Ara
Menü

Sayfalar 281–287

1.662 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 281–287

habım? Ezvâc ve evlâdım neredeler? Hani; Fatıma'm, Rukiyye'm, Zeyneb'im, Ibrahim'im, Kasım'ım, Abdullah'ım? Ummetlerim neredeler, söyle ey Cibril-i emin söyle ümmetlerim nerede? buyurur buyurmaz, Allahu azi-üş-şânın izni ve keremiyle cıhar yâr-ı bâsafa Hz. Ebu-Bekir, Omer, Osman ve Aliyyül-Mürtezâ ile ezvâc-ı tâhirat ve evlâd-ı Resûl ihyâ olunarak etrafina topanacaklar, hepsine cennetten gönderilen elbiseler giydirilecek ve başlarına tâcları konulacak ve Büraklarına bindirilecek ve ma'iyyet-i seniyyelerinde yer alacaklardır.

Sultan-ı serir-i din-i mübiyn aleyhi ve âlihi salâvatullah-ilmû'lyn efendimiz, ümmetinin af ve mağfiret buyurulması için Rabbil-âlemiyne tazarrû ve niyazda bulunarak ve nârdan kurtulmaları için gözyaşları ile secde ederek ve:

— Ummetim, vah ümmetim!... diye yalvararak mahşer yerine yöneldiği sırada Allahu sübhanehu ve tealâ, Israfil aleyhisselâma ikinci sûru üflemesini emr-ü ferman buyuracaktır:

j, ÇaSüsâlaş Sümme nüfiha fiyhi uhrâ fe-izâhüm kıyamün yanzurin...

Ez-Zümer: 68 (Sonra sûra ikinci defa nefholunur. Bu sefer de, hemen ayağa kalkıp bakışırlar ve ne olacak diye intizar ederler.)

Evet, sûra ikinci defa Israfil aleyhisselâm tarafından üflenince, alem-i ervahta bulunan ruhlar yerlerle gökler arasını doldururlar ve her ruh yeniden halkolunan ve hazır bulunan cesetlerine girerler ve bütün ölenler dirilirler.

"..!.

Huşşe an abarahüm yahruene min-o-eodasi ke'onehüm ceradin müntlkamor: 7 (O gün onlar korkularından gözleri önlerine doğru eğilmiş nereye gideceklerini şaşıran ve öteye beriye dağılan çekirgeler gibi, hepsi kabirlerinden çıkarlar.)

Cesetlerinin dirilmesini ve o diriliş günü olan haşir gününü, o müthiş gün bütün cesetlerin haşrolunacağını yani (Yevm-i yüb'asûn)'u inkâr eden kâfirler ve münkirler, kıyamet günü kabirlerinden yüzleri kararmış, gözleri yerinden ve yuvasından oynamış, nereye gidecegini ve ne yapacağını şaşırmış, öteye beriye dağılmış, çekirge sürülerini andıran kümeler halinde kabirlerinden çıkacaklar ve davetçinin davetine boyunlarını uzatarak ve ona doğru bakarak bu davete koşacaklardır. Allahu talâ'nın varlığını ve birliğini inkâr eden, âlemlerin Rabbine şirk (Ortak)

koşan kâfirler ve münkirler, o günün şiddetini ancak o zaman anlayabilecekler ve kendi kendilerine:

— Eyvah, bizler helâk olduk... Bugün, ne çetin gündür! diyeceklerdir.

Birinci sûr üflenilince, gökyüzünde bulunan yıldızlar, ay ve güneş dürüldüğü ve Allahu tealâ'nın dilediklerinden başka yerlerde ve göklerde ne varsa hepsi yıkılıp ölü düştüğü için, yeryüzü ve mahşer yeri Allahu talâ'nın nuruyla ışıklanacak ve bu nûr-u ilâhiyyeden ancak müminler faydalanacaktır.

Her kulun eline dünya hayatında iken ne işlemişse onları açık seçik gösteren amel defterleri verilecek, her biri sırasına göre hesap yerine sevkedilecek, peygamberler ve şahitler getirilecektir. O günü insanlara kendi uzuvları, elleri, ayakları, dilleri ve kulakları, kalpleri ve derileri tanıklık edecekler, lehlerinde veya aleyhlerinde kendi nefislerine şahitlik edeceklerdir. Hayır veya şer işlediği fiile şahit olan mekân da, lehinde veya aleyhinde tanıklık edecektir. Bu şahitler, tarafı izzetten kulu ilzâm için getirilecek ve hesap gayet âdilâne yapılacak, hiç kimseye zerre kadar zulüm ve gadrolunmayacaktır. Yani, herkes yaptığının ceza ve mükâfatını görecektir.

Muradıma, maksuduma ermezsem, Hayıf bana, yazık bana, vah bana...

Kadir Mevlâm cemalini görmezsem, Hayıf bana, yazık bana, vah bana...

Âsi kulum defterine bak derse, Yüzün karaları gör ne çok derse, Yerim, göğüın arasından çık derse, Hayıf bana, yazık bana, vah bana...

Evet aziz ve muhterem mü minler!...

Kendisine düşünme ni'meti bahş ve ihsan buyurulan kimse, zuhuru muhakkak ve mukadder olan, herşeyin bilineceği, işlediği her fiil ve hareketin kendisinden sorularak hesaba çekileceği o korkulu günü derin derin düşünmeli, ona göre kendisini çekip çevirmeli, Hak yolu, riza yolu, ebedi saadet ve selâmet yolu olan islâm dinine. sıkı sıkı sarılmalı, Allahu tealâ'nın bütün emirlerine aynen ve harfiyyen ittibâ ve Resûl-ü müctebânın sünnet-i seniyye-i Ahmediyyelerine iktidâ eylemeli, men'ettiği şeylerin hepsinden şiddetle kaçınmalı ve çekinmelidir. Unutmamalıdır ki, Allahu talâ'nın vâ'di de vâ'idi de haktır ve gerçektir.

Bir gün ki, o gün kıyamet, nedamet ve hasret günüdür, bütün ayıpların açıklanacağı, hayrın ve şerrin olanca vüzuhu ile meydana çıkacağı, âsilerin suçlanacağı ve mü'minlerin mükâfatlandırılacağı gündür. Işte o gün hesaba çekileceğimizi hiç ama hiç hatırdan çıkarmamalıdır.

Şunu iyi bil ki, insanları hesaba çekecek olan Kadir-i mutlâk Allahu azim-üş-şândır. Şahitleri ise, leh veya aleyhlerinde tanıklık edecek olan kendi uzuvlarımız, iyi veya kötü işlerimiz ve bunları işlediğimiz yer veya mekândır.

Yevme'izin tuhaddisü ahbareha...

Ez-Zilzal: 4 (Rabbinin telkin buyurduğu vahyile bütün haberlerini hal diliyle anlatacak...)

Kıyamet günü, günah veya sevap, hayır veya şer ne işlenmişse, onların işlenildikleri yerlerin leh veya aleyhte tanıklık edeceklerine bu âyet-i celile delâlet etmektedir:

Ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehûm ve külle sey'in ahseynâhû fiy imâmin mübiyn— Ya-Sin: 12 (Onların hayır veya şer amellerini ve öğrettikleri ilim, yazdıkları kitaplar, yaptıkları vakıflar, mektepler, mescitler, hastahaneler gibi hasenelerini veya zulmetmek, fesat, isyan veya bâtılı yaymak gibi seyyi'elerini, bıraktıkları eserleri biz yazarız.

Esasen, biz herşeyi açık kitapta —Levh-i mahfuz'da— sayıp yazmışızdır...)

Bu âyetin sebeb-i nüzulu şöyledir:

Ensârdan bir kabile, bulundukları yerle Mescidin arasının uzak ve yolun uzun olduğundan şikâyet ederek evlerini Mescid-i Nebevi'nin civarına nakletmek istediklerini söylediler. Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nâzil oldu ve yakın yerlerde oturarak mescide gelmekle alınacak sevabın uzak yerlerden gelenlerin seaplarından daha az olacağı ve binaenaleyh uzaktan gelenlerin daha büyük ecre nail oldukları beyan buyuruldu.

Dersimize devam ediyoruz:

Birinci sûrun üflenmesinden sonra yeryüzünün kararacağını ve mahşer yerinin Allahu talâ'nın nuruyla aydınlanacağını bildirmiştik:

Ve eşraka't-il ardu bl-nüri Rabbiha ve vudi'al-kitabû ve ciy'e bin-nebiyyiyne veş-şüheda'i ve kudiye beynehüm bil-hakkı ve hüm la yuzlâmün ve vüffiyet küllü nefsin mâ amilet ve hûve a'lemû bima yef'alûn...

Ez-Zümer: 68 - 69

(Ve mahşer yeri, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Herkesin eline amel defterleri verilir. Peygamberler, melekler ve mü'minler.

den şahitler getirilir ve aralarında ne sevapları eksiltme ve ne azapları fazlalaştırma suretiyle aslâ zulmolunmaksızın hakkiy le hükmolunur. Her nefse, hayır veya şer amelinin cezası tamamen verilir. Esasen, Allahu tealâ onların yaptıklarını çok iyi bilir.)

Ey âşık-ı sadık!...

Allah celle celâlühu, o şiddetli ve dehşetli gün seni hesaba çekmeden, bu dünya hayatında irade ve fırsat elinde iken kendini hesaba çek... Kârını ve zararını, günü gününe tesbit eden bir tüccar, nasıl hesabını bilir ve günün birinde iflâsa sürüklenmezse, sen de her gününün hesabını gece yatağına girince yapıver, bir düşün o gün Allahu tâlâ'nın emirlerinden hangilerine uydun, ne gibi hayırlı ameller işledin, yoksa —Allah korusun— bir kötülük ve haksızlık mı yaptın, bilerek veya bilmeyerek bir günaha mı bulaştın? Aybaşına, yılbaşına diye bu işi savsaklama, hele emekli olduktan sonra hesaba kitaba bakmağa hiç niyetlenme... Bir de bakarsın ki, iş işten geçmiş, borç bini aşmış, hayat bilânçon baştan aşağı zarara ulaşmıştır... Zararın neresinden dönülürse kârdır ama, o zararı yaptığın gece farkedip dönüvermek insana daha yararlıdır. Bakarsın; malın, mülkün, masanın ve kasanın, rütbenin ve makamın, hatta evlâdın sana hiçbir yarar sağlayamaz. Aklını başına al günü gününe hesabını tut... Nasılsa, günün birinde hesaba çekileceksin ve bundan kurtuluş da yoktur. Oyle ise, hesabını sağlam tut, dinine ve iymanına sahip ol, Allah ve Resûlüne muhabbet eyle ki, bu bağhılık ve muhabbet âhirette necat ve felâhına, ebedi saadet ve selâmetine zemin hazırlar. Allah ve Resûlünün yolunda bulun, helâl ile haramı ayırdetmesini bil, rizayı ilâhiyye'ye nail olabilmek için hiçbir gayret ve fedakârlıktan kaçınma, zerre kadar bile olsa hayır işlerine koş ve zerre kadar bile olsa şerlerden, günahlardan, Allahu tealâ ve resûlüne isyandan kaç... Allahu tealâ'dan gayri herşeyi, kalbinden sür ve çıkar… Zira, mâsivâ'ullahtan külliyen alâkasını kesmeyen âşık, dünya mihnet ve meşak-

katlerinden, belâ ve musibetlerden aslâ kurtulamaz. Insanı, insan yapan yüce ve üstün makamlara ki, biz ona makamat-ı kemâl-i insaniyyet deriz, kat'iyyen ulaşamaz. Dünyanın tozu bile ruha ağırlık verir. Günahlar kalp aynasını tozlandıracağından.

kalp gözü kör olur. Kalp gözleri kör olanlar ise hakkı göremezler. Bu âlemde kör olan ve hakkı görmeyen âhiret âleminde de kör olur.

Tek ve biricik kurtuluş yolu, Allahu tealâ'da yok olmaktır.

Allahu azim-üş-şâna firar etmektir. Mevlâyı müte'ale firar edenler de kurtulanlar zümresine dahil olurlar:

Mâ-sivâdan el çekip, mahlûktan ümit kes;

Virdin olsun her nefes Allah bes, bâki heves...

Bazı insanlar, görünüşte güzeldirler. Fakat, bâtın yönlerindeki dertleri şifasız, hal ve gidişleri hayâsız, içleri tamamiyle karanlık ve zivasızdır. Bu gibi insanlar, içi pislik dolu güzel bir kaba benzerler. Altun ve gümüş ve benzeri değerli madenler gelip geçicidir. Bunun için akıllı kişi para tuttuğu zaman ellerini yıkamalıdır. O kadar çok elden geçmiş ve kirlenmiştir ki, maddi değeri onun pisliğini bir çoklarının gözlerinden saklar. Paranın elle tutulmasından meydana gelen kiri ve pisliği yıkamakla belki gideririz. Fakat, altun ve gümüşü kalplerine dolduran ve böylelikle nazargâh-ı ilâhi olan bu en kıymetli uzuvlarını kirletenlere ne diyelim? Kâlp, ne vıkanabilir, ne de su ile arınabilir.

Para, makam-ı âriyettir yani eğretidir, muvakkaten alınıp verilen şeydir. Güzel günler çabuk gelir geçer, herşeyin bir sonu ve zevali vardır. (Bütün bunların hepsi benimdir!) diyenlerin sonu müflisliktir. Şu halde, elimizde bulunan altun, gümüş veya paranın eğreti olduğunu bilmeli, onları Allah yolunda sarfederek ebediyyen kendimize mal etmenin yollarını bulmalıyız. Mevki ve makamlarımız da eğretidir, gelip geçicidir. Bu mevki ve makamları, tamamiyle kendi çıkarlarımız ve yararlarımız için kulanmayarak başkalarının haklarına saygılı olur, herkese eşit muamele eder ve her işimizde halka faydalı olmağa çalışarak, adaletle görevlerimizi yaparsak, bu dünya mevki ve makamına

mukabil, ebedi âhiret makamını kazanmış oluruz.

Zulümden son derece kaçınmak gerekir. Allahu tealâ, zâlimleri aslâ sermez. Er kişi, zâlimlere değil, mazlûmlara destek ve yardımcı olan ve zâlimde mazlûmun ahını koymayandır. Unutmamalıdır ki:

Zâlimin rütbe ve ikbalini bir ah keser, Mâni-i rızk olanın, rızkını Allah keser...

Bu dünya kimseye bâki değildir. Birgün gözlerimizi kapayınca, arkamızda bıraktıklarımız neyimiz varsa hepsini talân ederler. Oysa, insan mezara girince (Göster bakalım, hayırdan ve şerden neler getirdin?) derler. Kanaat, bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Kanaat ehli olmalıyız ki o tükenmez hazineye de sahip olabilelim. Allahu talâ'nın en büyük hazinesi olan ilim.

Rabbimizin yüce sıfatlarından birisidir. Onun için de ilim sahipleri daima HAYY yani diridir. Eskiler: (Insanlar ölü, âlimler diridir.) demişlerdir. Bunun için, ilim öğrenelim, yararlı ilimler tahsil edelim ki, daima diri olanlardan ve ebedî hayata kavuşanlardan olalım. Iyi insanlarla dostluk edelim, kötülerle yoldaş olmaktan vazgeçelim. Hırsız hırsızla, ârsız ârsızla, yüzsüz vüzsüzle ilgi ve ilişki kurar. Kişi sevdiği ile beraberdir ve sevdiği ile birlikte haşrolunur.

Dünya ehli; kemâli zenginlikte, parada, makamda servet ve ihtişamda arar. Gözleri daima altunda, gümüşte ve milyonlarda, sözleri borsada, tahvilde, bonoda ve pavyonlarda ve özleri alavere, dalavere ve spekülasyonlardadır. Ak borsa, kara borsa, yüzdelik, komisyon, parsa ne bulursa toplar, yığar, istif eder.

Birgün, kendisinin de daha önce göçmüş bütün hırslılar gibi mezar denilen o karanlık çukurda istif edileceğini düşünmez, yetim hakkı, fakir hakkı demez ömür boyu biriktirir durur, milyarları vurur ve en sonunda sekiz arşın bezle en sevdikleri tarafından o karanlıklar ve ıssızlıklar çukuruna konur ama beraberinde bir tek kuruş götüremez ve elleri böğründe tam bir iflâs halinde yapayalnız kalır.

Sayfalar 281–287 · Envârü’l-Kulûb II — tarikat.org