ilimleri okutan, Vişne Efendi’nin irşadını tamamlayan ve Bahrü’l-ulûm adlı tefsiri kaleme alan âlim-şeyhtir.
Filibeli Hâfız Şeyh İsmâil Efendi
Filibeli Hâfız Şeyh İsmâil Efendi (ö. 1316/1898), Seyyid Muhammed Cemâleddin-i Uşşâkī’den hilâfet alarak Fatih Keçeciler’deki Mahmud Bedreddin Dergâhı postuna geçen ve dergâh bahçesine defnedilen Uşşâkī şeyhidir.
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Cemaathane
bee LU) Mevlevilikte, dervişlerin misafir edildikleri yer.. Darü'l-cemaat, beyti’l-cemaat: Tekke, dervişlerin toplandıkları ev. Allahın eli cemaatledir; cemaat rahmettir. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Dârü'-beka
Ebediyet yurdu. tas. a Ahiret. b Ruhaniler âlemi, beka billah makamı. Beka mülkü, Mülk-i bekadan gelmişem fâni cihânı neylerim Ben dost cemâlin görmüşem, hür u cinânı neylerim Yünus
Hü
O; üçüncü şahıs zamiri. tas. a Allah'ın mutlak gayb olan hüviyeti, künhü; temaşası mümkün olmayan zatı. Gir semâa zikr ile gel yana yana Hü deyü Ir safâ-i aşk-ı Hakk’a yana yana Hü deya Zat-ı Hakk'ı buldular buluştular bir Ha ile Dost göründü her taraftan yana yana Hü deya Niyazi Mısri Hulül A Bektaşi gülbank ve tercemanlarının sonunda “Allah eyvallah Hü Dost,” denir (AM 287). Safha-i sadrinda dâim âşıkın efkârı ha Sakirin şükrü hüvallah, zâkirin ezkârı ha Ravza-ı hü'yı makam et ey Cemâl-i Halveti Ta vücudun mülküne keşf ola esrârı hü Hubb-i câh Makam sevgisi, mevki hırsı, itibar tutkusu.
İşve
Sevgilinin naz ve cilvesi. Tasavvuf şiirinde ilâhî güzelliğin farklı biçimlerde görünmesi, yani cemâl tecellisi anlamında kullanılan bir mecazdır.
Kevneyn
İki cihan, dünya ve ahiret, Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Eşrefzâde Kıble i ar. (قبله) Kâbe; Kâbe yönü. 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit, | Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi | kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır ( 392). Hakk'ın cemal-i bâ-kemali. | Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi | كد S Kiblem benim ezelde cemâlin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin Kışr MM ——ğ—ğ—ğ—ğ—ğj jj e Se Kışr Kılavuz (2) M3) 1. Rehber, mürşit, yol gösteren. 2. tas. Şeyh. Kılavuzsuz Kâbe'ye varılmaz. Kılavuzsuz menzil alınmaz. Kılavuzsuz kuş bile uçmaz. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Anı şeytan kodu dinsiz imansız Gerektir bil sana yolda kılavuz Varamazsin bu yolu kılavuzsuz E. Rumi Killet — Zillet — İllet (de - 2 ن - 25) Derviş kıllet-i taama, kıllet-i menama, kıllet-i kelama önem verir, zelil ve malul olur. Killet-i taâm Az yemek. Az yemekten evliya olur kişi Az yiyenlerin hakdır tesvisi Çok yiyenlerdir, ibadet etmeyen Çok yiyendir doğru yola gitmeyen Eşrefzâde Rehber, mürşit, yol gösteren. 2. tas. Şeyh. Kılavuzsuz Kâbe'ye varılmaz. Kılavuzsuz menzil alınmaz. Kılavuzsuz kuş bile uçmaz. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Anı şeytan kodu dinsiz imansız Gerektir bil sana yolda kılavuz Varamazsin bu yolu kılavuzsuz E. Rumi Killet — Zillet — İllet (de - 2 ن - 25) Derviş kıllet-i taama, kıllet-i menama, kıllet-i kelama önem verir, zelil ve malul olur. Killet-i taâm Az yemek. Az yemekten evliya olur kişi Az yiyenlerin hakdır tesvisi Çok yiyenlerdir, ibadet etmeyen Çok yiyendir doğru yola gitmeyen Eşrefzâde
Lâle
Kırmızı renkli, kadeh biçimli çiçek. Tasavvuf ve divan şiirinde sevgilinin yüzü, yanağı ve aşk yarasıyla ilişkilendirilir. İşaret değeri “Lâle” ile “Allah” kelimelerinin ebced değerinin 66 oluşu sebebiyle lâle, özellikle Osmanlı sanatında tevhidi ve ilâhî güzelliği hatırlatan bir remiz sayılmıştır. Bu benzerlik şiirde harflerin biçimi ve ebced hesabı üzerinden işlenir. Subh-dem dönse n’ola mihr-i cemâle lâle Oldu mazhar aded-i ism-i celâle lâle Refî-i Kālâyî
Muizdver
254) 1. İşçi, ücretle çalışan. 2, tas. Muamele ehli, Allah'tan ecir ve sevap almak için çalışan, böylece cehennemden kurtulup cennete girmek için çabalayan kimse, abit. Halbuki arifler, Allah emrettiği ve O'nun hakkı olduğu için ibadet ederler. Râbia Hatun, abitlere sormuş: “Allah cehennemi ve cenne- Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SF kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. 4 ti yaratmasaydı ona ibadet etmeyecek miydiniz?». Rabia “önce car, sonra dâr” diyor ve ücretle amel edenlere €cir-i sü, yani kötü işçi diyordu. Başında aklı olan ücrete amel etmez Hariyle aldanmaz 862 ile kastan gecer Yünus Müzekkir 5. ar. jr, Vaaz ve nasihat eden, öğüt veren, 2. tas. Müftüler, kadılar ve müzekkirler olmak üzere üç kısım olan zahir ulemasından sonuncular. Müzekkir ve vaizler iki kısımdır. Bunların bir kısmı cahil, riyakâr, Samimiyetsiz olup kürsü ve minberlerde edebiyat Yaparlar, süslü ve yapay hal ve hareketlerle halkı Costurup taassubu körüklerler; dini bazen gereğinden çok kolay, bazen gereğinden çok güç gösterir, bazen günah işlemek için halka cesaret verip bazen de onlanı ümütsizliğe düşürürler; bunlar “Alimi zebân câhil-i dildirler.” lyi edebiyat ya- Parlar, hitabetleri çekicidir, ama gönülden anlamazlar. “Her vaiz cahildir” sözü meşhurdur. Diğer gruptaki vaizler ise sırf Hak rızası için halka doğruyu söyleyen ve hak yolda onlara rehberlik eden, onları taassuptan uzaklaştıran ihlaslı, bilgili ve samimi kişilerdir. “Gönülden çıkan 502 gönüle girer” (Ange ez dil âyed, der dil âyed). Bkz. Vaaz—Vaiz. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için ATE 83 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. aie ae Ee! Nat har. (Cw) 7, Sıfat, vasıf, MB 2. عم a Niteleyenleri;, a ee nitelenenin fiillerini, hükümlerini ve ahlakını haber vermesi ee Bs, yani âşığın sevgilisini tasvir etmesi, b Tasavvuf ie ie “Kulun içinde ikâmet ettiği bir nalı olup, bu na'at hakikatte et 5 Hakk’a, şeklen halka aittir» (Cüneyd). ç Evvel. gibi nispet Sais BE Sie talep eden (us), yani ewel-ahir gibi nispet ifade eden şeyler. MAS d Hz, Peygamber'i, onun özellik ye niteliklerini konu alan Şiirler. Yumm-ı na'atından güher olmuş Fuzüli Sözleri Ebr-i nisandan dönen tek lü'lü-i şehvâre sy Fuzüli Bir mübârek sefer olsa da gitsem Kâbe yollarında kumlara batsam Hob cemâlin bir kez düştü Seyr etsem Ya Muhammed Cânım arzular seni eke Sen Ahmed y Mahmud y Muhammedsin Efendim Hak'tan bize Sultan-ı Müeyyedsin Efendim Galib Dede
Nevruz
Yeni gün; baharın ve eski takvimde yılın başlangıcı. Tasavvuf şiirinde diriliş, yenilenme ve tabiatta görünen cemâl tecellisinin sembolüdür. Bazı remiz sözlüklerinde çokluğun açıldığı tefrika âlemiyle ilişkilendirilir.
Rüyet
$5) Görmek, görülmek, vizyon, didar. tas. a Ahirette-cennette Allah'ı görmek. b Rüyetullah, Allah'ın görülmesi (cr). İlahi tecellileri bu dünyada temaşa etmek. c İlâhî tecellileri ruh âleminde kalp gözüyle temaşa etmek. Zat-ı Bâri'nin dünyada, baştaki gözle görülemeyeceğini ifade eden süfiler bunun dışındaki rüyet şekillerini kabul ederler. Süfiler Hz. Ali'nin “görmediğim Allah’a ibadet etmem... Onu gördüm ve öyle ibadet ettim” dediğini naklederler. Cemâl-i ba-kemali ve ilâhî güzellikleri temaşadan maksat budur. Va'de kesildi kamuya ki yarın göreler onu Benim, yârınım bugündür bunda göründü ol Kâdir Her kim ol dost didârını bunda a'yân görmez ise Yarın ol sergerdan geze, hiç bilmeye niteliğini Yünus Kalbim Rabb'imi gördü Hadis OO MmM——>———ğşğşğşğ dei aa tails Saadet i. ar. 6 د la.) 1, Mutluluk. 2. tas, Rabbani feyzlere ye eS eS ilâhî tevfike nail olup dünya ve ahirette yüksek manevi ma- 2 0 kamlara erme, Ebü Osman Nişâbüri, Allah’a itaat etmek, faiE ie kat teddedilmekten de korkmak saadet alameti; Allah’a asi ES = olmak ve onun katında makbul olmayı ummak bedbahthk e Sits mi alametidir, der,
Şeyda
0 44) Deli, çılgın. tas. a Şiddetli sevgi ve aşk hisleriyle coşup kendinden geçen. b Cezbe ehli, meczup. Ey hâce eğer kim sen isen âkıl u dânâ Şeydâlığı bin akla değişmez dil-i şeydâ Bağdadi Gerci cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir Ey kılan şeydâ beni benden bu istigna nedir Nice sormazsın ki ahval-i dil-i şeydâ nedir Fuzali Şey'en lillah (4 te a Allah rızası için bir şey (ver), Hak rızası için bir şey. b Dervis nefsini aşağılamak ve onu ayağının altına alıp ezmek, halka rezil ve rüsva etmek için eline keşkül alıp dilenir. Dilenirken “sey'en lillâh” der. Buna selmana çıkmak da denir. Topladiklanm dergâha ve tekkeye getirir. b Geçimlerini dilenerek sağlayan dervişler veya derviş olmayan dilenciler de, bu deyimi kullanırlar. Bazen “Hakkullâh ver” de derler. Bahâeddin Nakşbend cenazesi götürülürken tabu- tunun önünde şu manzumenin okunmasını istemiştir: Şeyh Müflisânim âmede der kay-i ta Şey'en-lillâh ez cemâl-i rây-ı ta (Allah için güzelliğinden bir sey latfet Mijflis olarak bulunduğun semte geldik)
Halvetiyye
öz. a. İslâm dünyasmm en yaygın olan ve Şeyh Ebi Abdullah Sıracüddin Ömer el-Halvetî ’ye nipet edilen bir büyük tarikatın adı. İran’ın Geylân bölgesinde 14. yüzyılm ikinci yarısmda oluşum gösteren ve Ömer el-Halvetî’nin Tebriz’e yerleşmesi ile tanman ve gelişen bu tarikatın özünde, nefsin kötülükten ve günahlardan arınması için dü, kalp, ruh ve sırlar ile yapılan ibadetler ve zikirler yatmaktadır. Az yeme ve içme, az konuşma, az uyuma, inzivaya çekilme, fikir ve zikir ile şeyhe gönülden bağlanma Halvetiyye tarikatının temel ilkeleri arasındadır. Kurululduğu Azerbaycan bölgesinden Anadolu’ya oradan Balkanlara, Suriye ve Mısır’a, Kuzey Afrika’dan Sudan’a, Habeşistan’a ve Güney Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılan bu tarikat, Rûşeniyye (bk. bu madde), Cemâliyye (bk. bu madde), Ahmediyye (bk. bu madde) ve Şemsiyye (bk. bu madde) adı verilen dört kola ayrılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile 1925’te çıkarılan tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunundan dolayı resmî faaliyetine son veren Halvetiyye tekkeleri, sonradan gizli zikir ve ayinleri ile halk arasında yaşamaya devam etmiş; son dönemlerde ise Anadolu’da, Rumeli’de, Suriye ve Mısır’da faaliyetini sürdürmektedir.
Koca Mustafa Paşa Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Dîvân-ı Hümâyun çavuşluğundan ayrıldıktan sonra intisap ettiği Halvetî-Sünbülî şeyhi Necmeddin Hasan Efendi'nin postnişin olduğu âsitâne. Seyrü sülûkünü burada tamamlayıp icâzet almıştır. İlişkili kişi dosyası Cemâleddîn Mahmud Hulvî : Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.
Kalenderhane Medresesi
İstanbul · Türkiye · 944 Rebîülâhirinde 40 akçe ile Taşköprîzâde Ahmed Efendi'nin yerine müderris olduğu medrese. İlişkili kişi dosyası Baldırzâde Abdurrahman Efendi : Baldırzâde Abdurrahman Efendi (ö. Şaban 970/1563), Zenbilli Ali Cemâlî’nin muîdi ve mülâzımı olarak yetişen; İstanbul, Edirne ve Tire medreselerinden sonra Medine ve Halep kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Tebriz
Doğu Azerbaycan · İran · Nisbesini aldığı şehir; İlhanlı devrinin başşehri ve devrin en canlı tasavvuf merkezlerindendir. Silsilenâme vefat yerini kaydetmez. İlişkili kişi dosyası Şihâbüddin Tebrîzî : Şihâbüddin Tebrîzî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin sühreverdî halkası halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Cemâlîzâde Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Eğrikapı savaklarının karşısında, Kırkçeşme su şebekesine bağlı olan tekke. Vezir Hırâmî Ahmed Paşa tarafından XVI. yüzyılın son çeyreğinde mescid-zâviye olarak kurulmuş, muhtemelen XVIII. yüzyıl başlarında Halvetiyye'ye intikal etmiştir. 1155'te (1742) buraya postnişin olan Cemâleddin Uşşâkī'nin vefatında buraya gömülmesi üzerine Cemâliyye şubesinin âsitânesi ve pîr evi vasfını kazanmıştır. Kaynaklarda Cemâleddin Halvetî, Cemâleddin Uşşâkî, Cemâlî, Cemâlî Efendi, Savaklar, Seyyid Cemâleddin, Seyyid Cemal Efendi ve Şalcızâde gibi çeşitli adlarla anılır. Oğlu ve halefi Mehmed Nizâmeddin Efendi mescid-tevhidhânenin dârülkurrâ olarak da kullanılması için bir vakıf yapmıştır. Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra mescid-tevhidhânesi cami olarak kullanılmaya başlanmış, 1958'den az önceki onarımda cami harimi ile türbe arasına duvar çekilerek yapının en önemli mimari özelliği yok edilmiştir.
Koca Mustafa Paşa Âsitânesi (Sünbülî Âsitânesi)
İstanbul · Türkiye · Sünbüliyye'nin merkez âsitânesi. Necmeddin Hasan Efendi, Yûsuf Sinâneddin Efendi'nin 1577'de şeyhülharem göreviyle İstanbul'dan ayrılması üzerine buranın postnişinliğine getirilmiş, vefatına kadar bu görevde kalmıştır. Cemâleddin Hulvî ona burada intisap etmiştir.
Cerrahpaşa Camii
İstanbul · Türkiye · Sefîne, Kırımlı İbrâhim Efendi'nin bu camide vâizlik yaptığını kaydeder. Nüshada cami adının ilk hecesi silinmiş, “rahpaşa Camii vâizi idi” biçiminde kalmıştır. İlişkili kişi dosyası Kırımlı İbrâhim Efendi : Kırımlı İbrâhim Efendi (ö. 1632), Kutub İbrâhim adıyla tanınan; Nûreddinzâde Muslihuddin’in halifesi, Cerrahpaşa Camii vaizi ve Halvetî-Cemâlî silsilesinin etkili halkalarındandır.
Edirne
Edirne · Türkiye · Kaynak, Câhidî Ahmed Efendi'nin Edirne'de doğduğunu, Kitâbü'n-Nasîha 'dan Rumelili bir aileden geldiğinin ve babasının adının Muhammed olduğunun anlaşıldığını bildirir. Muhtemelen Halvetî-Uşşâkī hilâfetini de burada almıştır.
Lâhîcân
Gîlân · İran · Oturduğu ve İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin gelip intisap ettiği nahiye; şeyhiyle birlikte tarlada çalışıp ürünü pazara götürdüğü yer burasıdır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî) : Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî, Şîrâzî ve Ezherî nisbeleriyle anılan; Şehâbeddin Mahmûd Tebrîzî’den tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra Lenkeran–Astara hattında tekke kuran, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’yi yetiştiren ve Ebheriyye’den Zahidiyye, Halvetiyye ve Safeviyye’ye uzanan aktarımın başlıca halkalarından olan XIII-XIV. yüzyıl sûfîsidir.
Zenbilli Ali Efendi Mescidi, Mektebi ve Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Zeyrek'te kendi yaptırdığı mescid ve mektebin hazîresinde medfundur. Tek kubbeli, kare planlı Ali Cemâlî Efendi Mektebi Zeyrek Yokuşu'nda 1523-1525 yılları arasında inşa edilmiştir. Oğlu Muhyiddin Mehmed Şah (Molla Çelebi) da mektebin bitişiğinde babasının kabri yanına defnedilmiştir.
Gül Camii
İstanbul · Türkiye · Cemâl-i Halvetî İstanbul'a geldiğinde ilk olarak Ayvansaray'daki Gül Camii'nin yanında irşad vazifesinde bulunmuş, Kocamustafapaşa'daki dergâha ancak daha sonra geçmiştir. Böylece Gül Camii çevresi, onun şehirdeki ilk irşad yeridir.
Âmid (Diyarbakır)
Diyarbakır · Türkiye · Doğduğu şehir; babasının Âmidî nisbesi ve türbesinin buradaki varlığı Berdea iddiasını çürütür. Tebriz'den ayrıldıktan sonra buraya dönüp Ma'nevî 'yi burada yazmaya başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.
Câmi-i Atîk
Lofça · Bulgaristan · Lofça kadılığı sırasında vakıflarını ihyâ ettiği ve çevresine hayır eserleri inşa ettirdiği eski cami. Vakfın onun ölümünden sonra da işlemeye devam ettiği, 1025/1616’da aynı yere kadı olarak gelen bir sonraki neslin kaydında belirtilir.
Halvetiyye'den Şâbâniyye'ye Silsile
Şirvan, Erzincan, İstanbul, Bolu ve Kastamonu arasında ilerleyen eğitim zinciri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hacı Ömer Hüdâyî Baba'nın Halife Ağı
Doğrudan halifeler ile ikinci kuşak bağlıları ayırmak. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Rifâiyye'nin İstanbul ve Balkan Yolculuğu
Üsküdar'dan Unkapanı, Yakova ve Prizren'e. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
Halvetiyye'nin Dört Ana Kolu
Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye ve Şemsiyye. Tez ve çevrilen yazma metin karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal inceleme.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Nurlar, Renkler ve Müşâhede Öğretisi
Kübrevî tecrübe dilinde görüntü, hâtır, latife ve ahlâkî dönüşüm. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Necmeddîn-i Kübrâ'nın Eserleri ve Dinleme Kayıtları
Sahih nispetler, tartışmalı eserler ve el-Uṣûlü'l-aşere sesli kaydı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Halvetiyye'nin Zâhidiyye Kökü
Ebheriyye ve Zâhidiyye'den Safeviyye ile Halvetiyye'nin ayrıldığı tarihî kavşak. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.
Halvetiyye'nin Anadolu ve Osmanlı Yayılışı
Pîr İlyas'tan Yahyâ Şirvânî'nin halifelerine ve İstanbul tekke ağına. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.
Halvetiyye'nin Dört Ana Kolu Nasıl Okunmalı?
Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye ve Şemsiyye gövdeleri ile alt şubelerin tarihî mantığı TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Tomâr-ı Turuk Nasıl Okunmalı?
Sâdık Vicdânî'nin büyük silsile projesini, Lütfiye Tezer'in karşılaştırmalı tenkidi eşliğinde; güvenilir omurga, tarihî tasnif ve ihtilaflı kol adı katmanlarına ayırır.
Halvetiyye Silsilesi ve Kollar Haritası
Halvetiyye'nin ortak erken silsilesi, Zâhidiyye kavşağı, dört ana kolu ve doğrulanmış alt şubeleri tek bir ayrıntılı ağda gösterilir.
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 29–35
Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · den, senin âleme rahmet olduğundandır. Arş ve kürsi, yerler ve gökler, içlerinde bulunan mahlüklar ve bunların cümlesinin hilkatleri ve nimet bulmaları hep senin hürınetindendir. B
Sayfalar 58–63
Muzaffer Ozak Külliyatı · tadır? Bana yolunu tarif eder misin?) dedi. Diğer haham: (Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır) dedi. (Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım