ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
17 sonuç · “Bârı”
01Cûybâriyye
Muhammed İslâm Cûybârî ve Kâsânî'nin evlat-halife çevresinde Buhara-Dehbîd hattında gelişen kol; kurucu nispeti tek şahsa indirgenmez.
Akşehirli Abdurrahman Gubârî
Akşehirli Abdurrahman Gubârî (ö. 974/1566-67), Şeyh Hamdullah ekolünden hattat, Şeyh Abdüllatif’in müridi, Irakeyn seferi kâtibi, şehzade hocası ve Mekke’de mahmil kadısı olan Nakşibendî şairdir.
Hâmid-i Kırımî
Hâmid-i Kırımî (ö. 1800), Etvâr-ı Seb‘a üzerine 1764 tarihli risalesi bulunan ve Tekirdağ Halvetî çevresiyle ilişkilendirilen mutasavvıftır.
Ma‘den Dede
Ma‘den Dede (ö. 1131/1719), Karagümrük yakınındaki Ali Paşa-yı Cedîd Medresesi'nde yaşayan; suskunluğu, zihnî hesap kabiliyeti ve halk arasındaki itibarıyla kayda geçen İstanbul meczubudur.
Mûsâ el-Kâzım
Mûsâ el-Kâzım (7 Safer 128 / 8 Kasım 745, Ebvâ – Receb 183 / Ağustos 799, Bağdat); İsnâaşeriyye'nin yedinci imamı . Abbâsîler'e karşı barışçı bir çizgi izlemesine rağmen ömrünün son yıllarını hapiste geçirmiştir.
Nefes Anbarı Şeyh Osmân Efendi
Nefes Anbarı Osman Efendi (ö. 1095/1684), Kayseri'den İstanbul'a gelen, Abdülehad Nûrî'den hilâfet alıp Şemsi Paşa ve Tercüman Yûnus zâviyelerinde şeyhlik yapan sûfîdir.
Nefesanbârî Zâkir Şeyh Osman Efendi
Nefesanbârî Osman Efendi (ö. Rebîülâhir 1095/1684), Kayseri'den Üsküdar'a gelen; Abdülehad Nûrî'ye intisap edip Şemsî Paşa ve Tercüman Yunus zâviyelerinde vaizlik ve irşad yürüten güçlü sesli zâkir ve şairdir.
Şeyh Abdülhalîm er-Rifâî
Şeyh Abdülhalîm er-Rifâî, Unkapanı Yeşil Tulumba civarında kurduğu dergâhla İstanbul Rifâîliğinin İzzeddînî aktarımında önemli bir mekân halkası oluşturmuştur.
Şeyh Nâfiz Eşrefî Efendi
Fahreddîn Efendi-zâde’dir. Beyne’l-meşâyih, mümtâz bir mevki'e sâhib imiş. Eşrefî âsitânesinde neşr-i feyz ettiler. Kibâr-ı meşâyihden Şeyh Abdüllatîf Efendi hazretlerinin kerîmeleri Zehrâ Hanım’ı tezevvüc edip bir hayli zamân muammer olduktan sonra 1282/(1865) senesi âzim-i dâr-ı bakâ oldular. Mezâr taşında menkûş târîhleri: H
ŞEYH SA’DEDDÎN-İ CÜVEYNÎ
ŞEYH SA’DEDDÎN-İ CÜVEYNÎ Kibâr-ı meşâyıh u ulemâdandır. Keşfû’l-Mahcûb ve Secencelü’l-Ervâh unvânlı eserleri meşhûrdur. Dîger ba'zı te’lîfâtı varmış. 650/(1252) senesinde âlem-i bakâya rıhlet etmiştir. Sadreddîn-i Konevî hazretleriyle musâhabeti mervîdir. Gâyet müessir tabîat-ı şi’riyyesi vardır: بر اسهب عشق ﭼو سوار آيد دل بر جمله مرام كامكار آيد…
Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi
Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi Zamânımızda İstanbul’da bulunan bu zât-ı şerîf herkesin nazar-ı dikkatini celb eder. Uzun boylu, beyaz sakallı, nûr yüzlü, siyah cübbeli, siyah amâmeyi hâvî Halvetî taclı bir pîr-i nûrânîdir. 1260/(1844) senesinde Köstendil’de Kalem Abdullâh Efendi sulbünden dünyâya gelmiştir. Ümmî-i âlimdir. Köstendil’de kibâr-ı meşâyıh-ı Ramazâniyye-i Halvetiyye’den ve veliyy-i kâmil Müderris Baba sülâlesinden Şeyh Ali…
Bârı
Sözlük anlamı “Yaratmak, borçtan kurtulmak’ olan bu söz, “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olup Allah’ın sıfatı olarak “Yaratan, eşi benzeri olmayanı yaratan” anlammdadır. “Bâri” adı Allah’ın doksan dokuz ismini veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerindeki üstede de yer almıştır.
HAKİKİ HİZMET EHLİ VE ONA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 11. bölüm · Allahu Teâlâ, Hz. Dâvud’a (as) şöyle vahyetmiştir: “Ya Dâvud! Beni taleb eden (benim rızâmın peşine düşen) birisini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol.” Hakk yolunda gidenlere hizmet
HALVET (ÇİLEHÂNE) ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 26. bölüm · Sûfiler, kırk gün çilehaneye girmekle, diğer zamanlarda peşine düşmedikleri özel bir şeyi arıyor değillerdir. Ancak, onlar, nefsin edebe muhalif tutumları ve içinde bulundukları ha
SÛFİLERİN AHLÂKI
Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo
Sayfalar 288–294
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allahu tealâ'ya ve onun rızasına talip olan ehl-i aşkın kemâli ise; iymanda, islâmda ve Kur'andadır. Gözleri parada pulda değil, Allahu tealâ'ya kul olmaktadır. Sözleri, hak ve hak
Sayfalar 399–405
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kibir, meni den ve ateşten halkolunanın hakkı ve sıfatı değildir. Kibir, evveli ve âhiri buluran fâninin de hakkı ve sıfatı değildir. Kibir, ancak ve yalnız evvel, âhir, bâtın ve z