Ara
Menü

Sayfalar 256–263

1.886 kelime · kısa başlangıç

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 256–263 şahitlik eden dört mel'un, zenci köle, borcundan halâs ederek teşhir olunmak zillet ve mahcubiyetinden kurtardığı halde lasallût eden ve onu gemicilere satan sahtekâr, gözlerini kaybetmişler ve daha bu âlemde iken zulmete gömülmüşlerdi. O cennet hatununun şöhreti. bunların bulundukları ülkede de duyulmuştu. Ilk ceza olarak göz nurunu kaybeden hain, ağabeyisine yalvarıyordu: — Sen bilirsin ağabey!... Şu herkesin dillerine destan olan hatuna biz de gidelim, ola ki derdime derman bulurum. Söylenildiğine göre, anadan doğma kör olanları, cüzzâmliları, baraslıları bile iyi ediyormuş. Herşeye razıyım, tek şu gözlerim açılsın, diyordu. Nihayet, iki kardeş yola düştüler, az gitt ler, uz gittiler dere tepe düz gittiler, kona kalka, yorula inleje yollarına devam ettiler. Bir gece, bir konağa misafir' oldular. Konak sahibi bunlara i'zâz ve ikram etti ve seyyahat sebeplerini sordu. Mes'eleyi Öğrenince: — Benim de zenci bir kölem var, dedi. Yıllardır sadakatle hizmet ederdi. Fakat, geçenlerde onun da gözleri görmez…

Okumaya kaldığınız yerden devam edin.

Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.

Giriş yapÜcretsiz üye ol
Sayfalar 256–263 · Envârü’l-Kulûb II — tarikat.org