Ara
Menü

Sayfalar 288–294

1.783 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 288–294

Allahu tealâ'ya ve onun rızasına talip olan ehl-i aşkın kemâli ise; iymanda, islâmda ve Kur'andadır. Gözleri parada pulda değil, Allahu tealâ'ya kul olmaktadır. Sözleri, hak ve hakikattedir. Ozleri ise, Hakkın rizasına varan doğruluk ve istikamettedir. Bu kutlu ve mutlu kişiler, dünya hayatında bazı mahrumiyetlere katlanırlar, çoğu zaman ceplerinde metelik bile bulunmaz ama, âhirete zengin ve sultan olarak giderler. Biliyorum, dünya ehlinden olanlar bizim bu açıklamalarımıza kıs kıs gülerler ve yüzümüze karşı söylemeğe cesaret edemeseler bile içlerinden:

— Sen milleti uyut, biz dünya saltanatını sürelim de, âhiret dediğin o gelecekten nasibimiz olmasın, derler.

Böylelerini çok gördük, dünya hayatında kimin uyuduğu ve kimlerin gerçekleri bulduğu yakın bir gelecekte görülecek, âhiret zenginliğinin ne demek olduğu, orada daha güzel anlaşılacaktır. Onlar inansalar da, inanmasalar da, yalanlasalar da, yalanlamasalar da biz tekrar tekrar iddia ve israr ediyoruz:

— Efendiler, beyler, beyefendiler!... Gaflet ve cehaleti birakın, hak ve hakikati görün, dünya zenginliği eğretidir, gelip geçicidir. Oysa, âhiret zenginliğinin zevali yoktur, bunu da böylece bilin... Pek yakında bu sözlerimin gerçek olduğunu siz de anlayacaksınız ama, ne yazık ki iş işten geçmiş olacak…..

Evet, Hakkın varlığını ve birliğini ikrar eden SIDDIYK, inkâreden ise ZINDIK ve kâfirdir. Hakka yardım edene, Allahu sübhanehu ve tealâ yardım eder. Hakkı kabul etmeyenler Allahu tealâ'nın düşmanlarıdırlar ve zâlimdirler. Böylelerine ise Hak celle ve alâ hiçbir zaman yardım etmez.

Ey âşık-ı sadık!...

Tövbe et, dünyadan soyunmağa ve sıyrılmağa çalış, vakit geçirmeden âhiret hazırlıklarını yapmağa başla!... Bak, dün geçti ve yarına çıkabileceğimizi de bilemiyoruz. Gün, bugün ve saat bu saattir. Ömür denilen yolculuk göz açıp kapayıncaya kadar çabuk ve hızlı gelip geçiyor. Kıldığın namazın son namazın olabileceğini, yaşadığın gün ve saatin de ömrünün son günü ve son saati olmadığını nereden biliyorsun? Bütün yaratılanlar,

önünde sonunda ölüme mahkûrndurlar. Ne var ki, kâfirler ve hayvanlar ölürler, gerçek birer insan olan mü'minler ise olurlar. Gerçek bir insan olmağa çalış ki, iymanın ve iykanın artsın.

Bunun da tek şartı, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya uymak ve hak boyası ile boyanmaktır, gaflet uykusundan uyanmaktır. Hangi yoldan gidilirse gidilsin, her yolun sonu kabirdir. Dünya hayatı ana beşiğinde başlar ve mezar eşiğinde biter. Ara yerdeki mesafe, göz açıp kapayıncaya kadar olan süre miktarı kısa ve azdır.

Dünyayı yedi kerre dolaşsan, Allah boyasından daha güzel ve mükemmel boya bulamazsın. O boya ile boyananların boyaları solmaz. O boya ile boyananları, dünyanın pislik ve murdarlıkları lekeleyip kirletemez. O boya ile boyananlar, ebediyyen ölmezler, nâr-1 cahiyme girmezler, makam-ı sıdka ererler, Cemâl-i lâyezâli görürler, Hak ile bâki olur ve zât cennetine girerler.

Açılır bag-ı bostanın, Dilde okunur destanın, Sen baktığın gülistanın, Gülleri solmaz Allahum...

Iyman sahipleri, ebedî saadet ve selâmete ererler ki, bu saadetin zevali yoktur. Imansızların mutluluk adını verdikleri dünya saadeti fânidir, gelip geçici ve elden çıkıcıdır. Gözlerimiz bakmasını bilse de görebilsek, nice mutlu bildiğimiz ve hallerine özendiğimiz çiftler ve kişiler, dünya cenneti içinde cehennem azabı çekmektedirler. Bu gibilerin, bu âlemde ele geçirdikleri ni'metler, aslında nikbettir, yani musibet ve meşakkattir.

Ancak ve yalnız, azaplarının artmasına, huzursuzluklarının çoğalmasına sebep olur. Ahiret âleminde görecekleri azap ise niayetsizdir. Onun için, bu fâni dünyanın fâni ni'met ve ziynetlerine aldanarak sakın sakın âhiretini yıkma... Ne yapsan, nereye gitsen, nerelere gizlensen, ölüm seni bulacaktır, yolun kabristana uğrayacaktır ve orada herkes amelleriyle başbaşa kalacaktır. O karanlık yerde kendine bir dost, vefakâr bir yâr edindin mi? O yâr-ı vefakâr bu âlemde iken bulunur, onu bulama.

vanların vay hallerine!...

Envâr-ul-Kulob, cilt: 2 — F: 19

Dünya hayatının son konağı ve âhiret âleminin ilk durağı olan mezar, kucağını açmış seni ve beni bekliyor. Kim olursak olalım, nerede bulunursak bulunalım, hepimiz ecel şerbetinden içeceğiz, cansız ata bineceğiz, âlelâde bir kefene sarılarak kabir kapısından ebedî âleme geçecegiz. Aşağıda anlatacağım hikâyeyi dikkat ve ibretle oku, hikâye deyip geçme, düşün, hem iyi düşün ve kıssadan hisseni almağa çalış... Varıp gidilecek yer haraptır, orayı imâr eyle... Karanlıktır, buradan nur ilet... Yılan, çıyan ve akrep yeridir, yanında ilâç bulundur ki sana zararları olmasın... Son meskenin, son makamın ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. Orasını cehennem çukuru değil bir cennet bahçesi haline getirmek için hazırlıklı ve tedarikli bulun, çünkü son konağın ve durağın orası olacaktır.

HİKÂYE Günlerden birgün, Behlûl-ü Dânâ (Kuddise sırruh) bir mezarlığın kenarında oturuyordu. Kendisini gören bir zat, yanına sokuldu, selâm verdi ve sordu:

— Yâ Behlûl!.. Bu kabristanın kenarında neden oturuyorsun?

Behlûl-ü Dânâ, sükûnetle cevap verdi:

— Bir hırsız paramı ve malımı çaldı da, onu bekliyorum.

Soran zat hayret etti:

— Peki, o hırsızın buraya geleceği ne malûm? dedi. Behlûl:

- Önünde sonunda mutlâka buraya gelecektir, bundan kim kurtulmuştur ki, o kurtulsun, cevabıyla hem o zatı hem de bizleri irşâd buyurdu.

Hazret-i Behlûl'ün dediği gibi, sonunda herkes kabristana gidecek ve o amel sandığına girecektir. Sırtları yere gelmeyen nice pehlivanların, ölüm sırtlarını yere getirmiş, ordularını zaferden zafere koşturan nice ünlü kumandanlar, padişahlar, beyler, paşalar ölüm karşısında yenilgiye uğramış ve hâk ile

yeksân olmuşlardır. Aldanmayalım, yanılmayalım, yanlış hesaplar yapmayalım. Çoğunun cesetleri kara toprakta çürüyüp dağılmıştır ama, mânaları ve ruhları yaptıkları kötülük ve haksızlıkların, işledikleri isyan ve günahların azabını tatmakta, yahut hayırlı işlerinin sonucu yine orada mükâfatlanmaktadır.

Böyleleri edebî saadetlerinin zevkini sürerlerken, kötüler ve günahkârlar da ebedî felâketlerine yaklaşmakta, sabah ve akşam nâra arzolunarak daha kabirlerinde iken ilâhî azabı yaşamaktadırlar.

Bu ni'meti Haktan bilmek gerektir, Çeşınin gubârını silmek gerektir, Yüz yıl ömür sürsen ölmek gerektir, Ecel gelir gafil olma divane!..

Kabre giren insanlar üç sınıftır:

BİRINCISI peygamberler, veliler, salihler, şehitler ve âşıklardır. Bu sınıfın ruhları, arş-ı â'lânın altında sakin olur ve zamanı gelince dünyada bulunan ehl-i iymana yardım ederler.

Kendilerine bahş ve ihsan buyurulan cennet derecelerini görüp gözlerler ve kıyamete kadar mest ve hayran kalırlar ve kıyamet günü de Allahu tâlâ'nın izniyle ümmeti Muhammed'e ve diğer ümmetlerden iyınanları makbul olanlara şefaat ederler.

IKİNCİSİ de dünya hayatında iken âhiret âlemi için hazırladıkları ve kazandıkları salih amellerinin ecrini almak üzere bekleyenlerdir. Aralarında, kabir azabına dûçar olanlar da, bu ilâhî azabı görseler ve ilâhî adaleti tatsalar da, yine imanlarından ötürü Cennete gireceklerinden affı ilâhiyye ve büyük mükâfata intizar ederek kıyamete kadar âlem-i ervahta beklerler.

ÜÇÜNCÜSÜ Allahu teâlâ'yı inkâr eden kâfirler olup, idam hükmüne mahkûm olan ve infaz saatini bekleyen, gece ve gündüz darağacının altında boynuna ip takılacağını düşünen ve tasalananlar gibi daha kabirlerinde iken azabı ve nâr-ı cahiymi ve cehennemde çekecekleri çok acı ıztırabı tatmağa başlayan zavalhlardır. Bunlar da ehl-i nâr olup Ebu-Cehil, Şeddâd, Fira'

un ve benzeri zâlimlerin mirasçıları olan ve onların halleriyle hallenen kefere-i fecere'dir. Bunlara —Ne'ûzü-billâh— kabirle rinde azabın şiddeti tattırılır ve sabah - akşam nâra arzolunurlar.

Hemen ilâve edelim ki, günahkâr müminlerin kabirlerinde görecekleri azap ebedî değildir. Bazıları birkaç gün veya birkaç hafta, bazıları da bir ay veya birkaç sene azay gördükten sonra kurtulurlar.

Kabir azabına sebebolan sifatlar şunlardır:

1. Yalancılar (Yalan söylemeyi âdet haline getirenler).

2. Her türlü pisliklerden sakınmayanlar (Kendilerini id.

rar ve necasetten temizlemeyenler) zâhiren ve bâtınen temizlenip arınmayanlar.

3. Ana ve babaya âsi olanlar ve onların haklarına hürmet ve riayet etmeyerek, ihsan ve itaatte kusur edenler, ana ve babalarına ezâ ve cefa edenler.

4.

Iki meclis veya topluluğu, yahut iki kişiyi birbirlerine düşman etmek için, aralarında lâf götürüp getiren nemmâmlar, mutlâka kabir azabına dûçar olurlar.

Bunlar, kabir azabına sebebolan başlıca sıfatlardır. Verdikleri sözde durmayarak kalleşlik eden dönekler, emanete hiyanet eden ha'inler, adaletle hükmetmeyen hâkimler, zâlimi mazlûm ve mazlümu zâlim gibi gösteren müzevvirler, yalancı şahitlik ederek hakkı ve hakikati tahrif eden zâlimler, şarap, rakı, bira, viski, esrar, afyon, kokain, eroin ve benzeri akıl giderici ve serhoşluk verici maddeleri kullananlar ve bu alışkanlıklarından vazgeçmeyerek ısrar edenler, topluma daima za rarlı olanlar, zinâ ve livata edenler ve ettirenler, bunlara aracıllk edenler ve sevicilik yapan kadınlar, dedi - kodu yapanlar, etrafı telâş ve heyecana verecek asılsız haberler yayanlar, di!lerinden kötü sözleri eksik etmeyenler, uluorta herkese sövüp sayanlar, haramdan sakınmayanlar, ibadetlerine mağrur olan ve yalnız kendilerini beğenen u'cub ehli ile iki yüzlü mürâ'iler, kin besleyen ve bunun için fırsat kollayanlar, olur olmaz herşeye ve herkese öfkelenenler, şehvetlerine esir olanlar ve bunla-

ra benzer GÜNAH-I-KEBÂ'İR dediğimiz büyük günahları işle.

yenler de kabir azabına dûçar olur ve azabı daha kabirlerine girer girmez tatmağa başlarlar.

Kabir azabından kurtulmanın yolu ve çaresi, bu kötü ve çirkin huylarından ötürü nedamet etmek, tövbe ve istiğfar eylemek, içlerini ve dışlarını temizlemektir. Allahu tâlâ'nın, affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Denizlerin dalgaları, güneşin zerreleri ve yeryüzündeki taşların sayısı kadar günahı bile olsa, kul bunları çirkin ve kötü görür, gerçekten yaptıklarına pişmân olursa, bir daha işlememeğe azm-ü cezm ederek tövbe ve istiğfara sarılırsa, bütün günahlarından arınır:

Kul yâ ibâdiyelleziyne esref0 alâ enfüsihim la taknato min rahmetillah innallâhe yagfir-üz-zünube cemiy'a innehû hüvel-gafur-ür-rahiym...

Ez-Zümer: 53 (Ey Habib-i zişânım!.. Benim dilimle de ki, ey nefislerini israf etmekte haddi aşan kullarım. Allahu tâlâ'nın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira, Allahu teâlâ bütün günahları mağfiret buyurur. Hiç şüphe yok ki, Allahu azim-üş-şân rahmet ve mağfirette belâgat sahibidir.)

Nefsinin hevâsı sana boşuna vakit geçirmeden, Azrail aleyhisselâm ecel şerbetini içirmeden yaptıklarına nâdim ol, tövbeye gel, Rabbinin rahmet ve mağfiretinden ümidini kesme, bağışlar mı, bağışlamaz mı diye vesveseye düşme, Allahu teâlâ bütün günahları affedici ve bütün suçları bağışlayıcıdır. O Gaffar, Gafur, o Rahman ve o Rahiym' dir. Onun mağfiretine sığın, rahmaniyyetine güven ve en önemlisi sıdk ile, hulûs ile yaptıklarına pişman ol ve tövbe et, ağla ve gözyaşı dök... Tövbe eder-

sen, affolunacağın muhakkaktır. Zira, sen Habib-i edib-i Kibriyâ'nın ümmeti olmak gibi bir imtiyaza sahipsin... Ona ümmet olmak en yüce devlet ve saadet, en kutlu ve erişilmez bir mazhariyyettir. Bunun kıymet ve ehemmiyetini, şeref ve faziletini bil ve şükrünü edâ etmeğe çalış. Şükrü eda edilmeyen, kıymet ve ehemmiyeti bilinmeyen ni'metler —Mâ'azallah— elden çıkıverir. Şükrü edâ edilen ni'metler ise mutlâka ziyadeleşir. Her işin başı, kulun fiillerine göredir. Bahş ve ihsan buyurulan ni' met ve devlete şükredilecek olursa, Allahu sübhanehu ve teâlâ o ni'met ve devleti ziyade kılacağını beyan buyurmaktadır. Küfran-1 ni'met edenlerden ise, gün olur zâ'il olur.

Ey akıllı olduğunu iddia eden ve her işinde aklıyle öğünen kardeşim!.. Gerçekten akıllı isen, her halinde Rabbini zikret ve Rabbini aslâ unutma ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri de, her halinde seni unutmasın ve seni ni'metlerine garkeylesin. Rabbimiz, unutmaktan münezzehtir. Binaenaleyh, bu unutmak senin ve benim anlayabileceğimiz mâ'nada değildir. Bu unutmak —Allah korusun— kulluktan koğulmak ve ilâhî rahmetten dûr olmak anlamına gelir. Dünya hayatında da böyledir, unutan unutulur, âsi olana isyan olunur, itaat etmeyene itaat edilmez, merhamet etmeyene de merhamet olunmaz. Eken biçer, gören seçer. İyilik eden iyilik, kemlik eden de mutlâka kemlik bulur. Sen, Rabbine karşı itaatkâr olursan, en yakınlarından itibaren bütün çevren de sana itaat ederler. Bunun zıddı olarak isyan edersen, sana da isyan edenler çoğalır. Allahu tâlâ'nın yarattıklarını sever ve okşarsan, sevilir ve okşanırsın. Vurursan, sana da vururlar. Verirsen, sana da verirler.

Şahsına karşı yapılan haksızlık ve kötülükleri affet ki, Allahu teâlâ da seni affetsin... Unutma ki, sana karşı yapıldığını zannettiğin haksızlık veya kötülük, senin Rabbine karşı işlediğin hata, isyan ve isyanların yanında hiç mesabesinde kalır. Bilmiş ol ki, Rabbine karşı irtikâp ettiğin isyan, sana kulları eliyle red ve iade olunan isyanındır.

Evet, affeden affolunur. Adalet isteyen, adalet bulur. Kullardan gördüğün nankörlüklerden yanıp yakınma! Bu, senin