ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
25 sonuç · “Bakara”
01Şeyh Haydar Efendi (Karababa)
Şeyh Haydar Efendi (Karababa), Sefîne-i Evliyâ'nın 1924-25 İstanbul tekke cetvelinde karababa tekkesi'nin 1924-25 postnişini olarak kaydedilir.
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
bürhân
Sözlük anlamı “açıklığa kavuşturmak, berraklaştırmak, delil getirmek’ olan bu söz, “Hak ile batılı birbirinden ayıran kesin delil” olarak tanımlanmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi”, “Enbiya suresi”, “Mü'min suresi” nde ise “delil” anlamıyla kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in mucizeleri, Hz. Musa’nın asâsı ve “yed-i beyzâ” denilen elinin meşale gibi parlaması mucizelerine de “burhân” denilmiştir. İslâm dünyasında burhanm bir kıyas türü ve ispat metodu olduğu, mantıkta, felsefede, kelâmda ve usûl-i fıkhta kullanıldığı söz konusudur. İlk Çağ ile Orta Çağ felsefesinde sadece akim verilerine dayanan deliller bu terim ile karşılanırken modern felsefede hem aklî hem de deneye dayalı delillere burhan adı verilmiştir. Çağdaş felsefe ise bunu “burhân-ı riyâzî” olarak nitelemiştir.
Ebrâr
İyiler, özü ve sözü doğru kimseler. Kur’ân’da iyilik ve takvâ sahiplerini anlatan çoğul bir addır. Tasavvufî kullanım Bazı sûfî tasniflerinde ahlâkı düzeltme, riyâzet ve mücâhede yoluyla Hakk’a yönelen orta derecedeki sâlikler için kullanılır. Allah’a yakın kullar “ebrâr”, daha ileri yakınlık mertebesinde kabul edilenler “mukarrebûn” diye anılabilir. Tarîk-i ebrâr , iyi amelleri ve nefis terbiyesini esas alan yol anlamındadır.
inşân
“Beşer, insan topluluğu. ” anlamında olan “ins” sözünden gelen bu terim, erkek veya dişi bu türün her ferdi için kullanılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de altmış beş yerde aynı anlamda kullanılan bu söz, varlık olarak bütün yön leriyle ifade edilmiş ve onun ya ratılışı, mahiyeti üe gayesini bit bütünlük içinde açıklanmıştır. Hz. Âdem’den başlayarak insan özel bir konumda ve yaratılış yöntemiyle varlık âlemine çıka rılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in bir başka önemli açıklaması ise “insan”m yeryüzünü imar ve ıslah edecek olan “halife” görevin üstlenmiş olmasıdır (Bakara suresi, 2 / 30). Yaratıklarm en mükemmeli olan bu varlık, topraktan yaratılmış cismanî bünyesi yanında ruhanî bir kimliğ ile, duyularıyla, aklıyla iyiyi kö tüden, güzeli çirkinden ayırma yeteneği ile geliştirilmiş; böylece o, kendinden sorumlu olmaya yetecek bir özgürlüğe sahip ol muştur. Onun Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok surede ve ayette anlatılan bu derin ve çok yönlü vasıfları, Hz. Peygam ber’in hadislerinde de yer almış; “ins” sözüyle birlikte mütalaa edilmiştir.
İtisam
( <. Sarılmak, yapışmak; korunmak. 2. tas. Dinin emir ve hükümlerine dört elle sarılmak, yasaklarından ve günahlardan dikkatle kaçınmak. Allah'ın ipine sıkı sıkıya yapışmak. İtrâk-ı re's ( İ > طر اق ( Başı önüne eğme, önüne bakarak yürüme. Zahit ve süfiler lüzumsuz bakışlardan sakınır, önlerine bakarak yürür, Rab'larından hayâ ettiklerinden dik başlı olarak yürümez; hal ve hareketleriyle alçak gönüllü olmaya çalışırlar. Nakşilikte buna nazar ber-kadem denir. |
Kâf u nün
Nr. Arapçada, külli iradenin sureti kün (ol) emrini oluştu- | ran k ve n harfleri, 2. tas. Ahah yaratmayı dilediği bir şeye “ol” (kün) der, o şey derhal olur. Allah yaratmayı irade ettiği şeyi kün kelimesi aracılığıyla yaratır. Bkz. Kelime, Kün, Keyn. Kâfu nün hitabı izhâr olmadan BiZ bu kâinatın ibtidâsıyız Harabi e i m 13ل 2 لا اقل ا Onsekizbin âlemi ma'düm iken vareyledi Kaf u nan emri ile bir kerre imâ etti ask Yusuf Sineçâk Kahhar Kahr ve mahv eden. “O kullarının üzerine kâhirdir” (En'am Suresi, 18, 61; Gafır Suresi, 16).
Kurban
( هر با Allah'a yakınlık peyda etmek niyetiyle belli özelliklere sahip hayvanın ibadet maksadıyla kesilmesi. 2. tas. Fena mertebesi, fedakârlık, kulun kendisini (nefsini) Allah yolunda feda etmesi. En büyük kurban kulun nefsini feda etmesidir. Kurbanlık koç (kebeş) nefsin simgesidir. Arafat'ta kurban kesen hacı aslında nefsini boğazladığının şuurunda olmalıdır. Bazı mutasavvıflar “Allah bir sığır (bakara) kesmenizi emrediyor,” (Bakara Suresi 67) mealindeki ayeti “Nefsinizi kesmenizi emrediyor” şeklinde anlamışlardır. Âdet oldur, yar ilinde can alırlar hüsne tac Niyazi Diğer varlıkların Hakk'a ermelerine aracı olması itibariyle insana kurban-ı ekrem denilmiştir. Nefsin üç hali vardır ve bunlara kebs, bakara, bedene denir. Nefsin sülüktan evvelki haline kebş (koç), sülüka başlamasına ve bunun iyi bir gelişme göstermesine bakara (sığır), makam ve menzilleri katetmesine bedene (deve) denir (kı). Burada kebş, bakara ve bedene deyimleriyle nefsin Hak için kurban edilmesi gerektiği anlatılır. Bayramda kurban kesmeyi de nefsi öldürmenin bir simgesi sayarlar. Zebh-i nefs: Canını feda etme. Ismailim Hak yoluna canım kurban eyledim Çün bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerim Yünus Vermeyen canın sana bulmaz hayat-ı câvidan Zinde-i cavid ana derler ki kurbandır sana Fuzüli Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem id için Dem be-dem, sâat be-sdat ben senin kurbaninm Fuzüli
sm
Çil) [Ar. ] Sözlük anlamı, “Geri bırakmak, gecikmek. ” olan bu söz, insanı günaha sokan, işlendiğinde kötüleme, kınama ve cezalandırmayı gerektiren dinen yasaklanmış eylemleri veya davranışları yapma işi için kullanılan bir terimdir. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de türevleriyle birlikte kırk sekiz ayette geçmiştir (bk. M. F. Abdülbâkî, el- Mu'cem, “ism” maddesi). “İsm”e konu olan büyük günahlar Kur’ân-ı Kerîm’de özellikle şu ayetlerde zikredilmektedir: “İçki ve kumar” (Bakara suresi, 2 I 219) anlamında, “Faizden elde edilen kazanç. ” ” (Bakara suresi, 2 / 276) anlamında, “İnkâr etmek ve küfür” anlamında, “Allah’a yalan isnat etmek. ” anlamında, “Günahı veya suçu başkasının üzerine yüklemek. ” anlamında, “Ölü, kan, domuz eti, gibi yasaklanan şeyleri yemek. ” anlamında, “İnsan öldürmek. ” anlamında, “Yalan söyleyerek doğruyu gizlemek. ” anlamında, “Açık veya gizli günah işlemek. ” anlamında pek çok fiil, “ism” olarak nitelenmiştir, bk. günah İsmâ'ilîlik a. bk. İsmâ'iliyye İsmâ'iliyye a. [Ar. ] Şî' inancına göre altıncı İmam Ca'fer-i Sâdık’m oğlu İsmail b Ca'fer es-sâdık’a nispet edilen v onun soyundan gelenlerin ima metini benimseyen, ayrıca aşır görüşleriyle tanınan bir Ş mezhebinin adı. Bu mezhebi “yedi devir inancı” çerçevesin de her devir bir nâtık nebiyi ifa de eder; sonra bir vâsi imam v altı sâmit imam ile bu sistem tamamlanmış olur. Bu sistem içinde, “nâtık” terimi, yeni devr başlatan peygamber anlamın dadır. Onu “esas” veya “sâmit adı verilen imam takip eder. ismet a. [< Ar. asm] 1. İ lâmî inanca göre, peygamberle rin günahtan uzak ve korunmu olduğunu ifade eden bir terim. fık. Dinî ve hukukî koruma v dokunulmazlık anlamında fıkı terimi.
Telvin - Temkin
(تلو ين - تمكيه) 1, Boyama, renklilik. 2. tas. a Talep ve istikamet yolunu araştırma makamı (cr) telvin, istikamet üzere karar kılma ve iyice yerleşme makamı ise temkin'dir. b Kul yolda olduğu sürece, bir halden diğerine geçtiğinden telvin ehlidir; Hakk'a erince temkin ehli olur (kr 41; İFM). c Aşağı bir hal sebebiyle yüce bir hal ve makamın kapalı kalması (Kı). d Allah'ın boyasına boyanma (Bakara Suresi, 138), Hak bir gönül verdi bana, hâ demeden hayrân olur Bir dem gelir şâdi olur, bir dem gelir giryân olur Bir dem cehalete kalır, hiç nesneyi bilmez olur Bir dem dalar hikmetlere Calinos u Lokman olur Yünus
Tar
Sina çölünde Hz. Musa'nın ilâhî hitabı işittiği dag. 2. tas. Nefs; “Tarun sag yanindan ona seslenmistik,” (Meryem Suresi 80) mealindeki ayet “Ona nefs yönünden seslenmiştik,” anlamına gelir. Hz. Musa Allah’a ibadet ederken üzerinde bulunduğu dağda Allah ona nefs yönünden hitap etmişti. Allah ehlullâha mağarada, vadide ve halvethanede tecelli ettiği gibi Hz. Musa'ya da dağ başında tecelli etmişti. Dağın darmadağınık ve hak ile yeksan oluşu (A'raf Suresi 143) nefsin Allah ile fani olması demektir. “Tür'u başlarına kaldırdık,” (Bakara Suresi 63, *93) ifadesi nefslerini azdırdık, başlarına bela ettik anlamınadır. Tür, insan nefsinin bâtılı olup bu da ilâhî hakikatten ibarettir. Kitâb-ı mestur, vücud-i mutlak; rikk-ı menşür, levh-i mahfüz; beyti ma'mur, ilâhî makam (cik 1:52, 113). Gazali'ye göre, Tür-i Sina (Tur-i Sina) sinedeki türdur (Gim 69-71); tür ise feyz ve marifet sularının menbaı ve fışkırdığı kaynaktır. Sular dağdan fışkırdığı gibi marifet ve feyz de türdan kaynaklanır (Gim 69). Tüysüz Her makam bir Tür olur gerçek mündcat ehline 1. Hakkı Celveti Hakkı Celveti
Vefa
Bağlılık. 2. tas. a Ruhu gaflet uykusundan uyandırmak, zihni dünya dağdağasıyla meşgul etmemek (sr 88). Sözde samimi olma, ruhun dürüstlük içinde bulunması. b Ezelde, bezm-i elestte Allah’a verilen söze, misaka bağlı kalmak. c Insanlara verilen ahdi korumak (ahde vefa). d Ezeli inayet. Kur’ân'da “Bana verdiğiniz ahde vefa edin ki, size verdiğim ahde vefa edeyim” (Bakara Suresi, 40) buyrulmuştur. Yapılan akitlere ve verilen ahitlere sadakat ve vefa temel bir ilkedir (x1). Yar kilmazsa bana cevr i cefadan gayn Ben ona eylemezem mihr u vefadan gayrı Fuzali Avam ibadet için, aydınlar ubüdiyet için, seçkinler ubüdet için Hakk’a söz vermişlerdir. Buna vefa göstermeleri gerekir. Bi-vefa: 1. Vefasız, 2. tas. Dünya. Safâ ister isen terk et safâyı Vefa ister isen ko bi-vefâyı Esrefzade Agyar vefâdan dem vurur, yar cefadan Ademde vefâ olmaya, var ola köpekte Rühi Vefasız, 2. tas. Dünya. Safâ ister isen terk et safâyı Vefa ister isen ko bi-vefâyı Esrefzade Agyar vefâdan dem vurur, yar cefadan Ademde vefâ olmaya, var ola köpekte Rühi
Veladet
(65 (ولاد >. Doğum. 2. tas. Talibin mürşide intisap etmesi ve tarikate girmesi. Buna çoğu zaman velâdet-i sâniye, velâdet-i maneviye, velâdet-i ruhiye (ikinci doğum, manevi doğum, ruhun doğuşu) gibi isimler verilir. Şeyh ile müridi arasında öyle bir kaynaşma (teellif) hasıl olur ki neticede mürit şeyhin parçası olur, tıpkı tabii veladette oğulun babanın parçası olması gibi. “İnsan iki kere doğmadan meleküt âlemine yükselemez.” Ik doğumla madde âlemiyle irtibat kuran insan, ikinci doğumla meleküt âlemiyle irtibat kurar, Müridin babası, onun bedeninin, şeyhi ise ruhunun varoluş sebebi olduğundan, şeyh baba, mürit onun oğludur. Mürit babasının bel, şeyhinin yol evladıdır (nefes evladı). Şeyh, bir anne bebeğini nasıl sütüyle beslerse, öylece onu irfanı ve feyziyle besler; buna redâ denir, Seyr ve sülükunu tamamlayan ve ruhen olgunlaşarak Velayet-i hassa baliğ ve reşit olan müride şeyh icazetname (hilafetname) verir. Buna Jitâm (sütten kesme) denir. Bu yüzden müritler, şeyhlerine baba (eb, valid, peder), şeyhler ise müritlerine evlatları nazarıyla bakarlar (sav (Ihya kenarı) 11:18; İM 282; HB 3.30; KRE 317). Velayet/Vilayet i. ar. (493) Velilik, ermişlik, Hakk'ın kulunu, kulun Mevlâ'sını dost edinmesi, Allah ile kulu arasındaki karşılıklı sevgi ve dostluk; Allah'ın kulun (ibadet, tâat gibi) işleri kendi üzerine alması; Allah'ın kulun, kulun da Allah'ın velisi (vekili) olması. “Allah müminlerin velisi dostudur” (ALi Imran Suresi, 68; Bakara Suresi, 227) “Takva sahipleri Allah'ın velileri, dostlarıdır” (Enfal Suresi, 34). Nefsinden fani olan kulun, Hak'la olması (x1), Velayet dört çeşittir: Velayet-i uzmâ, lâhüti velayet; son peygamberin velayeti. Velayet-i kübra, ceberüti velayet, öbür peygamberlerin velayeti. Velayet-i vustâ, meleküti velayet. Evliyanın velayeti. Velayet-i suğrâ, nâsüti velayet; tam müminlerin velayeti.. Velayet-i amme Umumi velayet; bu anlamda bütün müminler Allah'ın velileri, dostlarıdır. Velayet-i enbiya Peygamberlerin velayeti. Her peygamber aynı zamanda Allah'ın velisi, dostudur. Hakim Tirmizi ve İbn Arabi gibi mutasavviflara göre nebilerin velayeti, onların nübüvvetinden üstündür; çünkü velayet peygamberin Hakk'a dönük yüzü, nübüvvet ise halka dönük yüzüdür. Ayrıca veli Allah'ın ismi, velayet ise onun sıfatıdır. Oysaki peygamberlik insanın sıfatıdır. Bazıları buradan yola çıkarak mutlak surette velinin nebiden üstün olduğunu savunmuş ise de bu görüş fazla taraftar bulmamıştır. İmam Rabbani'ye göre Üç tür- ٠ lü velayet vardır: Velayet-i suğrâ. Velayet-i evliya da denir; ermişlerin veliliği demektir. Bu velayette ilahi fiillerin tecellilerinde, isim ve sıfatların gölgelerinde seyr bahis konusudur. Velayet-i kübrâ. Velayet-i enbiya da denir. İlâhî isimler, sıfatlar ve Zati şuün dairesindeki seyirdir. Evliya velayet-i sekr, enbiya velayet-i sahv makamında bulunduğundan şathiyat sahibi veliler hep velayet-i sugra’da bulunur. Enbiya velayeti, sahv ve intibah makamıdır; burada şathiyat olmaz. Velayet-i ulyâ. Meleklerin taayyün ilkeleri, Velayet-i kübrada zahir isminde, velayet-i ulyâda bâtın isminde seyr vaki olur. Veli tebaiyet yoluyla, bu velayetlerden de nasip alır (Gc 229-240). Velayet-i hassa Özel velayet; bu anlamda yalnızca Allah'ın seçkin kulları (mustafamüctebâ kulları) Allah'ın velileri dostlarıdır. Bunların en açık ve belirleyici nitelikleri, ilhama mazhar olmaları ve keramet sahibi olmalarıdır. O ğÇ—<&———>>5X5ŞXŞ£ŞŞ Veraset
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen
Sayfalar 33–39
Muzaffer Ozak Külliyatı · bir tahta parçası üzerinde sağ ve sâlim kaldı. anası boğuldu. Işte, o öksüz yavrunun annesinin ruhunu acıyarak aldım. Allahu zül-celâl tekrar buyurdu: — Yâ Azrail.. Ruhunu sevinere
Sayfalar 36–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz
Sayfalar 41–48
Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen