Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 264–272
(Siz beni tâ'atle anın ki, ben de sizi sevapla anayım. Siz beni ni'met ve bolluk içinde anın ki, ben de sizi şiddet ve belâda anayım. Ve bana tâ'atle şükredin, mâ'siyyetle küfran etmeyin...)
Yani, yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi ve mürebbisi: (Siz, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bu büyük nimetimden dolayı bana şükredin. Zikr-i ilâhiyyemi terkederek bana küfran-ı ni'mette bulunmayın…..) buyurmaktadır.
Anlayan ve kadrini bilenler için bu âyet-i kerimede de bir çok hikmetler ve sırlar gizlidir:
Elleziyne yezkürunallahe kıyâmen ve ku'uden ve alâ cünubihim...
Al-i-Imren: 191 (Onlar, o kâmil iyman ve akıl sahipleri ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken, hep Allahu tealâ'yı zikrederler.)
Muhterem din kardeşim ve aziz hak yoldaşım!...
Allahu tealâ'yı ayakta zikreyle ki, kıyamet günü insanlar kabirlerinden kalkarak divan-ı ilâhide el-pençe durdukları zaman Allahu tealâ da seni zikretsin..
Allahu tealâ'yı otururken zikreyle ki, kıya net gününün şiddetinden bütün Nebi'ler dizleri üzerine oturduğu zaman, Allahu tealâ da seni zikretsin...
Allahu tealâ'yı yatarken zikreyle ki, yakın bir zamanda seni de yanın üstüne kabrine yatırdıkları zaman, amellerinle baş başa kaldığın o mühlik ânda Allahu tealâ da seni zikretsin. Rabbin, seni af ve magfiretine lâyık kılarak cennet ve cemaline nail eylesin...
Kâmil bir mü min, her hal ve kârda Mevlâ'sını unutmaz ve her nefeste Rabbini zikreder. Zikrullah'ın, kalbin cilâsı olduğunu, bu Hadis-i şerif kesinlikle beyan ve ilân buyurmaktadır:
sil,s;→jlülijç (Zikrullah, kalbin cilâsıdır.)
Her kim, kalbini günahlardan arındırmak ve cilâlamak isterse, zikr-i ilâhiyye devam etmelidir. Zikrullah, kalbin cilâsı ve ruhun gıdasıdır. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
— Allahu tealâ ve takaddes hazretlerini zikredenler, onu zikretmeyenlerin yanında, kuru otlar içindeki yeşil yapraklı ve meyveli ağaç gibidirler, buyurmuşlardır.
Kuru otların, hiçbir işe yaramadığı veya pek azının basit maksatlarla kullanıldığı ve hepsinin ekseriya yakıldığı gözönüne getirilirse, bu teşbihin ne kadar önemli olduğu meydana çıkar. Resûl-ü zişânın, Allahu tealâ'yı zikredenleri yeşil yapraklı ve meyveli bir ağaca benzetmeleri, zikrullaha devam edenlerden ve her nefeste Allahu sübhanehu ve tealâ'yı zikredenlerden bütün mahlükat-ı ilâhiyyenin yararlandığını iymâ ve ifade buyurmak maksadına mâ'tuftur. Hiç şüphe yoktur ki, kuru otlar hiç kimsenin işine yaramaz ama, meyveli ağaçtan kayıtsız şartsız herkes faydalanabilir.
Fakat, zikrullaha devam edenler, bu zikirlerini yalnız dilleriyle değil, kalpleriyle de yaprağa çalışır ve zamanla buna alışırlarsa, sonunda ARIF-İ-BİLLÂH ve VÂSIL-I-İLÂLLAH olurlar. Zikr-i ilâhi, onları lâhuti âleme yükseltir, Hakkın da kendilerini zikrettiğini duyarlar ve o zevki tadarlar, FI-MAK'AD-I SIDK'A varırlar. Zira, zikr-i ilâhi ve Esmâ-i Rabbani gerçekten kalbin cilâsı ve ruhun gıdasıdır. Bir kalp, o gıdayı ne kadar çok alırsa o kadar nurlanır ve güzelleşir.
Ey âşık-ı sadık!
Bütün bunları düşünerek, zikrullah ve fikrullah ile kalplerimizi nurlandıralım ve süsleyelim. Zikrullah ile beslenip süslenerek nurlanan kalpler, yâr-ı hakikiye vuslât peyda ederler. Zikrullaha devam edenler, müşahede-i cemale ererler. Zikrullah, kalplerin aynasıdır. Kisve-i mağfiret olup, rahmet-i ilâhiyyenin huzuruna sebebtir. Rahmet-i sübhaniyyeyi celbeder, âhiret azı-
ğını hazırlar ve kabirde nur ve kula yoldaş o.ur. Sırat üzerinde de nur-u hidayettir. Iyman-ı kâmile işaret ve âşık-ı billâh olmaya alâmettir. Cehennem ateşine de siper olur. Nur hazinesinin hediyyesi ve cemal-i hakkı müşahede vesilesidir. Zikrullah, umde-i râh-ı irfan ve mucib-i şükr-i sübhandır. Zikrullah, salih amellerin en kuvvetlisi, dille tadılacak şeylerin en lezzetlisi, Celâl sahibi Allahu azim-üş-şâna giden yolun kapusu ve cennetin tapusudur. Zikrullah, kulun kalbini safaya ve şeytanı cefaya iletir. Ibadetlerin en â'lâsı ve irfan kapusunun anahtarıdır. Zikrullah, kalplerin nuru ve gönüllerin sürurudur, kalbin ve kalıbın huzurudur. Zikrullah, enis-i can ve mûnis-i irfandır. Ariflerin âdeti, salihlerin ibadeti ve mü'minlerin ziyafetidir. Zikrullah, dünyayı unutturur, günah ve isyan işlenmesine engel olur.
Aziz kardeşim!
Allahu tealâ, eğer senin kalbini zikrullah ile süslemiş ve nurlandırmışsa, kalbini zikr-i ilâhisiyle sürurlandırmışsa, seni zikri, fikri ve şükrü ile meşgul ediyorsa, bilmiş ol ki seni zât-ı ilâhiyyesine mûnis kılmıştır. Bu takdirde, olanca saffet ve samimiyetimle tebşir eder ve müjdelerim ki, âlim-üs-sırrı vel-hafiyyât sana muhabbet etmiştir, seni sevmiştir. Çünkü, Mevlâyı müte'al sevdiği kullarının dillerini ve kalplerini zikr-i ilâhisiyle süsler, onların gönül evini nurlandırır ve o kalplerini tecelliyâti ile sürurlandırır. Zikrullah gönülde gerçeliten sürurdur ve o sürurun semeresi de hakkın o kalbe tecelliyatından meydana gelen üns-ü huzurdur. Zikrullah ile, gönüller bütün kötülüklerden arınır ve pâklanır, veçh-i kadim o kalpte zahir olur. Zikrullah, kalbe nur-u inayet ve ruha meş'ale-i hidayettir. Zikrullah, bütün dertlere deva ve bütün hastalıklara şitadır. Dünya sevgisi ise, berzah-ı belâdır.
Bakara süre-i celilesinin 152'nci âyet-i kerimesini, bir kere daha okuyalım: (FEZKÜRÜNİ EZKÜRKÜM... = Siz, beni zikrediniz ki, ben de sizi zikredeyim...) buyurulmuştur. Kim, Hakkı zikrederse. Hak tealâ da o kulunu zikreder. Kim, Rabbini unutursa kalbi kararır, daralır, katılaşır. Zikrullaha devam edenin kalbi ise aydınlanır, nurlanır ve yatışır. Zikredenin kalbi uyumaz, hatta ölmez.
Zikrederken cezbe-i Rahmani geldi gönlüme, Fikrederken allem-el insani geldi gönlüme...
Evet, zikrullah dilde kalmamalı ve kalbe yerleşmelidir. Zikirde dil kalbe muvafık ve mutabık olursa, kemal bulur. Zikrullah, kimya-yı saadet ve sermaye-i mâ'rifettir. Onun için, mâsivâyı terkederek aşk ile, şevk ile zikredenler Allahu tealâ'ya tâlip ve zikirleri de muhabbet-i ilâhiyyeyi câlip olur. Ariflerin ikap ve mâ'siyyete müptelâ olmaları, zikr-i Haktan münkati olmalarının neticesidir.
Yâ Rab!... Biz, âciz ve günahkâr kullarını zikrullahta dilleriyle gönülleri birleşenlerden, zikr-i ilâhi lisanlarına ve kalplerine yerleşenlerden, taraf-ı ilâhiyyenden zikredilmek şeref ve bahtiyarlığına erişenlerden eyle... Zât-ı ülûhiyyetini ibadet ve tâ'atle zikrederek ecir ve sevapla zikredilenlerden, tövbe ve istiğfarla zikrederek rahmet ve mağfiretinle zikredilenlerden, dua ile zikrederek lûtuf ve icabetinle zikredilenlerden eyle...
Seni ayakta zikreden kullarını, kıyamet günü bütün insanlar mezarlarından kalkarak huzur-u ilâhinde ayakta emr-ü fermanını beklerlerken salih kulların meyanında zikreyle... Seni, oturarak zikreden kullarını, mahşer gününün şiddet ve dehşetinden Nebilerin bile NEFSIY NEFSIY feryatlarıyla diz çöktüklerinde bağışlanmış kulların meyanında zikreyle... Seni, yanla rı üzeri yatarken zikreden kullarını, kabirlerine yanları üstü yatırıldıklarında (Korkma!... Üzülme!...) tebşiratıyla müjdeleyici meleklerini göndererek zikreyle... Habib-i edibinin zikirlerin en efdalı olduğunu bildirdiği o kelime-i tayyibe-i münciyye ile LÂ ILÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH zikriyle huzur-u izzetine dönerek emanetini teslim, sekerat-1 mevtimizi teshil ve rizayı ilâhiyyeni tahsil etmek mazhariyyetine nail eyle.
Cehennemin yedi kapısını kapayan ve cennetin sekiz kapısını açan kelime-i tevhidi son nefesimize kadar devamlı surette zikrederek can verenlerden, rahmet ve mağfiretine erenlerden, ölüm ânında cemâl-i bâ-kemalini görenlerden, mahşer halkı gözyaşı ve ter dökerken Habib-i edibinin Livâ-i hamdi altında ve arşın gölgesinde sefa sürenlerden, hesabını yüz aklığıyla vererek
cennetine girenlerden eyle... Bizleri, iymanda daim, islâmda kaim ve zikrullaha müdavim olan kullarınla bir.ikte sıratı yıldırım gibi geçenlerden, Resûl-ü müctebâ'nın ve Aliyyül-Mürtezâ'nın mübarek elleriyle Kevser şarabından kana kana içenlerden, cennet hulleleri biçenlerden eyle. Bizleri, düny'a hayatında zikrinden zevk alan, zikrullah ile dertlerine derman bulan, kelime-i tevhid ile mest ve hayran kalan kullarından eylediğin gibi, âhiret hayatında da cennet ve cemalinle mükâfatlananlardan eyle... Amin ve bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn ve bi-hürmeti Tâ- Hâ ve Yâ-Sin... Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasıfûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn EL.- FATIHA...
EL - HAC Muzaffer Ozak
ENVÂR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları
DERS: 16 MÜNDERECAT:
El-İsrâ sûre-i celilesinin 71. âyet-i kerimesi tefsiri — Kıyamet üç kısımdır — Küçiik, orta ve büyük kıyametin tarif ve tavsifi — Milletlerin kıyametlerinin kopması, hürriyet ve istiklâllerini kaybetmeleridir — Bir milletin adaletten ayrılması ve ahlâkının topyekûn bozulması, izmihlâline yol açar — Büyük kıyametin belirtileri nelerdir — Ölüm ve Azrail aleyhisselâm — Sûrun ilk defa üflenmesinden sonra olacak vukuat — Insanlar, günün birinde nasılsa hesaba çekileceklerini düşünerek, hergün kendilerini hesaba çekmelidirler — İymanı ve islâmı anlamayan ve kıyamet ahvalini değerlendiremeyenlere ihtar — Behlûl-ü Dâna mezarlıkta kimi bekliyordu? — Kabre giren insanlar üç sınıftır — Kabir azabına sebebolan sifatlar nelerdir — Bir Hak velisinin veciz bir irşâdı — Resûl-ü zişânın çirkin gibi görünen şeylerde bile insanın bir güzellik bulacağına dair irşâdı — Allaha en yakın olanlar, iyi ahlâklı olanlardır — Cennet üç kişiye âşıktır — Mahşer günü arşın gölgesinde serinlenecek ve ağırlanacak yedi bölük insan kimlerdir — Adalet mülkün temelidir — Adil devlet reislerinin görecekleri mükâfat ve zâlimlerin görecekleri mücazat — Her zümre, mahşer yerine kendisine tâbi olduğu kişinin peşi sıra gidecektir — Gençliklerinde ibadet edenlerin kıymet ve ehemmiyetleri — Harun-er-Reşid ile Behlûl'ün bir karşılaşmalar — Kanuni Sultan Süleyman han ve Sırp köylüsü — Gençlerden Hak velisi olur mu? — Kıyamette kimseye zulmolunmayacak ve mutlâk bir adalet uygulanacaktır — Hesap yerinde sorulacak dokuz soru nelerdir — Mahşer yerinde sorulacak dört soru nelerdir — Mizan'da sorulacak yedi soru nelerdir — Cennette mü'minlere ikram olunacak ni'metler ve cehennemde kâfirlere, zâlimlere, münafıklara yapılacak azap ve işkenceler — Resûl-ü zisânın şefaatine mazhar olanların durumu — Dua.…
Sallû alâ Seyyidinâ Muhammed...
Sallû alâ Şefi-i zünûbinâ Muhammed...
Sallû alâ Envâr-i kulûbinâ Muhammed...
El-Evvelü Allah..: El-Ahirü Allah… Ez-Zâhirü Allah.. EI- Bâtınü Allah... Hayrihi ve şerrihi min 'Allah... Men kâne fi kalbihi Allah... Fe-mûinuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah...
Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlül ukdéten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidü emri ilâllah vallahu basiyrün bil ibâd...
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alimül hakim...
Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvad-ül-kerim...
Je ll E'ozü billahi min-es-şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-R ahman-ir-Rahiym Yevme ned'û külle ünâsin bi-imâmihim femen û'tiye kitabehu bi-yeminihi fe-ulâ ike yakre'One kitâbehüm ve la yuzlemûne fetiylâ..
El-Isrâ: 71 (Hatırla o günü ki, her ümmeti imamları olan peygamberleri, nebileriyle hesaba çağıracağız. Kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını sevinçle okuyacaklardır ve ecirlerinden zerre kadar haksızlığa uğramayacaklardır. Herkes, amellerinin cinsine göre mükâfatlandırılacak veya cezalandırılacaktır.)
Ey hak ve hakikate talip, rizayı ilâhiyyeye ragıp ve cemal-i lâ yezâle âşık olan ıhvan-ı din-i mübiyn!...
Doğan ölür, toplanan dağılır, yapılan yıkılır. Bu, bir kaide-i külliyyedir. Doğmasaydık, ölmezdik. Toplanmasaydık, dağılmazdık. Yapılmasaydı, yıkılmazdı. Her fâninin ergeç yok olacağı, herşeyin aslına rücû edeceği muhakkak ve mukadderdir. Gö-
rünen veya görünmeyen, bilinen veya bilir.meyen her fâninin bir eceli olduğu gibi, dünyamızın da bir eceli ve sonu vardır. Bu fâni âlemin eceline KIYAMET-I-KÜBRA yani büyük kıyamet denir.
Kıyamet, üç kısımdır:
1) KÜÇÜK KIYAMET — Her canlı mahlûkun, ecelinin gelmesi ve ölmesidir. Bir kimse ölünce, onurı kıyameti kopmuştur, demektir.
2) ORTA KIYAMET — Bir milletin, hürriyet ve istiklâlini, bugünkü deyimle özgürlük ve bağımsızlığını kaybetmesi, dünya haritasından silinmesidir. Bağımsızlık ve özgürlüğünü kaybeden ve yeryüzünden silinip giden milletlerin de kıyametleri kopmuştur, demektir. Tarih ve coğrafya kitaplarına dikkat ve ibretle bakacak olursak, bizden önce nice milletlerin, nice medeniyetlerin kıyametlerinin koptuğunu ve bunların dünya vüzünden silinip gittiklerini görürüz:
Ve li-külli ümmetin ecelûn..
El-A'raf: 34 (Her ümmet için, takdir edilen bir ecel vardır.)
Hiç okumadınız mı, duymadınız mı? Çocuklarınızın tarih kitaplarına olsun bir göz atmadınız mı? Asuri'ler, Geldani'ler, Fenikeli'ler, Hititler, garbî ve şarkî Roma'lılar, eski Yunanlılar, Mısır'lılar, yaşadığımız son asırda Osmanlı'lar ve nihayet Çarlık Rusya'sı ile, bugün adlarını bile unuttuğumuz sayılamayacak kadar çok milletler ve medeniyetler yeryüzünden silinmediler mi?
Evet, fertlerin kıyametleri ölümleridir. Çünkü, herkes bu fâni âleme Hak teaiâ tarafından mâ'nevi vazifelerle tavzif edilerek gelirler, bu görevlerini yaparlar ve sonunda mutlâka ölürler. Yani, doğarlar, büyürler, kemale ererler ve sonunda da zevale mahkûm olurlar: