Ara
Menü

Sayfalar 273–280

1.605 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 273–280

obale erel ete ne ar end ermal var:

Her kemalin ardından bir zeval, her nâkısın ardından bir kemal ve her celâli takiben bir cemâl vardır. Bunlar, yekdiğerini velyeder yani birbirini kovalar.

Milletlerin kıyametlerinin kopması, o milletin ahlâkının bozulması, adâletten ayrılması ve zulme başlaması sebebiyle vukubulur:

Ve lz& eredna en nühlike karyeten emernâ mütreflyha fefeseku fiyha fe-hakka aleyh-el-kavlü fe-demmernâha tedmlyra...

El-Isra: 16 (Bir memleketi helâk etmek istediğimiz zaman da, peygamberleri lisanıyla onların refah ve ni'met sahiplerine tâ'at emrederiz. Onlar ise, tâ'attan çıkarak kötülüklerine ve günah işlemeğe devam ederler. İşte, o zaman üzerlerine azap hak olur. Biz de o ülkeyi kökünden koparır, harap ve helâk ederiz.)

Bir diğer âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:

Ve kem ehlekna min-el-kurünl min ba'di Nuh...

El-Isra: 17 leri (Nuh erliy hisselamdan sonra, Ad ve Semud glbl nice nesil.

Evet mü'minler, ilk tekzip edilen yani taraf-ı ilâhiden gön.

derildiği ümmeti tarafından yalanlanan peygamber Nuh aley.

Envar-ül-Kuldb, cllt: 2 - F: 18

hisselâm olduğundan, Allahu sübhanehu ve tealâ, bu âyet-i kerimede o Nebiyyi zişânı zikreylemektedir ki, isyan ve kötülükleri, haksızlık ve ahlâksızlıkları sebebi ile nice millet ve kavimlerin, nice insan toplulukları ile şehir, kasaba ve hatta ülkelerin helâk edilmeleri, Allahu tâlâ'nın isyan ve günahları cezasız bırakmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Milletlerin bu suretle helâk olunarak yeryüzünden silinmeleri, o milletlerin kıyameti olmuştur. Binaenaleyh, her türlü haksızlık ve ahlâksızlığın, her çeşit zulüm ve kötülüğün bir milletin mahv-ü helâk olmasına yeterli sebepler olduğu anlaşılmaktadır. Bir millet, şeref-i islâm ile müşerref olmuş dahi olsa, eğer zulüm ve haksızlık yollarına sapar, zâlimlere yardımcı olur ve ahlâksızlıkları alkışlarsa, o millet mutlâka cezasını görür ve aslâ beka bulamaz. Buna karşılık, kâfir bile olsa hak ve adaletle milletini sevk ve idare ederse, pâyidar olur. Çünkü, birincisi kavlen yani sözde müslümandır, ikincisi ise fiilen yani icraatıyla müslümandır. Bunun içindir ki, kavlen müslüman olan yıkılır, fiilen müslüman olan ise beka bulur.

3. BÜYÜK KIYAMET: Asıl kıyamet budur ki, bu görtnen âlemlerin tamamiyle yıkılması demektir. Bu kıyamet, gerçektir, haktır ve olacaktır:

Vo nüfiha fis-sori fo-salika men fis-semavati ve men fil-ardi illa mon a-limor: 68 (Sûra üflenince, Allahu talâ'nın dilediklerinden gayrı, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi düşüp ölür.)

Israfil aleyhisselâm, birinci defa sûrunu üfleyince semalar yarılacaktır:

Iz-es-sema'ün fataret...

(Gök yarıldığı zaman...)

Güneş dürülecektir:

El-Infitar: 1 Iz-eş-semsû küvviret...

Et-Tekvir: 1 (Güneş dürülüp tortop olduğu, ziyası giderilerek karartıldığı zaman...)

Yıldızlar dökülüp saçılacak, denizler karışıp kaynayacak, kabirler eşilip deşilecek, dağlar yerlerinden kopacak ve bulutlar gibi savrulacaktır:

→:1°,° 6512435, Ve tekOn-ül-cibalû kel-ıhn-il menf0ş...

El-Karı'a: 5 (Dağlar, atılmış renkli yün gibi olacak...)

Kıyamet gününün bu dehşet ve haşyetini düşünebiliyor musun aziz kardeşim? İşte o gün, bu şiddet ve dehşeti içinde hâmile kadınlar çocuklarını düşürecekler, emzikli anneler korku ve haşetlerinden yavrularını yere vuracaklar, siyah saçlar birden ağaracak, ter-ü taze gençler bir ânda ihtiyarlayacak, akıllar baştan gidecek ve bütün insanlar serhoş gibi ne yapacaklarını şaşıracaklardır.

Kıyamet gününün sahibi Allah celle celâlühü, Melek-ülmevt'e Cebrail, Mikâil ve Israfil ile arşı taşıyan (Hamele't-ül-arş)

meleklerin de ruhlarını kabzeylemesini emr-ü ferman buyuracak ve Azrail aleyhisselâm bu azim meleklerin ruhlarını da kab-

zedecektir. İrade-i ilâhiyye böylece yerine geldikten sonra, Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri:

— Yâ Azrail!... Mahlûkatımdan kim kaldı? buyuracak ve ölüm meleği de:

— Yâ Rab!... Zât-ı ülühiyyetince malûmdur, aliym ve hakiym sensin. Bu âciz ve zayıf kulundan başka hiçbir canlı kalmadı, cevabını verince Cenab-i Vâcib-il vücud, hitap buyuracaktır:

— Yâ Melek-ül-mevt!... Kelâmımı işitmedin mi?

-,o.

Küllû nefsün zâ 'ika't-ül-mevt...

El-Ankebût: 57 (Her nefis, ölümü tadıcıdır.)

Kendi ruhunu da kabzetmesi emri üzerine Azrail aleyhisselâm, cennet ile cehennem arasında bir mevzi'e varacak ve orada emr-i celil-i ilâhiyyi yerine getirecektir. Fakat, kendi ruhunu kabzederken öyle bir sayha vuracaktır ki, eğer o ânda mahlûkat tamamen ölmemiş olsa, korkularından ölürlerdi.

Azrail aleyhisselâm, şöyle bağıracak ve:

— Eğer, ölümün bu kadar acı ve şiddetli olduğunu bilseydim, âsi mü'minlerin ruhlarını bile rıfk ile alırdım, diyecektir.

Böylece, Azrail aleyhisselâm da ölümü tattıktan ve ölümü tadmayan kimse kalmadıktan sonra, dünya kırk sene boş ve harap kalacaktır ve Cenab-ı Rabbil-âlemiyn o zaman dünyaya şöyle hitap buyuracaktır:

— Ey kullarıma beni unutturan deni dünya!... Nerede o seni imâr ve ihyâ ettiğini zanneden, büyük şehirler, medeniyetler, saraylar, kâşaneler kuran, yıllarca şan ve şerefle saltanat süren padişahlar, hükümdarlar. krallar, imparatorlar, emirler, vezirler, zenginler, âlimler, sefihler, debdebe ve tantana içinde ömür tüketen gafiller nicoldu? Hani onların kurdukları saraylar, villâlar, hanlar, hamamlar, apartmanlar, ekip biçtikleri tarlalar, etrafa dehşet saçarak bindikleri muhteşem arabalar,

atlar nerede? Nerelere kayboldu o zâlimler, nerelere saklandı o mühtekirler, mürteşiler, fakir halkı soyanlar? Nic'oldu Allah' lık dâvasına kalkışan Fira'unlar, nerede onların hazineleri ve orduları? Zât-ı ahadiyyetimi inkâra cür'et eden, ahiretimi, cennetimi, nârımı inkâr eden (Kim gitmiş, kim görmüş?) diye du dak büken kâfirler? Kendilerine bahş ve ihsan buyurduğum ni' met ve rızıkları zıkkımlandıkları halde bize ortak koşmağa yeltenen ha'in müşrikler? Varlığımızı ve birliğimizi red ve inkâr eden münkirler nerede? Gün olup bugünlerin muhakkak ve mukadder olacağını kendilerine sıdk-u sadakatle haber veren peyamberlerimi ve bilhassa son peygamber olan Habib-i edibimi yalanlayan, onlarla alay eden sefiller ve reziller nerelerdesiniz?

Tabiatiyle, bu suallere cevap veren olmayacaktır. Dünyaların kendilerinin olduğunu iddia edenler, hiç ölmeyeceklerini ve bugünleri görmeyeceklerini zannedenlerin hiçbirisinden cevap çıkmayınca, yerlerin ve göklerin, yerlerle gökler arasında bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen bütün âlemlerin tek ve hakiki sahibi ve mâliki, izzet ve celâli ile yine kendisi cevap verecektir:

Mülk benimdir, mâlik-i hakiki ancak benim... Zira, VA- HID benim, KAHHÂR benim!...

Daha sonra tek ve kahhâr olan Allahu zül-celâl vel-kemal RIYH-I AKIM'i halk ve dünyaya havale buyurur. Rıyh-i akim, şiddetli bir rüzgârdır ki, Allahu tealâ o rüzgârla Ad kavmini helâk etmiştir. Bu müthiş rüzgârdan en basit bir esinti bu dünyaya esse, yeryüzünde dağ ve tepe kalmaz, hepsi yıkılırdı. Bu riyh-i akim yeryüzüne havale olununca, ne dağ, ne tepe, ne iniş ne çikış kalmayacak ve dünya dümdüz olacaktır:

EN,ÉŞÜY La terâ fiyhâ ivecen ve lâ emtâ...

Ta-Ha: 107 (Onlarda, ne eğrilik ve ne kabarıklık görmeyeceksin...)

Her yer ve her şey alt-üst olacak, denizlerin suyu ateşe dönüşecek, hepsi de hâk ile yeksan olacaktır. Hiçbir mahlûk kalmadığı, cin ve insan, hiçbir hayvan bulunmadığı ve hatta meleklerle meleklerin Resûlleri olan Cebrail, Mikâil, Israfil dahi ölümü tattıklarından Allahu zülcelâl şeytanın da ruhunun kabzedilmesini irade buyuracak, Azrail aleyhisselâm dahi kendi ruhunu kabzettikten sonra, âlemlerin Rabbi ve mürebbisi olan Mevlâyı müte al:

1 09° Limen-il-mülk-ül yevme...

(Bugün, mülk kimindir?...)

El-Mü'min: 16 buyuracak ve bu hitab-ı ilâhiyye mukabele edecek kimse kalmadığından yine Allahu zül-celâl vel-kemâl cevap verecektir:

sisle i agr Lillah-il Vahid-il Kahhâr...

EI-Mü'min: 16 (Tek ve kahhâr olan Allah'ın...)

Sonra, semadan insan menisini andıran bir yağmur yağdıracak ve bu yağmur kırk gün devam ederek dünyanın sathından on iki zirâ mesafeye kadar yükselecektir. Bu yağmurla, çürüyen insan cesetleri, ilkbahar yağmurlarıyla büyüyüp neşv-ü nemâ bulan bitkiler gibi tekâmül edecek ve o cesetler eskisi gibi kemâle erecek ve hazır bir vaziyette bekleyecektir. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri arşı taşıyan ve kendilerine Hamele't-ülarş adı verilen melekleri de diriltecek, bunu takiben de bütün meleklerin peygamberleri olan Cebrail, Mikâil, Israfil ve Azrail aleyhimüsselâmı ihyâ buyuracaktır. O zaman, cennete mü'ekkel olan Ridvan'a:

— Yâ Ridvan!... Habibim Ahmed ve mahbubum Muhammed'imin kabrinden kalkarak mahşer yerine gelmesi için, zât-l risaletine bir BÜRAK ile elbise ve tâc (Hulle't-ül-keramet) ve Livâ-i hamd'i hazırla!... emrini tebliğ buyuracak ve Rıdvan aleyhisselâm emrolunan şeyleri göklerle yerler arasında bir yerde hazırlayacaktır.

Allahu sübhanehu ve tealâ, bu defa da Cibril-i emine:

— Yâ Cebrail!... Hazırlanan bu eşyayı al ve Habib-i edibimin yanına var, irade-i sübhanisinde bulunacaktır.

Cebrail aleyhisselâm, bu emr-i ilâhiyyi telâkki eyleyince arza soracaktır:

— Ey arz!... Hz. Muhammed aleyh-is-salâtü ves-selâmın kabr-i münevver ve muattarları nerededir?

Arz, kendisine cevap verecektir:

— Yâ Ruh-ül-emin!... Seni Hak olarak irsal eden Allahu tealâ'ya kasem ederim ki, Mevlâyı müte'al beni akim rüzgârıyla parça parça etti. Onun için iki cihan serverinin kabr-i şeriflerinin yerini bilemiyorum.

Işte o zaman, Evvel-ül-haşr olan sahib-i makam-il Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il Vedûd efendimizin kabr-i münevverlerinin bulunduğu yerden, nurdan bir sütun yükselecek ve o mübarek nur semaya kadar yücelecektir. Nûr-u Ahmed'in geldiği yeri gören Cebrail aleyhisselâm kabr-i münevverlerinin yerini öğrenmiş olacak ve o mübarek makama varıp, ağlayarak başucunda duracaktır. Refakat-i aliyyelerinde bulunan Mikâil, Israfil, Azrail aleyhimüsselâm ile diğer melekler, neden ağladı.

ğını Cebrail aleyhisselâmdan soracaklar ve:

— Habib-i Hüdâ, şefi-i rûz-i ceza olan zât-ı akdes şimdi ihyâ olunacak ve bana ümmetinin ahvalinden soracaktır. Kendilerine nasıl cevap vereceğimi bilemediğim için ağlıyorum, mukabelesinde bulunacaktır.

Min-er-Rahman'dır Hakka vüsulün yâ Resülallah, Halilullah'tır asl-ı usulün yâ Resûlallah...

Şefaat eyle tâ kim Hazret-i Hak mağfiret kılsın, Olur makbul-ü Hak hüsn-ü kabulün yâ Resûlallah!..

Nihayet, emr-i ilâhî ile yer şakkolacak ve seyyid-ül-enâm aleyhi efdal-üt-tahiyyete ves-selâm efendimiz, mübarek başından toprakları silkeleyerek ihyâ ve izhar buyurulacak, sağ ve sollarına bakarak herşeyin hâk ile yeksan olduğunu ve kabr-i münevverlerinin çevresinde Cebrail, Mikâil, Israfil ve Azrail aleyhimüsselâmın toplanmış bulunduklarını müşahede edecek ve o zaman Cebrail aleyhisselâm zât-1 akdes-i risaletpenahilerini saygı ile selâmlayarak:

— Yâ evvel-ül-haşr!... Bugün, yevm-i kıyamettir, kâfirlere de yevm-i nedamettir, münkirlere yevm-i hasrettir. Zât-1 risaletpenahilerinin âsi ve günahkâr ümmetine ise yevm-i şefaattir, diyecektir.

Iki cihan serveri, âşıkların rehberi, sadıkların önderi ve âhir zaman peygamberi:

— Hani, ümmetim nerede? Bana ümmetim ahvalinden haber ver yâ Cebrail!... Yoksa, ümmetimi cehennemin kenarında bırakıpta mı geldin? Onlara şefaat vâ'detmiştim, bu sözümü yerine getirecek gündür, buyuracak ve ağlamaya başlayacaktır.

Cebrail aleyhisselâm, kalb-i nübüvvetpenahileri ümmetine karşı şefkat ve merhametle dolu olan Habib-i edib-i Kibriyâ'yı teselli için:

— Yâ Resûlallah!... Seni, hak peygamber olarak gönderen Allahu tealâ'ya kasem ederim ki, zât-1 akdesinizden önce Âdemoğullarından hiç kimse ihyâ olunmadı ve hiçbirisi henüz kabirlerinden kalkmadı... Ey Allah'ın Resûlü, ey mahbub-u halik-i kâ'inât!... Zât-ı risaletpenahilerine cennetten tâc, bulle ve kemer getirdim. Bu mübarek tâc-1 şerifi başına giy ki, bu şefaat tâcıdır. Bu hulle-i keramettir. Lûtfen eynine giy ve kemeri kuşan ve emr-i ilâhi ile rükübuna tahsis buyurulan Bürak'a bin, teklifinde bulunacaktır.

Nebiyyi ins-ü can aleyhi salâvatullah-ir-Rahman:

— Ey Cibril kardeşim!... Ben, sana ümmetim ahvalinden soruyorum. Sen bana tâc, hulle, kemer ve Bürak'tan söz ediyorsun. Lûtfen bildir bana, hani benim yâranım, nerede benim as-

Sayfalar 273–280 · Envârü’l-Kulûb II — tarikat.org